Tag Archives: Getik Kafe

3. Baskı Çıktı: Müjgan!

Taa geçen sene kaydettiğimiz bir videomuz vardı sevgili okur. Yağızhan ve Ender‘le birlikte yaptığımız akustik projeden çıkan ilk şarkı, şarkıcık: Müjgan. Diğer besteleri yayımlamadan önce bu kısa şarkıyı, kayıt ve video prodüksiyonu imkanlarımızı test etmek için yapmıştık. Yağızhan bu şarkıyı, Sadri Alışık‘ın aynı isimli filminde okuduğu Ah Müjgan Ahh isimli şiirden esinlenerek besteledi. Sözler de şiirden.

Videoyu Getik Kafe‘de kaydettikten sonra kayıt işi beklediğimizden daha çetrefilli oldu. Kaydın uzaması, videoda kopukluklar olması, okulların başlaması, bizim iş güç derken video bir kenarda boynu bükük kaldı. Sağ olsun Yağızhan geçtiğimiz günlerde kendine bir boşluk yaratıp videoyu montajlayabilmiş. Ellerine ve emeğine sağlık. Tabi böyle bir şarkı kaydedip de blogda yayımlamamak olmazdı.

Kısa bir iş olmasına rağmen epey kişinin emeği var, her birine teşekkür ediyoruz. Video çekimi ve yönetmeliği için Levent‘e, miks için de Ufuk Abi‘ye sevgilerimi iletiyoruz Üçüncü Baskı olarak. Bilmiyorum, belki ileride başka parçalar da yayımlarız. Belki de yayımlamayız. Bilmiyorum.

 

Reklamlar

İzin Öncesi Harika Keşifler & Olaylar

Mirvari Kahvesi

mirvariBenim Türk kahvesiyle pek aram yoktur. Kırk sene içmesem canım çekip de bir Türk kahvesi içeyim demem. Bir de orta, sadece, şekerli ayrımında çok başarılı olduğumu söyleyemem. Sade Türk kahvesi öyle alelade içilebilecek bir lezzet değil bence. Türk kahvesine olan bakış açım bu şekilde olumsuzken, ailemizin “elf”i Hazal‘ın, tüm fikrimi değiştiren, “bir şans daha vermelisin Mesut” diye beni telkin eden o harika keşfinden bahsedeceğim: Mirvari Kahvesi. Bir yudum alıp şu yorumu yaptım.

iciminasil biliyonmu

Yeni çıhmış, içimi nasıl biliyon nu? Mmmpeehhy…

Hazal sağ olsun, 240 gramlık mucize bir paket getirdiğinde içeceğimiz şeyin bu denli lezzetli olabileceğini hiç düşünmemiştim. Nasıl tarif edebilirim? Ağızda hafif tortulu bir lezzet bırakıyor. Tadı sütlü gibi ama sütten ziyade hafif bir krema tadı geliyor. Dibinde kalan telve bile o kadar eğip bükmüyor ağzınızı. Kimisi kahvenin telvesini sever hani. Parmak parmak tadına bakar. İşte bu kahvenin öyle bir telvesi de olmuyor. Şekersiz bile içilebilir.

Bu kahve Türk kahvesi, damla sakızı , has salep, keçiboynuzu tozu, krema, mahlep ve safran’ın özel miktarlardaki karışımından oluşuyor. Tuğba Kuruyemiş‘ten başka satan yok. Mirvarinin sözcük anlamı “inci” demek. 240 gramlık paketi 10 lira. Kahve içmeyi seviyorsanız, daha önce de Mirvari kahvesi içmediyseniz denemek için beklemeyin bence. Ha, bu bir reklam değildir.

Yepyeni Türlerde Black Metal Tecrübesi

Geçen hafta iş yerinde epey yoğunluk vardı. Her gün sabahtan akşama aralıksız iş çıkarmak durumundaydım. Böyle kesintisiz çalışmaya başladığımda kendime bir hedef koyuyorum, istisnalar ve kendi kontrolüm dışındaki olaylar haricinde, yaptığım işi bitirmeden yerimden kalkmıyorum. Perşembe ve cuma günü çalışırken kulağımda yeni keşfettiğim iki grubun şarkıları döndü durdu hep. Kulaklarımda kıyametler koptu ama kimseler farkına bile varmadı.

