Tag Archives: gil

Eskirock Metal Fest. Vol. 5

eskirockmetalfest5Artık geleneksel hale gelen bir metal müzik festivalinden söz ediyorum sevgili okur. Yaklaşık 2.5 senedir yılda iki defa düzenle(yebil)diğimiz Eskirock Metal Fest serisinin son ayağını da 12 Kasım Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdik. Bu yazıda kısaca konser öncesi ve konser anında yaşananlardan bahsedeceğim.

Organizasyon aşamasında herhalde en çok sıkıntı yaşadığımı konserimiz bu oldu sevgili okur. Zira ilk tercih ettiğimiz tarih olan 29 Ekim tarihi Cumhuriyet Bayramı ile ilgili bir kutlamayla çakıştığı için etkinliği bir süre ertelemek durumunda kalmıştık. 29 Ekim’in devamındaki hafta ise bizim fakültelerde sınav haftası başlıyordu. Dolayısı ile bir sonraki haftayı, yani 12 Kasım’ı işin hayrı bakımından uygun bulduk. Ancak o hafta da Anadolu Üniversitesi‘nde tek vize yapan birimler için sınav haftasıydı ama Osmangazi Üniversitesi‘nin tamamında ve Anadolu Üniversitesi’nin iki vize yapan fakültelerinde sınav olmadığı için tarihi değiştirmedik.

Hayatın her gün pahalandığı bir ülkede takdir edersiniz ki cebimizdeki para azalırken masraflarımız da hergün artıyor, harcamalar her ay bir önceki aya göre pahalanıyordu. Üstelik bir de İstanbul-Eskişehir arasındaki tren seferlerinin yapılamıyor olması yol maliyetlerini iki katına çıkarmıştı. Bira pahalanmış, kiralar artmış, donasa bile zam yapılmıştı 🙂

Derin bir nefes alıp yaşadığımız tüm aksilikleri geride bıraktık. Önce diğer konserlerden iyi ya da kötü, alışkanlık haline getirdiğimiz şu konser teaser’ımızı hazırlattık Ayberk ve Gil‘e. Videonun başındaki o karga, bizim için yapılan bir animasyondur, yani herhangi bir yerden alınmamıştır, emek verilmiştir. O açıdan bu iki dostumuza bir kere daha teşekkür ederim Eskişehir Rock Topluluğu adına.

Konserden bir gece önce, 11 Kasım Pazar gecesi, diğer festivallerden farklı olarak ilk defa bir Eskirock Gecesi düzenledik. Konser öncesinde bir toplanalım istedik. Prison Bar‘da Kayra ile anlaşıp ön satış bileti alan müzik severlere indirim sağladık. O akşam pek çok eski dostumuz ile görüşme fırsatımız oldu. Güzel bir akşam geçirdik. Sonra hemen eve gelip uyudum iyice dinlenebilmek için.

Pazartesi sabahı okula gittim. Öğleden sonra çıkabilmek için hocamdan izin aldıktan sonra okuldan ayrıldım yemek yiyip. Saat tam  14:00’de yanında Halil ve sponsorumuz IMG Music‘ten on numara insan Hicri abi olduğu halde Nakliyeci Hasan Abimiz kamyonuyla geldi 222’nin önüne. Kamyonetten ekipmanları indirip sahneye taşıdık. Zaten kısa bir süre sonra da gecenin ilerleyen saatlerinde işinde gösterdiği üstün başarılardan ve bize yaptığı “katkılardan” dolayı plaket vereceğimiz tonmaisterimiz, canımız Serdar Abimiz geldi. Sahneye davulu kurduktan ve amfileri yerleştirdikten sonra kablo tesisatını da kurdu Serdar Abi. Bu esnada gruplar da yavaş yavaş gelmeye başladılar. Tanıdıklarımızla hasret giderdik, tanımadıklarımızla tanıştık. Zaten bu konserlerin bizim için en heyecanlı yanı da yeni insanlarla tanışmak oluyor.

Konser için belirlediğimiz sahne sıralaması şu şekildeydi:

  • Heretic Soul
  • UÇK Grind
  • Carnophage
  • Episode 13
  • Lamb Of God Tribute

Soundcheck süreci planladığımızdan biraz geç bitti, bu gecikme de kapı açılış saatine yansıdı dolayısı ile. Planladığımızdan yaklaşık 40 dakika sonra açtık kapıları ve soğuktan üşüyen metal müzikseverler içeri doluştular. Kapı açılışından da kısa süre sonra konser başladı. Biz de nefesimizi tutup bakalım bu konserde neler olacak diye beklemeye başladık.

