Tag Archives: fincan kafe

Elveda Fincan Kafe

Bitti evet. Fincan Kafe’den dün gece saat 23:30 itibariyle ayrıldım. Tam 1 ay 4 gün çalışmışım 🙂 Bu süre içinde teorik olarak elime 340 YTL ve bahşişleri de sayarsak 400 YTL gibi bir para geçti. İyi lan, Allah bereket versin. Yalnız son hafta çok çekilmezdi benim için. Murat abi’nin sürekli sinirli olma durumu iş performansımızı inanılmaz düşürdü. Yani korkudan iş yapamaz olmuştuk. Neyse, herşeye rağmen güzel bir dönemdi. Çok eğlendim, çok şey öğrendim Murat abiden ticaret anlamında. Okulun başlamasının yakın olması durumuyla kalan süreyi evde dinlenerek geçirmeyi planlıyorum. Yalnız Muhammet abi son gün bana iyi bir kazık attı ya, hayırlısı… Şimdi bugüne kadar Fincan Kafe’de geçen çalışma süremle ilgili ufak detaylara yer veriyorum; :: 3 tane su bardağı, 2 tane çay bardağı kırdım, ayrıca 2 tane tuvalet kağıdı telef ettim. :: Bu 34 günlük süre içinde sadece 1 gün izin yaptım. :: Hergün ortalama 9 saat dersek; toplamda 297,yuvarlak hesap 300 saat eder. Bu da aralıksız 12,5 gün eder. :: Toplamda 20 gün sabah açılışı, 13 gün akşam kapanışı, ve 1 günde (son gün) açılıştan kapanışa çalıştım. :: Murat abi’nin kapıda gülümseyerek müşteri çekme taktiği sadece 4 kez işe yaradı. O gelenler de birer çay içip kalktılar. :: Kendime ait pek çok yeni müşteri yaptım. :: Dükkana Gazetelik ve bir poster kazandırdım. Ayrıca tuvalet temizliği için hortum, fırça, çek-pas aldırdım. :: Hiç Türk kahvesi, soğuk-sıcak sandviç, sütlü nescafe, sahlep, köfte hazırlamadım. Onun dışında aşağı yukarı herşeyi hazırladım. :: Tek bir defa nargile servisi yaptım. :: Sadece 1 defa yabancı müşterilerimiz oldu, İngilizce konuştum. :: Tek seferde aldığım en yüksek bahşiş 8 ytl oldu. (2 lira hesap vardı.) :: Toplamda 4 garson ve Murat abi ve Beyza ablayla birlikte altı kişi ile çalıştım. En sevdiğim mesai arkadaşlarım Menşure ile Kenan abi oldu. Ben ordayken yeni eleman alımı olmadı.

Fincan Kafe Günlükleri – 15

Bugün Murat abinin söylediği ve benimde biraz “macunladığım” bir sözü yazmak istiyorum;

:: ” İnsandaki kalp yarası; vücudundaki bir kesiğe benzer. Önce sızlar uzun süre, varlığını hissettirir. Sonra kabuk bağlar, daha bir gösterir kendini. İzi kalır bir süre daha. Sonra kaybolur gider o iz de…”

:: русский & français & deutsch & english Girl: Yani Rusça Fransızca Almanca İngilizce kızı:) Evet lan, bu dört dili bilen bir bayanla tanıştım bugün dükkanda. Baya bir İngilizce muhabbet ettik. Aslında kadın Türk. Murat abinin bir tanıdığıymış. Murat abi dedi ki, git bi kahave yap bakalım. O da geldi mutfağa bana “What is this?” dedi dalgasına. Bende “It is probably Turkish Coffee” dedim. Yüzüme baktı, Do you speak English?, dedi. I live in English!, dedim:) Sonra konuştuk işte. Baya renkli, enterasan bir bayan. Ara sıra uğrarım, konuşuruz, pratik olur dedi. Olur dedim. İyi demiş miyim lan?

Fincan Kafe Günlükleri – 14

Bu aralar dükkanda pek iş yok. O yüzden Murat abinin canı baya sıkkın. Dolayısı ile bu bize de yansıyor. Bu okuyacaklarınız 2 günlük notlarımdan yazılmıştır;

:: Yağmurdan Sonra Açan Güneş: Lan acayip yağmur yağdı. Apar topar tüm masaları şemsiyelerin altına çektik. Sonra yağmur durdu. Güneş öyle bir çıktı ki batmaya yakın o kızıllığıyla… Uzun süredir hava beni bu kadar etkilememişti. Oturdum öylece izledim. Ve tam o anda, yemin ederim bak, Kitaro’nun Silk Road başladı. Lan eridim yeminle.

