Tag Archives: Filiz

Çok Kapsamlı Bir Hafta Değerlendirmesi

Çok tembelim. Blogu da çok ihmal ediyorum. Ama o çok vefakar. Beni asla bırakmıyor koçum benim 🙂 Geçen hafta olan biten olayları yazayım istedim notlar halinde. Merak ederseniz okuyabilirsiniz 🙂

Geçen haftasonu Bilecik‘e Onur Abi‘yle birlikte döndük. Dönmeden önce Eskişehir’de biraz dolaştık. Şehre sinen o pazar günü burukluğunu hissetmeye çalıştık. İnsancıl Sahaf‘taki müthiş kitap indirimini de o burukluğun bilmem kaçıncı kıvrımında farkettim. Hemen yanaştım ve 6 tane kitap aldım. Unutulmuş Diyarlar – Şarkılar ve Kılıçlar Serisi‘nin dördüncü kitabı Diken Hisar bu kitaplardan ilki. Bu serinin kitaplarını şimdi değil ama ileride okurum belki diye nerede görsem toparlamaya çalışıyorum. Bir diğer kitap da yine benzer amaçla aldığım Margaret Weis‘in Dragonvarld Üçlemesinin üçüncü cildi, Ejderhaların Efendisi. Dünya Klasiklerini şiddetle okuyan ve tavsiye eden biri olarak Monteigne Denemeler, Balzac Eugenie Grandet ve Victor Hugo‘nun Notre Dame’ın Kamburu isimli ölümsüzlerini de sırf arşivlik olarak aldım. Ha bir de Recaizade Mahmut Ekrem‘nin Araba Sevdası isimli romanını da yine kitaplığıma ekledim. Bildiğiniz üzere edebiyatımızdaki ilk realist roman örneği olarak kabul ediliyor bu eser. Romanı hiç okumadım ancak yakın zamanda okumayı planlıyorum. Kitaplardan bahsettim ve son bir kitapla devam edeyim. Çarşamba akşamı Şemre ile canımız sıkıldı ve akşam dolaşmak için çarşıya indik Bilecik’te. Orada

Kerberos

bir kitap sergisi açılmıştı. Oradan da uzun zamandır aklımda olan bir kitabı indirimli fiyatı ile gördüm: Mitoloji Sözlüğü. Sözlük olunca tabi yayınevi falan farketmiyor. Hemen açıp aklıma gelen üç beş karakteri araştırdım. Artemis, Kerberos ve İkarus‘a baktım. Bunlardan Kerberus’u biraz anlatayım hadi. Kerberos, Cehennem’in bekçisi olan üş başlı köpeğin adı. Bu köpeğin kuyruğu yılan kuyruğu gibiymiş. Isırıkları da zehirliymiş. Kerberos’u yakalamak Herkül‘ün 12 görevinden sonuncusu imiş. Tabiki Herkül yakalamış köpeği ve Atina’ya getirmiş. Hatta bu esnada köpeğin ağzından yeryüzü topraklarına saçılan salyalardan ilk zehirli bitkiler türemiş.

Bu hafta cuma gecesi dolunay vardı. Dolunayın üzerimdeki malum etkileri iki sene önce kurtadam saldırısına uğrayıp yazdığım taa şu yazıdan beri biliyorsunuz. Bu etkileri biraz da ben anlatayım istedim. Ben de yarattığı fiziksel değişimleri bir kenara bırakırsak, aslında dolunayın biz kurtadamlarda yarattığı mental etki çok daha fazladır. Dolunaylarda özgüvenimiz çok fazla artar. Zamanla kendimizi çok daha iyi kontrol edebiliriz ancak bu özgüvenin bizde yarattığı o harekete geçme içgüdüsü de inanılmaz boyutlara ulaşır. Tipik bir kurtadamın Superman gibi iki karakterli bir hayatı yoktur. Yani dönüşüm bizleri tamamen farklı kişilere dönüştürmez. Sadece karakterimizde nispeten daha az baskın olan özgüven ve cesareti diğer hislerimizin üzerine çıkartır. Popüler kültürde anlatılanın aksine bilincimizi ve kontrolümüzü tamamen kaybetmeyiz. Yani bir dolunayda kalbinde size yer olan bir kurtadamla yürümenizde hiçbir sakınca yoktur, bilakis size o gece zarar verebilecek hiçbir canlı yoktur! Cuma gecesi çıkan dolunayda canım çok sıkıldı dönüşmedim. Televizyon izlerken uyumuşum. O yüzden gece dışarı da çıkamadım. Neyse önümüzdeki ayı bekleyeceğim artık.

