Tag Archives: GETİK Fanzin

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Reklamlar

Sonbaharın Dolunayı

Bak işte sonbaharın ilk yazısını yazıyorum bu gece. Uzun bir tatilden sonra nihayet oturabildim bilgisayarın başına. Bu ayın dolunay yazısı, “sihirli aşk mısraları” başlıyor.

Geçen hafta neler oldu neler. Uzun süredir kullandığım Samsung Galaxy Note 2 telefonum bir daha açılmamak üzere kapandı. Teknik servis sorunun anakarttan kaynaklandığını söyledi ve onarım masrafının 600 TL olacağını ekledi. Bu durumda yapılacak tek şey çok uzun süredir gözümün üzerinde olduğu, Samsung Galaxy Note 5‘i almaktı. İlk çıktığı zamana göre fiyatı da ucuzlamıştı. Nihayet, bayramdan hemen önce gittim, bir daha tek bir çöp almamaya yemin ettiğim Teknosa‘dan aldım telefonu. Telefon için başlı başına bir yazı yazacağım. En aşağıdaki görseller yeni cihazla çekildi. Seni görebilmenin en iyi yollarından birisi.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oBir süredir gözümüz kulağımız Sabhankra‘daydı. Yeni albümden ilk bombayı patlatmasını bekliyorduk  ve o bomba patladı: From The Frozen Mountains. Yüreğimiz cayır cayır yanarken, birden kendimizi buzulların ortasında bulduk. Kalplerimiz dondu ve taş kesildi. Sevgiden, kaderden ve yaşamaktan ümidimizi kesip kederin ve hüznün doğurduğu yepyeni acımasız ve öfke dolu insanlar olup çıktık. İşte, From The Frozen Mountains da bu filmimizin soundtrack’i oldu. Sabhankra, özlediğimiz klavye altyapıları, güçlü screamleri ve epik riffleriyle dopdolu bir parçayla yeni albüm için başlangıcı verdi. Artık gözümüzü geride kalan izlerden ayırıp karlı dağlara çevirdik. Bekliyoruz.

getik11Başka bir güzel haber ise biricik dergimiz Getik Fanzin‘den. Yine uzun bir aradan sonra, 11. sayımızı çıkarttık bu ay. Derginin teması para. Fakat biz temamızdan biraz daha bağımsız olarak, savaş ve tereddüt konusunu işledik. Bu sayıdaki öykümüz Ender‘in bir rüyasıyla başlıyor. Devamında ise direksiyona ben geçiyorum. Aysun, sağ olsun, yine bizi yalnız bırakmadı ve bir tepeye hem de senin resmini çizerek, konduruverdi hikayenin geçtiği hastaneyi. Bu hastaneyi de çocukluğumun geçtiği ilçenin tek hastanesini düşleyerek kurguladım. Öyküdeki her detay, bu hastaneye dair halen aklımda kalanlarla, hatırladıklarımla alakalı. Processed with VSCO

1 Ekim 1943 sabahı öldüğüme inanarak uyandım. Gözlerim bulunduğum odanın içerisindeki parlaklığa bir türlü alışamadı. Etrafımı göremiyordum, fakat o korkunç inlemeleri rahatlıkla duyabiliyordum. Başımı sağa sola çevirsem de kısık gözlerimden görebildiğim görüntü değişmiyordu. Işığın şiddeti her tarafımda aynıydı. Hiçbir şey hissetmiyordum. Duyduklarımdan başka hayat belirtisi yoktu, içeride de dışarıda da. İşte bu da beni daha çok korkutuyordu.

Dolunayım, bugün seni anlattım yine. “Vay be” dedi dost, öyle girdi. Sonra yutkunduk birlikte. Ancak vazgeçemedim ben gökyüzüne bakmaktan. 30 Ağustos’ta dünyamıza girdin. Yeşermeni bekliyorum. Seni bekliyorum.

Getik Fanzin’in Yepyeni Sayısı Çıktı

getikGetik Fanzin olarak, birazcık uzun bir aradan sonra yeniden raflarda ve güzide mekanlardayız sevgili okur!

Getik Fanzin, yayımlanmaya başladığı günden beri dağıtıldığı tüm mekanlarda ilgiyle karşılandı, okuyucular tarafından beğenildi ve pek çok olumlu geri dönüş aldı. İşin arkasındaki çekirdek kadronun ve bu kadroya destek veren onlarca dostumuzun emeği ve ısrarı sayesinde 10. sayımız da yayımlanmış oldu.

Normalde aylık olarak yayımladığımız fanzin, geçen yaz ülkemizde meydana gelen darbe girişiminden nasibini aldı ne yazık ki. İçeriğin kalitesinin düşmesi tahammül edemeyeceğimiz bir durumken bir de baskı işlerinin aksaması sebebiyle dergi planlanan basım tarihinin gerisinde kaldı. Fanzin yönetimi de kolaya kaçmadı ve sıfırdan yeni bir sayının tasarımını yaptılar.

Bu yeni sayımızın teması “korku” olarak belirlendi. Fanzinde bizim de bir öykümüz yer alıyor: Herkez Pastanesi. Hayır, adını yanlış yazmadım. Evet, “Herkes” şeklinde değil, “Herkez” şeklinde. Öyküyü ben yazdım, Ender düzenledi ve Aysun da resimledi. Öyküyü yazarken esinlendiğim yer eski mahallem oldu. Öyküde isminin ne olduğunu öğrenemediğimiz kahramanımız, oturduğu semtte yer alan tuhaf bir pastaneye kafayı takıyor. En az bu pastane kadar tuhaf bir şekilde “Çelen” isminde bir kadınla tanışıyor ve olaylar gelişiyor.

Önceki sayılarda öykülerimiz “devamı gelecek sayıya” şeklinde bitiyordu. Ancak bu sayıdan itibaren öykülerimizin devamı için bir ay beklemeyecek, fanzinin internet sitesinden okuyabileceksiniz. Nedir o sitenin adresi? www.getik.org İnternet sayfamızda dergimizde yer alan görselleri (ve aslında Aysun’un çizdiği resimleri) orijinal renkleriyle görebilirsiniz.

Yeni sayımızı okumak için tıklayın.

Getik Kafe & Aydın Afacan Söyleşisi

getikkafelogoBu yazı iki bölümden oluşacak. İlk bölümde, günlerdir bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım, yepyeni mekanımızdan, Getik Kafe‘mizden bahsedeceğim.

2015 yılının ortalarından itibaren Ender ve Aysun‘la birlikte yazar / çizer kadrosu içerisinde yer aldığımız Getik Fanzin kitlemizin yeni bir mekanı var: Getik Kafe. Önceki aylarda, dergi toplantılarımızı çeşitli mekanlarda yapıyorduk. Her toplantıda biraz daha genişleyen topluluğumuzun sığacağı bir mekan bulmak da giderek zorlaşıyordu. Demek ki editörümüz Levent‘in de böyle bir planı varmış ki bir ay gibi kısa bir sürede kafenin yerini buldu, dekore etti ve açılışını yaptı. Helal olsun başkanımıza 🙂

getikkafe2

Getik Kafe nerede? Getik Kafe, Eskişehir’in merkezinde yer alan Haller Gençlik Merkezi‘ne 130 saniye uzaklıkta yer alıyor. Haller Gençlik Merkezi’nin eski tren geçidi tarafında yer alan Odea Bank‘ın aralığında yer alıyor. Her tarzdan müşteriyi yakalamak için ortamı adeta bir popüler kültür pornografisi setine dönüştüren kafelerin aksine, belirli bir çizgide ve sadece bu kafeye özel olarak tasarlanmış görsellerle, sade dekorasyonuyla dikkat çekiyor. Getik Dergi’nin yayımlanmış tüm sayılarına ve diğer pek çok fanzine ulaşabilir, okuyabilirsiniz. Getik’in eski sayılarını merak eden birkaç arkadaşım vardı. Buraya giderek basılı dergilere göz atabilirsiniz.

getikkafe

Bizde giderek bir alışkanlığa dönüştü Getik. Hem çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın yeri olması hem de emek verdiğimiz bir oluşumun karargahı diyebileceğimiz için. Umarım uzun yıllar aynı heyecanla bu işleri yapmaya devam edebiliriz.

aydinafacanYazının ikinci bölümü ise şimdi başlıyor. Geçtiğimiz pazar günü Getik Kafe’nin ilk etkinliği yapıldı: Şair Aydın Afacan‘la Mitos ve Şiir Üzerine. Daha önce birkaç yazarın konuk olduğu söyleşilere katılmıştım. Bunlar okuduğum, bildiğim bazı yazarlardı. Ancak bir şairin katıldığı, “mitos ve şiir üzerine” yapılan böyle bir söyleşinin nasıl olabileceğini açıkçası çok hayal edemedim. Acaba şair bize şiirlerini mi okuyacak, şiirlerinde ne anlatmak istediğinden falan mı bahsedecek diye düşünerek gittim kafeye. Aynı günün sabahında Bursa’daydım oysa ki. Sabah erkenden Bursa’dan yola çıkıp doğruca kafeye geldim.

Geldiğimde etkinlik başlamak üzereydi. Aydın Afacan ve arkadaşımız Emre, bir masanın arkasına geçtiler ve Şair Afacan başladı anlatmaya. Mitoloji, hayatımda en eksik olduğum konulardan biridir. Söyleşi tam da bu konudan başladığı için can kulağıyla dinlemeye başladım. Çok ciddi bir hata yaptım, yanıma kağıt kalem almadım. Şair o kadar değerli bilgiler, o kadar güzel anekdotlar ve mitlerden bahsetti ki. Şu an düşünüyorum çok az kısmı aklımda kalmış.

20160612_133405

Bir şairden hiç beklemediğim şekilde, tam bir romancı gibi konuşuyordu Afacan. Bu kadar mitoloji bilen biri, bu kadar ciddi araştırmalar yapan birinin yazabileceği öyküleri düşünüp durdum hep. Hatta bir ara sorayım istedim hiç öykü yazmayı denemiş mi diye. Şairin anlattığı onlarca mit arasından telefona not ettiğim bir mit vardı mesela, sizinle de paylaşayım.

Milattan önce yaşamış ressam Zeuxis ile aynı dönemde yaşayan Efesli ressam Parrhasius arasında kimin daha iyi resim çizebileceğiyle ilgili bir bahis vardır. Her iki ressam da resimlerini çizdikten sonra Zeuxis ve Parrhaius, tabloların üzerinde birer perde olduğu halde buluşurlar. Önce Zeuxis resmin önündeki perdeyi kaldırır. Çok güzel bir üzüm resmi çizmiştir. Öyle ki kuşlar gerçek sanıp tabloyu gagalamaya başlarlar. Bunun üzerine Parrhaius, Zeuxis’e bir de onun tablosuna bakmasına söyler. Tablodaki perdeyi kaldırmaya çalışan Zeuxis elinin boşlukta sallandığını görünce anlar: Parrhaius meğer perde resmi çizmiş! Bunun üzerine Zeuxis, bahsi kaybettiğini kabul eder ve ekler: Ben kuşları kandırdım ama sen de beni kandırdın. Helal olsun gardaşım sana adamsın, der.

20160612_144713

Söyleşi son olarak Aydın Afacan’ın kendi şiirlerinden birkaç tanesini okumasıyla son buldu. Bunlar Panta Rei, Azer, Kerem ile Aslı ve Setenay isimli şiirleriydi.

Panta rei sevgilim, her şey akar.
Dünya rüzgârlı bir kitap,
Sayfalar, hevesler, çarşılar akar.
Irmağa özenir söz; kavis ve girdap,
Yeryüzü anılardır.
İşte, bir sıradağ eğilip bakar da,
Yollar dillenir.
Gün yanığı düşler, tirşe efsaneler akar.

Son olarak şairin yayımlanmış olan kitaplarından da bahsederek yazıyı bitiyorum. Hepinizi Getik Kafe’ye bekliyoruz sevgili okur. Çok yakında yepyeni etkinliklerimiz de olacak. Takipte kalın.

afacan

Getik Fanzin Sosyal Platformlarda!

Geçtiğimiz hafta 8. sayısı yayımlanan; Eskişehir ve Ankara’dan sonra İstanbul’da da okuyucuyla buluşan ve çok beğenilen fanzinimiz Getik Fanzin‘i sosyal medyadan da takip etmeyi neden denemiyorsunuz?

Eskişehir’de başta Çilek Kafe, L’acoustıque, Palmiye Kafe, Old Harabes, Ayrık Otu, Maestro, Arka Sokak Kafe, Black Cat ve Kıraathane olmak üzere pek çok farklı mekanda okuyabiliyor, ulaşabiliyorsunuz Getik Fanzin’e. Ankara’da ise Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ‘de okuyucuyla buluşuyor Getik. Son üç sayıdan itibaren İstanbul’da Kadıköy’de yavaş yavaş dağıtılmaya başladı. Aldığımız tepkiler çok iyi ve çok yapıcı.

Getik Fanzin’i online olarak okuyanların sayısı da en az basılmış dergiyi okuyanlar kadar var. Dolayısıyla ISSUU profilimiz bizim için çok önemli. Çünkü dergimizi online okumanın yolu bu. Aşağıda ISSUU profilimizin iştah açıcı görüntüsü yer alıyor:

issueYayımlanan 8 sayımızı da görebiliyorsunuz. Üstelik FOLLOW butonuna basarak takip ederseniz (önce üye olmanız gerekiyor) dergi aylık olarak posta kutunuza düşüyor. Getik Fanzin’e ISSUU üzerinden ulaşmak için:

https://issuu.com/getikfanzin

getik

Getik Fanzin’in en güzel hesabı ise bence Instagram hesabı! Tüm Getik okuyucularıyla burada buluşabiliyoruz çünkü. Hiç görmediğiniz insanlar, hiç tanımadığınız parmaklar Getik Fanzin tutuyor, gösteriyor 🙂 Bu çok keyif verici bir şey sevgili okur. Burada ayrıca derginin yükünün altında ezilen, emek veren arkadaşlarımıza dair güzel fotoğraflar da yer alıyor. Takip etmenin hiç bir şey kaybettirmeyeceği muhtemelen de güzel şeyler kazandıracağı mütevazi bir Instagram hesabı kısacası. Üstelik kısa süre sonra dergilerin içeriklerine dair ipuçları da yer alacak. Böylece ilginizi çeken bir konu hakkındaki yazıya, şiire, görsele kolaylıkla ulaşabileceksiniz.

https://www.instagram.com/getikdergi/

Instagram olur da Twitter olmaz mı? Olur tabi ki! Ben oldum olası Twitter’ı bir türlü kabullenemedim, kullanamadım, trendlerini anlayamadım ama siz belki de benim tam aksime bir Twitter fenomenisinizdir! Takip listenize eklemenizde fayda var o zaman 😉 Bütün hesaplarda yayımlanan içerikler burada özet olarak yer alıyor.