Heretic Soul ve ben

Güne şanssız başlayan dostlarımız, Heretic Soul ilk sırada sahneye çıktı. Süpersonik davulcuları Erhan‘ın davulları ve Sarp‘ın harika vokalleriyle sevdiğim bu grup tam da tahmin ettiğimiz gibi bir açılış yaptı. Kendi tabirleriyle Nihilistik Death Metal‘in ağa babaları olduklarını gösterdiler. Güne şanssız başladıklarını söylemiştim. Şöyle oldu: Basçıları Eskişehir’e gelirken cüzdanını düşürmüştü ve buna bağlı olarak bir gecikme yaşadılar. Ancak kısa sürede ses kontrollerini tamamlayıp sahneye çıktılar ve seyirciyi coşturdular. Zaten Erhan’ın davullarıyla coşmayacak death metalci yoktur herhalde. Heretic Soul sahnedeyken tüm UÇK Grind ekibi de grubu ilgiyle izledi. Gerçi herhalde ilk defa bu konserimizde, bütün gruplar bütün grupları izleyebildiler. O açıdan da çok hoş bir ortam oldu. Heretic’in en sevdiğim parçası Mental Decay‘de ben de dayanamayıp sahne önüne koştum, kalabalığa karıştım işi gücü bırakıp. Grup gayet iyi dileklerle sahneden indi 🙂 Togay‘la ben içimizden helal olsun lan dedik.

UÇK Grind

Ufak bir aradan sonra UÇK Grind sahneye çıktı. UÇK Grind, yakın zamanda kadrosunda bir takım değişiklikler yaşamasına rağmen, bu değişimleri hep pozitif yönde kendisine katan; Türk metal piyasasının en saygıdeğer gruplarından biridir. Konser gününe kadar açıkçası kişilikleri konusunda bir bilgi sahibi olmadığımız grup üyelerinin çok iyi birer dost olabileceğini de öğrendik. Sevdiğimiz insanların, kendi aralarında birbirlerini de sevdiklerini görünce özellikle Volkan‘la ben de daha bir sevindik 🙂 Neyse, UÇK sahneye çıktı ve şöyle bir baktı seyirciye. Tanju Abi, o her zaman ki yüksek enerjili performansıyla tüm o seyirciyi ezdi geçti. UÇK’yı herkes Tanju Abi ile tanıyıp sevse de biz ekip olarak Levent Abi‘nin hayranıyız onu da söylemeden geçmeyeyim. Grup, Trust or Grind isimli parçalarında bir önceki davulcuları Savaş Abi‘yi sahneye çağırdı ve bu parçayı bu şekilde icra ettiler. Tanju Abi, insan ırkının yok edilmesine dair manifestolarını açıkladıktan sonra efsane parçaları The Human Race Must Be Destroyed‘ı da çaldılar. UÇK Grind, sahneden alkışlar eşliğinde indi. En son 3 sene önce Chaos Murat Abi‘nin getirdiği grubu, yıllar sonra tekrar kendi organizasyonumuzda dinlemenin haklı gururunu yaşadık biz de o alkışları yüreğimizde hissederek 🙂 Çok dokunaklı oldu lan farkındayım.

Tanju Abi ve ben

Tanju abi ile birlikte fotoğraf çektirdikten sonra içeri koştum. Sahneye bir Eskirock efsanesi Onur kardeşimizin grubu Carnophage çıkacaktı. Bugüne kadar yaptığımız 5 konserin dördünde 3 farklı grupla sahneye çıkan Onur, bu rekorunu kendisi gibi dört konserde 3 farklı grupla sahneye çıkan Karahan‘la paylaşıyordu. O açıdan Onur’un ve Karahan’ın bizdeki kredileri epey fazladır 🙂 Her neyse, Carnophage özellikle hızlı ve teknik riffleriyle ön plana çıkan Ankaralı bir Death Metal grubudur eğer halen duymayanlar varsa. Vokalleri Oral Abi, Cidesphere grubunun da eski vokaliymiş üstelik konser günü öğrendiğime göre.

Carnophage

Carnophage’ı daha önce iki defa izlemiştim. O yüzden parçalarını ve sahnelerini gayet iyi biliyordum. Bu gruptan da bassçıları Bengi hocamızı ayrı bir severim 🙂 Kendisiyle ayaküstü biraz sohbet fırsatı buldum ve konuştuk.

Carnophage’ın davulcusu Onur, bana ve Alper‘e göre Türkiye’nin en iyi üç metal davulcusundan birisi olduğu için biz kamerayı ekipmanı kurup sadece Onur’u çektik videoya konser boyunca. Böyle bir davranış geliştirdik herifin yeteneğine karşı 🙂 Carnophage, Episode 13’ün tarzının verdiği avantajı saymazsak, gecenin en öfkeli grubu oldu. Sahne önünde de çok büyük ilgi vardı. Ortalık fena karıştı. Kardeşim Murat falan düştü masaları devirdi, oturan kızlardan biri yere düştü falan. Öyle bir karıştı yani ortalık. Fazlasıyla can yakan bir performans oldu yani.

Episode 13 (Mehmet Şahin Tabak)

Carnophage sahneden indiğinde saat 23.00’e yaklaşıyordu. Sırada Eskişehir’de kurulan ve Black Omen‘la beraber şehrimizin en başarılı grubu olan Episode 13 vardı. Grup uzun vadede çok fazla eleman değişikliği yaşamıştı. Ancak kadrosunda her daim orjinal kadrodan birilerini bulundurabilmişti. Nursuz‘un gruptan ayrıldığını duyunca üzülmüştüm ama konser günü grupla birlikte görünce epey sevindim. Biraz muhabbet ettik. Bu arada grubun yeni gitarist ve davulcusu ile de tanıştık. İkisi de İzmirli olan bu müzisyenlerin çok kaliteli müzik adamları olduklarını Togay’dan ve sahnelerinden öğrendik. Episode 13’de Ozan‘ın vokalleri zaten meşhurdu. Bunun üstüne bir de ekibin geri kalanının müzikalitesi eklenince pek çok izleyiciye göre gecenin en başarılı performansını sergilediler. Grup küçük bir talihsizlik yaşadı ancak. Performansın ilk dakikalarında gitaristleri bir problem yaşadı ve bu problemi bir başka gitar bularak telafi ettik. Episode 13, vites düşürmeden devam etti böylece. Grubun sahne performansı sonradan Shining’in turne menajeri olduğunu öğrendiğimiz birisi tarafından detaylı olarak kameraya alındı. Bu görüntüler nerede nasıl ortaya çıkacak heyecanla bekliyoruz. Episode 13, gayet olağanüstü bir şekilde şovlarını bitirdi ve sahneden indi. Bu arada Togay’ın yanına gidip ben de İzmir’den hakikaten müzisyen çıkıyor lan dedim.

Lamb Of God Tribute (Türker)

Episode 13 sahneden indikten sonra organizasyonun birkaç ufak tefek sıkıntısını çözüp sahneyi Lamb Of God Tribute için hazırlamaya başladık. Bir önceki konserimizde Lamb Of God Tribute efsane bir performans göstermişti ve konserden sonra bile günlerce sohbetlerimizin konusu olmuşt. Türkiye’nin ilk ve tek Lamb Of God Tribute grubu olmaları açısından ben Eskişehir’deki Lamb Of God fanlarını çok şanslı buluyorum. LOG Tribute, vokalleri Türker‘in kendine has sahne ağzıyla birer birer vurmaya başladı izleyenleri. Sıra Redneck‘e geldiğinde ben de dayanamadım ve üstü başı çıkarıp Ergin‘e emanet ettikten sonra daldım sahne önüne. Parçanın ortasında Kerem‘le Yusuf bize bir süpriz

LOG Tribute sahne önü

yapsalar da devamında Walk With Me In Hell‘i bağlamaları gecenin en efsane anı oldu benim için. İlk defa bir Eskirock konserinde stage dive yapıldı. Çok kıskandım elemanı. Lamb Of God Tribute, wall of death yaptırıp artık yapılacak bir şey kalmadı diyip bitirdi performansını ve Eskirock Metal Fest. Vol 5 bitmiş oldu. Saatler 01.30’u gösteriyordu bittiğinde konser. Planlanandan tam 1.5 saat geç bitti yani.

Tonmaister Serdar Abi’ye vereceğimiz plaketi takdim etmeden hemen önce

Konsere gelen tüm müzikseverlere ve Eskişehir Rock Topluluğu üyelerine teşekkür ederiz. Ayrıca organizasyon ekibimiz, kardeşlerim Volkan, Togay ve Halil’e de teşekkür ederim.

Hürriyet

Yerel ve ulusal basında da konserimizle ilgili ufak tefek de olsa haberler çıktı. Bunları ilerleyen zamanlarda buldukça buraya ekleyip güncelleyeceğim zaten. Hatalı ve yanlış bilgilerle dolu olanları ile buraya koymaya gerek yok.

Bu konserimizde de diğer konserlerimizde olduğu gibi bilboarlar bastırdık. 222 Park’ın duvarında görüp önünde fotoğraf çektiren varsa bana ulaştırsın, süpriz bir hediye vereceğiz.

Ayrıca aylık kültür ve sanat dergisi IDEA Magazine‘de bir tam sayfa ayırıp konserimizin afişini yayınlamış destek olmak için. Çok teşekkür ederiz editör dostumuz İlker Şimşekcan‘a.

Bu konserimizde katılımın artık yerel bazdan çıkıp tamamen ulusal boyutlara ulaştığını görüp çok sevindik. Erasmusluları ve Norveç’ten gelen iki misafirimizi saymazsak; başta Ankara, Afyon ve Kütahya olmak üzere İstanbul, İzmir ve Adana’dan ve daha pek çok ilden doğrudan katılımcılar vardı.

Hürriyet – 16 Kasım 2012

18 Kasım – Sakarya Gazetesi

Özellikle Audio Kombat kardeşleri (Sertan Hocamı ve Süheyl‘i) görmek beni çok mutlu etti konserde. Bu benim için büyük bir destekti. Süheyl’le dertleştim biraz, sağolsun epey moral verdi 🙂 Manevi desteğin yanında ekipman desteği ile sponsorumuz olan IMG Music ve İlkay Abi ile; Serdar abiye, Onur Özçelik ve Umut Kaya‘ya özellikle davul konusundaki ekipman destekleri için minnettarız.

