Tag Archives: ferit

Antalya’da Sulu Bir Macera

Lobiye girdiğimizde gözlerimiz kamaştı. Öyle ahenkten ya da göz alıcı şeylerden dolayı değil ama. Evet, ortada bir göz alıcılığı vardı ancak bu durum tamamen ortamın ve ortamdaki nesnelerin bembeyaz rengiyle alakalıydı. Resepsiyonun uzattığı kalem bile beyaz renkteydi. Yüksek tavanlı odanın içerisinde renkli olan tek şey akvaryumunda salınan turuncu renkli Japoncuk ile “Hoş Geldiniz” diyen görevlinin yemyeşil gözleriydi.

Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra nihayet kaydımızı yaptırabilmiştik ve odalarımıza doğru yola çıktık. Biz kimdik? Erdem Abi, Murat Abi ve ben. Farklı katlarda, farklı odalara yerleşecektik. Aşağıdaki bembeyaz hengameden sonra asansöre binip ufuktaki denizin rengini görünce içim ferahladı. Ancak asansör kata gelip simsiyah halılarla kaplı bir koridora çıkınca ilk defa küfrettim.

Odanın kapısını açıp odaya girdiğimde ise başımın döndüğünü hissettim. Odada her yerin ve her şeyin bembeyaz olmasına ilave olarak bir de üç duvarı kaplayan devasa aynalar vardı. İki duvarın tam ortasında durup aynaya baktığımda iç içe geçmiş milyonlarca beni gördüm. Bu görüntüye birazcık bakmak başımı döndürdü.

İlk gün böyle geçti. Yorgunluktan pek bir şey yapamadım. Bir süredir okumakta olduğum serinin son kitabını okudum. Sonra uykum geldi ve bembeyaz yatağa uzandım. Tam bir simetriyle ortaladım yatağımı, hep böyle yaparım. Gözlerim kapanırken dışarıda, uzaklardan geçen bir motorsikletin sesini duyduğumu hatırlıyorum.

Sabah uyandığımda yatağın sol yanında uyandım. Sağ yanımdaki boş kısma elimi koyduğumda hala sıcacık olduğunu fark ettim. Demek ki uyanmadan hemen önce sola dönmüşüm ve orada uyanmışım.

Antalya’ya yine bir eğitim programı için gelmiştik  ve bu sefer dört küsür yıllık meslek hayatımın “en çok arkadaşa denk geldiğim eğitimi” oldu. Birlikte gittiğimiz ekip haricinde Ersil, adaşım Mesut, Ahmet, Ferit, Harika ve Cemil Bey şu an aklıma gelenler. İnan bir o kadar da buraya yazmadığım var.

İkinci gün bu saydığım ekibin bir kısmıyla otelin lobisinde buluşup dertleştik. Evet, bizler sıradan insanlar gibi sohbet etmeyiz, dertleşiriz. Çünkü hepimiz dert erbabıyız 🙂 Gecenin bir köründe odaya çıktığımda burnuma aşina olmadığım bir koku geldi. Baktığımda balkon kapısının aralık olduğunu gördüm. Gidip kapıyı kapattım. Banyoya yeni bırakılmış havlulardan birinden geliyordu bu koku. Gayet hoş bir parfümdü. Ama ben küfrettim. Muhtemelen daha önce bir kadının kullandığı bu havluyu yıkamadan odama getiren kişiye kızdım için için.

