Tag Archives: Fevzi Hoca

Final Haftasının Ardından

Beş yıllık üniversite hayatımın en yorucu final haftası oldu sevgili okur. Hastalandım, psikolojim bozuldu falan acayipti yani. Ancak sonu mutlu bitti.

İki haftalık bu zorlu sürecin ilk günü 30 Mayıs pazartesi günüydü. Pazartesi günü saat 14.00’de Tehlikeli Atık sınavıyla başladı maraton. Bu dersin ikinci vizesinden 5 aldığım için finalden minimum 40 almam gerekiyordu. Acayip çalıştım o yüzden. Bütün uygulama sorularına çalıştım sevgili okur. Sınavda iki soruyu çözüp 50 puanı garantiledim. Diğer iki sorudan da yapabildiğim kadarını yapıp çıktım. Hocanın kapısından cevap anahtarını kontrol ettim ki doğru yapmışım. Yani eğer büyük bir aksilik olmazsa bu dersi geçmiş oldum.

Ertesi gün sınavım yoktu. Evde temel işlemler çalıştım. Zira tüm final haftasının beni en çok korkutan iki sınavından biri olan Temel İşlemler 2 sınavı vardı çarşamba günü. Geçen sene bu dersten kalmıştım. Bu sene de her iki vizem de 35 gelmişti. Finalden gene 40 almam gerekiyordu minimum. Bu sınava da deliler gibi çalıştım. Son gece Emre ve Atila ile kampa girdik gece geç saatlere kadar çalıştık. Ertesi gün sınava girmeden önce bayılacak gibi oldum defalarca stresten. Saat 11.00’de sınav kağıdı önüme geldiğinde o kadar ferahladım ki. Çünkü bir önceki gece çalışırken ağırlık verdiğim soruların tamamını sormuş hocamız. İnanır mısın sevgili okur, o gazla tam 85 puanlık soru çözüp çıktım. Muhakkak yanlışlarım olacaktır ama dersi geçmem için gerekli notun çok üzerinde bir not bekliyorum. Zaten dersin asistanı da söylemiş sınıfın durumu iyi diye. Dolayısıyla Temel İşlemler’den de geçtim sayıyorum kendimi. Aynı gün saat 14.00’de alıp aldığım en iyi derslerden biri olan Çevre Politikaları‘nın finali vardı. Bu finali de sıkıntısız, sorunsuz atlattım.

Perşembe günü bu dönemin en acayip dersi Çevre Yönetimi dersi sınavı vardı. Final haftasının en kötü sınavı bu oldu sevgili okur. Sadece benim değil, tüm sınıf arkadaşlarımın çuvalladığı bir sınavdı bu. İnanır mısın çalıştığımız hiç bir şey çıkmadı sınavda. O sebepten dolayı bu sınavdan 30 falan bekliyorum.

Perşembe gecesi bizim için uykusuz olacaktı. Zira cuma gününe tez finali teslimimiz vardı. O yüzden gece 4’e kadar tezimizin nihai halini oluşturduk. Acayip yorulduk. Cuma günü yine bu dönemin en iyi derslerinden biri olan AutoCad dersinin sınavı vardı. Süpersonik asistanımız ve on numara insan Merve’nin asla unutamayacağımız o yüzünü belki de son kez gördük. Güzel bir sınavdı. Bilgisayar masasıyla bilgisayar çizdik. Orta karar bir çizim yapıp çıktım. Böylelikle ilk haftanın sınavları bitmiş oldu.