https://twitter.com/getikdergi

Vee geldik dergimizin en güzel projesine: Youtube Kanalımız! Dergiyi bir kere bile okuduysan dikkatini hemen çekmiştir sevgili okur, Kat 3 Daire 8 isminde bir bölüm var dergide. Burada her ay, belirli bir konu üzerine epey keyifli muhabbetler dönüyor. Kırk dakika hatta bir saate yakın süren bu konuşmaları ilk sayılarda yalnızca okuyabiliyorduk. Ancak yazıya aktarılmayan içerikler heba olup gidiyordu. İşte bu içerikten okuyucularımız mahrum olmasın diye dergiye bir de Youtube kanalı açtık. Burada yakın zaman uzun muhabbetlerden derlenen kısa ama etkili bölümler de yer alacak. Kanala abone olmak yapabileceğiniz en güzel şey aslında 😉

catalSon olarak Facebook’ta bize destek vererek, yazdıklarımızı okuayarak, eleştirerek ve hatta sen de kendi yazılarını, içeriklerini göndererek Getik topluluğumuza katılabilirsin sevgili okur. Yazının yukarılarında sizli bizli hitap ediyordum, bak yazının sonlarına doğru samimiyeti kurdum senli benli konuşmaya başladım. İşte Getik’te böyle samimi, kâr amacı gütmeyen, güzel bir dergi yahu!

http://www.facebook.com/getikfanzin

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Star Wars Handigap’ı

Yüzümde koca bir gülümsemeyle bakıyorum herkese. Gülüyorlar. Abartıyorlar hatta. Öylece durmuş bakıyorum. Nafile bakıyorum ama. Gözlerim nafile yere seni arıyor. Senin yaşadığın ülkede çoktan güneş battı ve sen içinde benim olmadığım bir düşü görüyorsun belki de. Ah sen ne büyük bir nimetsin! Burada hayatta kalabilmek için sana ihtiyacım var. Senden kurtulabilmek nefes almayı bırakmak gibi, imkansız geliyor.

J. Adams (İdam edilmeden hemen önce, 1865) 

Neden böyle bir pasajla başladım bilmiyorum. Aklımda bir öyküden parça parça kısımlar kalmış. Oturup toparlaması epey zor geliyor. İlk kaynağından izni koparabilirsem sizlere komik bir hikaye sunabilirim.

Bugün Ender‘in gönderdiği öykünün son eğip bükmelerini yaptım. “Düzenlemek” diye yazmak istemedim, eğip bükmek yazdım. İlk defa bir öyküde bir kutsal metine yer verdim. Hala Ender görmedi gerçi. Her an her şey değişebilir. Umarım güzel bir iş çıkartabilmişizdir ortaya.

Bu öyküde kahramanımız, bir aşkın peşine düşüyor. Rüyalarında gördüğü bu aşkın, belki de, gerçek olmasını istediği için çektiği onca şeye tahammül ediyor. Öykünün sonu nasıl bitiyor elbette söylemiyorum. İlk kısmını okumak için şuraya tıklayabilirsiniz. Açılacak dergiden “Bir Meftunun Buhurlu Düşü” isimli öykümüzü okuyabilirsiniz. Öykünün sonu da Getik Fanzin‘in bu ay ki sayısında yer alacak.

420720_10200149914896024_1319065542_nStar Wars şu aralar pek bir popüler. BİM bile bu popülerliği lehine çevirmeyi başardı. Ben de gidip bir Star Wars’lu el havlusu alacaktım ama vakit bulamadım inan. Hadi hakkını verip altılamayı izleyen ve ona göre bu filmi de heyecanla bekleyen, yorum yapan ve paylaşana lafım yok da; filmdekileri “robot” sanan güzel kardeş, sen bir sus bari. Filme de gitme, parana yazık. Öküzün trene baktığı gibi bakacaksın. Eyvallah, herkes bir anda Star Wars’tan bahsedince, profiline falan koyunca böylesi bir popülariteden etkilenmemek elde değil. Ama bu senin büyük bir “handigap” unutma!