Benim bebeklerim

Geçenlerde kendime uzun süredir almayı istediğim bir şeyi aldım: Dekupaj makinesi! Beş ay önce aynı marka, Black & Decker‘dan bir de matkap (CD714CRES) almıştım. Matkaptan gayet memnun kalınca dekupaj makinesini (KS800S) de almakta bir sakınca görmedim. Ekibe katılan bu yeni arkadaşla birlikte kesme sorunumu çok büyük oranda halletmiş bulunmaktayım. İkisini de görüyorsunuz. İkisi de benim bebeklerim. Geçen gün banyo için bir dolap yaptım bunlarla.

Mutlu kitap okuyor!

Bu hafta eve geldiğimde yatağımın üzerinde beni bekleyen yen bir misafirimiz olduğunu gördüm: Mutlu! Annem sokakta parçalanmış bir halde bulduğu bir bebeği eve getirip güzelce tamir etmiş. Üzerine de bizim Sudegül‘ün eski elbiselerini güzelce geçirmiş. Ortaya sevimli şeker bir bebiş çıkmış. Adını da Mutlu koymuş. Mutlu erkek ismidir diyeceksiniz, hayır. Mutlu diye çok şeker bir kız tanımıştım bir zamanlar 🙂 Mutlu, evimizin uzun süredir beklenen torunu oldu böylece. Fantastik bir bebek! Aramızda Erdal Bakkal ile yavrisi arasındakine benzer bir bağ oluşmaya başladı.

Sabhankra yine beklenmedik bir hareketle Yonca Evcimik‘in 1994 yorumu Tut Elimi parçasını coverlamış! Benim “Pop Müziğe Tahammülümüz Yok(!)” sloganıyla paylaştığım bu cover, yine çok farklı olmuş. Sabhankra parçayı alıp başka bir ruh haline sokmuş. Bu gelişmeyi şimdilik bu kadar kısa tutuyorum ancak birkaç gün içerisinde ayrı bir yazı yazacağım bununla alakalı olarak.

Bugün yaklaşık altı aylık bir aradan sonra Dragon Yarışları‘na katıldık. Son katıldığımız yarışla ilgili olarak yazdığım şu yazıya göz atabilirsiniz. Bu seneki yarışta da çok büyük oranda geçen seneki takımımızla yarışıyoruz. Bu sene tamtamcımız ve iki kürekçimiz değişti. Bunlardan Filiz, zaten eski kürekçimizdi. Ekibe tamamen yeni katılan arkadaşlarımız ise Halil Ceylan ve Kübra oldular. As takımımız hazır olmasına rağmen bugün antrenmanımızı yedeklerle yaptık. Uzun süre sonra dragon botuna binince çaktırmadım ama acayip bir heyecan sardı beni 🙂 Gerçi bu sene yarışan takımlar içerisinde herhalde en deneyimli birkaç takımdan birisiyizdir. Dolayısı ile bu deneyimimizi elimizden geldiğince kullandık. Antrenmanda kürekçilerimizin dört tanesi ilk defa kürek çektikleri için istediğimiz hıza ulaşamadık ama gerçek yarışta herşeyin farklı olacağını umuyorum. Ha, bu arada bu sene takım kaptanı Alper oldu.

Vega‘nın Elimde Değil parçasını bilirsiniz. Çok uzun süredir dinlememiştim. Bugün mp3 çaları karışık moda aldım. Türkçe klasöründen gitti bu şarkı başladı. Dolmuştaydım tam. O kadar senedir dinleyip de hiç farketmediğim bir şeyi farkettim: Bu şarkı bir kadına yazılmış. Grubun vokali kadın olunca sanki şarkılar da bir kadının ağzından bir adama yazılmış gibi geliyordu hep. Bugün şarkının sözlerini dikkatle dinleyince şu dörtlükle kendime geldim:

Dizime başını düşür uyu
Saçlarım yüzünde gezsin
Geceler uzun geceler boyu
Ben yorgun sen güzelsin

Şarkı güzel bir şarkı, sözler de fena değil. Ama bu kadın söylüyorsa kesin erkeğe söylüyordur önyargısının beni nasıl kör ettiğini farketmek çok can sıkıcı oldu. Aynı ön yargı ben de Şebnem Ferah şarkılarına karşı da var mesela. O şarkıları da muhakkak bir erkeğe yazılmıştır diye dinliyorum.