Ancak ertesi hafta da çok yoğun geçecekti. O sebepten biraz dinlenmeye çalıştım cumartesi. Pazar günü şu ve şu yazımda anlattığım mezuniyet töreni vardı. Törende iyice yorulup ertesi gün gireceğim Diferansiyel Denklemler sınavı için hazırlanmadım. Ertesi gün yani ikinci haftanın pazartesi günü şafakta gittim okula. Sınav saati olan saat 14.00’ee kadar Atila, Burcu, Ersil ve Eren sınava çalıştık. İnsanüstü bir gayretle Diferansiyel’in son konusu olan Laplace‘a çalıştım. Yaladım, yuttum. Sınava girdim bir baktım ki 8 tane laplace sormuş hoca. Ancak hoca ters laplace sormuş. Ben düz laplace’a çalışmıştım. Yılmadım sevgili okur. 8 sorunun beşerden tam 40 tane şıkkının da laplace’ını alıp soruda verilen ters laplace’ı elde etmeye çalıştım. Böylece 8 soruyu da çözdüm. Daha sonra bir tane soru vardı. İkinci vizeden hatırladığım şekilde çözmeye çalıştım bu soruyu da. Yanıt bulamadım ama elimde 4 tane kök vardı. Ben de bu köklerin katsayısı olduğu bir denklem buldum şıklarda onu işaretledim. Ve son olarak arka sayfada bir tane çözelti sorusu vardı. Diferansiyel denklemleri bir kenara bıraktım bu soruda da. Soru basitçe şu şekildeydi. Bir kaba sıfır anından itibaren tuzlu su dökülüyor bir debi ile. Ve belli bir debi ile de kaptan su boşaltılıyor. Herhangi bir t zamanındaki tuz derişimini veren formülü bulun diyordu. Ben önce Temel İşlemler mantığı ile belli t zamanlarında kaptaki tuz derişimini hesapladım. Sonra şıkları sırasıyla bu zaman aralıklarına göre denemeye başladım ki bende bir ışık yandı kafamda. Zira kapta sıfır anında tuz derişimi de sıfırdı. Şıkların hepsine t yerine sıfır yazdım. “e” şıkkındaki denklem de cevap sıfır çıkınca işaretledim. Toplamda 10 soru işaretledim. Her soru 5 puandı. benim dersi geçmem için minimum 40 almam gerekiyordu. Ayrıca 4 yanlış da bir doğruyu götürüyordu. İnanır mısın sevgili okur, 10 işaretleyip çıktım. Ve sınavdan 50 almışım! Yani hepsi doğru! Yani mat1’i 5 kerede geçen, mat2’yi hala geçemeyen bu kardeşin Diferansiyel denklemleri tek seferde geçti 🙂 Turgut kardeşimle aynı seviyeye gelmiş oldum. Ancak burada en büyük avantajım itiraf edeyim dersi veren Yılmaz Dereli hocam oldu. Çünkü hoca bu kadar açık ne net anlatmasaydı dersi ve sınavlarda da iyi niyetli olmasaydı ben çuvallardım. Yüzbin kere teşekkür ederim hocama.

Diferansiyel sınavı böyle iyi geçince son güne yani salı gününe kalan Suların Yeniden Kullanımı ile Atıksu Projesi dersine açıkçası çalışamadık. Pazartesi gecesi yine sabahlayıp Atıksu Projesi Nihai raporunu yaptık Alper, Emre, Turgut ve ben. Önceden tüm grup üyeleri raporları dijitale geçirdiklerinden gece saat 3’de bitti rapor. Neyse herkesin canı sağolsun. Salı günü önce Suların Yeniden Kullanımı sınavına girdik. Yaptık çıktık. Filiz Hoca‘mız sağolsun hiç zorlamamış bizi. Ve son olarak da Atıksu Projesi finaline girdik. Bu finale inan sevgili okur, yorgunluktan çalışmadık. Finale girince gördük ki 3 senedir ders aldığımız Yusuf Hoca‘mız öyle bir krallık yapmış ki bize anlamam 🙂 Sadece iki soru vardı ve matematik işlemiydi. Bu sınavımız da iyi kötü bitti ve finaller bitmiş oldu. Anca sıkıntı gene bitmedi. Salı gecesi sabaha kadar Çevre Yönetimi dersi kapsamında yaptığımız Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali ÇED Dosyasını hazırladık Emre, Alper ve ben. O gece hastalandım ben. Alerjik rinitis’im coştu, sular seller oldu. Sabaha karşı onu da bitirdik üç kişi. Ertesi gün artık yorgunluktan bayılacak duruma geldiğim için ben eve geçtim sağolsun Emre ile Alper okula gittiler. Emre tez sunumunu yaptı o gün. Perşembe günü tez sunumumuz vardı. Çarşamba gecesi yine bu tez sunumuna hazırlandım. Perşembe günü vakit geldi ve sunuşumuzu yaptık. Erdem ve Mine hocalarımız sorularıyla afallattılar bizi, epey zorladılar. Serdar Hocamız da keyifle izledi 🙂 Ancak sunuş bitince Erdem Hoca’nın ve Mine Hoca’nın bizi tebrik etmeleri, ve hayırlı olsun demeleri acayip duygulandırdı lan beni. Evet, tez savunmamızı vermiştik. Tüm tez sürecinde bizimle olan Ömer Hocam’la daima bize gülümseyen Burcu Hoca‘ma çok teşekkür ederim.

