Tag Archives: Fight Back The Piercing Light

Sabhankra – The Dream Is Dead (2019)

sabhankradream.jpg

Yeni bir yıl başladığında yerli metal müzik piyasasındaki kemik kitle, o yıl dinlenecek yeni albümlerin arayışlarına giriyor. Son iki yıldır da Sabhankra, daha yılın ilk günlerinde bombayı bırakıyor ortalığa. Son yıllarda sertlikten taviz vermek şöyle dursun, bilakis daha karanlık ve hızlı parçalarıyla Sabhankra artık piyasanın amiral gruplarından birisi olduğunu iyice ortaya koyuyor. İşte The Dream Is Dead, bu yükselişin zirve noktasında yepyeni üç parçadan oluşuyor. Takvimler, 2019 Şubat ayını gösteriyor ve Sabhankra yine yayında. Sen de Sabhankra’yı en Türkçe olarak en kapsamlı yazan yerdesin.

Geçen senin sonbahar aylarında yeni bir çalışmanın müjdesini vermişti Sabhankra. Zaten 2018 yılı da konserler ve yeni materyallerle (CD, kaset, tişört) dopdolu geçmişti. Bu noktada da, çok büyük ihtimalle Sabhankra şu anda diskografisi en kalabalık Türk Metal gruplarından biridir ve hatta en kalabalık olanıdır diyebiliyorum. Şu anda metal-archives’te Sabhankra adına 13 farklı çalışması (1 demo, 4 albüm, 4 EP, 2 live, 2 DVD) ve eski adları olan Constantinopolis adına da 2 farklı çalışması (1 demo, 1 albüm) kayıtlı. Tüm bu çalışmaları derlediğinizde karşınıza 70’ten fazla kaydedilmiş farklı şarkı çıkıyor. Aşağı yukarı 16 senelik bir kariyerde ortaya çıkan işler bunlar. Üretiyor adamlar. Durmuyorlar, rölantiye almıyorlar, cepten yemiyorlar, eski materyallerle yetinmiyorlar, yeni yeni yeni sunuyorlar sürekli olarak. O da yetmiyor videolar, dvdler, klipler yayımlıyorlar.

Yavaş yavaş The Dream Is Dead’i konuşmaya başlayalım. Her şey Savaş Sungur’un grubun daha önceki Seers Memoir ve Revenge çalışmalarının albüm kapaklarını da çizen Martha Sokolowska’dan yeni bir albüm kapağı çizmesini istemesiyle başlıyor. Gelen görselden o kadar memnun kalıyor ki ellerinde biriken materyallerden sonuca en yakın olanları hemen derleyip toparlayıp üç parçayı oluşturuyorlar. Şunu hemen en başında belirteyim, bir bütün olarak en sert Sabhankra albümüyle karşı karşıyayız. Grup giderek melodik black metale evrimleşiyor. Bu dönüşümün zirve noktası.

Albüm yine home studio productions tarafından kaydedilmiş. Mastering ve miksaj işlerini ise önceki albümlerden tanıdığımız Ali Sak yapmış. Şu anda yalnızca dijital platformlarda yayımlandı albüm. Ancak kısa bir süre sonra Khufu Records tarafından kaset olarak basılacak. Uzun vadede ise CD olarak basılması pek mümkün değil. Ancak belki ileride birkaç EP birleştirilip split bir iş olarak CD formatında da basılması mümkün olabilir (bu benim temennim).

savasridvanAlbüme adını veren parça, The Dream Is Dead ile başlıyor EP. Altı dakikalık bir kaos başlıyor. Parçanın başından sonuna kadar kesilmeyen blastlar üzerinde melodik rifflerle ilerliyor parça. Burada vokal de olabildiğince agresif. Zaten bu üç parça Savaş Sungur’un öfkesinin de en yoğun halini temsil ediyor. Bir müzisyen olarak ruh halini bundan daha iyi nasıl yansıtabilirdi bilemiyorum. Biz kendisini tanıdığımız için bu çıkarımı rahatlıkla yapabiliyoruz. Parçanın dördüncü dakikası içerisinde ortalama bir solo başlıyor. Bunun çok çok daha iyilerini önceki albümlerde duyduğumuz için buna ortalama diyorum. Albüm bu parçadan son parçaya kadar çok hızlı bir albüm. Bunun da sebebi davulcu Rıdvan Başoğlu. Sonunda söyleneceği başında söyleyeyim, bu albüm performans açısından Rıdvan Başoğlu’nun albümü olmuş. Yani albümü kim dinlerse dinlesin, dikkatleri ilk çeken şey davullar! Diskografinin en hızlı, en teknik parçaları bunlar. Grup üyeleriyle konuşunca da her biri “Rıdvan hız istiyor” diyorlar.

Immortal’ı andıran bir girişle, ikinci parça Blood For Blood başlıyor. Ben bu girişi ilk duyduğumda aklıma hemen Süha Kozbey geldi. Kendisinin Immortal’ı sevdiğini biliyorum. Ancak şaşırtıcı bir şekilde bu parçanın değil de üçüncü parçanın Süha Kozbey tarafından yazıldığını öğrendim. Dönelim parçaya. Bir öncekine göre daha da karanlık bir parça bu. Grubun yakın zamanda Bursa’da olacak konserinde de ilk defa sahnede çalmayı planladığı parça buymuş. Neredeyse yedi dakikalık süresiyle de en uzun parça. Yıllar önce şu yazımda yazdığım kural gereğince, tüm sert Sabhankra parçalarında olduğu gibi bu parçanın da girişinde vokal öncesinde bir scream giriş var.  Tüm bu ana kadar, yazabileceğim en büyük eksiklik klavyelerin eksikliği olabilirdi. Ancak parçanın başında başlayarak sonuna kadar eşlik eden ve son kısımda nihayet trafiği kontrol eden klavye melodisini es geçmiyorum. Bu albüm bir gitar albümü. Ne yazık ki klavyeler çok baskın değil bu sefer. Sadece klavye melodisinin alıp götürdüğü parçalar yok. Elbette ki böyle sert bir albüm albüm kaydetmek niyetindeyseniz klavyelerden fedakarlık etmek durumunda kalıyorsunuz.

Yukarıda “bu albüm bir gitar” albümü diye bir cümle kullandım. Son parça, Fight Back The Piercing Light başladığında bu durum biraz değişiyor. Rıdvan Başoğlu, girişten bitişe kadar “ben varım” diyor. Parça benzer bir trafikle başlıyor ve devam ediyor. Melodik bir solosu yok. Bunun yerine, aralarda blastlarla tırmanan ve twin pedal/melodik rifflerle taşınan bir gövde ritmi var.  Bu şarkı diğer bir yandan, Güneş’e, günışığına savaş açan Savaş Sungur’un bir manifestosu da olmuş durumda. Diyor ki:

“Come together, stand against the piercing light!
Stand strong, fight back the piercing light!

(Bir araya gelin, delip geçen ışığa karşı durun!
Güçlü durun, delip geçen ışığa karşı koyun!)”.

grupsabhankra.jpgUnutmadan, albümün ve grubun 2019 yılı güncel ve uzun yıllar böyle kalmasını dilediğimiz kadrosu:

Savaş Sungur – Gitar, vokal
Süha Kozbey – Gitar
Gürkan Yücel – Bass
Rıdvan Başoğlu – Davul

Genel olarak değerlendirildiğinde, melodiklik olarak öncekilere göre zayıf, ancak hız ve agresiflik olarak zirvede bir EP’den bahsediyoruz. Gruba Rıdvan Başoğlu’nun etkisini artık çok net görebiliyoruz. Her biri çok sevdiğim insanlar, arkadaşlarım olan Gürkan Yücel, Süha Kozbey ve Savaş Sungur’un da bu evrime en başarılı şekilde uyum sağladığına hiç şüphe yok. Black Metal’in melodik sularında yüzüyoruz artık dostlar. Geçen yılın buzulları, dağları (From The Frozen Mountains) artık geride kaldı. Artık öfkemizin doruklarındayız.