UÇK Grind – Sınır Ötesi (2012)

Birkaç gün içinde yine blogda okuyacaksınız gerçi de, UÇK Grind’ın belki de Türkiye’de ilk defa olarak özel bir format ve tasarımla hazırlayıp 2012’de sınırlı sayıda çıkardığı Sınır Ötesi isimli EP’sini hediye etti Tanju Abi. Beni fazlasıyla mutlu etti. Buradan olur da okursa bu yazdıklarımı kendisine çok teşekkür ederim.

Bu geceden hareketle yepyeni bir keşifte bulundum: Dark Eden. Episode 13’ün gitaristi Mehmet Şahin Tabak‘ın vokal ve gitaristliğini yaptığı bu İzmirli melodik black metal grubu son zamanlarda yaptığım en sağlam keşiflerden biri oldu. The Crimson Path isimli parçaları ve klipleri çok başarılı. Bu açıdan muhakkak takip edilmesi gereken bir grup. Çok kısa sürede de albümleri çıkacakmış zaten. Kendilerini takip etmek sadece 1 tık kadar yakın: https://www.facebook.com/darkedentr

Yazıda kullandığım görsellerin bazılarını Hicri Abi’den aldım. Bir tanesini de Buğra çekti sağolsun. Hepsine teşekkür ederim. Birkaç gün içinde sayfayı yeniden kontrol edebilirsiniz. Zira bir takım video ve görseller daha ekleyip güncelleyeceğim.

Etkinliğin halen açık facebook sayfası: https://www.facebook.com/events/504845039530554/?ref=ts&fref=ts

EPISODE 13 (Eskişehir) https://www.facebook.com/episode13official

CARNOPHAGE (Ankara) https://www.facebook.com/pages/CARNOPHAGE/9765924066?fref=ts

UÇK GRIND (Istanbul) https://www.facebook.com/pages/UCK-GRIND/12842079537?fref=ts

HERETIC SOUL (Istanbul) https://www.facebook.com/hereticsoul1

LAMB OF GOD TRIBUTE BAND (Eskisehir) https://www.facebook.com/lamb.of.god.tribute.band

Hatamız olduysa affedin, bir sonraki konserde görüşmek dileğiyle.

Mesut Proofhead Çiftçi

GÜNCELLEME: 16 Kasım. Hürriyet haberi eklendi. 18 Kasım. Sakarya haberi eklendi.

The Black Angels

Gil‘in sayesinde keşfedip hastası olduğum, Alper‘i de hastası yaptığım bir grupla yine karşı karşıyasın sevgili okur. Teksas’lı bir saykodelik rock grubu olan The Black Angels, özellikle vokallerinin başarılı performansıyla dikkatimi çekti.

Grubun yüksek ekolu vokalleri, harmonika ağırlıklı melodileri ve basit tekdüze gitar ritimleri ve davulllarıyla saykodelik rock’ın en lezzetli tarafını icra ettiğine şüphe yok. Yazının kalan kısmını okurken lütfen aşağıdaki videoyu oynatmaya başlayın. Böylece The Black Angels’la bu yazının sonuna kadar tanışmış olun.

The Black Angels

Back vokallerin ve bas yürüyüşlerinin çok başarılı kullanıldığı parçaları var. Genel olarak parçaları aynı havada olmakla birlikte özelleştirecek olursak iki tip parçaları var: Daha slow ve melodik olanlar, daha az melodik ve agresif olanlar. Diskografileri ıvır zıvırı saymazsak temel olarak 3 EP ve birisi toplama 4 albümden oluşuyor. Bunlar içerisinde 2005 yılında çıkardıkları ve kendi adlarını taşıyan ilk EP’leri ile ilgili bir tanıtım yazısı yazmıştım IDEA Magazine‘nde. Bu EP’deki istisnasız tüm parçalar tipik The Black Angels müziğinin özeti olarak dinlenebilir. 2006 yılında çıkan Passover albümünde 2005 yılında çıkan EP’deki parçalar da yer alıyor o halleri ile. Dolayısı ile The Black Angels dinlemeye başlayanlar doğrudan Passover albümü ile başlasa da bir şey kaybetmezler. 2011 yılında çıkan Another Nice Pair isimli toplama albümü saymazsak, grubun son albümü 2010 yılında çıkan Phosphene Dream albümü. Ayrıca 2011’de de altı parçalık bir EP yayınladılar: Phosgene Nightmare. Albümden çıkan bir de klip var: Entrance Song. Grubun bir mükemmel özelliği de albüm ve EP’lerini CD formatının yanı sıra plak olarak da basması. İşte bu çok iyi bir detay.



The Black Angels’in bir diğer özelliği ise garip albüm kapakları. Yazının sağında solunda görsel bir ilüzyonmuş gibi görünen tüm o görseller bu adamların albüm kapağı. Grubun davulcusu da bir hanım ayrıca onu da söyleyeyim. Davullar tek düze olduğundan ve perküsyon çok sık kullanıldığından davulcuya fazla iş düşmüyor. Zaten grup canlı performanslarda da sadece floor tom kullanıyor. Bu sarışın abi gibi ablamız bagetleriyle tam tam çalıyor.

http://www.theblackangels.com/ adresinde yayına devam eden internet siteleri çok çok başarılı. Kafa yapan müziklerini gibi internet siteleri de kafa yapıyor, bür süre sonra sersemletiyor sizi. Ayrıca grubun şarkılarını da dinlemenize olanak sağlıyor.

Şu an için grubun en sevdiğimiz şarkısı  2011’deki Phosgene Nightmare isimli EP’deki Melanie’s Melody şarkısı. Bu şarkıyı yazının en başından hatırlarsınız hani dinleyin demiştim okurken, işte o şarkı. Ayrıca Black Grease ve The First Vietnamese War isimli şarkıları da gayet hoş. Bu üç şarkı şu an aklıma gelen ilk üç şarkıları. Ama biz de inanın hergün dinledikçe keşfediyoruz bu harika grubu. Garip şarkı isimleri ve yer yer ohaa dedirten şarkı sözleriyle The Black Angels kulaklarınızda yer edinmek için şurada bekliyor bizleri.

Bir KPSS Böyle Geçti

Taa şubat ayında yazdığım şu yazıyla sana duyurmuştum KPSS‘ye gireceğimi, dershaneye yazıldığımı falan hatırlarsın kesin sevgili okur.

Geçen cumartesi günü nihayet vakit geldi ve KPSS’ye girdik bir cümle alem. Daha önce girdiğim sınavlarda sınav yerlerim hep akıllı, mantıklı yerler olmuştu. Ama bu sefer bana sınav yeri olarak Şeker İlköğretim Okulu çıktı! Batıkent‘te oturduğumu düşünürsek burası benden nereden baksan 1 saatlik uzaklıkta, taa Otogar‘ın yanındaydı.

Sınav sabahı saat 7’de kalktım. Pek bir şey yiyemedim. Hazırlanıp saat 07.30’da evden çıktım. Önce dolmuşa bindim. Sonra indim tramvaya bindim. Kolumda saat, üzerimde telefon olmadığından tamamen kontrolsüz bir şekilde yoluma devam ettim. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, Gökmeydan Tramvay Durağı‘nda indim. Sınava üzerine bakar da kopya çekeriz diye bozuk para sokmak da yasak olduğundan kelli, cebimdeki 3.5 lira bozuk paranın 50 kuruşunu su almak için ayırır kalanını Eskart‘a yükletirim diye düşündüm. Lan ne oldu ne bitti anlamadım kafam karıştı verdim paranın hepsini Eskart’a yüklettim. Durumun farkına varamadım. Bu arada büfedeki adama saati sordum 08.05 dedi. Yola devam ettim. Gökmeydan da bir yokuş vardır bilen bilir. Oradan aşağı indim. İmam Hatip Lisesi‘ni ve oradaki başka bir ilköğretim okulunu geçip bir ara yola döndüm. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra nihayet varabildim okula. İşte o anda dank etti su almak için bozuk para kalmadığı. Üzerimde para vardı ama bu parayla su alırsam yine bir sürü bozuğum olacaktı. Sıkıntı çıkacaktı.

Kendimi bu susamanın “psikolojik” olduğuna inandırıp, evet öyle yapıp, sınav salonuna girdim. Yaklaşık 15-20 dakika sonra da sınav başladı.

Sınavın Allah belasını versin. Türkçe çok kazıktı. Matematik nispeten daha kolaydı. Tarih ve coğrafya bizim dershanede gördüğümüz gibiydi. Vatandaşlık da zordu bana göre. Zaten 2 saatin sonunda gelen İngilizce testini hiç sormayın. Artık beyin yoruldu ondan mıdır nedir, bu teste hiç konsantre olamadım. Çok zorladı beni.

Sınavdan çıktıktan sonra evime giden bir otobüsün geçtiği ilk durağa gelebilmem yarım saat sürdü. Buradan da eve gittim.

Eve geldikten sonra biricik dostum Alper‘i aradım. Seval de aramış sağolsun. Onu da aradım. Daha sonra Togay kardeşim aradı. Sınavdan önce verdiğim sözü hatırlatarak buluşma yerine çağırdı beni. Ben neden oldu nasıl oldu anlamadım, saat 7’deki buluşmaya saat 6’da gittim. Hera‘da 10 dakika oturduktan sonra Togay’ı arayıp durumu anladım. Neyse, tam saatinde geldi Togay kardeşim. Ardından Halil, Yunus ve Volkan akrabam da geldiler. En son olarak aşırı etkileyici yepyeni sakal kesimiyle Yağızhan kardeşimiz geldi. Epey güldük, konuştuk. In Flames muhabbeti yaptık (Aynı gece rüyamda Anders‘i bizim evde gördüm, onu da anlatacağım).

Ben Ayberk Savaşalp Duran Tayfun Gil (Fotoğrafı çeken Volkan)

Volkan’la birlikte Hera’dakilere veda edip bu sefer Peyote‘ye geçtik. Savaşalp, Duran, Ayberk, Tayfun ve Gil de bu mekan da oturuyorlarmış. Hepsini de uzun süredir görmemiştim iyi oldu, görüştük. Gil ile Ayberk’in şirket kurdukları haberini aldım, epey sevindim. Bu arada Ayberk’in babasının ajan olduğunu öğrendim (Bununla ilgili bir yazı yazacağım). Savaşalp, Duran ve Tayfun’la da okul hakkında muhabbet ettik biraz.

Sonra hepsine veda edip eve geldim. Üzerimde birkaç günün değil, tam 4 ayın yorgunluğu vardı. Önce The Woman In Black‘i izleyip yatayım dedim. Sonra, izlerken uyuklamaya başlayınca kapattım, yatağıma girdim ve en başından beri soramadığım o soruyu sordum: “Nasıl geçti lan bu gün sınav hakkaten?

İyileştim Gibi Lan Sanki

Sevgili okur bir haftadır beni halsiz kılan, başımı ağrıtan, sağımı solumu inleten, midemi müthiş bir kıvranma hissiyle yakan hastalığım bitti gibi sanki. Dün gidip doktordan ilaç milaç aldım. Bu sabah biraz daha iyiyim. Yataktan müthiş keyifle kalktım. Ancak yazılacak konuların epey biriktiğini görünce bunların her birini ayrı ayrı değil de aynı başlık altında yazayım dedim. Bu haftanın genel bir özeti gibi olacak bu yazı.

Dersin Kitabı

:: Bu hafta nihayet Çevre Politikaları dersine başladık. Süper bir ders oldu. En azından Alper, Emre ve ben böyle düşünüyoruz. Bu ders eğer bu şekilde konferans tadında geçerse epey eğlenceli olacak. Dersle ilgili aldığım onca notun arasında seninle şu notu paylaşayım sevgili okur. Ethem Hoca‘ya göre Çukurova yöresinin flora faunasını araştırmak istiyorsan Yaşar Kemal‘in romanlarını okuman yeterli 🙂

:: Çevre Yönetimi dersleri de nihayet başladı sevgili okur. Bu sene Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunu hazırlayacağımız konuyu da seçtik: Doğalgaz Çevrim Santrali! Danışmanımız da Ozan Hoca oldu süper oldu. Aynı derste artık yepyeni bir yazılım da öğrenmeye başladık: ArcGIS.

:: Artık okuldaki CADCAM Laboratuvarı‘nda sorunsuz bir şekilde internete girebiliyorum. Bunun ne demek olduğunu MMF’de okuyan okurlarım anlayacaktır. Nasıl mı? Bir sonraki yazıyıda yazacağım.

:: Bu haftaki Tehlikeli Atık dersine de Turgut damgasını vurdu. Hoca evimizdeki tehlikeli atıklardan bahsediyordu. Antifirizin buna bir örnek olduğunu, toksik, aşındırıcı vs bir sürü özelliğinden bahsetti. Kokusu çok hoştur ancak asla koklanmamalıdır demişti ki bizim Turgut geriye dönüp “tadı da tuzlu lan” dedi. Bunu dedi. Tadı tuzluymuş, tadına bakmış parmağına dökülünce.

:: Hayatımda ilk defa USB’den işletim sistemi kurduk. Volkan‘ın laptopun harddiski yanmış, DVD sürüsü de ölmüştü. Yeni bir 2.5 inc harddisk alıp usb ile Windows 7 Ultimate 32 Bit kurduk. Tertemiz oldu makine. USB’den işletim sistemi kurarken şu adresteki talimatlara uyduk. Volkan’a aldığımız harddisk Seagate’in 160 GB’lık IDE 5200 rpm harddiski. Gittigidiyor‘dan 100 liraya aldık.

SENNHEISER HD407

:: Sercan‘ın en son soyduğu bankanın etkileri halen devam ediyor. Sercan’a gittik Koçtaş‘tan 45 liraya büyükçe bir kitaplık, 90 liraya da gayet havalı ve hoş bir “yönetici” koltuğu aldık. Ayrıca Sercan geçen gün cep telefonunu değiştirip gayet havalı bir model aldı. Dokunmatik elbette (artık bununda suyu çıktı), q klavyeli falan. Ayrıca bir de Volkan’ın I-POD’unu satın alacak. Yetmedi bir de bir yerlerden nasıl buldu nasıl etti bilmiyorum Sennheiser HD 407 marka bir kulaklık edinmiş. Allah daha çok versin.

