Tag Archives: Galatasaray

Yeniden Ali Samiyen: Gençlerbirliği Maçı

alpermac01Bu yıl Mart ayının ilk günü yolumuz yine İstanbul‘a düştü. Galatasarayımızın Gençlerbirliği ile oynayacağı maça gittik. Geçen sefer gittiğimizde her şey plansız, aniden gelişmişti. Çok uzun sürerdir aklımızda olan gitme fikri bir sabah nedensiz yere harekete geçip biletleri almamızla sonuçlanmıştı.

Bu sefer her şey çok daha hızlı oldu diyebilirim. Alper bana günler öncesinden Gençlerbirliği maçına gider miyiz diye sormuştu. Maçın pazar günü olacağını, gidip gelmenin biraz yorucu olacağını söyledim ama gelirim dedim. Aradan geçen günlerde maç mevzusu aklımdan çıkmışken bir sabah Alper biletleri almak için uğraşacağını söyledi. Ne oldu bitti derken aynı günün akşamı cep telefonuma mesaj geldi: Biletim, PASSO hesabıma yüklenmişti bile…

Maçın olduğu Pazar günü saat 12.00’de Alper ve Caner gelip beni aldılar evden. Arabada BlaBlaCar uygulamasından Alper’e ulaşan ve şans eseri o gün aynı maça giden Afyonkarahisar’dan Mücahit isimli arkadaş da vardı. Bu kardeşimiz Ultraslan’ın Afyon temsilcisiymiş.

Yol boyunca muhabbet ettik. Dört saatlik yolculuk çok da yorucu ve sıkıcı olmadan geçti. Saat 16.00’yı biraz geçe İstanbul’a girdik. Yaklaşık yarım saat içinde de Türk Telekom Arena Ali Samiyen Spor Kompleksi’ne ulaştık.

Tıpkı geçen sefer olduğu gibi bu sefer de arabayı hemen yakındaki Vadistanbul AVM’nin otoparkına bırakmaya çalıştık ancak tamamen dolu için yapamadık. Biz de Mücahit’in tavsiyesiyle arabayı stadın hemen yanına, yolun kenarına park ettik. Daha sonra AVM’ye geçtik. Mücahit’le ayrıldıktan sonra aylardır görüşemediğim Özlem ve Ceyhun’la buluştuk.

alpermac04

Tabi bahsetmeden geçmek olmaz. Benim üzerimde geçen sefer aldığım ve giyerken izlediğimiz her maçta 3 attığımız yeni sezon forma vardı. Alper ve Caner de GS Store’daki o güne özel ikinci ürüne %50 kampanyasından aynı formadan aldılar. Yeni formalarını aldıklarında Özlem ve Ceyhun da geldiler.

alpermac08

AVM’de yemek yedikten sonra yavaştan stada geçmek için yola çıktık. Geçen sefer yaptığımız gibi hava raya bindik. AVM’den stada giden bu ücretsiz araçla yaklaşık 5 dakikalık bir yolculuktan sonra aylar önce geldiğim stada yeniden kavuştum.

alpermac07

Adım adım stada girerken Alper’in coşkusu görülmeye değerdi. Geçen sefer batı tribününde sol üst kesimdeydik. Ancak bu sefer güney tribününde tam da kale arkasındaydık. Stada girip de yeşil sahayı gördüğüm o an ki heyecan hiç değişmiyor. Beş arkadaş yan yana dizildik. Tüm koltuklara birer tane Türk Bayrağı bırakılmıştı. Stad alpermac06baştan aşağıya kırmızı beyaza bürünmüştü. Maç saatini beklemeye başladık. Maç saati gelince önce, İdlib’deki şehitlerimizin isimleri tek tek okundu. Tüm taraftarlar tek bir sesle “burada” diye bağırdık.

Maçın ilk üç dakikasında Ultraslan şehitlerin anısına sessiz kalmaya karar vermiş. Bizim haberimiz yoktu. İkinci dakikanın sonlarına doğru Galatasaray ilk golü atınca bu sessizlik olayı da son ererek tüm tribünlerde coşku başladı.

alpermac03Güney tribününde rakip takımın kalesinin hemen arkasında olduğumuz için ilk yarıdaki iki golümüzü yakınen izledik. Devre arasında hiç yerimden kalmadım. İkinci yarı ise bu sefer karşı kalede bir gol daha oldu. Ultraslan nedendir bilinmez, belki yirmi dakika boyunca “Yerine Sevemem” şarkısını söyledi.

Maçın son düdüğü de çalınca hemen çıkışa doğru koştuk. Yaklaşık bir dakika içinde sahadan ayrılmıştık. Mücahit’in tavsiyesiyle arabamızı park ettiğimiz yere çok yakındık. Hemen stadın yanından inen toprak bir yoldan aşağı indik ve üç dakika içinde arabada olduk. Özellikle ikinci yarıda çok üşümüştük. Özlemlerle vedalaştık. Maçı Ultraslan tribününde izleyen Mücahit en son geldi. Çocuk bağırıp çağırmaktan, zıplamaktan kan ter içinde kalmıştı. Böylece aynı ekip tekrar yola çıktık.

alpermac02

“Yaradılanı sev yaradandan ötürü. Biz sizi siz olduğunuz için değil, yaradandan ötürü seviyoruz”

Çıkışta trafik epey yoğundu. Bu yüzden ilk köprüye yöneltti bizi Google. Köprüden çıkmamız 45 dakikayı geçti. İstanbul’dan çıkınca direksiyona Caner geçti. Böylece Alper ve Mücahit arkada uyurken Caner ve ben önde sohbet ede ede yola devam ettik. En ufak bir sorun yaşamadan önce Mücahit’i Bozüyük’te Afyon otobüsüne yetiştirdik. Daha sonra da saat 01.00’i geçe Eskişehir’e geldik.

Yine unutulmaz, yine keyifli ve sorunsuz bir maç tecrübesi oldu. Bilmiyorum, bu sezon başka maça gidebilir miyim… Ama o coşkuyu bir kere hissettiniz mi vazgeçmesi birazcık zor oluyor.

alpermac05

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et

Proofhead Türk Telekom Arena’da!

ttarena03Galatasaray‘ın bu seneki kötü gidişatı malum. Oysa ki sezon başında büyük bir heyecanla ilk defa Passo Lig kartlarımızı almıştık grup olarak. Ancak aradan geçen zamanda takımın giderek daha ruhsuz bir oyun ortaya koyması ve bir takım başka aksaklıklar sebebiyle günden güne sinirleri bozan, canları sıkan bir Cimbom izler olduk. Ancak bir düşen bin kalkan takımımıza ne olursa olsun sırt çevirmeyecektik. İşte böyle böyle sohbet ederken, birden bire ortaya çıktı Alanyaspor maçını izleme fikri. Türk Telekom Arena‘da oynanacak maçın hem günü hem de saati, Eskişehir’den gidip gelmeye çok uygundu.

Fazlaca düşünmeden Yunus Emre girdi sağ olsun biletleri aldı. Telefona biletiniz alındı diye sms gelince Caner de ben de çılgınlar gibi sevindik. Bir kişi passo sistemi üzerinden en fazla dört adet bilet alabiliyor. Bilet aldığı kişilerin de muhakkak suretle ev sahibi takımın passolig kartına sahip olması gerekiyor. Bu arada, biz henüz ilk seferde tecrübe ettik ki alınan biletin hiçbir şekilde iadesi mümkün değil. Sadece bileti bir başka aynı takım taraftarına transfer edebiliyorsunuz. Bu durumda dahi paranızı geri almanız mümkün değil. Transfer ettiğiniz kişiden elden istemek gerekiyor parayı.

Bizim bir anda gelişen bu planımız son anda Halil Abi‘nin gelememe riskiyle sarsılınca şu yukarıda anlattığım durumu yaşadık. Ancak neyse ki Halil Abi büyük fedakarlıklarla gelmeyi başardı.

Cumartesi günü saat 13.00’te buluştuk. Önce Batıkent’e gidip eski evden iki tane kış lastiği alıp bagaja yükledik. Bu lastikleri Kocaeli‘de babamlara teslim edecektik. Daha sonra da Halil Abi’yi evinden alıp yola çıktık.

Eskişehir’de buz gibi ve gri renkli bir hava vardı. Bozüyük’e yaklaştıkça kar yağmaya başladı. Bozüyük öyledir, Eskişehir’e göre her zaman daha soğuktur. Bilecik’e yaklaşırken yavaş yavaş kar kayboldu, tünel mevkini geçtikten sonra ise abartmıyorum güneş açtı. Biz böylece beklentimizden farklı olarak gayet güzel bir trafikte seyretmeye başladık. Bilecik’in girişinde bir tesiste durup önceki gün Eskişehir’den aldığım bir siparişi vermek için Soner Abi’yle buluştuk. Ayak üstü görüştük, fazlaca oyalanmadan ayrıldım.

ttarena01Kocaeli’ye kadar sorunsuz devam etti yolculuk. Kocaeli’de de Kandıra gişeleri denilen yerde otobandan çıkıp İzmit Otogarı‘na döndük. Orada yol üstünde bu sefer babam ve kardeşim bizi bekliyordu. Eskişehir’den getirdiğimiz kış lastiklerini orada bırakıp yine vakit kaybetmeden yola devam ettik.

Çok iyi bir saatte, saat 17.00’yi biraz geçe İstanbul‘a ulaştık. Telekom Arena’nın belki de ne güzel tarafı (en azından şehir dışından gelenler için) ikinci köprüyü geçtikten sadece birkaç kilometre sonra olması. Biz böylece köprü trafiğinden başka bir trafiğe girmeden doğruca stadyuma gittik.

ttarena07

Stadyumun arkasında bir AVM var: Vadistanbul. Stadyuma çok yakın ve hatta yürüme mesafesinde. Vakit kaybetmeden bu AVM’nin en alt katındaki otoparka aracımızı bırakıp (bu arada Yunus Emre’nin arabasıyla gidiyorduk) karnımızı doyurmak için üst kata bir çıktık ki neredeyse ağlayacaktık o an! Yüzlerce sarı kırmızılı taraftar kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, aileler tıpkı bizim gibi AVM’de vakit geçiriyorlardı. Şimdi bu yazıyı okurken şunu düşün. Biz Eskişehir’de yaşıyoruz ve burası özellikle Eskişehirspor taraftarlarının büyük kısmının inanılmaz tutucu olduğu bir şehir. Burada diğer takımların taraftarlarına toleranslı olamıyor kimse. Üstelik bu hoşgörüsüzlüğü şehrin yerel basını da destekliyor. Her sene süper ligde, örneğin Galatasaray ya da Beşiktaş ya da bir başkası şampiyon olduğunda, hiçbir taraftara şampiyonluk kutlatmıyorlar ve bunu da gururla “Türkiye’de bir tek Eskişehir’de kutlanmadı” diye haber yapıyorlar. Eskişehirspor’a zarar veren çok şey var. Ancak bu bahsettiğim hoşnutsuzluk bana göre en büyüğü.

Neyse, biz her tarafta sarı kırmızılı renklere bürünmüş futbol severleri görünce dibimiz düştü. O huşuyla oturduk yemeğimizi yedik. İstanbul’da, Eskişehir’in aksine müthiş güzel bir hava vardı. Maç olmasa o AVM’nin yemek katındaki o terasta saatlerce oturabilir, ellerini tutup duymak istediklerini anlatabilirdim. Neyse ki maç yakındaydı.

ttarena02

Maçın başlamasına bir saat kala aynı kattaki ücretsiz hava ray sistemine bindik ve AVM’den doğruca stadyuma giden bir hat üzerinden beş dakikada stada ulaştık. Yine beni mazur gör, hayatında ilk defa tuttuğu takımın stadyumuna gelen biri ne hissederse ben de öyle hissettim: Mutluluk, heyecan, daha önce gelmemenin pişmanlığı ve birazcık da utancı.

ttarena04

Bulunduğumuz noktadan stat bu şekilde görülebiliyordu

Maça henüz bir saat vardı ve daha fazla beklemeden tam dört üst aramasından geçip oturacağımız bölüme girdik. Sahayı müthiş gören bir tribündeydik. Hiç birimiz keşke demedik. Stat yavaş yavaş dolmaya başlamışken kale arkası tribün coşmaya başlamıştı bile. Maç başladığında tuvaletle falan uğraşmak istemediğim için yanımdakilere “beni burada bekleyin, buradan ayrılmayın” diyerek lavaboya girdim. Üç dakikadan kısa sürede çıktım bir de gördüm ki beklemelerini söylediğim yerde değiller. Böyle olunca ben de doğrudan oturacağımız yere yöneldim. Oraya değil ama biraz daha önlerde yer alan koltuklara geçtim. Belirttiğim yerden ayrılmamalarını söylediğim ekip on beş dakika sonra yanıma geldiler. Hepsine bravo 🙂

ttarena05

Takımlar sahaya çıktı. Rakip takımı yuhaladık. Niye yaptık onu da bilmiyorum. Tribün kültürüm olmadığı için zaman zaman, özellikle kale arkası tribünün neye kızıp ıslıklamaya yuhalamaya başladığını bir türlü kestiremedim. Olsun.

Şimdi burada dakika dakika maçı anlatmayacağım. Çok kısaca bahsetmek gerekirse maçın henüz en başında, dördüncü dakikada bir gol oldu. Biz yıkıldık adeta. Caner bana döndü “her hafta gelelim lan” dedi. Ama gelinmeyecek gibi değil ki… Sonra birden ıslıklar yükseldi. Hakem VAR‘a gitmiş. Pozisyon ofsaytmış. Tabi yuhlamalar falan… Sonra yirminci dakikada penaltıyla kendimizi kaybediyoruz, vuruş gol olunca bir kez daha stat yıkılıyor.

İlk yarı böylece ite kaka karşılıklı ataklarla geçiyor. İki gol de hemen önümüzde olunca keyiften dört köşeyiz. Devre arasında kıpırdamıyorum yerimden. İkinci yarı başlıyor. Aman Allahım! Kötüyüz. Baskı kuramıyoruz. Bu sefer yine önümüzde Muslera ecel terleri döküyor. Biz yukarıdan bağırıp çağırıyoruz. Muslera devleşiyor. Dakika 70 ancak bu kötü oyuna belki bir çare olacak oyuncu değişikliği hala olmayınca tüm stat Fatih Hoca’ya bağırıp çağırıyor. Oyuna önce Jimmy Durmaz giriyor. Sonra yine birden ıslıklar yükseliyor bir de bakıyoruz ki Falcao oyuna girmek üzere. Bu nasıl bir şans böyle 🙂

ttarena06

Falcao giriyor girmesine de takım son dakikalara kadar herhangi bir atak geliştiremiyor. Tek farkla galip oluyoruz. Biraz buruk bir mutluluk yaşıyoruz.

Maç bittikten sonra bu sefer hava ray aracını beklemeden bir de yürüyerek gidelim dedik. Aşağı yukarı 10 dakikada Vadistanbul AVM’ye ulaştık. Vakit kaybetmeden hemen yola çıktık. Stadın çıkışında yolu biraz karıştırsak da nihayet köprü yoluna çıktık. Olabilecek en iyi şekilde, gece saat 02.00’yi biraz geçe Eskişehir’e ulaştık. Hayatımın en amacına uygun, en keyif veren yolculuklarından birisi oldu. Çabucak, sorunsuz, sıkıntısız. Sonradan öğrendik ki bu sezon oynanan en az seyircili maça (28 bin seyirci) gitmişiz. Bu kadar rahat hareket edebilmemizin bir sebebi de belki de buydu. Yazı sona ererken en başından beni yan yana olduğumuz Yunus Emre, Caner ve Halil Abi’ye teşekkür ederim. Yol arkadaşlıkları da, iş arkadaşlıkları da, kardeşlikleri de çok ama çok kıymetli benim için.

Galatasaray bu sezon ne yapar? Toplar mı? Daha mı beter olur, bilmiyorum. Umarım şans getiririz takıma. Ancak şu da bir gerçek ki şanstan çok daha fazlası lazım. İkinci yarı bir maça daha gideceğiz ancak henüz karar vermedik. O güne kadar ah be Galatasarayım, üzme artık bizi yahu…

Bahar Geçti Birden

fullmoon

Bir şey söyleyecektim, yarım kaldı.

Sana aşık olduğum yaştayım işte. Ben kışı düşünürken, bahar geçti birden. Anlayamadım. Bir dolunay daha geldiğinde, elimde kamera, gözüm ekranda, seni izliyorum. Konuşmak istiyorum seninle. Ağzımı açıp “Sen” deyince, başlıyorsun bağırmaya. Sonra, yutkunuyorum. Bir şey söyleyecektim, yarım kalıyor cümlelerim… Haydi başlayalım.

19mayis2019Alper geçen mesaj atmıştı. O geliyor aklıma. Annesiyle konuşurken annesi söylemiş: Mesut bence dolunaydan anlıyor. Elleri öpülesi 🙂 İşte o dolunay bu ay müthiş bir tarihe denk geldi: 19 Mayıs! Evet, bizi birleştiren birkaç şey vardı zaten. Aşkımızı bir kenara bırakırsak, ülkemize olan sevdamız ve Galatasarayımız 🙂 19 Mayıs, üstelik bu yıl Milli Mücadele‘nin başlangıcının tam 100. yılı. Dolunayım, bir asır önce, yapayalnız bir adam çıktı. Çok konuştu, çok anlattı. Anlattıklarının çoğunu kimse anlamadı. Ama inandılar ona. Okuduğu binlerce kitaptan süzdüğü satırların, kelimelerin ve harflerin aydınlığıyla, kim bilir kaç yıldır kurduğu hayalin gerçek olması için ilk adımı attı. Ah Paşam! Ah Mustafa Kemal’im! Çağının ötesindesin… Yokluğu gördün, savaşın ortasında kaldın, ölümü gördün, hasreti yaşadın, belki imrendin, belki kahroldun ama bu milletten umudunu hiç kesmedin. 

samspiyongalatasaray.jpgBugün Galatasaray, Başakşehir‘le yaptığı maçı inanılmaz bir şekilde, üç atıp bir sayarak kazandı. Ve ligdeki 22. şampiyonluğumuza ulaştık. Bu bloga futbolla ilgili çok az şey yazdım bugüne kadar. Ancak bu şampiyonluk çok önemli. Bu yalnızca Galatasaray’ın 22. şampiyonluğu değil; bu ülkede “taraftar futbolunun” galibiyeti, futboldan çok anlamayan benim bile, sarı kırmızı bir çift rengin ardından gitmeme neden olan o “aidiyet duygusunun” şampiyonluğudur. Bu şampiyonluğa Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, Tranzonsporlular, Malatyasporlular, Sivassporlular ve ligdeki tüm diğer Anadolu takımlarımız sevinmelidir. Çünkü “PROJE FUTBOLU” yenilmiştir. Hakem hataları, penaltılar, sahaya giren ikinci toplar, VAR’lar yoklar falan filan… Bunlar aşılır. Bunlar çözülür. Ancak eğer iş duygusallıktan kopup mekanikleşirse, işte buna bir çözüm yok. O yüzden bu şampiyonluğumuz çok önemlidir.

İşte o geceki dolunay, öylesine güzel bir tarihe denk geldi. Yeri gelmişken, aynı gün biriciğimiz Volkan‘ın da doğum günüydü. Tekrardan kutlu olsun. Bu arada, yolumuza artık Canon EOS 550D ile devam ediyoruz. Bu, belki de bu yıl içerisinde attığım en büyük adımlardan bir tanesi oldu. O açıdan epey heyecanlıyım. Bahsettiğim bu makine olayı, apayrı bir yazının konusu olacak elbette. Bu hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları var. Hemen ardından da doktora için bazı çalışmalar yapmak gerekecek. Beni unutma.

Antalya – Bilecik – Özgür’ün Düğünü

Geçen hafta, belki de çok uzun süredir peş peşe gelen bir yoğunluğun ardından, küçük bir mola verebilmek için elime geçen en iyi fırsattı sevgili okur. Hizmet içi eğitimlerin değişmez adresinde, Antalya‘daydım. Hafta bitene kadar da orada kaldım.

Atıksu arıtma tesislerinin nihai çıkış noktaları olan, arıtılmış atıksuların deşarj noktalarına SAİS adı verilen, sürekli izleme sistemleri kurulması gerekiyor. Bununla ilgili bir mevzuat, bu süreçle ilgili bilinmesi gereken bazı teknik meseleler var. Yapılan eğitim bunlara yönelikti. 22 Nisan’ı 23 Nisan’a bağlayan gece yola çıktım. Antalya’ya gece gitmek kadar keyifli bir şey yok. Özellikle yola çıkacağım gün, akşam üzeri ayranları içmeye başlıyorum. Böylece gece yarısı bindiğim otobüste koltuğa oturunca uykuya dalabiliyorum. O gece de öyle oldu. Gece 00.30’da bindim otobüse. Sabah 07.00 civarı gözümü Antalya Otogarı‘nda açtım. Hemen karşıdaki Kamil Koç şehir içi servisine bindim. Lara‘ya giden servisin son durağı olan Güzeloba‘da inip taksiye bindim. Böylece saat 08.30 civarı kalacağımız otele geldim.

antalya0419

Bu otele yıllar önce, başka bir eğitim kapsamında da gelmiştim. Aradan geçen yıllarda otel fiziksel olarak epey yıpranmış, eskimişti. Ben sabah erken saatte otele geldiğimde, çalıştığım kurumdan henüz kimse gelmemişti. Sağ olsunlar, resepsiyondan bana odamı verdiler hemen. Eşyalarımı bırakıp kahvaltıya geçtim. Öğleden sonra da Bilecik‘ten oda arkadaşım Olgun geldi. Olgun’la beraber yıllardır hiç yapmadığım bir şey yaptım  ve denize gittim! Bizi görmeliydin 🙂 Koşarak denize girdik, sonra hiç bozuntuya vermeyip koşarak denizden çıktık. Buz gibiydi su! Dayanamadık yüzmeye. Günün geri kalan kısmı, nispeten boş olan otelin havuzunda geçti. Eğitim ertesi gün başlayacağı için asıl yoğunluk akşam saatlerinde oluyordu. İnsanlar o saatlerde geliyorlardı.

Eğitimin ilk günü sabah 08.00’de kalktık. Eğitim, sonra yemek ve sonra tekrar eğitimden oluşan bir programdan sonra ilk gün bitti. Biz de vaktimizi yine otelin imkanlarından ki bu sefer çok daha kalabalık bir şekilde, faydalanarak geçirdik. Eskişehir’den birlikte geldiğimiz Hülya Hanım‘la birlikte vakit geçirdik. Sonra Olgun bizi otelin etkinliğine çağırdı. Etkinlikten sonra da gün bitti zaten.

İkinci gün bir teknik gezi vardı. Sabahtan Hülya Hanım, öğleden sonra da Olgun ve ben katıldık bu geziye. Akşam hiçbir şey yapmadan, Galatasaray maçını izledik. Sonra da uyudum. Cuma günü eğitimin son günüydü, sınav vardı. Sınavdan sonra otogar için transferi bekledik. Transfer hareket saatine bir saat kalaydı. Başta bir tereddüt ettik acaba yetişecek miyiz diye. Ancak çok rahat bir şekilde yetiştik. Bu arada haberiniz olsun, Antalya’da otellerden kalkan transfer araçları Otogarın içine giremiyor. Yasak.

pacificrimSaat 13.00’te yine Kamil Koç’un Bursa otobüsüne bindik. Gündüz yapılan uzun yolculuklar inanılmaz sıkıcı oluyor malum. Harry Potter ve Melez Prens ile Pacific Rim isimli filmleri izledim. Bu arada, otobüsün lastiklerine bir şeyler oldu. Bir yarım saat tamiratla gitti. Bir de kırk beş dakikalık mola verdik. Yetmedi bir de Seyitgazi ilçesinin Kırka Mahallesi’nde 15 dakikalık bir ihtiyaç molası verdik. Böyle dura dura saat 20.00 civarında Eskişehir’e ulaştık. Dönüş yolunu saymazsak, otelde geçirdiğim zamana göre galiba hayatımın en keyifli Antalya iki Antalya eğitiminden birisiydi. (Diğeri çok daha unutulmazdı.)

O akşam evde, yorgunluktan bayılmış bir halde geçti. Öylece oturduk. Ertesi sabah yine erkenden, bu sefer de Bilecik’e gitmek için yola çıktım. Çünkü canımız İsmail Abimizin  biricik oğlu, Özgür kardeşimizin düğünü vardı! Ve bu, neredeyse bir buçuk yıldır görmediğim Bilecikli dostları görmek için harika bir fırsattı. Eskişehir Otogar’da, Bilecik’e ekspres olarak giden minibüsler var. Saat 09.00’da hareket edecek olan araca, Bahri ve kendim için bilet aldım. Bilecik’e birlikte gitme planını haftalar öncesinden Bahri’yle yapmıştık. Planımız tıkır tıkır işledi ve saat 10.15 civarında, Bilecik’te can dostum Şemre bizi karşıladı. Herifi aylardır görmemenin verdiği özlemle epey bir kucaklaştık. Sonra kahvaltıya gittik.

bilecik0419

Bilecik nasıl? Bilecik aynı. Ufak tefek değişen yerler var. Ama aynı. Zaten bir buçuk yılda ne kadar değişebilir? Kahvaltıdan sonra lojmana gittik. Kurumun bahçesindeydi lojmanlar. Orada Yasin, Hamdullah Abi ve Ramazan‘la karşılaştık. Yakın arkadaşların zillerine bastım. Şanssızlığıma evde yoktular. Evde olan Talat Bey‘le görüştük.

Sonra düğüne geçtik. Düğünde birkaç kişi hariç, dairedeki tüm arkadaşlar katılmışlardı. Gerçekten, herkesi bir arada iş stresinden uzakta görmenin en iyi yolu buydu sanırım: Düğünler. Bir türlü tanışma fırsatı bulamadığım İl Müdürüyle de tanıştım. Yeşim Hanım tanıştırdı bizi. Sonrasında Özgür’le ve gelin hanımla selamlaştık takı merasiminde 🙂

ozgurdugun

Şansımıza Muhsin de aynı gün Eskişehir’e dönecekmiş. Düğünde biraz daha vakit geçirdik. Çıkmadan önce Özgür ve Sinem‘in yanına gidip biraz sohbet ettim. Fotoğraf çekindik. Mehmet de oradaydı. Onunla da konuştuk. Daha sonra mutluluklar dileyip Muhsin, Bahri ve ben birlikte Eskişehir’e doğru yola çıktık. Sağ olsun Muhsin bizi çabucak getirdi. İtiraf ediyorum, Bilecik’te geçirdiğim birkaç saat yetmedi bana. Galiba ben de özlemişim şehri biraz. Aylardır bir türlü görüşemediğim Emre kardeşimle yine doyamadık sohbetlere…

Bilecik’teki dostlara buradan selamlar, değerli kardeşim Özgür’e de ömür boyu mutluluklar dilerim.

Proofhead Gaziantep’te! – 2

Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın.

Saat 13.20’de İmam Çağdaş’ın kapısındaydık. İçeri girdik, ancak bir sorun vardı. Hem de çok önemli bir sorun. Kapıdan içeri girdik ve bir kişi bize merhaba bile demeden, “Üst kata” dedi. O an Sercan‘a hak verdim. Bu iş hep böyle oluyor. Bir mekan, herhangi bir şekilde lezzetiyle ön plana çıkmaya başlayınca, kalitesi ve müşteriye olan ilgisi giderek azalıyor, bayağılaşıyor, yapmacık oluyor.

gazin022İmam Çağdaş, gördüğümüz kadarıyla Gaziantep‘teki en meşhur kebapçıydı. Alt katta hemen girince üzerine “Nusret Bey” yazan baklava kolileri göze çarpıyor. Nusret’e her gün giden havuç dilimlerdi bunlar büyük olasılıkla. Kendimize bir yer bulup lahmacun, alinazik ve sonrasında baklava sipariş ettik. Alper, lahmacundan bir ısırık alıp yüzüme baktı ve “Oğlum lahmacun böyle bir şeyse, biz ne yiyoruz lan?” dedi. Vah canım kardeşim. Alinaziği kıyma ve et karışık söyledik. Kıyma dediği de aslında şiş köfte gibi diyeyim. İlginçtir, Gaziantep’te köfte ve türevlerine “kıyma” diyorlar. Olamaz, dediler Alper’in arkadaşları. Böyle bir tat olamaz! İmam Çağdaş’a lezzet olarak diyecek hiçbir şey yoktu gerçekten. Sonrasında baklavaları beklerken Dünya’nın en imkansız olaylarından biri oldu ve Alper’le sınıf arkadaşımız, Emrah Dal‘ı gördük! En son mezunlar buluşmasında gördüğümüz arkadaşımızı, Gaziantep’te bir kebapçıda bulmak nasıl bir tesadüftür yahu? Okumaya devam et

Efendi Ankara IF Performance – Anıtkabir

2018 yılı Efendi grubu için çok iyi geçeceğe benziyor sevgili okur. 27 Ocak Cumartesi ve sonrasındaki hafta sonu Ankara’daydık. Neredeydik? IF Performance Hall’da bir cumartesi gecesinde müziğe doyduk ve ertesi günde de Anıtkabir’e gittik. Hadi bakalım başlıyorum anlatmaya.

Cumartesi sabahı, saat 06.30’da Alper’in telefonuyla uyandım. “Kapıdayız seni bekliyoruz”, dedi. Yanında Caner ve Burak’la birlikte çoktan gelmişlerdi kapıma. Hemen uyanıp aceleyle giyinip çıktım. Ankara’ya gidiyorduk. Yola saat 07.00 civarında çıktık. Bizim Alper de iyi araba kullanır sevgili okur.  Böylece muhabbet ede ede yaklaşık iki buçuk saatte Ankara’ya vardık. Burak, arkadaşıyla buluşmak için ayrıldı bizden. Biz de Merve ve Özge’yle buluşmak için daha önce şu yazımda bahsettiğim Sheraton Hotel’in de yakınlarında bulunduğu Arjantin Caddesi üzerindeki Cafémiz isimli mekana gittik. Burada kahvaltı ettikten sonra küçük çaplı bir alışveriş olayına girecektik.

Şimdi bu noktada, yazının bu kısmında, Ankara’da gittiğim bir mekan hakkında inceleme yazmayayım. Bunu çok güzel yapan ve bazen de sinir bozan birisi vardı zaten. Ancak fiyat performans açısından şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki “kahvaltı Eskişehir’de yapılır”. Gerçekten ve pişmanlık duymadan bunu söyleyebiliyorum. Kısacası memnun kalmadığımızı söyleyebilirim.

ankara003Buradan ayrıldıktan sonraki maceramız çok daha eğlenceliydi. Eskişehir’de olmayan birkaç mağazaya gittik. Ankara’yı uçtan uca dolaştık. Saat 18.00’e doğru da Çankaya’da bulunan IF Performance Hall isimli mekana geldik. Biz geldiğimizde Utku, Aykut, Ersan ve Ömer Burak gelmişlerdi bile. Aykut’un kurulumunun sonuna yetiştim. Daha sonra “soundcheck” için beklemeye başladık. Bir süre sonra, şimdiye kadar tanıştığım en iyi ve en samimi tonmaister, Samet’le tanıştık. İyi kötü, amatör orta halli, Okumaya devam et

Yeni Yıla Çok Az Kaldı

Bu sabah erkenden uyandım. Sanki bir bahar havası vardı Eskişehir’de. Güneş parlıyordu ve hava soğuk değildi. Gözüm apartmanın önündeki peyzaja takıldı. Lan nasıl yeşillik, çimenlik falan. Sanki üç dört gün sonra çamurun altında berbat olmayacakmış gibi nasıl umutla yeşil yeşil duruyorlar. İşte bu ikiyüzlülüğü affetmedim. Ezebildiğim kadar çok çimeni ezip minibüs durağına gittim. Saat 1o.30 civarındaydı. Alper‘e gidiyordum tez çalışmam için. Önceki gün biraz konuşmuştuk. Saat 11 civarında Alper’e gittim. Yeni kalkmışlardı Caner‘le. Çabucak başladık çalışmaya. İyi ki buluşmuşuz. Çünkü tezle ilgili ciddi fikirler verdi, bir de listelemeyle ilgili bir yanlışımı gösterdi sağ olsun.

Alper’den saat öğlen 1’i biraz geçe çıktım. Hemen yakınlarda olan Anadolu Üniversitesi’nin önündeki durağa geldim. Birkaç dakika beklemiştim ki Bozüyük dolmuşu geldi. Ona bindim. Yolda telefon rehberimin karmakarışık olduğunu fark ettim. Koskoca rehber altüst olmuştu. Bozüyük’e inene kadar rehberle uğraştım. Şansıma Bilecik‘e giden araba da kalkmak üzereydi. Oturacak yer de vardı. Hemen bindim ve bu sefer arkama yaslanıp belki de bir yıldır ilk defa bu yolu hiçbir şeyle uğraşmadan, sabah ki güneş havaya tezat, kapalı bir gökyüzü altında izledim. Bilecik’e geldikten sonra da bol bol çilek yedim. Karnım çok acıkmıştı çünkü. Bu mevsimde çileği nerden buldun Mesut? Şurdan…

Geçen hafta 20 Aralık gecesi geçtiğimiz 500 yılın en karanlık gecesiymiş sevgili okur. Eğer bundan o gece haberim olsaydı inan o geceyle ilgili yine kayda değer şeyler yapardım. Ama olmadı. Bugün Hande Facebook’ta paylaşmasaydı görmezdim de.

İki gün sonra 2013 bitiyor malum. Her yerde bir yılbaşı çılgınlığı var. Ben de bu çılgınlığa katıldım kısmen. Gittim bir tane 16 GB micro sd hafıza kartı aldım. 3 tane de çift katmanlı DVD aldım. Bir tane de pofidik bir şey aldım. Söz vermiştim çünkü. Canım sıkıldıkça oynarım diye. Yeni yılın My Resort için anlamı Yılımın Özeti yazıları oluyor malum. Koskoca bir yılı değerlendireceğim ve artık geleneksel hale gelmiş Yılımın Özeti yazısını yayınlayacağım. Bu yazıyı 1 Ocak sabahı yazacağım. Ayrıca salı günü iş hayatımın tam 1 yılı dolmuş olacak. Onunla ilgili de ayrıca bir yazı yazacağım.

Yeni yıla geçen yıl ve ondan önceki yıl olduğu gibi bu yıl da evde ailemle gireceğim. Annemin süper yemekleri, bol çerez, bol içecek, Scrabble muadili olarak aldığım kelime oyunu ve annemlere hazırladığım nice güzel sürprizle güzel bir yılbaşı olacak ümit ediyorum. 1 ocak günü de belki bizimkilerle buluşur bir toplu oturma yaparız.

34-bbux36-n1f5

 

197-pc9l809-wl4j

Bütün yıl Togay‘ın yaptığı albümü ve Alper’in cover’ını saymazsak, hiçbir şey yapmadık neredeyse müzik adına. Ama yılın son ayında hepimizde bir heyecan coşku oluştu. Cumartesi yine stüdyo yaptık. İnanılmaz şeyler çaldık. Duysanız inanamazsınız (!) yani. Kestiğimiz pozları üst tarafta görüyorsunuz zaten. Stüdyodan sonra da Pilot Kafe & Bar‘a geçtik. Burada Galatasarayımızın maçının ikinci yarısına yetiştik. Biraz sohbet ettik, biraz da maçı izledik. Keyifli bir akşam oldu.

Bu yıl içerisinde yazdığım muhtemelen son yazı bu olacak sevgili okur. Ya da üşenmezsem, daha doğrusu zaman yaratabilirsem yarın akşam da bir yazı yazabilirim.