Saate baktım iyice geç olmuştu. Dedim ki bir duş alayım. Duşa girdim. Kaynar suyun buharı tüm kabini doldurdu. Hızlıca yıkandım  ve çıktım. Havluyu almak için lavabo aynasının üzerindeki rafa uzanınca kalbim durdu adeta. Aynanın buğusuna iki sözcük yazılmıştı: “Merak Ediyorum…

Hemen havluyu üzerime sarıp odanın içerisinde geçtim. Duşa girerken banyonun kapısını açık bırakmış olacaktım ki içerideki aynaların da bir kısmı buğulanmıştı. Ama ne başka bir şey yazılıydı ne de odada kimse vardı. Üzerimi giyinip yatağa uzandım. Sonradan aklıma geldi. Muhtemelen benden önce kalan kişilerin marifetiydi bu. Cama sürülen bazı maddelerin yalnızca özel durumlarda okunabildiğini biliyordum. Bazen iş yerinde ben de yapıyordum böyle şeyler. Muhtemelen bu yazı da öyle bir “şakadan” kalmaydı. Uyudum ama ışığı açık bırakarak…

Ertesi gün Ersil’e, Talat Bey’e, Erdem Abi’ye ya da Mesut’a durumdan bahsetmeyi düşündüm. Sonra vazgeçtim. Bu arada otelde gerçekten kaliteli yemek çıkıyordu. Takdir ettim. Yeme içme faslı, ders faslı falan derken gün boyunca odama uğramadım. Söylemezsem olmaz, Talat Bey‘le falezlere gittik. Güneş henüz batmamıştı ve manzara harikaydı. Akşam da yemekten sonra, Ahmet ve Ferit’le, birkaç yıl önce Halil Abi‘yle birlikte gezdiğimiz sokaklarda dolaştık. Kaleiçi‘nde gezdik.

Gece odaya döndüğümde ertesi gün döneceğimiz için biraz heyecanlıydım. Bu tür eğitimlere otomobille gelmek harika oluyor. Müthiş bir hareket kolaylığı sağlıyor. Valizimi toparlayıp ertesi gün hareket etmek için gerekli olan her şeyi hazırlamıştım. Kitabım, notlarım ve tılsımım. Gözüm karşımdaki duvarda yer alan büyük aynana takıldı. İlk gün yaptığım ve başımı döndüren o hareketimi anımsadım ve yine odanın tam ortasına geçtim. Kollarımı iki yana doğru açtım. Önümdeki ve arkamdaki aynalarda duran binlerce ben de aynısını yaptılar. Kollarımı kanat çırpar gibi sallanmaya başlayınca, diğer benler de aynısını yapmaya başladılar. Başım dönmüyor bilakis çok eğleniyordum.

Bir saniyeden daha bir kısa bir süre orada duran benlerden birinin kollarını sallamadığını gördüm ya da gördüm sandım. Ürpererek durdum. Yine aynı hareketi yaptım  ve yine aynı görüntüyü bu sefer daha uzun süre gördüm. Altıncı sıradaki ben, ben değildim zira yaptığım şeyi yapmıyordum. Küfrettim ama korkudan. Parasını misli misli ödetmeyeceklerini bilsem önümdeki aynayı parçalardım o anda. Korkup hemen yatağın yönünü değiştirdim çeke çeke. Bir önceki gece ışıklar açık uyumuştum. Bu sefer televizyonu da açık bıraktım. Arada bir başımı kaldırıp aynaya bakıyordum ve iç içe geçmiş binlerce benin de aynısını yaptığını görüyorum. Altıncı sıradaki bile. Böyle böyle uyumuşum.

Sabah telefonum hiç olmadığı kadar yüksek bir sesle çalıyordu ya da bana öyle gelmişti. Arayan Murat Abi’ydi, yola çıkacaktık ve ben geç kalmıştım. Kurduğum iki alarmı da duymamıştım. Alarmlardan bir tanesi çalmamıştı ve diğeri ise susturulmuştu! Bunu ben yapmamıştım. Murat Abi’nin telefonunu açtığım an gözüm valizimin üzerine bırakılan bir notta yazan birkaç sözcüğe ilişti, yutkundum ve telefona cevap veremeden kapattım: Hala merak ediyorum…

Reklamlar

2012 Yılımın Değerlendirmesi

özSabhankra – Tribute Band

Tüm yıl boyunca bir sürü yazı yazdım. Sizler de okudunuz, yorum yaptınız. Hepinize teşekkür ederim. Tıpkı bir önce yaptığım gibi bu sene de geride bıraktığımız yıla dair bir değerlendirme yazısı yazacağım. Bu yazımda kısa notlar halinde 2012’yi özetleyeceğim. Bunu aylar bazında yapacağım. Yazının sonunda bir takım istatistiksel bilgiler de vereceğim sizlere. Her ayda olan herşeyi buraya yazmayacağım elbette. Sadece bloga o zaman yazdığım başlıkları tarayıp en kayda değer olanları aktaracağım.