:: Ahmet Abi: Bizim dükkana sık sık yanında farklı kızlarla gelen yaşı tahmini kırk civarı olan bir adam var. Bu kızlar onun kızının arkadaşlarıymış. Benim adamla bir muhabbetim yok, servis al ver falan o kadar. Neyse şimdi bu adamın o kadar cins özellikleri var ki yazamadan edemedim. Bu arada adamın adı Ahmet değil; buna çok benzer bir isim ama ben adını vermek istemediğim için öyle dedim.
– Sportif: Bir gün bu yanında iki kızla geldi; üstüne siyah bir atletik body giymiş. Öldük lan gülmekten 🙂
– Kızlar: Dediğim gibi Ahmet abinin yanında hep değişik kızlar oluyor. Sakın yanlış anlamayın, öyle terbiyesiz bir insan değil. Sadece şaşırıyorum, kızının ne kadar çok arkadaşı varmış diye.
– Veresiyeci: Dükkanın tek veresiyeci müşterisi. Hesabı toptan öder; atar bi yüz lira. Artık eksik mi fazla mı helal olsun…
Problemci: Ben daha Rafet abinin problemsiz bir servisi olduğunu hatırlamıyorum. Kahvaltı ister; yumurtayı geri yollar, biraz daha pişirelim. Çay ister soğuk der. Yada çağırır bi şeker daha ister. Götürürsün çayı bitirmiş olur. Enterasan bir adamdır. Ama seviyoruz Ahmet abiyi de 🙂

:: Akşamcı: Lan harbi diyorum özlemişim akşam çalışmayı. Zaten bir gittim. Benim müşteriler geldikçe sordular beni. “Naptın ya nerdesin” falan. Epey bir muhabbetimiz oldu. Seviyorum lan akşam işini:)

:: Masalarımız Yenilendi: Evet efendim, her ne kadar dükkanımızı satsak ta; işimizi boşlamıyoruz. Murat abinin uzun süredir planladığı üzere masalarımız yenilendi. Görmeye bekleriz.

:: İstatistik: Lan işe girdiğimden beri; 1 çay tabağı, 1 çay bardağı, 1 su bardağı, 1 rulo tuvalet kağıdı, 1 sünger, çeyrek litre kola ziyan ettim. Yazıklar olsun bana.

Fincan Kafe Günlükleri – 13

Satıyoruz lan galiba dükkanı! Bugün üç adam geldi, harbi baya ciddi konuştular Murat abiyle. Dur bakalım herşey kesin değil ama galiba Fincan Kafe birkaç haftaya kalmadan kapanacak. Tabii kesin değil. İşte onun bir üzüntüsü vardı bende bugün. Bir de ayıptır söylemesi ama bugün iyi bahşiş topladım. Ve bugün şunu anladım Murat abi aslında bana çok benziyor. O bunu bilmiyor ama bende patron olsam büyük ihtimalle onun gibi olurum. Onun gibi derken sakın ayanlış anlamayın. Süper bir patron. Yani her duyguyu gerektiği kadar yaşıyor ve yaşatıyor. Kapıya gelen ayakkabıcıyı sert bir dille bir daha gelmemesi için uyaracak kadar işini ciddiye alan, hiddetli; ama arkasından dayanamayıp Muhammet abiyi ayakkabısını boyatmaya yollayacak kadar da merhametli. Neyse bakalım hayırlısı olsun. Bugün bir de önlüğümü yere attılar. Ayrılırken gayet soğuk bir şekilde ayrıldım.

Fincan Kafe Günlükleri – 12

Sabah işe  geç kalmakla başlayıp, can sıkıntısıyla biten bir gündü.

:: 1 Saat Gecikme: Lan ayıp bana be! İşe tam bir saat geciktim. Uyuyakalmışım. Geçen 10 dakika geciktim diye kıyameti koparan Murat abi bu sefer şaşılacak şekilde hiçbir şey demedi. Ama hiçbir şey demedi lan! Korkuyorum abi, başka şekilde çıkıcak bu, hayırlısı.

:: Tavlayla Gelen Şanssızlık: Ne zaman ben bahçeye çıksam Murat abi kötü zar atıyor ve Kenan abiye yeniliyor. Bir daha dikkat edeceğim lan, yazık.

:: Oturma Yasağı:
Bugün Murat abi bize oturma yasağı koydu. Beyza ablaya sinirlendi. Giderken de “Oturmak yasak lan, iyi çalışın!” dedi. Bende hiç oturmadım. Yav tamam, üç beş dakika oturdum. Ama Kenan abi daha çok oturdu bak, yeminle.