a3421730298_10Mesarthim, Avustralyalı bir atmosferik black metal grubu. Çok da araştırmadan karşıma çıkan ilk parçaları olan Pillars‘ı dinlemeye başladım. Melodiler hoşuma gidince EP’nin tamamını indirdim. Özellikle aralara serpiştirilmiş klavye melodileri ve durağan giden ritim çok hoşuma gitti. Pillars, grubun 2016 yılında çıkardığı, dört parçadan oluşan ve toplamda 37 dakikalık çalma süresine sahip bir EP. Grup aynı yıl bir EP daha çıkarmış. Grup üyelerinin adları ve hatta tek kare fotoğrafları bile yok. İsimlerini Nokta ” . ” olarak belirtmişler. Kaç kişiden oluşuyor, kimlerdir bilemiyorum. Black metali güzel yağan şeylerden biri de her grubun böylesi gizemli bir yönünün bulunması bence.

midnightPillars, güzel ama itiraf etmek gerekirse tek düze bir albüm. “Bu albümü sevdiysen bunu da seversin” şeklinde gelen bir tavsiyeyle Midnight Odyssey‘in 2015’te çıkardığı tek parçalık The Night Has Come For Me isimli EP’sini dinlemeye başladık. Ambient Black Metal türünde, bol klavyeli, bol melodili ve sözlerle birlikte iyi bir vokalle desteklenmiş bir parça. 12 dakika sürüyor ama türün dinleyicisiyseniz muhakkak seversiniz. Bu parçayla birlikte bir kere daha anladım ki “choir” dediğimiz vokalleri pek seviyorum. Midnight Odyssey de Avustralyalı bir proje. Grup değil, tek bir kişiden oluşuyor.

I stand as one, hiding in the trees
The night has come for me
My many voices are overpowering
You will never be free

İçimin Yağlarını Eriten Bölüm: Battle Of Bastards

İzlediğim dizilerle ilgili spoiler veren yazılar yazmak hiç tarzım değil. Ama bunca yıldır izlediğim Game Of Thrones‘un ilk defa bir bölümü böylesine güzel hissetmemi sağladığı için bu yazıyı yazmasam olmazdı.

13407010_10154270298479161_600996300336373567_n

Battle Of Bastards, 6. sezonun 9. bölümü idi. Dün gece 6. sezonun final bölümü yayımlandı. Henüz izlemedim. Bu akşam Getik Kafe‘de izleyeceğiz. O yüzden sabahtan beri özellikle kaçıyorum Facebook’tan ve bilimum sosyal platformlardan spoiler yememek için. Nasıl bir final olacak hiç bilmiyorum.

Battle Of Bastards’a dönecek olursak, izlediğim en iyi bölümlerden birisiydi diyebilirim.Korkumdan iMDB’ye de giremiyorum şu anda. Ancak reyting oylamasında zirvedeydi. Ben de dahil izleyen herkesin bölüm bittiğinde derin bir ohh çektiğini okuduk hafta boyunca sözlüklerde, sağda solda. Bölüm bittiğinde bayrakları astık, profilimizi süsledik.

196418_340Yine de fazlaca detaya girmeden, bu bölüm neden çok iyiydi ondan bahsetmeye çalışayım. Şüphesiz bu bölümü en iyi yapan şey bölümün tamamına yayılmış olan iki farklı savaşa ait sahnelerdi. Savaş sahnelerinde izleyici olarak en tatmin olduğumuz olay, kaybedileceğine kesin gözüyle bakılan savaşların, tüm umutların bittiği anda çok zayıf bir ihtimalle gerçekleşmesi beklenen olasılıklar dahilinde kazanılmasıdır. Biz bu sebepten Yüzüklerin Efendisi‘ne doyamıyoruz. Rohan’ın doğuda belirmesi, ölülerin gemilerden taşması ve sonucunda kazanılan zaferler.

İşte bu bölümde de aynı hissiyatı dolu dolu yaşayabildik. Açıkçası ben önce Kurtlar Vadisi, sonra da Game Of Thrones’la hayatımıza giren “başrol oyuncusunu acımadan öldürmek” tribinden dolayı tüm bölümü diken üstünde izlemek zorunda kaldım. Ama sonuçta kıçımı koltuğa öyle bir yaydım ki, dedim bu mutluluğun üzerine bırak da bir yazı yazayım. Game Of Thrones, bana daha önce hiç böyle hissettirmemişti.

Savaş sahneleri diyorduk. Biz, ejderhasever bir milletiz. İşte bir kere daha ejderhanın gücünü gördük bu bölümde. Diğer taraftan bölüme de adını veren “Battle of Bastards” ise hayatımda izlediğim en gerçekçi savaş sahnelerine sahipti. Bir filmi/diziyi izledikten sonra hissetiklerimi başkaları da hissetmiş mi diye araştırırım hep. Yorumları okuyunca anladım ki hissetmiş. Jon Snow, ayaklar altında ezilirken o kadar kaptırmışım ki nefesimi tuttum ben de. Sağdan soldan kıskaca alınmışken en az onlar kadar korktum. Kazananın kim olacağını kestirmek başlarda o kadar imkansızdı ki.

wunwun Elbette bölümü bu denli güzel yapan bir diğer unsur ise savaşın tek fantastik ögesi olan Wun Wun isimli devdi. Yanında dev olan bir ordunun kendinden daha emin olmasını, daha cesur olmasını beklersiniz değil mi? Ama Jon Snow’un ordusunda o cesaret biraz eksikti. Kahraman dev, savaşın gidişatında çok büyük öneme sahip. Keşke ilerleyen bölümlerde başka devler de görebilsek ama muhtemelen Wun Wun’la birlikte soyları tükenmiş oldu.

Bölümün sonlarında dişimizi sıktık, yumruklarımızı sıktık, bitir artık şunu diye bağırıp durduk. Eh istediğimiz gibi olmayınca açıkçası ben sövdüm. Bu işin altından yeni bir pislik çıkacak, elinde fırsat varken neden yapmıyorsun diye. Ama bölümün son iki dakikasını izleyince, böylesi bir sonun diziye daha çok yakıştığını anladım.

Özetle, bu akşam Game Of Thrones’un final bölümünü izleyeceğim. Altı senedir tırnakları kemire kemire izlediğimiz, darbe üstüne darbe yediğimiz zamanlardan sonra umarım senaristler bu sezon taşı gediğine koymuşlardır. Eğer final de en az Battle Of Bastards kadar iyiyse, oturup son iki bölümü film tadında açar açar izlerim.

EKLEME: 28.06.2016. Son bölümü dün izledik. Çok çok iyiydi ancak neyse ki Battle Of Bastards kadar iyi değildi.

Yıllık izindeyim, daha sık birlikte olacağız. Umarım.

Getik Kafe & Aydın Afacan Söyleşisi

getikkafelogoBu yazı iki bölümden oluşacak. İlk bölümde, günlerdir bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım, yepyeni mekanımızdan, Getik Kafe‘mizden bahsedeceğim.

2015 yılının ortalarından itibaren Ender ve Aysun‘la birlikte yazar / çizer kadrosu içerisinde yer aldığımız Getik Fanzin kitlemizin yeni bir mekanı var: Getik Kafe. Önceki aylarda, dergi toplantılarımızı çeşitli mekanlarda yapıyorduk. Her toplantıda biraz daha genişleyen topluluğumuzun sığacağı bir mekan bulmak da giderek zorlaşıyordu. Demek ki editörümüz Levent‘in de böyle bir planı varmış ki bir ay gibi kısa bir sürede kafenin yerini buldu, dekore etti ve açılışını yaptı. Helal olsun başkanımıza 🙂

getikkafe2

Getik Kafe nerede? Getik Kafe, Eskişehir’in merkezinde yer alan Haller Gençlik Merkezi‘ne 130 saniye uzaklıkta yer alıyor. Haller Gençlik Merkezi’nin eski tren geçidi tarafında yer alan Odea Bank‘ın aralığında yer alıyor. Her tarzdan müşteriyi yakalamak için ortamı adeta bir popüler kültür pornografisi setine dönüştüren kafelerin aksine, belirli bir çizgide ve sadece bu kafeye özel olarak tasarlanmış görsellerle, sade dekorasyonuyla dikkat çekiyor. Getik Dergi’nin yayımlanmış tüm sayılarına ve diğer pek çok fanzine ulaşabilir, okuyabilirsiniz. Getik’in eski sayılarını merak eden birkaç arkadaşım vardı. Buraya giderek basılı dergilere göz atabilirsiniz.