Aklımda kalanlarla birlikte böyle bir hafta geride kaldı. Yeni gelen haftanın daha egzantirik şeylere gebe olması ümidiyle öpüyorum her birinizi.

GNCTRKCLL Dragon Yarışları’nda Nasıl Elendik?

Önceki senelerdeki Dragon Yarışı maceramızı hafızan iyiyse hatırlayacaksın sevgili okur. Şu yazılarımda bahsetmiştim hani: 1. yazı, 2. yazı, 3. yazı

Bu sene de gnctrkcll‘in düzenlediği yarışlara bir önceki ekibimize yeni isimler ekleyerek katılmaya karar verdik. Takımımızın adı tıpkı bir önceki sefer de olduğu gibi “Pirates of Porsuk” olarak belirlendi. Ancak yarış öncesinde özellikle Pirates sözcüğünün telaffuzu ile sıkıntılar yaşanınca adımızı “Porsuk Korsanları” olarak değiştirdik.

Sarısungur Göleti’nde ön elemeye giderken

Ekibimizde geçen sene yer alan kardeşlerimiz Emre, Turgut, Atila ve Ersil bu sene yoktular. Ayrıca yine değerli arkadaşlarımız Meltem ve Filiz ile Filiz’in kardeşi de bu sene bizimle birlikte değillerdi. Biz de yeni isimleri takımımıza davet ettik. Bu sene hanım kürekçilerimiz Ezgi ve Esra oldular. Sercan’ın bölüm arkadaşları olan bu kızlarla çok kısa sürede aynı frekansta olduğumuzu anlayınca sanki kırk yıldır aynı takımda kürek çekiyormuşuz gibi oldu, kaynaştık. Hemen ardından Togay ve Emre kardeşlerimizi bağladık ki ikisi de fiziksel olarak tipik kürekçilerdi, hatta Emre eski OGÜ takımındandı. Geçen seneki ekibimizin yedekleri Sercan ve Murat‘ı da ilk 10’a aldık. Geriye bir tek tamtamcı kalıyordu. Tamtamcımızı da antrenmana gittiğimiz gün tamamen şans eseri olarak bulduk: Ezgi! Ezgi’yi hani Doğa ve Çevre Kulübü ile yaptığımız işlerden hatırlarsın belki sevgili okur. Ve böylece “Porsuk Korsanları” şu kadro ile yarışa hazır hale geldi:

:: Tamtam: Ezgi
:: İlk sıra: 2Emre – 1Togay
:: İkinci sıra: 4Koray – 3Murat
:: Orta sıra: 6Sercan – 5Alper
:: Dördüncü sıra: 8Esra – 7Ezgi
:: Son sıra: 10Volkan – 9ben

Geçen hafta perşembe günü ilk ve tek antrenmanımıza çıktık. Şansımıza kalabalık değildi ve çok rahat bir antrenman oldu. Aralıklarla iki tur yaptık. Oturma düzenini ve taktiklerimizi konuştuk, anlaştık ve ilk elemenin yapılacağı cumartesi gününü beklemeye başladık.

Cumartesi gözümü Alper‘in odada açtım. Yerde Sercan, Sercan’ın yanında da Alper yatıyordu. Uyandık, hazırlandık. Tüm takım Açıköğretim Fakültesi’nin yanındaki otoparkta toplandık. Üç araç olarak Sarısungur Göleti‘ne doğru yola çıktık. Gölete vardığımızda ortamın cidden kalabalık olduğunu gördüm. Geçen seferden farklı olarak takım kaptanlığı bu sefer Volkan‘daydı. Kuramızı çekti ve ilk sırada güçlü bir takımla, Uçan Hollandalı, yarıştığımız bir tablo çıkardı ortaya. Başa gelen çekilir diyip son hazırlıklarımızı da yaptıktan sonra kayığa doluştuk. Alper kayığa ters oturarak yandaki ekipte “bunlar işi bilmiyor” izlenimi uyandırdı. Neyse, kurbanlık koyun modunda başlama noktasına ilerledik.

