Tag Archives: facebook

2014 Yılımın Değerlendirmesi

Yıllar bir biri ardına geçiyor, hayatlarımız değişiyor sevgili okur. Hayatımın belki de en önemli yılıydı 2014 ve en çabuk geçen yılı oldu.

Her yıl yazdığım ve geride bıraktığım yılı değerlendirdiğim yazılardan birisi olacak bu da. Geçen sene yazdığım, 2013 Yılı Değerlendirmesi‘ni okudum az önce. Blogun en hantal yılı olarak bahsetmişim. Ancak, bu yıl beş yıllık My Resort Tarihinin en kötü yılı olmuş, onu anladım. Çünkü altı ay süren bir askerlik ve bir ay süren bir evlilik sürecinde tamamen blogdan uzaktaydım. Tek bir kelime yazmadım. Haliyle reytingler de düştü. Ancak olsun, bunu dert etmiyorum. İnternet alışkanlıklarında belirli dönemler vardır. Örneğin 2000’lerin başında forum siteleri çok revaçtaydı. Sonra sözlükler birden moda oldular. Sonra blog dönemi başladı. Akıllı telefonlarla birlikte bu sefer de fotoğraf ağırlıklı içeriklerin yer aldığı sosyal profil siteleri popülerleşti. Dolayısı ile kişisel blogların artık iki kuşak geride kaldığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle video ve fotoğraf paylaşımlarına olan ilgi bu denli yoğunken kelimelere ilgi gösteren okuyucuların sayısı ciddi oranda azaldı. Okumaya devam et

Böyle Bir Doğum Günüm Oldu

Google böyle kutladı

Google böyle kutladı

Bugün tam 25 yaşındayım sevgili okur. Önceki gün, yani cuma günü doğum günümdü. Blogun en eğlenceli yazılarından birisi doğum günü yazıları olduğu için ve senede bir defa yazabildiğim için fazlasıyla şımarık bir yazı okuyabilirsiniz.

Seneler geçtikçe daha da sönükleşen ve galiba biraz da yalnızlaşan doğum günleri yaşıyorum sevgili okur. Çok da dert etmiyorum açıkçası:) Herhalde büyümek buna deniyor.

Image Hosted by ImageShack.us

Perşembe gecesinden itibaren anlatıyorum doğum günümün nasıl geçtiğini. Perşembe akşamı Bozüyük‘ten dönerken Şemre‘nin aldığı Transformers Optimus Prime Kre’o‘su ile başladı bu yıl ki doğum günü şenliklerim. İlk ve tek hediyemi de dolayısı ile Şemre almış oldu. Yıl boyu bekleyip, doğum günümde kendime hediye alma geleneğimi bu yıl da bozmadım ve kendime bir GORMITI oyuncağı aldım.

Image Hosted by ImageShack.us

Gece yarısı doğum günümü en önce Black Omen’dan Serkan Abi kutladı Facebook‘tan. Sonra sağolsunlar bütün eş dost kutlama mesajlarını göndermeye başladılar.

Image Hosted by ImageShack.us

Ertesi sabah diğer günlere göre biraz daha erken sayılabilecek bir saatte işe gittim. Yapılacak çok işim vardı. Ancak kimse gelmeden ufak çaplı bir Sabhankra ziyafeti çektim kendime 🙂 Daha sonra saat 8’de gelip, doğum günümü iş yerinden ilk kutlayan Sinem oldu. Sonra gün içerisindeki koşturmacadan ne doğum günümü anlayabildim, ne de aklıma geldi zaten. Hafta içerisinde Note II için sipariş ettiğim aksesuarların ikisi de geldi. Kendime aldığım bu çok iyi iki hediye keyfimi iyice yerine getirdi. Bunlarla ilgili bir yazı yazacağım.

Akşam saat 16.00’da gelen bir şikayet üzerine apar topar göreve çıktık Bozüyük’e. Burada işimiz saat 18.30 civarında bitti ve nihayet Eskişehir’e dönebilmek için Bozüyük’ten otobüse bindim. Saat 19.00’u biraz geçmişti Batıkent‘te indiğimde. Gün içerisinde telefonla arayıp doğum günümü kutlayan pek çok arkadaşım oldu bu arada. Eve gittiğimde de bir süre bu telefon trafiği devam etti.