OCAK 2012

Bu ayda tam 27 yazı yazmışım. Bu çok iyi bir performansmış. Bu ayın şüphesiz en büyük olayı mezun olmamdı.

ŞUBAT 2012

Ocağa göre nispeten daha sakin bir ay olmuş. 20 yazı yazmışım. Yüksek lisansa başlamam bu ayın en önemli gelişmesi oldu. Ayrıca KPSS kursuna da gitmeye karar verip kayıt oldum.

MART 2012

21 yazı yazmışım bu ay da. Hayatımın sıradan bir zamanıydı. Tek eğlencem, cuma günleri gittiğim Bilim Etiği dersleri idi.

NİSAN 2012

Elbetteki yeni televizyonum bu ayın en güzel gelişmesi oldu. O kadar ay geçti, halen daha oynatamadığı bir video çıkmadı. Bloga 17 yazı yazmışım. Yazı sayısının az olmasının sebebi bu ay içerisinde özellikle iş yerinde çok fazla yapılacak şeyin olmasıydı.

MAYIS 2012

Bu ay 19 yazı yazmışım. Bu ay yılın en kötü zamanı idi. Çünkü Neşe ablam vefat etti. Bunun etkilerini üzerimizden yeni yeni atabildik. Özellikle ölümü sonrasında yaşananlar bizi en az ölümü kadar üzdü. Bu ay içerisinde yıllar sonra ilk defa Kars’a da gittim. Dedemi gördüm yıllar sonra.

HAZİRAN 2012

17 yazı yazdığım bir diğer ay daha olmuş. Okulun kapanması, tatilin başlaması derken eğlenceli bir ay olmuş. KPSS hazırlıklarına da tam gaz devam ettiğim bir aydı bu ay.

TEMMUZ 2012

Yaz sıcağının en güzel zamanlarıydı ah ulan ah. KPSS falan da geçtikten sonra bir rahatlamıştım ki sormayın gitsin. Hayatımın temmuz ayları hep böyle dolu dolu geçmişti. Bu ay da toplam 20 yazı yazmışım bloga. Gangnam Style, bu ay piyasaya çıktı.

AĞUSTOS 2012

Bu ay 14 yazı yazarak yılın en düşük ikinci ayını geçirmişim. Bu ayın en güzel iki olayı Mustafa ile barışmam ve İhsan Oktay Anar‘ın Yedinci Gün kitabı idi.

EYLÜL 2012

Yılın en düşük ayıymış bu ay, 13 yazı yazabilmişim. Bu çok kötü bir ortalama. Yıllardır bu ortalamaya düşmemiştim. Ancak bunun en büyük sebebi neredeyse ayın 10 gününü arazi çalışmasıyla geçirmemiz oldu.

EKİM 2012

Bu ay 16 yazı yazmışım. Epey de yer gezmişim. Güzel bir ay olmuş. Eğlenmişiz epey.

KASIM 2012

18 yazı ile geçtirdiğim bir ay olmuş. Çok güzel bir aydı. Midi klavye almam, Eskirock Konseri, hayatımızdaki en güzel haftasonu tatili ve tabiki yerleştirilme sonucum bu ayın en müthiş olaylarıydı.

ARALIK 2012

Yılın son ayını 15 yazı ile tamamladım. Bunun sebebi de hem atanma işleri ile uğraşmam hem de dayımların bize gelmeleriydi. Sude ile oynadım bir hafta boyunca 🙂 Ancak yılın en güzel ayı bu ay oldu. Çok fazla mutluluk yaşadım. Geçen sene olduğu gibi bu sene de en çok okunan yazım aralık ayı içerisinde okundu. En çok görüntülenme rekorumu bu ayda kırdım.

Bu yılın en popüler yazısı Hepimiz Hackerız: Windows 7 0xC004F200 Hatasını Çözdüm yazısı oldu. Bana en çok ziyaretçi Facebook üzerinden gelmiş. 96 farklı ülkeden ziyaretçi gelmiş. Türkiye haricinde en çok okur Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya, Bosna Hersek’ten gelmiş. Bu yıl bana en çok yorumu kardeşim Alper yapmış.

Geçen sene kendime bazı hedefler koymuştum Bakalım bunların hangilerinde ne durumdayım?

  • Klavye çalmayı epey ilerletmek (Evet, geçen seneye göre epey ilerledim)
  • İkinci bir yabancı dili temel düzeyde de olsa konuşabilmek (Almanca hariç) (Evet, Rusça öğrendim.)
  • Radyo yayınlarını düzenli hale getirebilmek (Hayır, bu olmadı işte.)
  • Godspel’in albümünü yayınlayabilmek (Hayır, bu da olmadı işte. Ancak yakın zamanda tamam gibi)
  • Alper’le planımızın yarısını tamamen halledebilmek (Evet, bu oldu. Planın yarısını hallettik.)
  • Doğa ve Çevre Kulübü ile Çevşen 3′ü efsane olacak şekilde organize edebilmek (Efsane olmadı belki ama hallettik)
  • Rock Kulübü ile AU Rock Konserleri Vol. II etkinliğini düzenleyebilmek. (Hayır, olmadı.)
  • Eskirock Metal Fest Vol. IV’ü yapabilmek (Evet, hem 4’ü hem de 5’i yaptık.)
  • Kendime bir şekilde bir IPod Touch alabilmek :) (Bu olmadı malesef, ancak bir noktadan sonra ben de vazgeçtim)

Ve şimdi de gelecek sene kontrol edebilmek adına yine bazı hedefler koyuyorum:

  • Yüksek lisans tezimi hazırlamak
  • Klavyede Sabhankra’nın Cursed Sword’u çalabiliyor duruma gelmek
  • Yeni bir işlemci ve anakart almak
  • Öğrenim Kredisi borcumu tamamen ödemek
  • Alper’le birlikte planın diğer yarısına dair somut adımlar atmak
  • Godspel’in albümünü yayınlamak
  • Samsung Galaxy Note II ya da benzeri bir alet alabilmek
  • Uygulamalı Matematik dersini geçmek
  • İşimle ilgili o hedefi gerçekleştirmek

Şimdi de bu yılın en güzel anlarının fotoğraflarını koyuyorum.

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Kolin Hotel

Image Hosted by ImageShack.us

İstanbul Mitsubishi Road Trip ekibi

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale 57. Alay Şehitliği

Image Hosted by ImageShack.us

Dragon Yarışları

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Merve mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Anzak Koyu

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Şehitleri Abidesi üzerindeyiz

Unuttuğum olaylar ve fotoğraflar olabilir, onları da güncelleme ile eklerim. Bu yeni yılın hepimize uğurlar ve başarılar getirmesi dileğiyle sevgili dostlar, okuyucular.

12.12.12’yi Değerlendirmek

Dün yaşadığımız gün yüzyılda bir yaşanan, üç tane 12 sayısının yanyana gelmesiyle göze hoş görünen bir tarihti. 11.11.11 kadar atarlı bir tarih değildi belki ama yine de güzeldi. Malumunuz insanlar böyle tarihleri evlenmek için kullanırlar. Benzer şekilde aylar öncesinden hesabını yapıp, bu tarihte doğurmak üzere çocuk yapanların da sayısı hiç de az değildir diye düşünüyorum (mart’ın başında yapsanız sezeryanla falan tam denk geliyor). Her neyse, tüm bu hesabın kitabın yanında ben de madem böyle güzel bir tarih geliyor, bunu evde kös kös oturarak değil de ilerideki yaşamımda yeri olacak bir olay için harcayayım istedim.

Çarşamba günü, yani 12.12.12’de sabah 8’de Yüksek Hızlı Tren‘e atlayıp Ankara‘ya gittim. Gar’da Merve karşıladı. Oradan Kızılay‘a geçtik ve kuzenim Ferit‘le buluştum. Ferit, hani şu yazımda evlenen kuzenimdir. Ankara’ya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na atama evraklarımı vermek üzere gelmiştim. Bakanlıklar‘da, Başbakanlık binası ile karşı karşıya bulunan ve Kızılay Alışveriş Merkezi‘nden beş dakika yürüme mesafesindeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Binası’na gittik. Bu binanın 3. katındaki Atama Dairesi Başkanlığı‘na çıktım. Buradaki işim tam olarak 3 dakika sürdü. İstenen tüm belgeleri verip giriş katına geri indim. Onaylanan belgelerimi buradaki Gelen Evraklar Birimi‘ne teslim ettim. 21 Aralık’tan sonra adresime yollanacak olan tebligatı beklemeye başladım ve böylece Bakanlık’taki işim bitmiş oldu.

Pazartesi günü altı yılda sadece 2 kere kesmek zorunda kaldığım sakallarıma artık tamamen veda ettiğimden suratıma alışmam epey zamanımı aldı. Tabi benim bu alışma sürecim başta Alper, Merve, Akif Hoca ve Nesimi abi olmak üzere herkesi epey “neşelendirdi“. Neyse, Bakanlık’taki işim bittikten sonra hemen kahvaltı yapmak üzere Kızılay’a geri indik. Burada taşlaşmış simitle sunulan bir kahvaltı tabağı eşliğinde epey muhabbet ettik. Kahvaltıdan sonra abartıp bir de tatlı yemeye karar verdik ve bu sefer de diğer kuzenimin çalıştığı yere, Özsüt Pastanesi‘ne gittik. Burada çalışan kuzenim, baba tarafından en komik kuzenimdir. Halamın oğlu, Olgun abim, bizi büyük bir misafirperverlikle karşıladı.

Burada yaklaşık yarım saat kaldıktan sonra hepsiyle vedalaşıp Karanfil Sokak‘a geçtik. Ankara’ya her geldiğimde uğradığım bir dükkan var. Oraya uğrayıp yine bir kontrol ettim ve Jules Verne kitaplığıma iki yeni kitap daha aldım.

Sağda solda takıldık epey. Özge Abla ile buluştuk. Belimdeki epey eskidiği için bir de kemer aldım. Böyle böyle akşam saat 18.00 oldu. Ankara’nın en kuytu köşelerinden devam ederek nihayet gara ulaştık ve ben 19.00 treni ile evime döndüm. Şansıma yanıma kimse oturmadı yol boyunca. Yayıldıkça yayıldım, bir garip oldum.

Böyle değerlendirdim işte 12.12.12’yi sevgili okuyucu. Kulübemden dışarı başımı uzattım, iki farklı renk gördüm. Bir tanesi çok yakınımda idi. Bir tanesi ise ben kafamı uzattığımda üzerime bulaştı. Ben bir yandan üzerimdeki renge bulanırken yakınımdaki rengi göremez oldum.

Proofhead Sincan Harikalar Düğün Sarayı’nda!

Pazartesi sabahı annemle birlikte Sincan‘a gittik sevgili okur. Amcamın oğlu Ferit, uzun yıllardır sevdiği kızla nihayet mutlu sona varmıştı. Önce köyde bir düğün yaptılar. Malum, memleketimiz uzak olduğu için gelemeyen diğer akrabalar için de Ankara’da bir düğün organize etmişler.