getikkafe

Bizde giderek bir alışkanlığa dönüştü Getik. Hem çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın yeri olması hem de emek verdiğimiz bir oluşumun karargahı diyebileceğimiz için. Umarım uzun yıllar aynı heyecanla bu işleri yapmaya devam edebiliriz.

aydinafacanYazının ikinci bölümü ise şimdi başlıyor. Geçtiğimiz pazar günü Getik Kafe’nin ilk etkinliği yapıldı: Şair Aydın Afacan‘la Mitos ve Şiir Üzerine. Daha önce birkaç yazarın konuk olduğu söyleşilere katılmıştım. Bunlar okuduğum, bildiğim bazı yazarlardı. Ancak bir şairin katıldığı, “mitos ve şiir üzerine” yapılan böyle bir söyleşinin nasıl olabileceğini açıkçası çok hayal edemedim. Acaba şair bize şiirlerini mi okuyacak, şiirlerinde ne anlatmak istediğinden falan mı bahsedecek diye düşünerek gittim kafeye. Aynı günün sabahında Bursa’daydım oysa ki. Sabah erkenden Bursa’dan yola çıkıp doğruca kafeye geldim.

Geldiğimde etkinlik başlamak üzereydi. Aydın Afacan ve arkadaşımız Emre, bir masanın arkasına geçtiler ve Şair Afacan başladı anlatmaya. Mitoloji, hayatımda en eksik olduğum konulardan biridir. Söyleşi tam da bu konudan başladığı için can kulağıyla dinlemeye başladım. Çok ciddi bir hata yaptım, yanıma kağıt kalem almadım. Şair o kadar değerli bilgiler, o kadar güzel anekdotlar ve mitlerden bahsetti ki. Şu an düşünüyorum çok az kısmı aklımda kalmış.

20160612_133405

Bir şairden hiç beklemediğim şekilde, tam bir romancı gibi konuşuyordu Afacan. Bu kadar mitoloji bilen biri, bu kadar ciddi araştırmalar yapan birinin yazabileceği öyküleri düşünüp durdum hep. Hatta bir ara sorayım istedim hiç öykü yazmayı denemiş mi diye. Şairin anlattığı onlarca mit arasından telefona not ettiğim bir mit vardı mesela, sizinle de paylaşayım.

Milattan önce yaşamış ressam Zeuxis ile aynı dönemde yaşayan Efesli ressam Parrhasius arasında kimin daha iyi resim çizebileceğiyle ilgili bir bahis vardır. Her iki ressam da resimlerini çizdikten sonra Zeuxis ve Parrhaius, tabloların üzerinde birer perde olduğu halde buluşurlar. Önce Zeuxis resmin önündeki perdeyi kaldırır. Çok güzel bir üzüm resmi çizmiştir. Öyle ki kuşlar gerçek sanıp tabloyu gagalamaya başlarlar. Bunun üzerine Parrhaius, Zeuxis’e bir de onun tablosuna bakmasına söyler. Tablodaki perdeyi kaldırmaya çalışan Zeuxis elinin boşlukta sallandığını görünce anlar: Parrhaius meğer perde resmi çizmiş! Bunun üzerine Zeuxis, bahsi kaybettiğini kabul eder ve ekler: Ben kuşları kandırdım ama sen de beni kandırdın. Helal olsun gardaşım sana adamsın, der.

20160612_144713

Söyleşi son olarak Aydın Afacan’ın kendi şiirlerinden birkaç tanesini okumasıyla son buldu. Bunlar Panta Rei, Azer, Kerem ile Aslı ve Setenay isimli şiirleriydi.

Panta rei sevgilim, her şey akar.
Dünya rüzgârlı bir kitap,
Sayfalar, hevesler, çarşılar akar.
Irmağa özenir söz; kavis ve girdap,
Yeryüzü anılardır.
İşte, bir sıradağ eğilip bakar da,
Yollar dillenir.
Gün yanığı düşler, tirşe efsaneler akar.

Son olarak şairin yayımlanmış olan kitaplarından da bahsederek yazıyı bitiyorum. Hepinizi Getik Kafe’ye bekliyoruz sevgili okur. Çok yakında yepyeni etkinliklerimiz de olacak. Takipte kalın.

afacan