Tag Archives: Gandalf

Yüzüklerin Efendisi “Fly You Fools” Polemiği

Bir süre önce Ece‘nin şu paylaşımıyla haberim oldu bu durumdan. Daha sonra söz konusu linkin Türkçe’ye çevrilmiş halini de buldum. Öncelikle olayın ne olduğundan kısaca bahsedeceğim.

Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filminde (ve kitabında) Frodo yüzüğü Hüküm Dağı‘na attıktan sonra orada mahsur kalıyor. Tam tüm umutlar bitti derken Gandalf kartallarla çıkageliyor ve hobbitleri kurtarıyor. Bu noktada insanın aklına şu geliyor, ulan madem kartlallar böylesine güçlü, neden en başta Hüküm Dağı’na uçarak gelmediler de karadan savaşa savaşa gelmeyi tercih ettiler? Hatta bununla ilgili olarak şu animasyon bile yapıldı ki çoğu insan How Lord Of The Rings Should Have Ended (Yüzüklerin Efendisi nasıl bitmeliydi?) isimli animasyonu izledikten sonra uyandı bu fikre. Tüm animasyon bu fikir üzerine kuruluydu.

Daha sonra bu konu hep LOTR fanları arasında bir tartışma konusu oldu. Nasıl, nasıl Gandalf bunu en başta düşünemedi, diye. Daha sonra, bir eleman çıktı ortaya, iyi bir fan, ve aslında Gandalf’ın da planının bu olduğunu ve bunun da filme ve kitaplara yansıdığını ifade etti. Gandalf, Saruman‘dan yardım istemeye gittiğinde onun taraf değiştirdiğini görmüş ancak Saruman tarafından esir edilmekten kurtulalamıştır. Esaretten de kartallar sayesinde kurtulunca aklında bir ışık yanmıştır. Yüzüğün yok edilmesi kararı çıkan Ayrık Vadi‘deki konsey toplantısında dahi Gandalf’ın aklında bu plan vardır. Zira Frodo’ya Sıçrayan Midilli Hanı’nda buluşmak üzere söz vermiş, ancak Saruman’a esir düştüğü için gidememiştir. Kaçtıktan sonra doğruca kartalların yanına gitmiş ve bu planı yapmıştır. Konseyde Frodo armut gibi “ben giderim Hüküm Dağı’na” deyince Gandalf hemen sıçrayarak kalkmış ve Frodo’ya eşlik edeceğini söyleyen ilk kişi olmuştur. Sonradan sayı 9’a çıksa da, yeteri kadar kartal vardır ve herkes gelebilir diye Gandalf ses etmemiştir. Bu noktada, Gandalf’ın planı çok gizlidir ve ekibi Saruman farketmeden kartallarla buluşmak üzere yola çıkarır. Ama şu karga casuslar işleri mahveder. Saruman eğer Gandalf’ın kartallara gittiğini anlarsa işler berbat olacaktır. Velhasıl, yine bizim izmarit Frodo’nun tercihi ile Moria Madenleri‘ne girerler. İşte buradaki hikaye de malum. Balrog karşılarına çıkar ve Gandalf savaşmak zorunda kalır. Heh işte, tüm bu çıkarımları yapmamızı sağlayan cümle de bu savaşın sonunda Gandalf düşerken gelir: “FLY YOU FOOLS!” Yani elemanın iddiasına göre Gandalf artık vakti kalmadığını görünce Yüzük Kardeşliğine planının özetini haykırır: “Uçsanıza sizi aptallar!

Biz yıllarca Türkçe dublaj ve altyazılarda, yalan yok, bu kısmı hep “Kaçsanıza aptallar” olarak duyduk ve okuduk. Kitabın Metis Yayınları’ndan çıkan çevirisinde de aynı şekilde, “Kaçsanıza aptallar” yazıyor. Kitabın orijinal dilinde ise “Fly, you fools” şeklinde geçiyor. Orijinal dvd’de Türkçe dublajında “Kaçsanıza” ve orijinal dilinde “Fly you fools” diyor. Şimdi burada bir durmak ve ifadeyi irdelemek lazım.