Başlangıç noktasında iyi bir çıkış yapıp kısa sürede öne geçmeyi başardık. Tempomuzu uzun süre koruduktan sonra yavaş yavaş yorulmaya başladık. Bitişe çok az bir süre kala yandaki ekip de bizi yakalamaya başladı. Biz de gizli silahımız olan Atak hamlesini yaptık. Teknedeki herkes son gücüyle küreklere asıldı ve yarım boy farkla yarışı kazandık. Tekneden ininceye kadar bekledik. Ancak kıyıya yanaşır yanamaz herkes birbirine sarılmaya tebrik etmeye başladı. Sevinçten Alper’le kucaklaşıp zıplamaya başladık. Evet, ilk turu geçmiş ve ertesi gün Porsuk‘da yarışmaya hak kazanmıştık. Kısa bir süre sonra toplarlanıp ertesi günü düşünerek Sarısungur Göleti’nden ayrıldık. Ön elemeyi nasıl kazandığımızı şu videoda izleyebilirsiniz.

Pazar günü saat 10.00’da Adalar‘da eski belediye binasının önünde gnctrkcll etkinlikleri çoktan başlamıştı. Biz de gecikmelerle saat 10.15 civarında orada olabildik. En erken gelen Volkan, Sercan ve Alper’e takım adına beklettiğimiz için özür diliyorum. Kabul edin lan n’olur.

Murat ve Alper Kahvaltıda

Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra Porsuk’ta küçük bir ısınma turu attık ve hepimiz aç olduğumuz için ekip olarak kahvaltı yapmaya gittik. Barlar Sokağı‘nda Public Tube‘da epey iddalı bir kahvaltı yaptık. İddialı olan kahvaltı değil, yan masada yenmemiş olarak duran patates kızartmaları ile sosisleri aşırabilecek kadar aç olan bizlerdik. Kahvaltıdan sonra yarış alanına döndük ve kurayı beklemeye başladık. Kurada Anadolu Hazırlık isimli takım çıktı karşımıza. Yarışma sırası olarak da 3. sırayı çektik. İç kulvarda yarışacaktık.

Zaman aktı gitti ve sıra bizim yarışımıza geldik sevgili okur. O ana kadar ufak tefek heyecanlanan ben, o anda heyecandan midemin bulandığını hissettim ilk defa. İskeleden hareket ettik başlangıç noktasına doğru. Yol boyunca taktiklerimizi tekrar tekrar gözden geçirdik. Ve nihayet başlama noktasına geldik. Heyecan hepimizi sarmıştı. İki takım aynı hizaya gelince start verildi ve tempoyla asıldık küreklere. Diğer ekip bizden yarım boy kadar önde gidiyordu. Volkan’la beraber takıma komut veriyorduk ve hızlanmadan tempoyu korumaya çalışıyorduk. İlk taktiğimizi tam da beklediğimiz yerde ilk virajda gerçekleştirdik ve yarım boy önce geçtik. Bir süre böyle gittikten sonra yorulmalar başladı takımımızda. Kısa süreli bir kaostan sonra yine komutla takımı dengede tutmaya çalışırken bu sefer diğer ekip öne geçti. Böylece elimizde son bir hamle şansımız kalmıştı ve uygun zamanı beklemeye başladık. Kararlaştırdığımız nokta geldiğinde Volkan’la birlikte son gücümüzle “aataaaakkk”diye bağırdık. Ancak antrenmanlarda ve bir önceki yarışta olan sıçrama olmadı bu sefer. Atağımız bir işe yaramadı. Son metrelerde iskelenin iki yanındaki insanlara bakabildim.

Yarışın en zor anlarında birisi

Yüzümde dehşet verici bir ifade olmalıydı herhalde. 30-40 santimlik bir farkla yarışı kaybettik. Bitiş noktasını geçtikten sonra yan takımın tamtamcısı suya düştü. Onun düştüğünü görünce kürekçilerinden birisi de suya atladı. Ancak o an ki hayal kırıklığı ile bunların hiçbirine dikkat edemedim. Halbuki bu durum diskalifiye sebebiydi, yarış öncesinde verilen kural listesinde o şekilde yazıyordu.

İki an çok etkilemişti beni sevgili okur. İlki az önce bahsettiğim an, yarışın bitimine birkaç metre kala iskeledeki insanlara baktığım andı. Yüzümdeki o ifadeyi düşündüm. Diğer an ise kaybettikten sonra iskeleye giderken kayıktaki o andı.