:: Menşure Gitti: Dükkandaki en sevdiğim insan, biricik arkdaşaım Menşure bugün memleketi Çorum’a döndü. Lan baya yalnız hissettim kendimi dükkanda. 😦

Fincan Kafe Günlükleri – 11

Lan bu ara harbi çok stresli bir çalışma ortamındayız. Murat abi acayip sinirli, hadi hayırlısı.

:: Küllük Mucidi: Yaşlı bir müşterimiz, küllüklerin içine koyduğumuz mendil ve suyu medeniyetin küçük bir örenği olarak görmüş sağolsun. Adam o kadar memnun olmuş ki, hemen daktilosu ile bir yazı hazırlayıp önce Sakarya Gazetesi’ne yollamış. Sonra bizim dükkana da gelip verdi. Bu küllüün içine koyduğumuz nemli mendil külün hem kokması hem de dağılmasını engelliyor. Adam bu olayın mucidi olarak bizi göstermiş ve teşekkür etmiş. Biz de sevindik şimdi ne yalan söyleyeyim.

:: Aşırı Yoğunluk: Evet lan, işe girdiğimden beri yaşadığımız en yoğun gün bu gündü. Üst katta bir davet vardı, buna ilaveten ardarda kahvaltı tabakları, üstüne alınan çaylar, tostlar falan. Acayip yoğunduk yani. Servise üç, mutfağa üç kişi baktık.

:: Özveri & Tavuk: Bugün mutfak ekibimiz gerçekten harika çalıştı. Kenan abi bulaşık yıkarken elini kesti, o kadar. Vee, yemekte Tavuk vardı 🙂 Lan o değil de, şimdi pakette “TAVUK BAGET” yazıyordu. Altına bir de halt etmeye İngilizce’sini yazmışlar. Ama ne yazmışlar? “DRUMSTİCK” (Drumstick’in Türkçe karşılığı bateri çalarken kullanılan bagettir.)

Fincan Kafe Günlükleri – 10

:: İşe Geç Kaldım:İşe geç kaldım yav. Bunun üzerine Murat abi epey bir laf soktu ve üç hikâyecik anlattı:

– Vehbi Koç: Vehbi Koç birini işe alacakmış Adamı aramış. Adam önce afallamış sonradan gerçekten konuştuğu kişinin Vehbi Koç olduğunu anlamış. Koç adama, Yarın saat 7’de ofisime bekliyorum, demiş. Adamcağız da, Efendim sabah 7’de mi yoksa akşam 7’de mi, diye sormuş. Bunun üzerine Koç, Gelmeyin efendim; zira akşam 7 yoktur. 19 vardır demiş.
– Turgut Özal: Turgut Özal, o zamanlar çok önemli bir mevkide görevli bir müdürü arıyor. “Alo, ben Özal. Evladım nasılsın, işler nasıl?” diyor. Bizim müdür gayet sakin “Has…tir len, ne Özal’ı !” gibilerinden bir laf söylüyor. Bunun üzerine Özal o gün o müdürü makamında ziyaret ediyor. 🙂
– Murat Sarıkabak: Murat abiyi lisedeyken müdür yardımcısı arıyor. Galiba devamsızlıkla ilgili bir konu hakkındaymış. Ama bizim ki arkadaşı sanıyor ve “S…ir lan, ne müdürü” diyor. Daha sonra lise değiştirmek zorunda kalıyor.

:: Askeri Teftiş:Sabahtan Murat abinin arkadaşı bir uzman jandarma ve er geldi. Askeri görünce ben dikildim Murat abinin karşısına baktım, baktım. Tam bana bakınca manalı bakışlarla pantolonumu tuttum. Askerin pantolonunu gösterdim. O da “Ulan ne biçim adamsın yav” diyip güldü ve sağolsun bana bir kamuflaj rica etti. Uzman’ın varmış evde giymediği, bana getirecek.

:: Çakma Adisyon: Lan ben adisyonlarımın üst kısmına hep “mc:)” yazıyorum. Beni gören Muhammet abi de “MK:)” yazmaya başladı. Lan olurda dükkana gelirseniz diyin “bu sahte, biz orjinalini yapan arkdaşı rica ediyoruz.”

Fincan Kafe Günlükleri – 9

Lan bu ara bana hiç malzeme çıkmıyor yahu. Bu arada artık dükkanı sabah açıyorum. Bir süre böyle takılıcam.

:: Personel Suyu: Şimdi biz dükkanda suyu ayrı bir şişeden içiyoruz. O şişe de dolapta duruyor. Muhammet abi’nin kuzeni geldi birgün, dedi su getirir misin? Benim elim hemen dolapta müşteriye verdiğimiz suya gitti, ardından beni yaran cümle geldi; “Yok yok, o sudan değil, personel suyundan :)” Böylece suyun adını da koymuş oldu.