12398389_10153893938223938_1376230104_o

Volkan’ın aldığı Star Wars havlusu

Ağzının suyu aka aka, vizyona giren son filme gideceğine otur altılamayı izlemeye başla. Yağmur altında ışın kılıcı dövüşünü öğren. Sonra sen de o şarkıdaki gibi “Ne zaman yağmur yağsa, utanırsın”.

Çok yoruldum bu hafta. Birazdan kardeşimle film izleyeceğiz. Muhtemelen de izlerken uyuyakalacağım. Bu haftanın özeti benim için “Son dakika ve çok acil” idi. Yaptığım hemen her işi bu şekilde çıkardım. Büyüklerin ellerinden, bir de senin o boncuk gözlerinden öpüyorum sevgili okur, çok öpüyorum. Söz verip yanına gidemediğim Utku kardeşimden özür diliyorum. Ben aradıktan saatler sonra “Yes beyb” diye mesaj atan Volkan’ın bu mesajı niye attığını çözmem de en az bir yarım saat aldı, ona da teessüf ederim. Ayrıca film teklifime (Aslında Togay‘ın) bu kadar organize red cevabı veren tüm dostlara da ayrıca teşekkürler.

Getik.org Projesi

getikAltı aydır yayın hayatına devam eden, her ay bir öncekinden daha fazla okuyucuya ulaşan, hatta artık Eskişehir dışında da yayımlanmaya başlayan dergimiz Getik Fanzin‘in internet sitesi getik.org bugün değilse de yarın ya da öbür gün, yani çok kısa süre içerisinde yayına başlayacak sevgili okur.

Bir süredir sitenin bazı temel ayarlamalarıyla uğraşıyorum. Editörümüz Levent sağ olsun, yayımlanan tüm sayılarımızı son bir defa daha kontrol ederek bana gönderdi. İlk etapta tüm sayılardaki öyküleri, muhtemelen bir ay içerisinde de tüm içerikleri sitede yayınlamış olacağız.

Bu site projesi, uzun süre sonra başladığım yeni bir proje olduğu için beni epey heyecanlandırdı. Aklımda pek çok fikir var ancak elbette ki site sadece benim değil, tüm dergi ekibimizin olacağı için mutlak bir toplantıya ihtiyacımız var. Bunu da önümüzdeki ay içerisinde yapacağız. Rutin olarak yapıyoruz zaten.

Peki sitede neler olacak? Bir kere, tüm sosyal platformlardaki hesaplarımıza doğrudan tek bir adresten erişebileceksiniz. Yayımlanan tüm sayılarımızı PDF formatında indirerek arşivleyebilecek ya da ISSUU platformundan online olarak okuyabileceksiniz. Olur ya, dergiyi sırf bir kişi için okuyor da olabilirsiniz. Tüm içerikleri yazara göre, türe göre ve tarihe göre okuyabileceksiniz. Ayrıca isteyen yazarlarımız hakkında kişisel bilgilere de ulaşabileceksiniz. Elbette en önemli şey derginin dağıtım noktaları. Site sayesinde Eskişehir’de ve Ankara’da ve hatta İstanbul’da dergimizi nereden bulabileceğinizi öğrenebileceksiniz.

Ender ve Aysun‘la birlikte yazdığımız öyküler genelde iki sayıya bölünmüş oluyor. Bazı okurlar bir sonraki ay çıkan dergiyi bulamayabiliyorlar. İşte site sayesinde öyküleri kopmadan okuyabilecekler.