Perşembe akşamı yine boş değildim. Cuma günü yapılacak Çevre Yönetimi için Funda‘nın hazırlayıp yolladığı sunumun görselliğini beğenmedim. Funda’nın içeriğine ilaveten görsellik kattım biraz sunuma. Gece 2’de uyudum artık. Ertesi gün saat 9’da gittim okula. Sunuma çalıştım okulda. Funda’nın o gün Termodinamik sınavı varmış, Selma’nın da tez savunması varmış. Neyse işte, nihayet sunuma çıktık. Sunumda acayip heyecanlandım. Zira o gün Fevzi Hoca da gelmişti ve bir önceki halkın katılımı toplantısında bizi dinleyemeyen Alper Hoca da oradaydı. Neyse, gözlerimizi kapatıp başladım anlatmaya. Fevzi Hoca yılların deneyimi ile acayip zorladı sunum esnasında. Bazı noktalarda sıkıştım, tıkandım. Ozan Hoca kitledi birkaç yerde. Kıpırdayamadık 🙂 Hesaplamaları Alper’le Emre’ye pasladım. Onlar anlattı. Sunumumuz bitirdik. Bizden sonra 4 grup daha sunum yaptı. Sunumların sonunda da en iyi sunum yapana ödül vermek üzere bir oylama yapıldı. İşte o ana kadar hazırladığımız kötü raporun etkisiyle birinciliğe hiç ihtimal vermediğimiz çok rahattık. Ama mucizevi bir şey oldu. Sadece 1 puan farkla sunuş birincisi olduk! Ödül olarak okulumuzun logosunun basılı olduğu kupaları vermek üzere Alper, Emre ve beni sahneye aldılar. Diğer kupaları da az farkla ikinci olan gruptaki arkadaşlarımıza verdiler. İki haftalık bu çile ve yorgunluğun bu şekilde noktalanması bizim tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Bu yorgunlukla almayı hakediyorduk sevgili okur 🙂 Ancak raporumuz kötü oldu. Yani sunuş iyiydi tamam ama rapor pek iyi değildi. Bakalım ondan kaç alacağız.

Ve bitti sevgili okur. Final haftası bu şekilde bitti. Artık Çevre Mühendisi olmam için önümde bir yaz okulu ile 33 günlük bir staj kaldı. Hadi bakalım.

Fevzi Hoca İle ÇED Dersi – 3 –

Aslında geçen hafta yazmayacağım demiştim biliyorsun sevgili okur. Ancak derste hoca da okuduğunu söyleyince yazayım dedim. Hem iyi olur belki öğrenmek isteyenler de faydalanır.

Dediğim gibi Fevzi Hoca‘nın da artık sayfamı takip ettiğini biliyorum. O açıdan ne yalan söyleyeyim ufak da bir tedirginlik yok değil 🙂 Ancak ben yine de iyi niyetime sığınarak yazıyorum buraya. Bu hafta ders diğer haftalara göre çok çok daha iyi geçti. Zira iki haftadır mevzuat tarihinde bir yolculuk yapıyorduk. bu hafta artık uygulamaları, deneyimleri vs görmeye başladığımızdan ders daha verimli olduk. Yavaştan ama emin bir şekilde ÇED sürecine dahil olduk artık. Tuttuğum notları da aşağıda veriyorum.

:: Geçen haftalarda bahsettiğimiz HES’lerdeki 49 yıllık su kullanma hakkı olayını sordum. Bu 49 yıl mevzusu tamamen Çevre ve Orman Bakanlığı’nın dışında bir mevzu imiş. Olayın doğrudan ilgilisi DSİ imiş. Bu noktada ÇOB bir şey yapmıyormuş. Anlaşmayı DSİ yapıyormuş zira.

:: Halkın katılımı toplantısında proje sahibi, ÇED Yeterlilik Belgesi almış firma yetkilisi ve Çevre Orman Müdürlüğü’nden bir yetklili (toplantıyı idare etmek üzere) yer alır.