Hızlı trenle gidiş dönüş olmak üzere toplamda 64 lira tuttu biletlerimiz. Şansımıza tren Sincan’a kadar gidiyormuş. Sabah tam 11.15’te hareket ettik. Ters koltuk denk geldi. Ben çok umursamadım ama annem mecburen yana dönük oturmak durumunda kaldı. Tren tam da bilette yazdığı saatte, 12.25’te Sincan Garına girdi, durdu. Helal olsun, dedim.

Eniştemiz bizi alıp halamlara götürdü. Orada iki amcamla da hasret giderdim. Önce bir tanıdığın evine hasta ziyaretine gittik. Sonra eve dönüp yemek yedik ve üzerimi değiştirdim. İki senedir bir fiil tüm resmi organizasyonlarda giydiğim takım elbisemi giydim.

Kısa bir oyalanma sonrasında gelinin evine doğru hareket ettik. Buradan gelini aldıktan sonra hep birlikte hareket etmedik. Gelin ve damat fotoğraf çekimine gitti. Biz de bu evin önünde beklemeye başladık. Epey bir süre sebepsizce bekledikten sonra insanlar birer ikişer ayrılmaya başladılar. Ben orada bir hata yapıp annemin sözünü dinledim ve bir arabaya atlayıp düğün salonuna gittim. Geride en küçük halam ve annemi bıraktım. Orada kalanların hiçbiri de annemleri araçlarına almayınca evin önünde kala kala ikisi kalmışlar. Neyse ki sonradan eniştem gelip onları da almış ve düğün salonuna getirmiş. Annem ve halam geldiklerinde epey canları sıkkın ve sinirliydiler.

Evet, düğün salonu Sincan’daki Harikalar Diyarı isimli bir parkta aynı ismi taşıyan ortalama bir salondu. Yavaş yavaş tüm misafirler gelirken bende amcamla birlikte dışarıda bekledim. Herhalde çok benziyor olacağım, gelen herkes bana Aytekin‘in oğlu muyum diye sordu. Evet, Aytekin’in oğluydum.

rs100_6917

Gelin ve damatla çektirdiğim tek kare

Düğün önce Ankara havalarıyla başladı. Sonra bizim Terekeme havalarıyla devam etti. Arada sanatçı diye çıkan hanımın her şarkının sonunda zılgıt çekmesi de ayrı bir saçmalık oldu. Zılgıt olabilir, evet çekilebilir. Kültürüne, türküsüne, yöresine göre gayet de güzel olabilir. Ancak biz Terekemeyiz ve böyle bir olay biz de yoktur. Nasıl ki bir zeybekle zılgıtın uzaktan yakından alakası yoksa, ya da bir Çerkez vuiki ile uzaktan yakından alakası yoksa bizim Terekeme halaylarıyla da alakası yoktur. En sonda artık saf davul zurnaya dönünce olay halaylar daha bir güzelleşti.

Çocukluğumuzdan beri gittiğim Terekeme düğünü sayısı belki beş belki altı olduğundan halaylarımızı beceremiyorum ben malesef ki. O yüzden fotoğraf ve video çekme işiyle yetindim.

vlcsnap-2012-07-04-13h39m34s222

Kılıç ve pasta dilimi

Valla daha başka kaydadeğer ne anlatabilirim bilemedim şimdi. Ha, evet pasta seramonisi: Gelinle damat pasta kesecekler diyip altı katlı 3+1 kombili bir pasta getirdiler. Pasta yakına gelince baktım ki polyesterden yapmışlar. Pastanın hemen önünde bir tabakta bir dilim gerçek pasta duruyordu. Her neyse, kınında bir kılıcıçıkartıp, evet kılıç, gelinle damada pasta kestirdiler. Bu kesinlikle çok hoşuma gitti. Benim düğünde de katana kullanacağım. Kestirdiler diyorum, kılıcı polyestere kesiyormuş gibi değdirdiler. Sonra da tabaktaki pastadan birer çatal aldılar. Böylece bu ritüel de gerçekleşti.

