Tag Archives: God Mode

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Reklamlar

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

God Mode – Hybrid Lying Machine (2016)

god00 Togay, arkadaş grubumuzdaki en üretken müzisyendir. Buna kimse de karşı çıkmaz ve çıkamaz. Kurduğu her grupla muhakkak en az bir albüm kaydetmiştir. Bu grupların sonuncusu olan God Mode ise Togay’ın bana göre diğerleri içerisinde ayakları en yere basan projesidir.

2013’te God Mode kurulduğunda, Togay müthiş bir heyecanla ilk besteleri dinlettiğinde, bu parçalarda farklı bir matematik olduğunu söylemiştim. İlk dikkati çeken şey davullardı. God Mode,  ilk kadroyu oluşturan isimlerin ağırlığıyla, çok kısa sürede 8 parçadan oluşan bir albüm kaydetti (Tempus vs Mortis) ve Youtube’da üç video yayımladı. Kendi adıma ben, büyük bir beğeniyle dinledim bu ilk albümü.

god01

Aradan geçen bir yılda,  grupta Togay ve Tayfun haricindeki tüm üyeler değişti. Açık konuşmak gerekirse bu değişimler beni başlangıçta biraz tedirgin etti ancak birkaç haftadır dinlediğim yeni albüm “Hybrid Lying Machine” bu tedirginliğimi boşa çıkardı. Albümü tanıtmaya başlamadan önce albüm kadrosundan bahsedeyim biraz. God Mode’da gitarlar Togay Çalıkoğlu ve Tayfun Deniz‘in tekelinde. Bu ikili, çok uzun süredir birlikte çalıştıkları için artık birer beste makinesine dönüşmüş durumdalar. Metalcore’un da formülünü açıkça çözmüşler. Vokalde Erdinç Öztan var. Burada hemen bir anektoda yer vereyim. Yıllar önce Nokia Super Sound isimli bir yarışma düzenlenmişti. Düşün, o zaman Nokia 6600 kullanıyoruz, Nokia’nın dev olduğu zamanlar. Yarışmaya İzmir’den Guardinals isimli bir grup katılmıştı. Şarkının adı “Darkness and Silence” idi sanırım. O zaman ADSL falan yok, internet şimdiki gibi yaygın değil. Dream TV‘de ara ara yarışmacıların demolarını gösteriyorlar klip şeklinde. Bilgisayarın mikrofonunu TV’ye dayayıp öyle kaydetmiştim o parçayı. Çok merak ettiyseniz şuraya tıklayıp dinleyebilirsiniz. İşte o Guardinals’ın vokalisti Erdinç Öztan, şu anda God Mode’un vokalisti. Hakkında en az bilgiye sahip olduğum elemanlar ise bass gitarda Tuna Dinçer ile davulda Berk Sualtı. Her ikisinin de eline emeğine sağlık, umarım kısa sürede kendileriyle de tanışacağız.

god02

god03

Albümde 10 parça var ve toplam çalma süresi 40 dakika. Sözler Erdinç Öztan tarafından yazılmış. Tam da sevdiğim şekilde, şarkı sözleri kartonette yer alıyor. Davullarda Ali Erdem Uzunay kompozisyonlarını dinliyoruz. Albüm kapağı ve kitapçık tasarımı İrem Şahinbaş tarafından yapılmış. Albüm Baran İşmenHousehold Production ve Stüdyo Frekans‘ta kaydedilmiş. Bildiğim kadarıyla mix ve mastering işlerini de Baran yaptı. Bu albümün bir önceki God Mode albümüne göre en büyük artısı sözlerin ve vokallerin ciddi anlamda kalitesinin artmış olması. Benzer şekilde, davullarda da diğer albümdeki tempoyu ve stili yakalayabildikleri için gayet memnun oldum.

İlk albüme göre melodiklik nispeten daha az olmuş. Ancak, Togay yine aralara ufak sürprizler yerleştirmekten alıkoymamış kendini. (Her ne kadar metalcore diye adını koymuş olsalar da, çok temiz death metal soundu alıyorum albümden.)

Albümü iki haftadır sürekli dinliyorum. En sevdiğim parçalar 12400, Generation-Z, Alienated ve Kleptomaniac. Bunlardan Generation-Z’deki clean vokal kısmı pek sevemedim yalan yok. Ancak yine aynı parçanın girişi, albümdeki en iyi başlangıçlardan biri. Albümde Healing Process isimli enstrümental bir parça var. Akustik bir düzenleme gibi düşünebilirsiniz. Akustik diyince aklınıza çerez bir parça gelmesin, disstortion ve davul kullanılmamışlar sadece. Gerisi bildiğin metal. Şarkılar içerisinde ismiyle dikkat çeken bir parça daha var: “0100000101000100“. Fark ettiyseniz bu bir binary code. Sekizli bloklar halinde ayırıp okuttuğumuzda karşılık gelen sözcük “AD” oluyor. Yani şarkının adı “AD”.

Albümün arka kapağında şarkı listesinin yanında insanoğlunun evrimini farklı bir açıdan ele alan bir yaklaşım görüyoruz. Ön kapakta ve sözlerde de aynı tema işlenmiş zaten.

god04

Albümü şuradan kesintisiz olarak dinleyebilirsiniz. Yakın zamanda da çeşitli konser ve festivallerde God Mode’u izleyebilirsiniz. Youtube kanallarında yayımlanan şu videoya bakılacak olursa albümün ilk klibi de Alienated’a çekilecek.

God Mode’un yakın zamanda sahne alacağı konser ve festivaller hakkında şakayla karışık bilgi aşağıda yer alıyor. Yine en aşağıda grubun Facebook sayfası yer alıyor. Burayı da çok basit olarak “Beğen“irseniz grup hakkındaki tüm güncellemelere ulaşabilirsiniz.

god05

13198622_1096762810388727_657467291191025837_o

Hafta Sonundan Süzülenler

Uzun süre sonra, çok uzun bir süre sonra ilk defa geçen hafta sonunda olduğu kadar dolu dolu bir hafta sonu yaşadım sevgili okur. Detayların pek çoğunu unuttum. Yeni başlayan hafta da çok yoğun devam ettiğinden ancak yazabildim. Yazmasam olmazdı.

3Kanat_CD_DigipackCuma günü süper başladı: Efendi‘nin ilk albümü Hangi Rüya nihayet yayımlandı. Bir süredir tanıtımıyla ilgili çalışıyorduk. 29 Nisan sabahı hem basılı CD olarak müzik marketlerde, hem de dijital platformlarda albüm yayına girdi. Tüm gün, bunun heyecanıyla su gibi aktı geçti. Haftanın son gününün vermiş olduğu o mutluluk adeta ikiye katlandı.

http://www.efendiband.com/

revenge

Aynı akşam Utku‘nun süper davetine icabet ettik. Bir cuma gecesinden beklenen her şey vardı. Ama çok daha fazlası için birkaç saat daha beklemek gerekti. Saat gece yarısına yaklaşmışken Sabhankra tam 9 senedir beklediğimiz yepyeni albümü REVENGE‘i yayımladı! Tam 9 sene dile kolay. Yıllardır bekliyordum. Şarkıların tamamını biliyordum ama yeni düzenlemelerin neredeyse hiç birinden haberim yoktu. Dolayısıyla 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece sadece benim için değil, tüm Sabhankra fanları için unutulmaz bir gece oldu. Birkaç sene önce, şansa bak ki aynı gecede, yine güzel olaylar olmuştu. Sabhankra’nın yepyeni albümü başka bir yazının konusu olacak. Burada yazmaya başlarsam yazı bitmez.

Vakit epey geç olduktan sonra Utku sağ olsun eve bıraktı bizi. Aslında biraz daha abartıp film de izleyebilirdik şimdi düşünüyorum da. Filmden bahsetmişken hemen ekleyeyim. In the Heart of the Sea filmini izle sevgili okur. Sıkılmadan izleyeceğin, güzel bir macera filmi. Gerçi şimdilerde senin gözün Game Of Thrones‘dan başkasını görmüyordur değil mi 🙂 Aralara da Supernatural‘in bölümlerini çakıyorsundur, ohh. Ben de öyle yapıyorum, rahat ol. İkinci bölüm şu anda torrentte iniyor. İlk bölüm açıkçası çok da tatmin etmedi. Aralıksız devam edeceğini umduğum kalan dokuz bölümde utandırırlar umarım. Game Of Thrones bu şekilde başlamışken halen devam eden Supernatural’de sezon içinde verilen aralar canımı sıkıyor. Geçen yine 3 haftalık bir ara verdiler. Daha sonra geçiştirme bir bölüm geldi. Daha çok Darkness görmek istiyoruz. Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerinden mahrum bırakmayın lan insanı!

efendistand

Cumartesi sabahı albümlerin satılacağı standı tasarlayıp deneme baskısını aldım. Albüm Eskişehir’deki satış noktalarında bu stantlarda satılacak. Daha sonra havanın iyi oluşunu fırsat bilip dolaşmaya çıktık. Hiç hesapta yokken muhteşem bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Espark’ın yanında kurulmuş olan kitap fuarına gittik. Sevdiğim sevmediğim, duyup duymadığım bir sürü yayınevi stant açmıştı. Birkaç kitap aldık. Bol bol promosyon doldurdular çantamıza. Tübitak Yayınları‘ndan iki tane güzel kitap aldık. Bunlardan “Petrol, Su ve İklim” özellikle aradığım bir kitaptı. Jules Verne‘in İthaki Koleksiyonu‘ndan bir kitap daha aldım. Ayrıca Kitab-ül Hiyel‘in yeni baskısını aldım İletişim Yayınları‘ndan. Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının özel ayracını bastırmışlar. Dört beş tane aldım.