Akşam evdeydim. Aslında Mustafa The Russian ile birlikte Sivrihisar‘a gidecektim Ahmet‘in yanına. İzmir’den de Burak gelecekti. Ama planda ufak değişiklikler olunca günün geri kalanını evde kitap okuyarak geçirdim. Saat 23.30 gibi Togay aradı. Epey dertliymişiz herhalde ki uzun bir konuşma yaptık. Gece, saat 23.59’da, çok uzaklardan, Alis’in Harikalar Diyarı‘ndan bir çağrı geldi. Herhalde bu da son doğum günü kutlamam oldu.

Şimdi bu kısmı her sene yazdığım için bu sene de üşenmeden yazacağım. Burayı okumayabilirsiniz. Ancak ufak bir sevgi gösterisi olması bakımından şöyle bir teşekkür listesi yaptım: Telefonla arayan dostlar (Alper, Mustafa, Volkan, Sercan, Koray, Togay, Yağızhan, Ender, Betülcük, Oğuzhan, Murat, Seval, Ramazan), Sabhankra vurgusu yapanlar (Gürkan ve Plamen), mesaj atan dostlar (Ergin, Savaşalp, Levent, Ufuk, Nil, Murat Chaos, Mehmet Şahin, Betül, Erkin, Gökhan Abi, Tolga, Serkan, Esra, Türker, Hicran, Dilek, Ulaş, Veysel Abi, Orbay, Büşra, Serkan Abi), iş yerinde kutlayan dostlar (Sinem, Adnan Bey, Nurcan, Canan Hanım, Elif, Yeşim Hanım, Özgür, Ramazan), Facebook’tan tebrik bırakan dostlar (Ahmet Mert, Oğuzhan, Bilge, Karolina, Cem, Sibel, İlker, Alper Canyas, Nurdan, Turgut, Müjgan, Handan Hoca, Burcu, Esen, Hande, Emrah, Levent, Murat Kahvecioğlu, Tacettin, Naciye, Erman, Caner, Karahan, Sedat, Seda, Özlem Hoca, Pelin, Aslan, Hatice, Emre, Alper, Arzu Hoca, Pelen, Gülay, Orcan, Tuna, Atila, Seda, Akçay, Fulya, Serkan, Rabike, Emre Kızıl, Kübra, Şahin, Kenan, Kübra Vardar, Gamze, Mert, Rızvan Teyze, Buğra). Hepinize teşekkür ederim. (EKLEME: Büyük bir eşşeklik sonucu unutmuşum yazmayı, kusura bakmayın Beril Hanım 🙂 )

Bence doğum gününde şöyle bir liste elde etmek en güzel hediye olmalı 🙂 Evet, senede bir defa yazdığım bu yazıların bir diğer özelliği de daha önceki senelerde doğum günümde neler yaptığımı hatırlatması bakımından önceki yıllara ait doğum günü yazılarını da paylaşmam oluyor. Merak edenler 2009’dan beri doğum günümde neler yaptığıma bakabilirler.

2012 yılı yazısı
2011 yılı yazısı
2010 yılı yazısı
2009 yılı yazısı
2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Doğum günüm adına bir de şarkı paylaşayım. Son bir haftadır aralıksız Wintersun dinliyorum. Galiba giderek bağımlılık halini alıyor.

2011’de Özgün’le ufak bir çalışma yapmıştık. Sırf o çalışmanın anısına bugün ben bu videoyu Özgün ve Mert’e hediye ediyorum.

Youtube’daki O Yılan

Gamze‘nin keşfidir!

Gün geçmiyor ki yaşadığımız Dünya’da yeni bir ilginçlik ortaya çıkmasın. Gün geçmiyor ki her gün gözümüzün önünden geçip giden binlerce şey, aniden bizi şaşırtsın. Aniden ağzından ateşler saçan ejderhalara dönüşmesin, parklarda kurtadam saldırılarına uğramayalım.

