Tag Archives: Galatasaray

Proofhead Gaziantep’te! – 2

Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın.

Saat 13.20’de İmam Çağdaş’ın kapısındaydık. İçeri girdik, ancak bir sorun vardı. Hem de çok önemli bir sorun. Kapıdan içeri girdik ve bir kişi bize merhaba bile demeden, “Üst kata” dedi. O an Sercan‘a hak verdim. Bu iş hep böyle oluyor. Bir mekan, herhangi bir şekilde lezzetiyle ön plana çıkmaya başlayınca, kalitesi ve müşteriye olan ilgisi giderek azalıyor, bayağılaşıyor, yapmacık oluyor.

gazin022İmam Çağdaş, gördüğümüz kadarıyla Gaziantep‘teki en meşhur kebapçıydı. Alt katta hemen girince üzerine “Nusret Bey” yazan baklava kolileri göze çarpıyor. Nusret’e her gün giden havuç dilimlerdi bunlar büyük olasılıkla. Kendimize bir yer bulup lahmacun, alinazik ve sonrasında baklava sipariş ettik. Alper, lahmacundan bir ısırık alıp yüzüme baktı ve “Oğlum lahmacun böyle bir şeyse, biz ne yiyoruz lan?” dedi. Vah canım kardeşim. Alinaziği kıyma ve et karışık söyledik. Kıyma dediği de aslında şiş köfte gibi diyeyim. İlginçtir, Gaziantep’te köfte ve türevlerine “kıyma” diyorlar. Olamaz, dediler Alper’in arkadaşları. Böyle bir tat olamaz! İmam Çağdaş’a lezzet olarak diyecek hiçbir şey yoktu gerçekten. Sonrasında baklavaları beklerken Dünya’nın en imkansız olaylarından biri oldu ve Alper’le sınıf arkadaşımız, Emrah Dal‘ı gördük! En son mezunlar buluşmasında gördüğümüz arkadaşımızı, Gaziantep’te bir kebapçıda bulmak nasıl bir tesadüftür yahu? Okumaya devam et

Reklamlar

Efendi Ankara IF Performance – Anıtkabir

2018 yılı Efendi grubu için çok iyi geçeceğe benziyor sevgili okur. 27 Ocak Cumartesi ve sonrasındaki hafta sonu Ankara’daydık. Neredeydik? IF Performance Hall’da bir cumartesi gecesinde müziğe doyduk ve ertesi günde de Anıtkabir’e gittik. Hadi bakalım başlıyorum anlatmaya.

Cumartesi sabahı, saat 06.30’da Alper’in telefonuyla uyandım. “Kapıdayız seni bekliyoruz”, dedi. Yanında Caner ve Burak’la birlikte çoktan gelmişlerdi kapıma. Hemen uyanıp aceleyle giyinip çıktım. Ankara’ya gidiyorduk. Yola saat 07.00 civarında çıktık. Bizim Alper de iyi araba kullanır sevgili okur.  Böylece muhabbet ede ede yaklaşık iki buçuk saatte Ankara’ya vardık. Burak, arkadaşıyla buluşmak için ayrıldı bizden. Biz de Merve ve Özge’yle buluşmak için daha önce şu yazımda bahsettiğim Sheraton Hotel’in de yakınlarında bulunduğu Arjantin Caddesi üzerindeki Cafémiz isimli mekana gittik. Burada kahvaltı ettikten sonra küçük çaplı bir alışveriş olayına girecektik.

Şimdi bu noktada, yazının bu kısmında, Ankara’da gittiğim bir mekan hakkında inceleme yazmayayım. Bunu çok güzel yapan ve bazen de sinir bozan birisi vardı zaten. Ancak fiyat performans açısından şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki “kahvaltı Eskişehir’de yapılır”. Gerçekten ve pişmanlık duymadan bunu söyleyebiliyorum. Kısacası memnun kalmadığımızı söyleyebilirim.

ankara003Buradan ayrıldıktan sonraki maceramız çok daha eğlenceliydi. Eskişehir’de olmayan birkaç mağazaya gittik. Ankara’yı uçtan uca dolaştık. Saat 18.00’e doğru da Çankaya’da bulunan IF Performance Hall isimli mekana geldik. Biz geldiğimizde Utku, Aykut, Ersan ve Ömer Burak gelmişlerdi bile. Aykut’un kurulumunun sonuna yetiştim. Daha sonra “soundcheck” için beklemeye başladık. Bir süre sonra, şimdiye kadar tanıştığım en iyi ve en samimi tonmaister, Samet’le tanıştık. İyi kötü, amatör orta halli, Okumaya devam et

Yeni Yıla Çok Az Kaldı

Bu sabah erkenden uyandım. Sanki bir bahar havası vardı Eskişehir’de. Güneş parlıyordu ve hava soğuk değildi. Gözüm apartmanın önündeki peyzaja takıldı. Lan nasıl yeşillik, çimenlik falan. Sanki üç dört gün sonra çamurun altında berbat olmayacakmış gibi nasıl umutla yeşil yeşil duruyorlar. İşte bu ikiyüzlülüğü affetmedim. Ezebildiğim kadar çok çimeni ezip minibüs durağına gittim. Saat 1o.30 civarındaydı. Alper‘e gidiyordum tez çalışmam için. Önceki gün biraz konuşmuştuk. Saat 11 civarında Alper’e gittim. Yeni kalkmışlardı Caner‘le. Çabucak başladık çalışmaya. İyi ki buluşmuşuz. Çünkü tezle ilgili ciddi fikirler verdi, bir de listelemeyle ilgili bir yanlışımı gösterdi sağolsun.

Alper’den saat öğlen 1’i biraz geçe çıktım. Hemen yakınlarda olan Anadolu Üniversitesi’nin önündeki durağa geldim. Birkaç dakika beklemiştim ki Bozüyük dolmuşu geldi. Ona bindim. Yolda telefon rehberimin karmakarışık olduğunu farkettim. Koskoca rehber altüst olmuştu. Bozüyük’e inene kadar rehberle uğraştım. Şansıma Bilecik‘e giden araba da kalkmak üzereydi. Oturacak yer de vardı. Hemen bindim ve bu sefer arkama yaslanıp belki de bir yıldır ilk defa bu yolu hiçbir şeyle uğraşmadan, sabah ki güneş havaya tezat, kapalı bir gökyüzü altında izledim. Bilecik’e geldikten sonra da bol bol çilek yedim. Karnım çok acıkmıştı çünkü. Bu mevsimde çileği nerden buldun Mesut? Şurdan…

Geçen hafta 20 Aralık gecesi geçtiğimiz 500 yılın en karanlık gecesiymiş sevgili okur. Eğer bundan o gece haberim olsaydı inan o geceyle ilgili yine kayda değer şeyler yapardım. Ama olmadı. Bugün Hande Facebook’ta paylaşmasaydı görmezdim de.

İki gün sonra 2013 bitiyor malum. Her yerde bir yılbaşı çılgınlığı var. Ben de bu çılgınlığa katıldım kısmen. Gittim bir tane 16 GB micro sd hafıza kartı aldım. 3 tane de çift katmanlı DVD aldım. Bir tane de pofidik birşey aldım. Söz vermiştim çünkü. Canım sıkıldıkça oynarım diye. Yeni yılın My Resort için anlamı Yılımın Özeti yazıları oluyor malum. Koskoca bir yılı değerlendireceğim ve artık geleneksel hale gelmiş Yılımın Özeti yazısını yayınlayacağım. Bu yazıyı 1 Ocak sabahı yazacağım. Ayrıca salı günü iş hayatımın tam 1 yılı dolmuş olacak. Onunla ilgili de ayrıca bir yazı yazacağım.

Yeni yıla geçen yıl ve ondan önceki yıl olduğu gibi bu yıl da evde ailemle gireceğim. Annemin süper yemekleri, bol çerez, bol içecek, Scrabble muadili olarak aldığım kelime oyunu ve annemlere hazırladığım nice güzel sürprizle güzel bir yılbaşı olacak ümit ediyorum. 1 ocak günü de belki bizimkilerle buluşur bir toplu oturma yaparız.

Bütün yıl Togay‘ın yaptığı albümü ve Alper’in cover’ını saymazsak, hiçbir şey yapmadık neredeyse müzik adına. Ama yılın son ayında hepimizde bir heyecan coşku oluştu. Cumartesi yine stüdyo yaptık. İnanılmaz şeyler çaldık. Duysanız inanamazsınız (!) yani. Kestiğimiz pozları üst tarafta görüyorsunuz zaten. Stüdyodan sonra da Pilot Kafe & Bar‘a geçtik. Burada Galatasarayımızın maçının ikinci yarısına yetiştik. Biraz sohbet ettik, biraz da maçı izledik. Keyifli bir akşam oldu.

Bu yıl içerisinde yazdığım muhtemelen son yazı bu olacak sevgili okur. Ya da üşenmezsem, daha doğrusu zaman yaratabilirsem yarın akşam da bir yazı yazabilirim.

Bu arada, bundan bu yıl içinde bahsedeyim, Katatonia‘nın taa 2006’daki efsane albümü The Great Cold Distance‘dan 2007 yılında çıkan July isimli bir single var sevgili okur. Lan albümde de en sevdiğim şarkı July olmasına rağmen nasıl olmuşta ben bunun single’ını indirmemişim? Daha birkaç gün önce bu single’dan Unfurl isimli bir şarkı keşfettim. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben bunca zaman nasıl olurda dinlemem bu şarkıyı?

Bir büyük keşif daha yaptım sevgili okur. Dün tam da bu saatlerde Ümit Besen‘in, büyük efsane, unutulmaz ses Ümit Besen’in belki de en iyi şarkılarından birini keşfettim: Yakında Geleceğim. Şarkının klibi de en şarkı kadar mükemmel. Hayır, şaka yapmıyorum. Çok ciddiyim. Cidden çok iyi lan 😀

Dayanamıyorum ve yazıya Ümit Abi’nin mahlasının da geçtiği, şarkının en efsane sözleriyle son veriyorum:

Silerek kara bahtını, ümitler bekler yarını,
Takarak aşk kanadını, yanına geleceğim…

Blogdaki Gecikmeler Hakkında

Yine gel, ol ne olursan, gel

Özellikle nisan ortasından itibaren farkedebileceğiniz üzere yazılarda bir seyrelme mevcut. Bunun pek çok kemik okuru üzdüğünü ve “acaba yazmayı bırakıyor mu?” sorularını beraberinde getirdiğini çok sık duyar oldum. Hayır, yazmayı bırakmıyorum sevgili okur. Ancak tahminimce bu seyrelme mayıs ayı sonuna kadar bu şekilde devam edecek.

Malum, Bilecik‘te çalışma hayatım devam ediyor. Ancak Eskişehir‘de de okul hayatım halen devam ediyor. Yüksek lisansla ilgili bir durumdan dolayı açıkçası epey kafam karışmış durumda. Dolayısı ile verimli olamıyorum. Bu sürecin mayıs sonu gibi tamamen bitmesini umuyorum. Yani bir şeyler yazamama sebebim hiç bir şey olmaması değil, bilakis bu ara çok yoğun olmamdır.

Ancak şöyle bir oturup neler oldu diye düşündüm geçen zamanda ve bloga eklenecek başlıklar olarak şu listeyi oluşturdum:

  1. Bolu Yedigöller‘de Piknik Macerası
  2. Üç Günlük Çileye İki Kelimelik Çare
  3. Sana Dokunduğum Zaman
  4. Wintersun Time I (albüm yorumu)
  5. Amorphis Circle (albüm yorumu)
  6. Glass harmonica
  7. Atatürk’le okumak

Muhtemelen bu gece bu yedi başlıktan birisini yazıp yayımlamış olurum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi seyrelmelerin sebebi tamamen okul kaynaklıdır. Bilecik’te vakit, beklediğimin aksine, güzel geçiyor. Pek bir aktivite olmuyor gerçi, ama kendi sesimle eğleniyorum geceleri 🙂 İş yerinde de durumlar fena değil. Ama işte şu okul acayip kafamı karıştırıyor. Bu arada Galatasarayımız şampiyon oldu. Çok mutluyuz! Seneye de 4. yıldızımızı takıyoruz!

Yoğun Bir Dönem Daha Başlıyor

Valla yaz bitti artık. Sonbaharın ilk ayı bile neredeyse bitti. İki üç gün sonra açılacak okullar. Ben de geçtiğimiz pazartesi günü ders seçimimi yaptım. Lan zaten ders seçimi dediysem almam gereken iki tane seçmeli ders vardı. Onları aldım. Bir de lisanstayken almak isteyip de bir türlü alamadığım Rusça I dersi vardı. Onu da aldım 🙂 Böylece güzel bir ders programım oldu.

ÇEV 524: Kirleticilerin Ekotoksikolojik Riskleri
ÇEV543: Deney Laboratuvarlarının Akreditasyon Süreci
RUS255: Rusça I

Bu hafta arazi çalışmalarımız başladı. Haftaya da devam edecek. Gidilecek 48 tane köy, alınacak onlarca numune, ziyaret edilecek 20’ye yakın istasyon bizi bekliyor sevgili okur. Kilometrelerce yol yapacağız. Lan sadece bu yol hikayelerini yazsam, başlı başına bir blog açmış olurum. Bu zorlu süreç önümüzdeki hafta perşembe günü bitecek, cuma günü de Afyon‘a gideceğiz topladığımız örneklerin bir kısmını ilgili yere vermek üzere.

Dün Galatasaray‘ımızın maçını izledik Alper, Volkan ve Sercan‘la birlikte. Üzüldük evet, ama takımımızla yine gurur duyduk lan. Helal olsun bize.

Sevalciğimiz mezuniyet yolunda koşar adım ilerliyor. Önceki gün staj işlemlerini halledebilmek için buraya geldi. Özleşmişiz epey, hasret giderdik. Geriye özlediğim bir Merve kaldı. Onu da yakın zamanda göreceğim.

Veda ederken sizleri sekiz buçuk dakikalık harika bir müzikle bırakıyorum. Play‘e basın ve siz diğer bir yandan işlerinizi yapmaya devam edin. Zira bu müziği çok iyi biliyorsunuz. Belki de hatırlamış olacaksınız, bu müzikleri duyduğunuz o komik sahneler gelecek aklınıza. Bana teşekkür edeceksiniz.

Güncel Olaylara Tepkisiz Kalamayan Blog

Sen sanıyor musun ki buraya yazmıyorum diye mecliste yaşanan yemin krizinden bir haberim, basketbolda gelen Avrupa 2.liğine sevinmedim ve Fenerbahçe’nin şike yaparak şampiyon olduğu haberini es geçiyorum? Hayır sevgili okur, hayır. Gündemi yakından, çok yakından takip ediyorum. Bu dediğim üç öne çıkan başlık hakkında kendi düşüncelerimi kısacık özetleyeyim istedim.

Meclis

Meclisteki yemin krizinde açıkçası milletvekillerimizin yemin etmesi taraftarıydım. Çünkü yemin etmeyerek mecliste bulunmamayı karşı taraf için bir koz olarak görüyorum. Ayrıca kimse oy veren insanların iradesinin üzerinde değildir. Keşke boykot edenler bir de onları seçen halka sorsaydı ne yapalım diye. İnanın halkın vereceği yanıt onların yaptığından farklı olurdu. Sonuçta verdiği oyun mecliste temsil edilmemesini kim ister ki? Hem daha milletvekili bile olmadan nasıl savunabilirsin ki savunduklarını? Daha önce de benzer olaylar olmuş. Keşke emsallerine bakıp ders çıkarsalarmış.

Takımımız

Bayan basketbol takımımızın Avrupa 2.si olması çok iyi. Ancak benim

takıldığım nokta hem basının hem de orada oynayan oyuncularımızın hepsinin birinciliği hayal olarak görüp kendilerine ilk beş içinde olalım yeter gibi bir misyon edinmeleri. Yani bu nasıl bir tırsaklıktır? Maçtan sonra spor yorumcularının yaptığı “Zaten Rusya çok güçlü bir takım”, “İkincilik süper bir şey” gibi yorumlarından sonra anladım ki son maça takımımız ikinciliği kabullenerek çıkmış. Zaten bu konuşmalarına da yansıyordu. Lan zerre hırs yoktu hiç birinde. Buna takıldım ve üzüldüm. Birinciliğe oynayıp kaybetsek çok daha iyi olurdu. İkinciliğe oynadık ve ikinci olduk. Ayrıca NTV‘de bir yorumcunun bu galibiyeti “artık aileler kız çocuklarının basketbol oynamasına izin verecek, yaşasın” şeklinde taçlandırması da süperdi 🙂 Demek ki kış olimpiyatlarında bayan körling takımımız 2. olsaydı aileler kızlarının körling oynamasına da izin verecekti.

Aziz Paşa

Son olarak Fener’in şike ile şampiyon olması var. Bunu ortaya çıkaran, takibini yapan insanlara helal olsun. Bir kulüp başkanının, federasyon başkanından daha yetkili olduğu bir ligde zaten şike olmaması imkansızdı. Anadolu takımları zaten yıllardır bas bas bağırıyordu gözünüzü açın diye. Bu gözaltı ve tutuklamalarla inan sevgili okur, adalete olan güvenim bir nebze olsun tazelendi. Eğer tutuklama varsa demek ki şike de gerçek. Yapılması gereken Fener’in, Eskişehir’in ve adı karışan diğer takımların Bank Asya’ya yollanmasıdır. Avrupa maceraları da iptal edilmelidir. Birileri çıkmış şimdi yok neymiş yeni sezona -30 puanla başlasınlar diyor. Yürü git lan, o kadar şike yap, 10 maçta g.tü kurtar. Var mı öyle bir dünya? Gerçi bu saatten sonra bu rezillik yeter onlara. Tüm bu iddialar, gözaltılar devam ederken biz Galatasaray taraftarı dimdik ayaktayız. Zira Galatasaraylı tek bir yönetici bile gözaltına alınmış değil. Bizim kelepir Cimbom’umuz bu sene s.çıp batırsa da hilesiz hurdasız yaptı bu işi. Gururluyum.