Heyecanlıyım sevgili okur. Site yavaş yavaş doluyor, heyecanım artıyor. Getik ailesinin heyecanı artıyor…

Bu Ayın Dolunayı: Olaylar Olaylar

bloodmoonaysunBu yılın en beklenen astronomi olaylarından birisi dün gece yaşandı sevgili okur. Dün gece gökyüzüne baktıysan süper ay denilen ve Ay’ın Dünya’ya en yakın konumdayken oluşturduğu dolunayı görmüşsündür. Nasıl da muhteşem parlıyordu değil mi? Bir de sabaha karşı oluşan tam ay tutulması sayesinde gökyüzünde bir “bloody moon” meydana geldi. Böylece bu yıl beklenen son ay tutulması dün gece yaşandı. Bir sonraki ise taa 31 Ocak 2018‘de yaşanacak. Ayrıca bu tutulma Nisan 2014’te ben askerdeyken başlayan “dörtlü tam ay tutulması serisitetrad“ın son tutulmasıydı. Bundan önceki diğer üç tutulmayı (15 Nisan 2014, 8 Ekin 2014 ve 4 Nisan 2015) bu blogda okumuştun. Gerçi 15 Nisan 2014’tekini aynı günlerde okuyamadın. Çünkü askerdeydim ve bloga yazamadım. Ama asker günlüklerimde ne güzel de yazmıştım.

Bu arada tetradın ne olduğunu da anlatayım. Normalde parçalı ve tam ay tutulmaları yıl içerisinde birkaç defa yaşanıyor. Ancak ardışık iki yıl içerisinde art arda gerçekleşen dört tam ay tutulmasına tetrad deniyor. Tetrad içerisinde yaşanan tüm ay tutulmaları da “bloody moon” oluyor. Aşıksanız anlarsınız astronomiye 🙂

Sakaryabaşı'nda Dolunay

Sakaryabaşı’nda Dolunay

Dün akşam Selda, Alper, Merve ve ben, hep birlikte Çifteler‘e doğru yola çıktık. Burada Sakaryabaşı denen güzel bir rekreasyon alanı var. Akarsu kıyısında piknik yapabiliyor, pedallı teknelerle gezebiliyorsunuz. İsterseniz semaver kiralayıp çay çorba olayına da girebiliyorsunuz. Burada yaklaşık 2 saat geçirdik. Selda’yla ilk defa bu kadar uzun süre muhabbet etme imkanımız oldu. Dolunayı sağ tarafımıza aldık tüm gece. Suyun üzerindeki oynaşmalarını izleyip durdum ben.

Daha sonra tekrar yola çıkıp Eskişehir’e döndük. Bu esnada Keyb aradı. Aslında bugünlerde aramasını da bekliyordum. Çünkü kardeşi, Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü‘nü kazanmıştı. Keyb ile konuşup nerede olduklarını ve ne kadar süre orada olacaklarını öğrendikten sonra hep birlikte eve geldik. Selda, benin plaklarım olduğunu bilmiyormuş. Oturduk, Alper’le birlikte seçtiğimiz plakları dinledik. Daha sonra da Alper’le Selda bizden ayrıldılar.

Biz de vakit kaybetmeden Keyb, kardeşi Hande, Ahmet ve Hakan‘la buluşmak üzere tekrar dışarı çıktık. Barlar Sokağı’nda Hangover isimli mekana gittik. Bu mekanı sevmiyordum aslında. Neyse, bir süre muhabbet edip bu sefer Keyb’nin arabasıyla yola çıktık. Önce Keyb’nin kardeşi Hande’yi kalacağı aparta bıraktık. Daha sonra da Hakan’ı evine bıraktık. Oradan tekrar bizim eve geçtik. Gece geç saatlere kadar muhabbet ettik. Sonra Keyb ile Ahmet ayrıldılar. Böylece dolu dolu bir gece bitmiş oldu.

Atraksiyonlar böyleyken gökteki dolunayın farkına varan bir tek ben değildim elbette. Yıllardır dolunaylarda özel yazılar yazarım bilirsin sevgili okur. Bu dolunay sevdasının giderek yaygınlaşmasını görmek beni mutlu ediyor. Dün ve bugün Facebook’ta onlarca ileti okudum. Yani o gece gökyüzüne benle birlikte yüzlerce çift göz döndü baktı.