flyufools2

flyufools1
İlk bakışta insana çok mantıklı geliyor değil mi, Gandalf düpedüz “Uçun sizi aptallar” demiş. “FLY” demiş. Ancak burada “fly” sözcüğünün uçmaktan başka bir anlamı daha var, o da kaçmak. İngilizce’de “Fight or Flight” diye bir deyim var. Anlamı savaş ya da kaç. Buradaki “flight” sözcüğü tek başına uçuş, uçmak, kaçış, firar anlamına geliyor ki Türkçe’de de aynı şekildedir. Adamlar uçtu gitti elimizden, deriz m esela. Flight sözcüğü köken olarak tabiki fly fiilinden türemiştir. Dolayısı ile fly sözcüğünün “fly you fools” cümlesindeki anlamı “kaçın sizi aptallar” ifadesinden başka bir şey olamaz. Ki zaten bu kitabı çeviren çevirmenler de bizden milyon kere daha dikkatliler bu konuda, yanlış çevirmeleri gibi bir ihtimal, hele ki böyle bir eseri, pek olası değil. flyufools3

Dolayısı ile yine başa dönüyoruz ve evet, Gandalf’ın aklına böyle bir plan gelmemiş diyoruz. Kartallarla işin en başında Hüküm Dağı’na gitme fikrini hiç akıl edememişler.

Bu yazının ortaya çıkmasında doğrudan en büyük emek Savaşalp‘indir. Ayrıca dolaylı olarak Duran‘a ve Ece’ye de teşekkür ederim.

Her şeyi bir kenara bırakıp özetle diyebiliriz ki Yüzüklerin Efendisi Serisi, Dünya’nın en iyi kurgusuna sahiptir ve çekilmiş en iyi filmlerdir.

Kalabalığa Karışmak

 

Bugün denedim oldu. Kafamdaki tüm soruları düşünüp kendimi boğdum yine. Böylesine soğuk bir akşamdı ve koltukaltlarım terliyordu. Soğuğun dondurduğu o ılık ıslaklık ise yerini bir çift soğuk metale bırakıyordu. İlk dolmuşlar hep dolu geçiyor böyle soğuk anlarda. Ve kalabalığı farkediyorsunuz dört bir yanınızda.

Güzelliğini bozduğundan habersiz seyrek dişleriyle gülen o kızı da bu kalabalıkta gördüm; kesik parmaklı eldiven giyip kızarmış parmak uçlarının canını acıttığını düşündüğüm o çocuğu da bu kalabalıkta gördüm. Seslerin karışması sanki karın yağışıyla çok daha homojen olmuştu. Kabalığı kaos olarak düşünüyorsanız, kaosta bir düzen ya da bir ahenk aramayı budalalık olarak sayabilirsiniz. Ama ben bugün bu ahengi yakaladım.

Çok da iyi hatırlamıyorum, bir filmde bir profesör vardı. Kaos içerisinde de bir düzen olduğunu iddia ediyordu. Evet, hatırladım şimdi. Gandalf‘ın oynadığı bir filmdeydi bu olay. En düzensiz serilerde bile bir dizilim mantığını araştırıyordu bir profesör. Ve sorununu en sonunda kendince çözmüştü. Düzensiz serilerde yani bu kaosdaki düzeni görebilmek için deli olmak gerekiyordu. Filmde o profesör kendi kendine lobotomi yaparak ölünceye kadar aralıksız olarak seri elamanlarını yazmaya devam ediyordu. Filmin adı Oxford Cinayetleri.

Kalabalık diyordum evet. Az önce bir şarkı paylaştım. Uzun süredir dinlemiyordum, bir arkadaşım hatırlatınca yine açıp dinledim. Arkadaşım bununla yetinmeyip kendisi de bana güzel bir şarkı yolladı. Bu iki şarkının verdiği o rehavetle birlikte, insan yığınları canlandırdım aklımda. alışveriş merkezine girerken aynı x-ray cihazına yanyana giren, belki de cihazın içinde bir birine dokunan, öpüşen, evlenen ve çıkana kadar boşanan çantalarımızı düşündüm. Ya da eve giderken birbirine sürten onca kumaşı düşündüm. Belki de birbirlerini seçiyor, öpüyor, kokluyorlardı. Gece oldu mu her biri bir başka deliğe tıkılacaktı ama ışığı gördükleri o daracık zamanda ihtiyaçlarını gidermek istiyorlardı. Kalabaklıkla ne kadar çok şey paylaşıyormuşuz sevgili okur. Birbirimizi hiç tanımadan hemde.

Koskoca araçta o kadar yer varken bu kız neden gelip benim yanıma oturdu? Üstelik arka dörtlüde neden o köşedeki çocuğun yanına değil de illaki benim yanıma oturdu araya o çocukla boşluk koyarak? Belki de bunun cevabını “iki öğrenci” uzatıp geri dönerek kızın yanına oturan sevgilisi söyleyebilirdi. Sormadım. Dikkat de etmedim.

Bu arada az önce paylaştığım şarkı:

Arkadaşımın bana yolladığı şarkı da şu: