Tag Archives: Fahrenheit 451

Fahrenheit 451: Kitap, Çizgi Roman, Film, Sahaf

Yolumun şans eseri kesiştiği bir kitap oldu bu. Enpara.com’un kampanyasında hediye olarak sunulan kitaplardan birisiydi. İthaki Yayınları’ndan çıkan son baskısında kıpkırmızı kapağını görünce ilgimi çekti ve ücretsiz olarak sahip oldum. Birkaç ay kitaplıkta öylece durduktan sonra nihayet okumaya karar verdim.
Okumadan önce kitabın üzerindeki değerlendirmeleri okudum. Şaşırılacak bir şekilde, kitap yere göğe sığdırılamıyordu. “Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday!” gibi bir yorumu okuyup ön sözle iyice gaza geldikten sonra kitabı okumaya başladım.

Aman yarabbi! Akmıyordu! Satırlar büyüyor, kelimeler heceler uzuyor, kitap bir türlü akmıyordu. Böyle bir şey olamaz. Aradan neredeyse bir hafta geçiyor ama ben bir türlü ilk bölümü bitiremiyordum. Kendimi teşvik ede ede, internette yorumları okuya okuya, ite kaka ilk bölümü bitirdim. Acaba kitabın çevirisinde mi bir problem var diye de düşündüm. Kitabın çevirmeni Dost Körpe. Bir süre sonra benim çeviri hataları sandığım şeylerin aslında yazarın kendi stili olduğunu fark ettim. Bu durumda çevirmen de büyük bir iş başarmıştı. Zaten İthaki’den çeviri hatası gibi bir durumu beklemek bile saçmalıktı. Neyse ki kitabın ikinci bölümü biraz daha hareketlendi.

İşte tam bu anda şöyle güzel bir tesadüf oldu. Fahrenheit 451’in çeşitli zamanlarda filmlerinin de yapıldığını gördüm. 1966’da ve 2018’de çekilen iki filme ilaveten bir de 2016’da çekilen bir dizi vardı.

Filmi olduğunu görünce kitabı daha bir ilgiyle okumaya başladım. Bir an önce okuyup filmini izleyerek karşılaştıracaktım çünkü. Ve tesadüfler yine devreye girdi. Mehmet’le birlikte Eskişehir’deki bir sahafa gittik. Sahafın adı: Fahrenheit 451!

Buraya daha önce de gitmiş, birkaç kitap satmış, yerine başka kitaplar almıştım. Şimdi Mehmet’in arkadaşı olduğunu da öğrenince burada daha keyifli bir Fahrenheit sohbetine girdim. Dükkan sahibi Devran, kitabın pek çok baskısını toplamıştı ve dükkânda sergiliyordu. O koleksiyonun içerisinde Epsilon Yayınları’ndan çıkan çizgi romanı görünce vuruldum.

Eve dönüp önce kitabı okumayı bitirdim. Şunu net söylemeliyim ki kitabın son bölümü o kadar iyi ki ilk iki bölümün sıkıcılığını unutturuyor. Böylece kitabın tadı henüz damağımdayken çizgi romanı da nadirkitap.com’dan sipariş ettim.

Çizgi romanın çizeri Tim Hamilton. Ayşe Tunca’nın çevirisi, ülkemizdeki ilk Fahrenheit çizgi romanı ve ilk baskı (2008). Çizgi roman çabucak bitti ve gerçekten çok beğendim. Çizimler o kadar başarılıydı ki! Özellikle yangın sahnelerini çok iyi betimlemiş çizer.

Son olarak sıra filme geldi. Filmin oyuncuları Michael B. Jordan ve Michael Shannon. Yönetmen ise Ramin Bahrani. Açıkçası film beni kitap kadar sarmadı. Olaylar çoğu yerde kitaptan farklı bir seyirde ilerliyor ve kurguda bazı bölümler kitaptan tamamen farklı. Örneğin kahramanımız Guy Montag, kitapta evli. Ancak filmde yalnız yaşıyor. Kitapta Guy’ı kendi karısı ihbar ediyor. Ancak filmde böyle bir kısım yok bile! Olayı bambaşka bir açıdan ele almışlar. Yalnız şunun da altını çizmek lazım ki kitapta yazarın öylece geçiştirdiği bazı şeyleri, yönetmen filmde epey vurgulayarak bu kurgusal dünyayı kitaba göre çok daha iyi betimlemiş. Açıkçası kitaptaki sonu pek beğenmesem de filmdeki son da belki ondan biraz daha iyi sayılır. Ama genel olarak film de bir noktadan sonra “izleyeyim de bitsin artık” hissi uyandırdı.