:: Bazı projelerde bazı sivil toplum kuruluşları halkı galeyana getirebiliyor. Durumu ajite edebiliyor. Bu noktada hoca şöyle bir durumun altını çizdi: “Sokağa teslim olmamak. Ama muhakkak sokağa kulak verip empati kurmak. Bu çok önemlidir.”

:: Kanaat Önderleri: Halkın görüşlerini temsil eden insanlar

:: Türkiye’de kömür işletmeciliği yapan devlet kurumları iki tanedir: TKİ – Türkiye Kömür İşletmeleri ve TTK -Türkiye Taşkömürü Kurumu

:: Kapsamlaştırma Toplantısı ÇED’in can damarıdır.

:: Kapsamlaştırma ve Özel Format Verme hususu:
– Projeyle ilgili önemli konuların ÇED sürecnde incelenmesi
– ÇED çalışmasına ayrılacak zaman ve çalışmanın sınırlarının belirlenmesi
– Karar vermek için gerekli bilgilerin ÇED raporunda ortaya çıkmasını sağlamak
– Detaylı olarak çalışılacak önemli etki ve faktörleri belirlemek

:: Kapsamlaştırmanın temel ilkeleri:
– Kapsamlaştırma, bir süreç olarak algılanmaladır.
– Çevreyi ve insanı gözetecek şekilde olmalıdır.
– Yeterli bilgi elde edildikten sonra başlamalıdır.
– Faaliyete ve prosese dair bilgiler yer almalıdır.
– Paydaşların, halkın rolü ve katılımı belirlenmelidir. (Bundan sonraki maddeleri yazmaya üşendim.)

:: İDK – İnceleme Değerlendirme Komisyonu

:: Meteoroloji Genel Müdürlüğü, proje süresince en hassas kurumlardan birisidir. İstisnasız hemen her kurulda temsil edilmektedir.

:: Bir “ÇED Olumlu” kararının çıkabilmesi için sürecin en başından itibaren minimum 3 ay gereklidir. Bu konudaki ortalama süre ise yaklaşık 1 yıldır.

:: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın.”

:: ÇED, ileri ülkelerin çevrsel sorunlarını minimize edebilecek en önemli argümandır.

:: Ramsar Sözleşmesi, biyolojik çeşitliliğin devamı için BM’ye üye devletlerin imzaladığı sözleşmedir. Bunu bir biyologun bilmiyor olması düşünülemezmiş. Hele ki artık üçüncü sınıfa gelmiş bir biyologun bunu kesin bilmesi gerekirmiş. Öyle ÇED dersi, atıksu mikrobiyolojisi dersi almakla, düzenli depolama sahalarının flora faunasını çalışmakla olmuyormuş.

:: Deniz taşımacılığına “navlun” denir. En ucuz nakliyedir. Ülkemiz bu konu da hiç de iyi değil.

:: Yat sektöründe dünyada çok iyi durumdayız. Tersaneler konusunda ise dünyada ilk 5’in içerisindeyiz.

:: “Ne istediğini bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.”

:: HES yatırımlarında Norveç Modeli uygulanabilir. Üretilen enerjinin belli bir yüzdesi bölge halkına ayrılıp, bölgenin refah düzeyinin artması sağlanabilir. Proje sahipleri, sosyal sorumluluklarını yerine getirmeli, yöreye faydalı olmalıdır.

:: Harfiyat Atıkları Kontrolü Yönetmeliği (tam adı bu değil), ve bu yönetmelikteki cezalar en ağır cezalardır. Zira yaptırımlar caydırıcı olursa çevre konusunda başarı şansı artar.

:: Deniz dolgusu olayını hoca da ÇOB’da hiç tasvip etmiyor. Olmaması için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlarmış.

:: 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu: Balıkçılık faaliyetleri ile ilişkili durumlar.

:: En zor oluşan şey tarım toprağıdır. Bunu gözümüz gibi korumalıyız zira bunlar dünya nimetleridir.

:: Türkiye, zeytinleri kanunla koruyan (Zeytincilik Kanunu) dünyadaki tek ülkedir. Bu kanun özellikle madencilerin başına bela oluyormuş.

:: Ülkemiz demir çelik sektöründe dünyada ilk 5’in arasında. Bir zamanlar siyasiler “Fabrika yapan fabrikalar kuracağız.” diye sloganlar atıyorlarmış. Demir çelik sektörü dillerinden düşmüyormuş.

:: Hava kalitesi açısından en sıkıntılı yerler: Dilovası, Aliağa ve İskenderun Körfezi imiş. Bunlardan ilk ikisi düzeltilmiş. Sonuncu da iyileştirilmiş epey.

:: Yakma prosesinde en sıkıntı olaylar dioksin ve furanlardır. En önem verilmesi gereken iki parametre bunlar olmalıdır.

:: Henüz Türkiye’nin tam olarak onda birinin bile maden yapısı tam olarak bilinmiyor. MTA daha çok çalışacak.

:: Pasa: Atık barajı. Madencilik sektöründe yoğun olarak kullanılırlar.

:: Madencilikte en önemli yönetmelik, “Doğaya Yeniden Kazandırma Yönetmeliği”dir. Faaliyet sonrası ıslahı zorunlu kılıyor.

:: Sağlık Koruma Bandı Mesafesi, madencilikte çok önemlidir.

:: Madencilikte şev ile çalışmak gerekir. Şev kullanmıyorsa bir maden iyi çalışmıyor demektir.

Fevzi Hoca İle ÇED Dersi – 2 –

Bu hafta tahminimce son defa yazıyorum. Zira notlarım uzun oluyor. O yüzden yazması epey zaman alıyor açıkçası sevgili okur. Ama eğer özellikle isterseniz yorumlarda diğer notları tarayıp koyabilirim her hafta. Size kalmış.

Biz Fevzi Hoca‘ya, hoca da bize alıştıkça dersin de gidişatı yavaştan belli olmaya başladı. Çalıştığı uzun yıllar boyunca edindiği deneyimin boyutları ciddi anlamda belli oluyor. Ders esnasında çok kereler kendi kurumunu da eleştirmesi, olaylara gayet açık yorumlar getirmesi bakımından gayet ilgi çekici bir biçimde ilerlediğimizi söyleyebilirim derste. Hocanın anlattıklarından tuttuğum notları buraya yazıyorum. Umarım bir şekilde birilerinin de işine yarar.

:: ÇED, yaklaşık 10 sene kadar kanunda yer almasına rağmen işletilememiş. Çünkü o zamanlar ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar buna elverişli değilmiş.

:: Çevre olaylarının farkına varılması açısından ülkemiz için milat 1986 yılındaki AB üyelik başvurusudur.

:: Resmi Gazete’yi çıkaran başlı başına bir Genel Müdürlük varmış. Kanunlar ve Prensipler Genel Müdürlüğü.

:: “Demokrasiyle yönetiliyorsak, siyasi iktidarın kanun ve yönetmeliklere kendi damgasını vurması kaçınılmazmış, hakkıymış o iktidarın.”

:: ÇED bir taahhütler manzumesidir.

:: 2002 ile 2003 yıllarında çok kısa aralıklarla ÇED yönetmeliğinin değişmesinin sebebi iktidarın değişmesidir.

:: Kütahya Atıksu Arıtma Tesisi 1993 yılında açılabilmiş de Eskişehir’e Porsuk Barajı‘ndan su verilebilmiş. Ondan önce kuyulardan su çekiyormuş Eskişehirliler.

:: Mahalli Çevre Kurulu, vali ve ildeki tüm müdürlerin katılımıyla toplanır. Burada kurulun eskiden ne kadar işevsiz olduğuna yönelik çok iyi bir eleştiri getirdi hoca. Alper‘le çok beğendik.

:: İnsan sağlığı ön planda olduğu için ve ülkemizin ekonomik durumu ekonomik olarak iyi olduğu için ithal kömür kullanıyormuşuz. Bizim ülkedeki kaynakların büyük bölümü kalitesiz. Mesela en kötüsü de Kütahya Seyitömer linyiti. Çok dandik bir kömür olup kalorisi 1800’müş.

:: 2008’de Fevzi Hoca bir tebliğ çıkarmış. Buna göre ister ilgili yönetmeliğin EK I’ine dahil olsun, ister EK II’sine dahil olsun, tüm ÇED dosyaları ÇED Yeterlilik Belgesi‘ne sahip firmalarca hazırlanmalıdır. Bu da bizim için iyi olmuş, bir milat olmuş.

:: Çevre Danışmanlığı sektörü çok büyüyecek sevgili okur. Kafkas ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri arasında çok önemli bir konuda olacak Türkiye.

:: 1993’te ÇED Yönetmeliği çıkarken bir muafiyet tanınmış: Yatırım programına giren faaliyetler için ÇED aranmaz diye. Bu hüküm 24 Ocak 2011’de ÇMO‘nun açtığı dava sonucu iptal edilmiş.

:: 1997’de ÇED Yönetmeliği’nden “Hassas Yöreler” eki çıkarılmıştır.

:: ÇED’in en kabaca olarak düşünüldüğünde baktığı hususlar “yer seçimi” ve “teknoloji alternatifleri“dir.

:: “Allah düşmanımı ÇED’im eline düşürmesin.” Kemal Unakıtan

:: “ÇED Gereklidir” ya da “ÇED Gerekli Değildir” terimleri ilk defa 2002 yılındaki ÇED Yönetmeliği’nde ortaya konmuştur.

:: 2008 yılında yönetmelikte yapılan revizyonla HES’ler için 10 MW’lık sınır değer 0.5 MW’a indirilmiş. ( Bu sınırın ne için olduğunu unuttum.) Bu noktada hoca, gayet açık ve takdire layık bir biçimde müteahitlerin bu kadar canavarlaşabileceğini tahmin edemedik itirafını yaptı. Helal olsun dedim.

:: Kadim Su Hakları: Geçmişe dayalı su haklarıdır. Şöyleki kullanma ve ziraat için gerekli olan su miktarıdır. Bu arada Türkiye’de yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının tümünün sahibi kanunla DSİ‘dir.

:: Can Suyu: Çevresel debi demektir. Mevsime göre değişmekle birlikte 10-20% arasında değişmektedir. Ekosistemin varlığını sürdürebilmesi için gerekli su miktarıdır. Şu linkte bu konuyla ilgili çok güzel açıklamalar yapmışlar. Okuyun kesin çevre mühendisleri.

:: Feyezan Mevsimi: Akarsularda ani debi artışına sebep olan olayların gerçekleştiği dönemlerdir.

:: Tennant Metodu: Hidrobiyolojik yaşamın devamı için bırakılması gereken su miktarının tespitinde kullanılır.

:: 2002’de ÇED Yönetmeliği daha çevre korumacı bir yapıda iken, 2003 yönetmeliği yatırımcıya karşı daha bir yumuşatılmış.

:: “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu“, 2003 yönetmeliği ile oluşturulmuştur.

Fevzi Hoca İle ÇED Dersi

Bu seneki derslerin bir diğer süprizi de Çevre Yönetimi dersini veren hocalarımızdan (çoğul konuşuyorum zira 6 tane) birisinin ÇED ve Planlama Genel Müdürü Fevzi İşbilir olması oldu. Genel müdür derken evet baya baya Türkiye’de ÇED denilince en tepedeki kişiden bahsediyorum. Bakanlıkta bu konuda en tepedeki karar verici.

Bugün ilk dersine girdi Fevzi Hoca. Eğer bu şekilde devam edersek fena olmayacağını düşünüyorum. Aralarda sıkıldığım yerler oldu ancak özellikle sunumunun ikinci yarısında epey notlar aldım sevgili okur. Şimdi istersen o notları ve tespitleri seninle de paylaşayım. Özellikle çevre mühendisliği okuyan arkadaşlar için epey işe yarar bilgiler var.

  • 1991’deki hükümet değişikliği ile Ali Talip Özdemir isimli siyasi karakter, Çevre Müsteşarlığı’nı Çevre Bakanlığı olarak derğiştirmiş ve bakanlığı kurmuş.
  • 2003’te Çevre Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak isim ve yapı değişikliğine uğramış. 5 tane de alt şubesi olmuş: Doğa Koruma ve Milli Parklar, Orman-Köy, Çevre Yönetimi, ÇED ve Planlama, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol.
  • Fevzi Hoca benim de savunduğum şu noktayı savunuyor: “Yaptırımların caydırıcı hale gelmesi.
  • 2009 yılı Aralık ayında Türkiye AB ile açılması çok zor denilen çevre başlığını açmış.
  • Fevzi Hoca’nın kendi tespit ve gözlemleri neticesinde Türkiye hali hazırda AB üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerden çevre anlamında daha üstün.
  • Emisyon Ticareti kavramını iyi araştır, öğren sevgili okur. Zira torunların bile bundan ekmek yiyebilir. Fevzi Hoca garanti ediyor.
  • Türkiye malumunuz Kyoto Protokolü‘ne geç imza attı. Bunun sebebi de ülkemizin OECD ülkelerinden olmasıymış. Bizim ekonomik durumumuz zaten ortada iken bu oluşuma üye olduğumuz için Kyoto Protokolü’ne imza attığımız takdirde bir de donör olarak görülüp para vermemiz istenecekmiş. İşte bu sebepten dolayı üye olmamışız. En son Meksika’da yapılan toplantıda bu durumumuzu izah etmişiz de Allah’tan imzayı koyabilmişiz protokole. Protokole uzun yıllar imza koymakta direnen ülkeleri bir çoğu Rusya 2007’de imzaladıktan sonra imzalamışlar. Heyhat, protokolün süresi 2012’de bitiyor. Bakalım yenisi nasıl olacak.
  • En iyi para yiyebileceğimiz alanlardan birisi de sanayi kaynaklı hava kirliliğinin kontrolü konusuymuş. Bu alandaki teknolojilere çok deli yatırımlar oluyormuş. Akıllı olmak lazım. Yani hava kalitesi sektöründen iyi ekmek yenirmiş.
  • Ülkemizde atıksu denetimi görece daha zayıf durumdaymış.
  • “Kirleten öder.” prensibine Fevzi Hoca şöyle bir bakış açısı getirdi: “Kirleten hem öder hem temizler.
  • ÇED Yönetmeliği’nde yapılan son değişikliği 17 Temmuz 2008’de Fevzi Hoca yapmış.
  • Hoca sunumun ikinci yarısında AB’deki ÇED Direktifi üzerinden ilerledi.
  • Burada şu an hatırlamadığım bir 3. madde vardı. Şöyle not almışım: “İyi güzel de şu an dört bir tarafta yapılan HES projeleri bununla çelişmiyor mu?” Hatta bu soruyu soracaktım. Hoca en son sor dedi, ancak sivri zekalının biri hocanın dersi erken bitirmesine sebep olduğu için sorumu soramadım. Ama haftaya soracağım.
  • Madde 4’teki “etkinin sınır ötesi yapısı” durumu Türk ÇED yönetmeliği ile AB’nin ki arasındaki tek farkmış. Ülkemiz bu madde ilerideki yatırımlarımıza engel oluşturur diye bu kısmı almamış. Zira Türkiye ESPOO direktifine taraf değil. Ondan dolayı bu husus bizi bağlamıyor. Ancak taahhüt etmişiz ki AB’ye girersek aynı gün ESPOO’ya imzamızı koyarız.
  • AB, Mısır ve İran’da olduğu gibi Türkiye’nin de “kaçma riskinden” dolayı bizden vazgeçemiyormuş. Bu kaçma riski ifadesi üzerinde düşünmek lazım sevgili okur. Başarılı.
  • Fevzi Hoca’nın da itirafı üzerine artık kesindir ki ülkemizdeki termik santrallerin hepsi halen hava kalitesine olumsuz etkide bulunuyor. Bunlar özelleştirme kapsamında. Özelleştirilince ÇED tepelerine binecekmiş. Standartları yakalatacakmış.
  • Yakın tarihte özelleştirme idaresi 15 tane santrali özelleştirecekmiş. Açıkçası ben enerjinin özelleştirilmesini pek de doğru bulmuyorum sevgili okur. Ne yapayım, ben böyleyim işte.
  • Fevzi Hoca’nın değindiği bir diğer nokta da şu yanlış anlaşılma ki ÇED Olumlu Kararı, her kapıyı açan bir maymuncuk, sihirli anahtar değildir. Kurum ve kuruluşlar izin verirken kendi mevzuatlarını ön plana almalıdırlar.
  • Hocanın sunum boyunca kullandığı ve benim yakalayabildiğim bazı sözcükler de şöyle:
    :: Donör: Bağışçı (maddi anlamda)
    :: Namütenahi: sonsuz, sınırsız
    :: Müeyyide: yaptırım
    :: İşkembe-i kübra: geniş işkembe, kalın bağırsak. Ancak hoca bunu işkembe-i kübradan atmak şekliyle ve sallamak, uydurmak anlamında kullandı.
    :: Kakofoni:Kulağa hoş gelmeyen ses, ses karmaşası

Bakalım sevgili okur, bu sene bizi neler bekliyor 🙂