Geçen gün saat kaçtı hatırlamıyorum, Facebook‘tan bir mesaj geldi, Gamze atmıştı. Gözlerim yuvalarından fırladı! İnanıyorum ki bu “inanılması” güç keşif senin de gözlerini yuvalarından fırlatacak. Hani Youtube‘da video izlerken video yüklenir yüklenir tam ortalarda bir yerde bağlantı kopar ya da başka bir şey olur da birden video donar, bir yükleniyor döngüsü başlar dönmeye ekranda. Beklemeniz gerekir, saniyelerce ve hatta dakikalarca…

İşte bu bekleme vaktini çok daha verimli geçirebilmemiz için olacak, sevgili Youtube bir şey düşünmüş: Youtube üzerinde yılan oyunu oynamak! Şimdi Youtube’dan bir video açın. Muhtemelen video açan 10 kişiden en az 5 tanesinin videosu açılırken donacak, ya da bir yerde yüklenmeye başlayacak falan ve şu ekranı göreceksiniz:

Burada mavi ve kırmızı yuvarlaklar içerisinde o yükleniyor döngüsünü görüyorsunuz

İşte bu ekranı gördüğünüz anda yukarı ok tuşuna bastığınızda Nokia telefonlardan alışkın olduğumuz o Yılan oyunu başlıyor. Ekranda yılanın yutacağı lokmalar da yanıp sönmeye başlıyor. Orijinal oyunda olduğu gibi bunda da duvarlara çarpınca yılan ölüyor.

Kırmızı ok yılanın yutacağı yemi, kırmızı yuvarlak da yılanın kendisini gösteriyor

Bu inanılması güç yeniliği Youtube’a ekleyen, ne zaman eklemiştir en ufak bir bilgim yok, her kimse çok teşekkür ediyorum. Ve aslında hepimiz Gamze’ye teşekkür etmeliyiz, bu inanılması güç detayı keşfedip bizimle paylaştığı için. Bazen keşke diyorum, keşke ben daha önce keşfetseydim diye…

Bizim Yusuf Thor Olmuş!

Yusuf Selim Kolunsağ. Davulcu, GSF’li, komik bir adamdır. Pek çok farklı arkadaşlarımız sayesinde yolumuz kesişiyor kendisiyle. Kendisini ilk olarak Halil‘in grupta davulcu olarak tanıdım. Sonra başka bir rock projesi oldu kendisinin. Daha sonra Ozan Demir buradayken Kabus grubu ile çaldı. Ozan Demir ile birlikte o efsane “Release The Pain” parçasını yaptılar, bir de klip çektiler kendi imkanlarıyla.

Yusuf en son Eskirock Metal Fest. IV‘de “Lamb Of God Tribute” ile Kerem ve Mertler ile çalmıştı, ne yalan söyleyeyim çok da iyi çalmıştı. Konserden sonra birkaç kere daha rastlaşmıştık kendisiyle.Uzun süredir de görmemiştim.

Anadolu Haber

Önceki gün Facebook‘ta gördüm ki Yusuf, bu seneki geleneksel bahar yürüyüşünde Marvel’in meşhur “Thor” karakterini canlandırmış! Okulun gazetesi Anadolu Haber‘e de basmışlar bizim Yusuf’un fotoğrafını 🙂 Saçları zaten sarı ve uzun olduğu için gayet de güzel olmuş, çekiç detayıyla falan aynı Thor olmuş 🙂

Bizimkilerden birisi böyle gazeteye falan çıkınca bloga yazacağıma dair kendimle bir anlaşmam olduğu için bu yazıyı yazıyorum. Yusuf’a ve sizlere sevgiler yolluyorum.

Bir Pink Floyd Çizgisi

Geçen gün Erol‘un Facebook‘taki yeni profil fotoğrafı çok dikkatimi çekti sevgili okur. Life Lines başlıklı bu görselde Pink Floyd elemanlarının özelliklerinin verildiği bir çizelge vardı. Google‘dan kısa bir araştırma ile bu çizimlerin The Pink Floyd Super All Action Official Music Programme for Boys and Girls isimli bir çizgiye ait olduğunu keşfettim. Bir kısmı renkli bir kısmı siyah beyaz olan bu çizgi romanın orjinali çok sınırlı sayıda olduğundan epey de değerliymiş onu öğrendim. Hemen tüm görselleri indirip Alf Kırtasiye‘den bastırdım sevgili okur. Orjinali olmasa da 16 sayfalık bu çizgi romanı da koleksiyonuma kattım. Şimdi biliyorum, senin de ağzın sulandı. Al o zaman aşağıdan tıkla indir, sen de kat koleksiyonuna.

Bu 16 sayfalık çizgi romanda farklı 3 öykünün çizimleri, orta sayfada bir büyük boy çizim, en arka sayfa yine renkli bir çizim, 3 tane şarkının sözleri ve bir tane fan testi yer alıyor. Şu adreste çok detaylı bilgi yer alıyor.

Bu değerli eserli pdf formatında da olsa sevgili okurumla buluşturduğum için “kendimi bir başka mutlu addediyorum”.

THE PINK FLOYD TOUR

Dijital Yaşam Maymunluğu

Geçen gün okulda bir seminere katıldım sevgili okur. Artık dijital yaşamın hayatımızın nasıl bir vazgeçilemez parçası olduğu konusunda sunumlar dinledik. Dijital yaşam sayesinde yapabileceğimiz “mucizevi” işleri gördük. Bunları bize bir “Dijital Yaşam Koçu” aktardı.

IPad'deki Slide hareketi

Bu seminerde eğitim sisteminin nasıl dijitalleştirileceği anlatılıyordu. Bundan kaçmak imkansızdı. Dijital yaşam işimizi o kadar kolaylaştırıyordu ki çıkardığım sonuca göre yakında öğretmen yetiştirmeye dahi gerek kalmayacaktı! “Dijital yaşam koçumuz” bize hayatımızın özüne işlemiş bu “dijitalliği” şu örneği ile çarpıcı bir şekilde açıkladı: “Artık yeni doğan bebekler hayata şu hareketle başlıyor“, dedi ve parmağını yana doğru salladı. Bu hareket I-Pad‘deki kaydırma hareketiydi. İşte herkesin evinde zaten hali hazırda bir I-Pad’i olduğu için bebeklerimizi bu hareketi yapmaktan korumak konusunda ne kadar çaresizdik biz…

Blogumun adresinin QR Code ile temsili

Çok basit bir teknoloji: QR Code. Çok basitçe olarak içine yerleştirdiğiniz bir metini, bir adresi çeşitli özel cihazlarla okuyup doğrudan o adrese ya da bilgiye erişmenizi sağlıyor. Bu teknolojinin sunum ile “DYK” tarafından anlatılmasını bir duysaydınız sanırsınız atomu parçalamışlar! Yarabbim!

Bu hafta Bilim Etiği dersinde de bu konuya değindim sevgili okur. İyi denk geldi ben de düşündüklerimi söyledim. Yaptığımız şey, o seminerde bize anlatılan şey bence bir “Dijital Yaşam Maymunluğu“ndan başka bir şey değildi. Sosyal platform destekli bir yaşam sürdüğümü inkar etmiyorum. Ancak bu kafama dank etitğinde kendimi bir elinde tablet sallayan diğer eliyle ağaca tutunan bir maymun olarak gördüm. Yazıyorum, iyi kötü çiziyorum ve bunları paylaşıyorum. Bu maymunluğun bir parçası oluyorum.

Eğitimin dijitalleşmesi korku verici bence. Kardeşimin her ödevini bilgisayardan çıktı alıp götürmesini, verilen bir araştırma konusunu doğrudan vikipedi‘nden kopyalayıp yapıştırdıktan sonra ödev hazırladım diye öğretmenine sunması ve o öğretmenin de bunu kabul etmesi korkularımı destekliyor. Bu neslin çocukları yazı yazamıyor sevgili okur. Ansiklopedi kullanmasını bilmiyor, interneti Google; Facebook‘u Google’ın kardeşi zannediyor. On iki yaşındaki bir veledi cebine I-Phone koyup okula yollayan gerizekalı annesi babası, çocuğunun okulda hafiyeliğe soyunup her şeyi kamera çekmesini kabul edebiliyor, tenefüslerde internete girip arkadaşlarına üstünlük kurduğunu düşünmesini sağladığı için de mutlu oluyorlar. En basit bir ihtimalle cebindeki bu bin beşyüz liralık telefonun çocuklarının önünü kesen bir zibidi tarafından alınmak isteyeceğini, belki de çocuklarının bu yüzden zarar görebileceğini düşünmüyorlar. Elinde internet erişimi olan ve mobil internet erişimi sayesinde çocuklarının porno’ya çok küçük yaşta aşina olmaya başlayacağını kestiremiyorlar.

Dersteki konuşmalardan ortaya çıkan bir diğer sonuç da teknolojinin bizi nasıl esir ettiğiydi. Arkadaşlarımızdan birisi bu durumu şu şekilde özetliyordu: “İzin günümde olmama rağmen sürekli iş yerinden arıyorlar.

Bence insanlığa artık teknolojik yaşam koçları değil, insan gibi yaşama koçları lazım sevgili okur. Teknolojinin kölesi olmak insana zevk verip, saç tellerini dikleştiriyor olsa bile en azından korunmalıyız. Bunu yapabilmeliyiz.

EKLEME: Seminerde tuttuğum notları buldum. İçeriside bir takım istatistiki bilgiler ve tahminler yer aldığı için sizlerle paylaşıyorum.

  • Yapılan sunumun başlıkları şu şekildeydi: Eğitimde Gelecek, Sosyal Medya, Dijital Yaşam Ne Durumda, Dijital Eğitim Seferberliği
  • Facebook’un 847 milyon aktif üyesi varmış. Ortalama arkadaş sayısı 130 kişiymiş. Ayda ortalama 40 dakika geçiriliyormuş Facebook’ta.
  • Linked.In’in 2 milyon şirket üyesi varmış.
  • Google +’ın 90 milyon kullanıcısı varmış.
  • Pinterest’in 21 milyon kullanıcısı varmış.
  • Amerikalılar’ın sosyal medyayı ne amaçla kullandıklarına dair ilginç yüzdeler verdi sunumu yapanlar:
    :: Arkadaşlarla iletişim: %67
    :: Aile bireyleriyle iletişim %64
    :: Eski arkadaşlarla iletişim %50
    :: Yeni arkadaş bulma %9
  • Geleceğin en gözde meslekleri; internet pazarlama uzmanı, yönetici menajerliği, ntwork-web uzmanlığı, sürdürülebilir iş modeli uzmanlığı, biyoloji ve gen uzmanlığı, her alanda kişisel içerik yaratıcılar, simülasyonculuk, senaryo tasarımcılığı, holografikerlik
  • Gelecekte olması muhtemel durumlar: Üniversitede çift anadal zorunlu hale gelecek, psikoloji ve hukuk bilmek her meslek için gereklilik olacak, kişisel girişimcilik artacak.

Bu Bir Facebook Eylemidir!

Facebook‘ta gerçekte olmadıkları, olamayacakları kişiliklerini birkaç fotoğraf hilesi ile değiştirip, bunu profil resmi olarak kullananlar var sevgili okur.

Bu bir facebok eylemidir

Yüzünün sol tarafını beğenmeyip hep sağdan fotoğraf çektiren, fotoğrafları karartan, götünü başını düzelten, photoshopla kendine grup tişörtü yapan, gitmediği konserin fotoğrafına kalabalığa kendini etiketleyen falan bir sürü adam var böyle. Bana ne? Yani evet, bana ne diyorum bende kendime. Ama bir noktada da bu durumun sinir bozuculuğunun önüne geçemiyorum.

Bu sikindirik bir facebook marjinalliğinden başka bir şey değildir. Aynadan kendi fotoğrafını çekmektir, tren yolu çekmektir, Adalar’da dilenci çekmektir, en sevdiği kitaplara Tolkien‘ı koymak, en sevdiği filmlere Star Wars‘ı, A Clockwork Orange‘ı eklemektir mesela. Ha, bunların aynısı benim ya da senin profilinde yok mu? Var. Bunları sevmek ya da sevmemek, yapmak ya da yapmamak değil beni sinir eden durum. Bunları neden yaptığını bilmemekten bahsediyorum ben.

Geçenlerde facebook’ta photoshop yapılarak Eskişehir’de güneşi neredeyse tam aksi yönden batıran bir fotoğraf makinesi sahibi arkadaşın fotoğraflarına ayıldı bayıldı herkes. Burada suçlu fotoğraf sanatının içine sıçan fotoğraf makinesi sahibi arkadaş mı, aradaki yapaylığı anlayamadan her gördüğümüzü paylaşan bizler miyiz bilemedim.

Bir süre önce birileri öldüğünde sırf marjinallik ve elit bir duruş katıyor diye profil fotoğrafını değiştirenlerden de bahsetmiştim. Bu yapmacıklığın sadece beni değil, pek çok kişiyi rahatsız ettiğini gelen tepkilerden anlamıştım.

Şu an facebook profilimde duran fotoğraf, benim küçük çaresiz facebook eylemimi simgeliyor sevgili okur. Siyah beyaz bir fotoğrafa turuncu bir saç ekleyip kendini elit sananların aslında böyle bir elitliğe sahip olduğunu gösteriyorum kendimce. Kolumda özellikle photoshop olduğu belli olsun diye az blur verdiğim proofhead dövmesini görüyorsunuz. Ama elbette normalde böyle bir dövmem yok kolumda. Ama yaptıracağım da demiyorum. Şu an için yaptırmayı da düşünmüyorum üstelik. Zira bunun kısa vadede bana problem yaratacağı görüşündeyim. Bu dövme de hayatta kendine katamadıklarını photoshop’la katmayanlara bir mesaj olarak eklendi yine kendimce.

Eylemime katılanlara, beğenenlere, ortadaki fikri açıklayan Kadir’e, yorum yapanlara teşekkür ederim 🙂

Proofhead Google Plus’ta!

Henüz çözemesem ve 20 tane arkadaşım olsa da, evet artık ben de bir Google Plus kullanıcısıyım. Ancak dediğim gibi halen arayüzü çözebilmiş değilim. Yakın zaman da bunun da Facebook gibi ıvır zıvır çıkar bir sürü.

Ancak siz yine de çekinmeyin beni arkadaşlarınıza ekleyin. Pardon, çerçevelerinize ekleyin 🙂

Google +’da ben: https://plus.google.com/109937855165770358525/posts?hl=tr

zero.facebook.com Cepten Ücretsiz!

Facebook

Hattınız ne olursa olsun, telefonunuzun wap ayarlarını yaptıktan sonra tamamen ücretsiz olarak facebook‘a girebileceğinizi biliyor muydunuz lan?

Valla ben bilmiyordum. Sağolsun Seval söyledi bana da. İnanmazsınız Samsung E250 modeliyle minibüste, sınıfta, tuvalette, yemek yerken facebook’a girebiliyorum artık. Bunu yapabiliyor, Alper‘le facebook üzerinden mesajlaşabiliyoruz. Tamamen beleş üstelik.

Ancak dikkat edin, resim vs açmayın, facebook harici bir linke tıklamayın, başka sitelere girmeyin. Ücretsiz olarak yapabilecekleriniz profilinizi görmek, mesajlarınızı okumak, mesaj yollamak, yorum yazmak, beğenmek, kişi aramak, arkadaş olarak eklemek, anlık durum girmek, arkadaşlarınızın profillerine yorum bırakmak.

Hemen şimdi deneyebilirsiniz. Eğer telefonunuz WAP destekliyse süper. Dediğim gibi bu olayın 3G ile alakası yok. Tamamen ücretsiz. Eğer kontor gidiyorsa birşeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Avea ile bağlandığınızda en üstte şöyle bir yazı var: “Free access on Avea network.