:: Somalililer: Lan caddeden geçerken gördüm böyle acayipsüper bukle bukle saçları fakan vardı. Birisi Yankees T-Shirt’i giymişti. Ben dayanamadım laf attım;
– Wassup bros?      Naber kardeşler?
– Ooovv, hello.      Aaaa, merhaba
– Would you like to come and drink something cold?    Gelmek ve soğuk birşeyler içmek ister misiniz?
– Na, na, na. NARGILE.    Yok yok yok, Nargile.
– Oh, I’m really sorry but we haven’t it.     Ya cidden üzgünüm ama nargilemiz yok be.
– You speak English.     İngilizce konuşuyorsun.
– You speak also.     Sende.
– NARGILE ?     Nargile?
– I said before I was sorry.           Üzgün olduğumu söylemiştim.
– Ok ok, no problem. But there was it one month.        Tamam ya, napalım. Ama bir ay önce vardı.
– Yes, you’re right. This is a new order from the boss. Since, two weeks.       Eyvallah haklısın ama bu patrondan yeni bir emir. İki haftadır böyle.
– Ok.   He he
– Where are you originally from? (Lan bu soruyu kafamda hep tasarlardım, sorma imkanı buldum)   Aslen nerelisiniz:)
– Africa, Somali. Did you hear about it?     Afrika, Somali. Duydun mu hiç?
– I know. Hope to see you again.   Duydum.        Yeniden görüşmek dileğiyle.
– Ok ok.      Olur canım. Bekle.

Lan aklıma geldiği kadarıyla tam diyaloğu yazdım. İyi konuşmuş muyum ?

Fincan Kafe Günlükleri – 7

Düne göre daha hareketli bir gündü. Kendi adıma çok eğlendim. Akşam birkaç serseri canımı sıksa da sorun olmadılar.

:: Soğuk Kivi: Bir bayan müşterimiz kivi istedi ama “Lütfen sıcak olsun” dedi. Bende “Tabii ki. Galiba daha önce hata yapmışız. Oyalanıp soğutmuşuz, lütfen böyle durumlarda söyleyin, biz değiştirelim.” dedim. Kızcağız “Yok yok, merak etmeyin, onun soğuk olmasını ben istemiştim” dedi:)

:: Space Reklamları: Lan bunu ilk defa yaptım bak. Sık sık gelen sevimli bir çiftimiz var. Bugün üst katta otururlarken yukarı çıktım bende. “Yav sizinde iş zor be” dedi eleman, dayanamadım başladık sohbete. Benim bu space olayından bahsettim. Direk adresi istedi ve “biraz hitlerine katkı sağlayayım” dedi. Sağol kardeşim , umarım okuyorsundur bu yazıyı 🙂

:: Melankoli Salgını: Valla bilmiyorum neden, bugün saat 6’dan sonra bir bunalım sardık anlatamam. Lan çalan parçaları dinleyip dinleyip intihar planları yaptım. Soyadı Rençber olan (adını hatırlayamıyorum) birinin şarkılarını çaldık. Bu arada bu Kenan abiye acayip ısınmaya başladım.

:: Limonlu Çay: Benim çok sevdiğim bir karı koca var. Akşamları sık sık uğrarlar. Hanımefendi limonlu çay alır hep. Bugün de yine “Çaya alabilir miyiz?” diye sordu. Bende “Limonlu değil mi?” diye sordum. Gülümseyerek “Evet” dedi. Neyse, ben çayı götürdüm. Beyefendi bastı kahkahayı. Hanımefendi birazda dert yanarak; “Bak senin bu çayın bana bir yemek hesabına mâl oldu” dedi. Meğer onlar çayı iki tane mi yoksa bir tane mi getireceğim diye iddiaya girmişler. İddiayı da beyefendi kazandı. Haa, noldu? Ben masaya bir çay daha getirdim:)

:: Samimi İtiraflar: Menşure akşam durduk yere “Mesut ya, senin bu kadar eğlenceli biri olduğunu hiç tahmin etmezdim” diyiverdi. Lan nasıl sevindim:)

Fincan Kafe Günlükleri – 6

Patronumun giderek bir ajan olduğuna inanmaya başlıyorum. Zira bugün kafeye gittim ve kendisinin 3 gün olmadığını ve nereye gittiğini de söylemediğini söylediler. Lan aslında Murat Abi’yi seviyorum ama böyle rahat olmak ta hoşuma gidiyor. Onun dışında hiç birşey olmadı. Pek iş olmadı.