vlcsnap-2012-07-04-13h40m03s1

Halalarımın ve amcalarımın çocukları içerisinde bugüne kadar en az muhabbetim olan kişi büyük halamın kızı İlkay idi. Bu düğünde kendisi ile dans ettim. İlkay’ın üç tane de erkek kardeşi var ki bunlardan Olgun abi epey komik bir adamdır. Olgun abinin de eş adayını görme fırsatımız oldu. Eş adayı demişken Yavuz abinin de nişanlısı ile tanıştım.

rs100_6954Gelinimizden bahsetmedim hiç. Kendisi Gazi Üniversitesi‘nde Biyoloji Bölümü‘nde araştırma görevlisiymiş. Hiç muhabbet etme fırsatım olmadı, dolayısı ile detay veremiyorum sevgili okur. Zaten bu yazıyı buraya kadar okuduysan helal olsun sana. Ama iyi oldu bak, Terekemeler hakkında biraz da olsa bilgi sahibi oldun.

Eve dönüşümüz biraz heyecanlı oldu. Sabah 10.30’da halamlardayken bizi gara bırakabilecek kimse yoktu. Taksi tuttuk biz de. İyi oldu, rahat geldik. Ama tren biletinden ettiğimiz kârı taksiye bırakmak zorunda kaldık.

Valla genç çifte hayat boyu mutluluklar dileyerek bu yazıyı bitirmenin mantıklı olacağı kanaatindeyim ve öyle de yapıyorum.

rs100_6922

Tatil de Bitiyor Yav :(

Vay be 9 gün, aha ne kaldı şurada okulun açılmasına? işin en can sıkan tarafı okulla birlikte 2. vizelerimin de  başlayacak olması. Allah seni inandırsın okurum, içimden damla çalışmak geçmiyor. Nasıl olacak yahu? Bilmiyorum. Bayram zaten sönük geçti. Gerçi iyi oldu, ete doydum lan 🙂 Ama annem korkuttu bi geçen gece. Fenalaştı kadıncağız arefe gecesi. Apar topar hastaneye gittik falan. Çok şükür iyi şimdi. Bayramda düve kestik, merak edenlere. Bu arada kendime bir elektro davul alabilirim ama alamayabilirim de. Araştırıyorum bakalım. Bayram da harçlık marçlık toplayamadım. Ankara’dan kuzenim geldi 22 sene sonra ilk kez. 🙂 Kendisi Kayseri’de okuyor. (Yandaki resimde görülüyoruz) Haa, dün bir bayram stüdyosu yaptık İlker, ben, Batuhan ve Göksel falan. Eğlendik lan sanki 🙂 İlker’e EsPark’ındaki Medya Marketi’nden bir adet laptop mouse’u aldık. 13 YTL ve A4Tech marka. Sağlam olacağına inanıyorum, hayırlısı. Lan uzun süresonra ilk defa Donas yedim yine dün. Yok abi, eski tadı tuzu yok. Elemanlar laubali falan. Sarmadı anlayacağın. He, bu arada bu terbiyesiz, ahlaksız Esmar’dan hala özür mözür gelmedi. Tüketici Hakları Derneği’ne de mail attım. Onlardan da ses çıkmadı. Gördüğün üzere burası Türkiye sevgili okur ve yapılan yapanın yanına kâr kalıyor. Ama dur lan, yakında hani bu spam mailler var ya, onlardan atıcam bulabildiğim tüm mail adreslerine. Tam bir karalama kampanyası. Tahminime göre tüm bir günümü alacağı için, vizelerin bitmesini bekliyorum. Neyse, gördüğün üzere kardeşin yaşıyor, hayat devam ediyor. Sen de kendine dikkat et sevgili okurum 🙂