Bu arada, bundan bu yıl içinde bahsedeyim, Katatonia‘nın taa 2006’daki efsane albümü The Great Cold Distance‘dan 2007 yılında çıkan July isimli bir single var sevgili okur. Lan albümde de en sevdiğim şarkı July olmasına rağmen nasıl olmuşta ben bunun single’ını indirmemişim? Daha birkaç gün önce bu single’dan Unfurl isimli bir şarkı keşfettim. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben bunca zaman nasıl olurda dinlemem bu şarkıyı?

Bir büyük keşif daha yaptım sevgili okur. Dün tam da bu saatlerde Ümit Besen‘in, büyük efsane, unutulmaz ses Ümit Besen’in belki de en iyi şarkılarından birini keşfettim: Yakında Geleceğim. Şarkının klibi de en şarkı kadar mükemmel. Hayır, şaka yapmıyorum. Çok ciddiyim. Cidden çok iyi lan 😀

Dayanamıyorum ve yazıya Ümit Abi’nin mahlasının da geçtiği, şarkının en efsane sözleriyle son veriyorum:

Silerek kara bahtını, ümitler bekler yarını,
Takarak aşk kanadını, yanına geleceğim…

Blogdaki Gecikmeler Hakkında

Yine gel, ol ne olursan, gel

Özellikle nisan ortasından itibaren farkedebileceğiniz üzere yazılarda bir seyrelme mevcut. Bunun pek çok kemik okuru üzdüğünü ve “acaba yazmayı bırakıyor mu?” sorularını beraberinde getirdiğini çok sık duyar oldum. Hayır, yazmayı bırakmıyorum sevgili okur. Ancak tahminimce bu seyrelme mayıs ayı sonuna kadar bu şekilde devam edecek.

Malum, Bilecik‘te çalışma hayatım devam ediyor. Ancak Eskişehir‘de de okul hayatım halen devam ediyor. Yüksek lisansla ilgili bir durumdan dolayı açıkçası epey kafam karışmış durumda. Dolayısı ile verimli olamıyorum. Bu sürecin mayıs sonu gibi tamamen bitmesini umuyorum. Yani bir şeyler yazamama sebebim hiç bir şey olmaması değil, bilakis bu ara çok yoğun olmamdır.

Ancak şöyle bir oturup neler oldu diye düşündüm geçen zamanda ve bloga eklenecek başlıklar olarak şu listeyi oluşturdum:

  1. Bolu Yedigöller‘de Piknik Macerası
  2. Üç Günlük Çileye İki Kelimelik Çare
  3. Sana Dokunduğum Zaman
  4. Wintersun Time I (albüm yorumu)
  5. Amorphis Circle (albüm yorumu)
  6. Glass harmonica
  7. Atatürk’le okumak

Muhtemelen bu gece bu yedi başlıktan birisini yazıp yayımlamış olurum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi seyrelmelerin sebebi tamamen okul kaynaklıdır. Bilecik’te vakit, beklediğimin aksine, güzel geçiyor. Pek bir aktivite olmuyor gerçi, ama kendi sesimle eğleniyorum geceleri 🙂 İş yerinde de durumlar fena değil. Ama işte şu okul acayip kafamı karıştırıyor. Bu arada Galatasarayımız şampiyon oldu. Çok mutluyuz! Seneye de 4. yıldızımızı takıyoruz!

Yoğun Bir Dönem Daha Başlıyor

Valla yaz bitti artık. Sonbaharın ilk ayı bile neredeyse bitti. İki üç gün sonra açılacak okullar. Ben de geçtiğimiz pazartesi günü ders seçimimi yaptım. Lan zaten ders seçimi dediysem almam gereken iki tane seçmeli ders vardı. Onları aldım. Bir de lisanstayken almak isteyip de bir türlü alamadığım Rusça I dersi vardı. Onu da aldım 🙂 Böylece güzel bir ders programım oldu.

ÇEV 524: Kirleticilerin Ekotoksikolojik Riskleri
ÇEV543: Deney Laboratuvarlarının Akreditasyon Süreci
RUS255: Rusça I

Bu hafta arazi çalışmalarımız başladı. Haftaya da devam edecek. Gidilecek 48 tane köy, alınacak onlarca numune, ziyaret edilecek 20’ye yakın istasyon bizi bekliyor sevgili okur. Kilometrelerce yol yapacağız. Lan sadece bu yol hikayelerini yazsam, başlı başına bir blog açmış olurum. Bu zorlu süreç önümüzdeki hafta perşembe günü bitecek, cuma günü de Afyon‘a gideceğiz topladığımız örneklerin bir kısmını ilgili yere vermek üzere.

Dün Galatasaray‘ımızın maçını izledik Alper, Volkan ve Sercan‘la birlikte. Üzüldük evet, ama takımımızla yine gurur duyduk lan. Helal olsun bize.

Sevalciğimiz mezuniyet yolunda koşar adım ilerliyor. Önceki gün staj işlemlerini halledebilmek için buraya geldi. Özleşmişiz epey, hasret giderdik. Geriye özlediğim bir Merve kaldı. Onu da yakın zamanda göreceğim.

Veda ederken sizleri sekiz buçuk dakikalık harika bir müzikle bırakıyorum. Play‘e basın ve siz diğer bir yandan işlerinizi yapmaya devam edin. Zira bu müziği çok iyi biliyorsunuz. Belki de hatırlamış olacaksınız, bu müzikleri duyduğunuz o komik sahneler gelecek aklınıza. Bana teşekkür edeceksiniz.