Yarıştan sonra sahneye çağrıldık. İki cümle birşeyler söyledi Volkan. Sonra bir fotoğrafımızı çekip verdiler. Toplarlanıp oradan ayrıldık.

Yarıştan sonra şu sitede şöyle bir haber çıktı. Bu da ekip olarak bizi biraz düşündürdü gerçek olabilir mi diye.

Tıklayınca büyüyor abisi!

EKLEME: Sakarya Gazetesi’nin 08.10.2012 tarihli baskısında çıkan haberimiz:

Dragon Yarışları’nı Kaybettik!

Ve nihayet 2. vizelerden sonraki cumartesi günü yani 7 Mayıs günü bu sefer üçerli takımlar halinde yarışıp ertesi günkü Porsuk etabına katılabilmek için hazırlandık. Bir önceki gün kura çekiminde şansımıza günün sondan bir önceki turunda yarışacağımızı öğrendik.O gün gelemeyecek olan Deniz’in yerine bu sefer de Filiz‘in kızkardeşini aldık.

Neyse saat 12 de bindik otobüse saat 16.30’u beklemeye başladık. Ancak rüzgar hızını arttırınca organizasyon da yarışları çabuklaştırıldı. Saat 16.00 olduğunda çıkmamamız için hiçbir sebep kalmamıştı. Biz de gittik tekneye yerleştik. Ancak yarışacağımız diğer iki gruptan birisi henüz gelmemişti. Ama yarışmada “Yarışmacı takımlar yarış saatinden en az 30 dakika önce gelmelidir.” diye bir kural da vardı. Saat 16.30’da yarışacaktık, buna bir itirazımız yoktu. Saat 12’den beri sıcağın altında bekleyen bizlere tezat, saat 16.10 olmasına rağmen o takım halen gelmemişti. Ancak bu takımı elemediler. Adamlar neredeyse 1 dakika kala gelebildiler. Tabi bundan önce tekneye yerleşip moda girmiş olan bizim takım tekneden tekrar inince tüm adaptasyonumuz da kayboldu.

Detaylar halledilip ikinci defa teknelere yerleştik. Dümencimiz anlaştığımız üzere Ceyhun oldu. Heyecanla yarışın başlayacağı noktaya gittik ve o sessiz bekleyiş başladı. Hakemler gelip üç tekneyi de hizaya soktular. Herşey hazır olduktan sonra hakem yarışı başlattı.

Süratle ve çok az bocalayarak çıktık. Meltem’in söylediğine göre uyumumuz süpermiş. Geç kalan takım iyice koptu ve biz TIP123 isimli takımla başa baş bir mücadeleye başladık. Takım kaptanı ben olduğum için hem teknedeki uyumu hem de yan takımla olan durumu kontrol ettim. Bir noktada adamlarla aramızdaki mesafe biraz açılır gibi olunca ATAK diye bağırdım. Bu bizim beklediğimiz bir komuttu ve herkes bu sefer biraz daha hızlı çekmeye başladı. Herkes son gücü ile kürek çekiyordu. Ceyhun son 10 metre diyince ben bu sefer diğer grupla kafa kafaya olduğumuzu görüp son defa planda olmamasına rağmen atak diye bağırdım ve indiğimizde kıyıdan izleyen herkesi hayretler içerisinde bırakan o ani hızlanmayı başlattım. Ancak bu hızlanmaya ayak uyduramayan bir iki kişi oldu. Buna rağmen bitiş çizgisini burun buruna geçtik. Ben galip olduğumuzu sanıyordum. Ancak neredeyse 30 cm’lik bir farkla kaybettiğimizi öğrenince acayip üzüldük.

Buna rağmen hakemlerden birisi takımımızın iyi bir takım olduğunu tek hatamızın kürekleri çok derine daldırmak olduğunu söyledi ve bizi 19 mayıstaki özel yarışa davet etti. Ancak 19 mayıs günü bir sertifika programına takımdaki 5 kiş katılacak olduğundan bu daveti geri çevirdik. Ertesi gün Porsuk’ta yarışamayacak olduğumuzdan dolayı hem üzgün hem de mutlu olduk. Kaybedilebilecek en iyi şekilde kaybettik ve herkes elinden geleni yapmanın vermiş olduğu vicdani rahatlıkla oradan ayrıldı.