Bunlardan bir çifti de Aysun‘a ait. Biricik çizerimizin bloody moon için çizdiği resmi yazının en başında gördün. Ayıktın değil mi? Sulu boyadır, yanlış olmasın. Bu arada Aysun’un Getik Fanzin‘in Ekim 2015 sayısı için çizdiği bir resim var ki off off. Gerçi bizim öykü de cidden güzel oldu bu sefer. Öyküye geçen ay bıraktığımız yerden devam edip hiç ummadığınız bir şekilde bitiriyoruz. Aşkın böylesini göremezsiniz 🙂

Getik Fanzin Yeni Sayı ve Yeni Öykümüz

getikeylulGeçtiğimiz gün dördüncü sayısı yayımlanan güzide fanzinimiz Getik Fanzinde bu ay yeni bir öyküyle karşına çıktık sevgili okur. Bu ay diğer sayılardan farklı olarak siyah beyaz basıldı Getik Fanzin. Ve yine Eskişehir’deki hemen hemen tüm sahaflarda ve kitapçılarda takipçilerini bekliyor. Hatta ben bu yazıyı yazmak için epey geciktiğimden, muhtemelen bitmiştir.

Levent‘in dediğine göre okurlardan en çok geri dönüşü bu sayı için almışız. Bu, tüm ekibimiz için gayet iyi bir haber. Bir de Levent’in anlattığı bir olay var ki Ender‘i, Aysun‘u ve beni inanılmaz mutlu etti. Levent’in annesi yeni sayımız yayımlandığında Levent’i arıyor ve dergiyi henüz okuyamadığından bahsediyor ve ekliyor: Yalnızca Gilruzların öyküyü okudum, çok beğendim. Levent soruyor, anne onlar kim, Ender-Aysun-Mesut üçlüsü mü? 11913231_10204944026585768_636865568_nAnnesi cevap veriyor, Evet adlarını unuttum da geçen sayıdaki öykülerini hatırlıyorum, bir de Aysun’un çizimlerinden anladım onlar olduğunu.

Aysun’un resimlerinin bizim öykülerimizle bu şekilde bütünleşmiş olması bizi uzun vadede daha da güzel işler yapmak için epey cesaretlendirdi. Yazdığın öyküleri çizmesi için bir çizer bulmanın ne demek olduğunu en iyi Selçuk C. bilir, bana destek verecektir bu yazıyı okursa.

kgc

Dergimizin bu ay ki sayısının kapağında korku ve gerilim filmlerinin ünlü yönetmeni Wes Craven yer alıyor. Geçen sayıda olduğu gibi bu sayıda da Kat 3 Daire 8 bölümünde Wes Craven ve korku sineması üzerine güzel bir muhabbeti var Levent ve Emre’nin. Bunun dışında Limbo isminde güzel bir oyunun incelemesi de dikkati çekenlerden.

Bu sayıda ilk defa bir yazarımız (Samet Aydilek) QR kod kullandı. Ben bu QR kodları yıllar önce IDEA Magazine‘de kullanıyordum ve çok iyi bir geri dönüş sağlıyordu bana. Özellikle siyah beyaz sayılarda, kullandığımız görsellerin renkli hallerini gösterebilmek için bundan sonraki sayılarda kullanmaya karar verdik. Bir şeyi daha belirtmekte fayda var, bu sayı siyah beyaz olacağını için herhalde, biz hariç diğer tüm yazarlar (ve hatta dergideki fotoğrafların da hepsi) bilinçli olarak orijinal siyah beyaz olan görsellerden seçildi.

Dergimizin yeni sayısını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Dergimize ait diğer bağlantılar da aşağıda yer alıyor. Bizi takip edin!

Facebook grubu: https://www.facebook.com/getikfanzin

Instagram profili: https://instagram.com/getikdergi/

ISSUU profili: http://issuu.com/getikfanzin