Şu durumda Fahrenheit 451’i hiç okumadıysanız muhakkak okumanızı tavsiye ederim. İlk bölümü aşmak epey zorlayıcı oluyor. İkinci kısımda vites yükseliyor ve son kısım ise akıp gidiyor. Bu arada Neil Gaiman’ın ön sözünü ve Harold Bloom’un son sözünü de muhakkak okuyun.  Eğer kitaptan önce çizgi romanı okuma şansınız varsa kesinlikle çizgi romanı önce okuyun. Çünkü kitabın yaratmaya uğraştığı o kaotik ortamı, çizgilerin de yardımıyla (üstelik çok başarılı çizgilerin) olağanüstü bir gerçeklikle betimlemiş. Yukarıda da açıkladım gerçi ama bir kere daha belirtmek gerekirse film olmamış. Yani zaten olsaymış ilk vizyona girdiği günlerde duyardık.

Ve son olarak Fahrenheit 451 Sahaf. Burası küçük bir yer. Son gittiğim birkaç defada ortalık biraz karışıktı ancak sahafların raconu da biraz bu galiba. Size tavsiyem gözünüzü dört açın. Her an bir köşeden aradığınız bir kitap gözünüze çarpabilir. Sevgilerle.

“Yakmak bir zevkti.” Seninle olmak da.

Yaz Yalnızlığı: Dolunay’da Sessizlik

dolunay0308Aklım çıkacak neredeyse! Tüm evde bir sessizlik var. En kötü haberler hep beş kala gelir ya, işte öyle bir şey oldu. Neyse ki bu can sıkıcı sessizlik tek bir işime yaradı ve o son dakika sıkıntısını çözdüm.

Şimdi ise hesaplaşma vakti geldi kendimle. Kendime çok yalanlar söyledim. Her yalnız kaldığımda da birini itiraf diyorum. Ellerim hiç olacağı yokken, gizlice ismini yokluyor sayfalarda. Senle dolmuş ve sarhoş olmuş haldeyim.

Bu işin oluru yok.” Öyle yazmıştım Halil Abi‘nin mektubuna. Küçük kağıtlara köhne anları sığdırmaya devam ediyorum. Bazen Bodrum’u yazıyorum, bazen burnumun ucunu. Uzak yakın aramadan, her harfi özenle seçerek yazıyorum. Halil Abi ve Yunus Emre buldular birkaç. Ancak Caner henüz bulmadı galiba. İzini kaybettiğim satırlarım hala duruyor mu sende? Belki de onlara kavuşsam o en büyük hayalim gerçek olacak. Mektuplar, fotoğraflar, çizimler ve tüm o öyküler. Bambaşka bir hayatta yazılmış, bambaşka hayatlara yazılmış ve yaşanmamış Dünya’nın öyküleri. Orta Dünya gibi.

fahrenaytŞu anda yalnızım. Çok uzun süre sonra yalnız geçirdiğim ilk dolunaydayım. Gözlerim gökyüzünde. Kulaklarımda eski şarkılar.“Bilinen en son halim bir zavallı, yaşıyorum, bunu da bil, gidiyorum adımı sil, açıyorum yaramı deş! Varlığın yoğunla eş ve keşmekeş…” 

Bir de kitap var. Fahrenheit 451. Son zamanlarda okuduğum “en zor” kitap. Dili öylesine pürüzlü ki akmıyor bir türlü. İçerisine çekemedi beni. İnat edip okunmayan bir o başyapıttan çok farklı. Ve bir itiraf daha: Komodinin üzerinde gördüğüm o kitabın her baskısını satın aldım. Muhteşem, muhteşem, muhteşem.

Önümüzdeki hafta bazı tadilat tamirat işleri sebebiyle evde olacağım. Planım ve umudum biraz yazı yazabilmek üzerine. Bir de belki çok uzun süre sonra, bloga ilk defa bir konuk yazar alabilirim. Ya da belki biz o yazara konuk olabiliriz. Takipte kal sevgili okur. Kendine dikkat et.