:: Savaşalp‘in doğum günüydü sevgili okur. Müthiş bir akşam oldu. O gün o ortamda kimler mi vardı? Volkan, ben, Savaşalp, Duran (ki kendisine göre bıyıkları epey ön plandaydı), Gil, Dilara, Monica, Ayberk, Ayberk’in kız arkadaşı, Dilara’nın 3 tane arkadaşı ki Kıvanç’tı sanırsam çok iyi çocukmuş. Güzel eğlenceli, sen bilmesen de benim için ilklerin yaşandığı bir akşam oldu sevgili okur. Kardeşimin doğum günü yeniden kutlu olsun.

Anadolu Üniversitesi ÜYEP

:: Ufak kardeşimi ÜYEP programı dahilinde cumartesi günü seçme sınavına götürdüm. O hasta halimle sabah saat 9’dan öğlen 12’ye kadar okuldaydım. Eğitim Fakültesi’nde kardeşim sınava girerken ben, annem ve Merve birlikte Volkan Pastanesi’nde bekledik. Öldüm bittim. Aynı saatlerde Volkan da meğer kulüp yöneticilerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Akşam öğrenecektim ki Volkan’ı bu etkinlik bitirmişti, çocuk epey halsizleşmiş olacaktı.

:: Artık AutoCAD‘de öğrenmeye başladık. Alper Hoca ile gayet emin adımlarla ilerlediğimize inanıyorum sevgili okur. Bakalım bu hafta ödev olarak kendi evimizi çizmemizi istedi. Ödev demişken bu hafta başladı lan gene ödevler mödevler, quizler falan. Off, ders çalışmak gerek!

Fotoğraf Makinesi Sahibi Olmak

Skywalkertrance@deviantart

Şu gördüğüm resim üzerine yazıyorum bu yazıyı. Bu aslında Volkan‘ın ve benim uzunca bir süredir savunduğumuz bir görüş. Etrafımızda çok fazla fotoğraf makinesi sahibi var. Oysa çok çok az fotoğrafçı var. İşin en kötü yanı boynuna kamerayı asan herkesin fotoğrafçıyım diye ortalıkta dolaşması ve bunu da zorla, göstere göstere diğer insanların gözüne sokmaya çalışması. Can sıkıcı!

Fotoğraf çekmeyi sevenlere sözüm yok ortalıkta “merhaba ben bilmem kim, fotoğrafçıyım” diye dolaşmadıkları sürece. Ben de fotoğraf çekmeyi severim, çekerim, ancak daha bir allahın kuluna demişliğim yoktur ki “lan ben de fotoğrafçıyım abi” diye. Çünkü değilim. Çünkü fotoğrafçılık mesleğini yapan, bundan para kazanan bir insanın sahip olduğu yetenek, bilgi ve birikimlerin çok çok azına sahibim.

Gerçek fotoğrafçı ışığı, açıyı, kompozisyonu bilir. Bilmelidir. Üstelik gerçek fotoğrafçı dijital fotoğrafın yanında analog fotoğrafı da bilir. Çektiğini hem renkli hem de siyah beyaz kağıda kendisi basabilir, banyodur, kurutmadır, modifiyedir yapabilir. Şimdi bana kalkıp da fotoğraf makinenizin piyasa değeri ile fotoğrafçılık yeteneğinizi ölçmeyin. Bunu yapmayın.

Savaşalp‘in ev arkadaşlarından Gil de bizimle aynı fikirde. Bu tiplerden özellikle Güzel Sanatlar Fakültesi‘nde ve Mimarlık Bölümü‘nde çok fazla olduğundan dert yakınmıştık. Haa  şunu hemen kocaman bir parantezle belirteyim ki benim gördüğüm en iyi fotoğrafçıların çoğu da GSF’dedir onları kesinlikle ayrı tutuyorum. Çevremizde bu kadar az fotoğrafçı ve bu kadar çok fotoğraf makinesi sahibi olunca ister istemez yapılan işlerin kalitesi düşüyor, insanlar fotoğrafı giderek çıplaklaşan bir kadın, giderek soyunmaya başlayan bir obje gibi görmeye ve yorumlamaya başlıyorlar. Bu çok kötü ve rahatsız edici. Özellikle kadın güzelliğini fotoğrafın tek amacı haline getiren, kompozisyonlarını kadının göğüsleri üzerine kuran fotoğraf makinesi sahiplerine eminim ki gerçek fotoğrafçılar sadece gülüyorlardır.

Dediğim gibi ben fotoğrafçı değilim ve bu konuda bildiklerim de sadece bir dönemlik aldığım seçmeli dersten ibaret. Ancak içerisinde bulunduğum nacizane çevremde gördüğüm ve tanıdığım çok fazla fotoğrafçı ve fotoğraf makinesi sahibi arasından anlayabiliyorum kaliteyi. Fotoğrafın etkisini photoshop kullanarak arttırmaya çalışmak sadece aptallıktır ve benim bile yapabileceğim bir olaydır. (Bu noktada manipülasyonları ve konsept fotoğraflarını hariç tutuyorum, alınmasın kimse)

Her gün çevremizde dolaşan onlarca fotoğraf makinesi sahibine rağmen yine de bazen rastlayabilmek gerçek karelere, mutlu ediyor beni. Beğendiğim her karenin de altına beğenimi yazıyorum hemen. Kendime bir deviantart hesabı aldım. Profilime birşey eklemedim, belki ileride manipülasyonlarımın bir kısmını eklerim. Bu hesabı kullanarak özellikle çevremdeki ve ülkemdeki insanların, fotoğraf makinesi sahiplerinin çalışmalarını inceliyorum. Siz de yapıni dediğimi anlayacaksınız. Bir noktadan sonra bu sıradanlıklar sizi bayacak. Siyah beyaz fotoğraflardaki renkli objeler ve üstelik bunların anlamsız konumları ve seçimleri, fotoğraf karesine saçma bir geometriyle oturtulmuş bol piercingli kişiler…

Gerçek fotoğrafçılara sahip çıkalım, eserlerini destekleyelim. Ama onlar da fiyatlarını abartmasınlar ha.

İki Süper Plak!

The Good, The Bad and The Ugly

Plak koleksiyonum yavaş yavaş ancak emin adımlarla genişliyor sevgili okur. Dün Savaşalplerde kaldım gece. Süper bir muhabbet ortamı oldu. Özlemişim valla. Duran‘a, Gil’e, Dilara’ya, Monica’ya ve Savaşalp’e tekrardan teşekkür ederim. Her neyse, bunların yeni taşındığı otantik evlerinden acayip şeyler çıkmış! Betamax kasetleri, plaklar, plakçalar, Sony Betamax oynatıcı ve bir piano! Gil’in kendisi de plak koleksiyoncusu olduğundan epey iyi olmuş burada buldu plaklar onun için. Sağolsun işte o plakların arasında yanda üstte gördüğünüz The God, The Bad and The Ugly filminin soundtrackinin olduğu plağı bana verdi. Hehe süper oldu lan, acayip sevindim.

Abudik Gubudik Twist

Bir diğer plağım da çok süpriz bir şekilde çok süpriz bir yerden elime geçti. Hemen hepiniz Abudik Gubudik Twist şarkısını bilirsiniz. En azından duymuş-sunuzdur böyle bir şarkı olduğunu. İşte o şarkının orjinal plağını buldum lan. Çok mutluyum böyle alakasız yerlerden alakalı şeyler bulduğum için 😀

Şu Sıralar…

:: Burçak Abla‘ya bir mail attım ama cevap gelmedi henüz. Acaba doğru adrese mi attım diye düşünüyorum.

:: Volkan‘ın evini taşıdık. Aytaç Caddesi’nin girişinde köşede Kafkas Spot var. Oradan bir kamyonet kiraladık 15 liraya. Savaş, Volkan, Duran, Gil ve ben çektik götürdük eşyayı.

:: Volkan’ın evini pislik götürüyordu lan:) Umarım yeni evinde böyle olmaz. N’olur olmasın lan.

:: Volkan’ın yeni ev sahibi ile tanıştım. Süper birisine benziyor ya bakalım ilerleyen zamanlarda neler göreceğiz.

:: Sercan‘ın evine misafir oldum. Sercan’ın 10 numara bir aşçı olduğunu gördüm. Herif bana Çerkez Tavuğu, Pilav, Patates Püresi yaptı. Tatlı olarak Yaş Pasta yaptığını yazmayacağım yalan söylüyorum sanmayın diye.

:: Yaz okulunda dersler bitti. Yani dersler bitti. Şimdi bir hafta uygulama var. Sonraki hafta finaller.

Orhan Abim ve Ben

Orhan Abim ve Ben

:: Stajımın başlamasına az kaldı. 17 Ağustos’ta başlıyor. Geçtiğimiz günlerde gittim SGK pürüzünü hallettim. Haftaya perşembe günü sakalımı ve bıyığımı kesiyorum lan 3 senin ardından. Orhan Abi‘min yanına gideceğim.

:: Teyzemler geldi İstanbul’dan. Cihan‘ın annesi.

:: Hayatımda benim için çok önemli bir şeyin o kadar da önemli olmadığını kavradım. Süper hissediyorum 😀

:: Myspace profilimi güncelledim.

:: Eskirock’ın myspace profilini de ben yaptım 🙂

:: Garaj Projemizi wordpress altyapısıyla güçlendirdik. Yönetimini ortaklaşa yapıyoruz artık. Güzel oldu lan.

:: Feci halde How I Met Your Mother‘a sardırmış haldeyim. Ve farkettim ki Alyson Hannigan‘a hastayım!

:: KeyB‘nin de yıllar önce benim yaşadığıma benzer bir derdi olduğunu öğrendim. Destek oldum kankama. Ama sözümü dinlemedi. İnşallah zararlı çıkmaz.

:: Savaş’a söylemiyorum ama yakında bir öykü daha yayınlayacağım. Ayrıca kitaplaştırma olayı iyice yattı kafama. Süper olacak.

:: Stüdyo yapmam lazım 🙂