Az önce Filiz’den gelen haberle de bu Dragon macerasının daha bitmediğini öğrendim sevgili okur, pek bir mesut oldum 🙂

Buı yazıyla ilgili tek sıkıntı o gün benim hiç fotoğraf çekmemiş olmam sevgili okur. İnşallah Filiz’den alacağım fotoğrafları da bu yazıyı da güncelleyeceğim. O sebepten dolaayı sen bu video ile idare et:

Dragon Yarışları 2. Antrenman

Vizelerden hemen önceki cumartesi günü daha önce şu yazımda da yazdığım ilk iki antrenmandan sonra kalan tek antrenman hakkımızı kullanmak için yine sabahın erken saatlerinde buluşup Sarısungur Göleti‘ne gittik. Orada hemen hangi grubun kaçıncı sırada antrenman yapacağına dair bir kura çekildi ve şansımıza ben 2. sırayı çektim. Bir müddet bekledik önce. Sonra sıramız geldi ve biz ciddi bir hata yapıp ısınma hareketleri yapmadan tekneye doluştuk. Bu arada o günkü kadroda bir önceki antrenmana göre bir takım değişiklikler vardı. Bu antrenmanda Meltem davulcu oldu. Dümencimiz Erman olamadı malesef, zira dümencilerin eğitimi tamamlanamamış. O sebepten dolaayı dümene organizasyon ekibinden Ceyhun geçti. Takımda 3 bayan bulundurmak zorunlu olduğundan kelli bir önceki takımdan Murat‘ı ve Sercan‘ı yedeğe alıp yerlerine deneyimli olan Filiz‘i ve ilk defa kürek çekecek olan Deniz‘i aldık. Benim yanıma Atila geldi. Deniz’le Filiz ise yanyana oturdular.

Bu antrenmanda bir öncekine göre daha iyiydik. Çünkü artık herkes yapması gerekeni öğrenmişti. Deniz bile ilk defa kürek çekiyor olmasına rağmen uyumluydu. Ceyhun’la Filiz’in de tanışıyor olması sebebiyle takımda daha samimi bir ortam oluştu.

Takımımız

Antrenmana başladık. Ceyhun yine bizi hemen yakından döndürdü, acayip kızdık. İlk sırada oturan Atila ve Ersil neden bilmiyorum bu antrenmanda uyumsuzdular. Ceyhun’un da tavsiyesi ile yarışta ön sıraya Alper ve Koray’ı geçirmeye karar verdik. Çok kısa sürdüğü için antrenman saat 3 gibi toparlandık. Ancak bizi götürecek otobüsün saat 6’da gelecek olması hiçbirimize makul gelmedi. Biz de kuşandık silahlarımızı düştük yola. Göl karşılıklı kıyıları arasındaki mesafe en fazla 300 metre olan ancak kıyı şeridi uzun olan bir göl. Yani şöyle özetleyeyim, eğer suda yürüyebilirseniz göletin dışına, otobüsün geçtiği yere gitmeniz 3 dakika sürer. Ancak eğer suda yürüyemiyorsanız, gölün çevresini dolaşmak zorundasınız. Bu da en az 20 dakika yürümek demek. Biz suda yürümeyi bilmediğimiz için kıyısından dolaştık ve 20 dakikaya çıkışa geldik. Ancak bu noktadan ancak bir saatte bir otobüs geçiyordu. Bizim şansımızı arttırmak için birkaç kilometre ötedeki otobüs durağına ulaşmamız gerekecekti. Bu yüzden karayoluna çıktık. Daha 5 dakika yürümüştük ki arkadan gelen bir tır sağolsun otostop işaretimize cevap verdi. Araca ancak 6 kişi sığabiliyormuş. Oysa biz 11 kişi idik. Bu esnada arkadan aynı firmaya ait ikinci bir tır yanaştı. Biz toplamda 11 kişilik iki grup bu tırlara bindik. Bu adamlar da sağolsunlar o dediğim durağa bizi bıraktılar. Burada da yirmi dakika kadar bekleyip gelen otobüse atlayıp şehre indik. Bu sayede saat 6’ya kadar beklemekten kurtulduk. Bu arada bu antrenmanda takımın adını da koyduk: PIRATES OF PORSUK. Antrenman böyle bitti.

Bu antrenmandan bir kare koyuyorum buraya. Sercan çekmiş, çok hoşuma gitti.

Duvarkağıdı (Tıkla büyür)