Avea

Seval Vodafone’dan, ben ve Alper’de Avea’dan ücretsiz olarak girebiliyoruz. Turkcell’in de bedava olduğunu biliyoruz ama hiç denemedik. Adres olarak başlıkta verdiğim adresi:

zero.facebook.com

giriyoruz. Başına sonuna falan bir şey eklemeyin. Bir deneyin bakalım. Sonuçları yazarsınız.

29 Ekim 2010 – Cumhuriyet Bayramı

 

Google 29 Ekim özel Doodle'ı

Önemli günleri Google‘dan, politik gündemi mizah dergilerinden, flaş gelişmeleri de facebook ve twitter‘dan takip eden bir neslin ferdi olarak cumhuriyetimizin 87. yılını mutlulukla karşıladım bu sabah. Bu mutluluk tablosunu TRT 1‘de geleneksel olarak verilen Resmi Geçiti izleyerek perçinledim. Soğuktan titreyen liselilerin kameraları unutup birbirlerine yaptıkları şakaları, “Eyyy” diye bağıra bağıra şiir okuyan bir gencin heyecanını izledim. Aklıma çocukken Sivrihisar‘da gittiğimiz Cumhuriyet Bayramları geldi. Tüm ilçenin okulları sınıf ayırt etmeksizin top sahasında toplaşır, her sene üç aşağı beş yukarı aynısı yapılan tören programını izlerdik. Kaymakam gelir anlaşılmaz bir sesle bir şeyler söyler ve biz de sağol diye bağırırdık. Ancak nüfus olarak bizden kat kat fazla olan Sivrihisar İlköğretim Okulu‘nun bağırışları bizi bastırırdı.

Ben küçükken okulun en önünde bayrak taşıyan abi ile ablayı hep gözümde büyütür, acayip önemli bir iş yaptıkları için kasılmalarını hayretle izlerdim. Sonra bando takımına geçince okulun önünde ve o abi ve ablanın hemen arkasında olduğum için ben de onlar gibi kasılırdım.

Cumhuriyet bayramlarında çok şiir okudum ben. Bandocuyken de okudum, ilkokuldan sonra lisedeyken de. Öğretmenler aksini tavsiye etse de hiç haykırarak okumaya çalışmadım ama şiirleri. Hayt, huyt, ey, uy gibi naralar hiç atmadım. Benim silahım tonlamaydı. Bak bunu o zamandan keşfetmişim birader. Çok acayip. Şiiri okurken sanki o şiiri yazan şairmişim gibi davranırdım, acayip rahat davranmaya çalışırdım. Gözlerimi okulların üzerinde gezdirirdim. Malum seneler geçmiş. Aklıma o yüzden sadece lise 1. sınıfta Sivrihisar’daki son yılımda okuduğum şiir geliyor. Şiiri okurken gözlerim hep o sıralar hoşlandığım kızın üzerindeydi. Şimdi düşünüyorum komik geliyor. Ama o zaman içimdeki vatan aşkı, edebiyat aşkıyla birleşiyor, kızın güzelliği de bu ateşi körüklüyor falan kürsüye yürüyerek çıkıyor, uçarak iniyordum.

Bir de eskiden 28 Ekim tatil olmazdı lan. Ne iş, bir kaç senedir tatil veriyorlar. Millet artık milli bayramları falan sırf iki üç gün tatil veriyorlar diye beklemeye; bayrama, olayın amacına değil verilen tatile sevinmeye başlıyor. MediaMarkt bile 29 Ekim’de doğum günü ayağına deli indirimler yapıyor.

 

Mal Bu.

Bu arada evet sevgili okur, MediaMarkt bugün sabah 6’da akıllara sığmayacak bir çılgınlıkla inanılmaz indirimlerle satışlar yaptı. Sercan kardeşim sağolsun bana 22 liraya 8 GB Kingston bellek aldı. Kendisini buradan tebrik ve tevkif ediyorum.

Bu cumhuriyet bayramında bol bol köşe yazısı okumanızı tavsiye ederim. Yazarların cumhuriyete bakış açılarını görebileceğiniz en net gün bugün. Kim neyin derdin de, kim neyin peşimde kabak gibi görünüyor satır aralarında.