kitaplar

fuar01 fuar02 fuar03 fuar04 fuar05 fuar06

Bu dolaşmadan sonra eve kafamızda efsane bir hamburger yapma fikriyle döndük. Hamburgerleri yapmamız yaklaşık bir saat sürdü. Söylemesi ayıptır, çok çok iyi oldu. Hamburgerin yanına bir de fırında mantar yaptım. Bunu ben yaptım bak! Hamburger yapımındaki bu başarımızı gördükten sonra daha da dışarıda hamburgere para vermem. Şaka lan, efsane piliç burger olursa veririm. Onu da yapmanın bir yolunu bulana kadar…

Aynı akşam saat 20.00’de Togay ve Volkan‘la buluştuk. Daha sonra sırasıyla Yağızhan ve Alper geldiler. Çok uzun süredir bu kadroyla buluşamıyorduk. Ne muhabbet ne muhabbet anlatamam! Öyle ki mekana sığamadık, başka bir yere geçtik. Burada Yağızhan’la birlikte o kadar güldük ki karnım ağrıdı. Alper ve Togay, birbirlerinden habersiz olarak kendi gruplarının yeni albümlerini masaya çıkardılar. Togay’ın grubu God Mode, İzmir’de ilk albümleri olan Hybrid Lying Machine nihayet yayımlanmıştı. Nihayet diyorum, çünkü albüm kaydedildikten sonra basım süreci biraz uzamıştı. Ama Togay, iş bitiriciliğiyle nihayet yeni albümü önümüze koyuvermişti. O anda masada iki tane gıcır gıcır albüm duruyordu. Her iki albüm de başlı başına birer yazının konuları olacak, merak etmeyin.

albumler

toplant

Gece saat 23.00 civarında ben Peyote‘ye geçtim. Neden? Çünkü burada Black Omen konseri vardı. Çok uzun süredir Black Omen’i sahnede izleyemiyordum. Türk Black Metal gruplarının en uzun süredir aktif olup en çok sayıda albüm kaydeden gruplarından birisi Black Omen. Melodik Black Metal alt türünde ise bana göre rakipleri yok. Eskişehir’de Black Metal konseri yapılabilecek Peyote’den başka bir mekan var mıdır bilmiyorum. İşte bu “tek olma” avantajını Peyote iyi kullanıyor ve dinleyiciyi kaliteli metal gruplarıyla sürekli olmasa da zaman zaman buluşturuyor. Black Omen konseri başlı başına bir yazının konusu olacak. Gece saat 01.30 civarında konser bitti. Tüm eski dostlar sarılıp kucaklaşıp ayrıldık. Başımı yastığa koyduğumda kulağımda Curtains Of Imaginary Vortex‘in giriş melodisi çalıyordu hala.

blackomen

Fotoyu kimin çektiğini bilmiyorum.

Pazar sabahı, saat 10.00 olmadan uyandım. Son bir yıldır yaptığımız en hızlı kahvaltıyı yaptık ve Alper geldi. Neden? Çünkü sezonu açıyorduk, pikniğe gidiyorduk. Ama bu sefer Utku’nun ayrıcalığından yararlanacaktık. Toplandık ve Utkular geldikten sonra “resmi piknik alanımıza” gittik. Burada pikniğe dair çok fazla detay vermeyeceğim. Bu konu, başka bir yazının da konusu olmayacak. Ancak çok uzun süredir bu kadar keyifli vakit geçirmiyorduk. Pazar günü sabah uyandığım andan itibaren beni sarıp sarmalayan o boğulmuşluk hissinden tamamen kurtuldum o gün. Akşam eve dönünce tüm bir hafta sonunun nasıl geçtiğini düşündüm. Tam 3 tane yeni albüm yayımlandı, kitap fuarı gezdik, pikniğe gittik, efsane bir hamburger yaptık, konsere gittim ve yakın arkadaşlarımla buluştum. Bu, bir hafta sonundan süzülebilecek en güzel anlardı işte.

Geçen Haftadan Satır Başları

Türker’İ Askere Uğurlama

turkerEskişehir’deki en eski arkadaşlarımdan birisi İlker‘dir. Bu sevgili Japon dostum, Batuhan‘la birlikte, taa dershane günlerimizden beri arkadaşımdır. Kendisiyle bir süre aynı grupta da çaldık. Eh, işin daha çok başında olduğumuz zamanlardı. Ne kadar güzel zamanlarmış. Daha sonra okuldu, dersten kalmaktı geçmekti, işti güçtü derken biz bu İlker’le çok az görüşür olduk. Sonra İlker askere gitti. Gerçi hala askerde, Ankara’da yedek subay. İlker’in en az kendisi kadar renkli ve yetenekli bir kardeşi var: Türker. Türker’in bloguyla ilgili şu yazıyı yıllar önce yazmıştım. İlker’le görüşemediğimiz dönemlerde Türker’le sürekli muhabbetimiz devam ediyordu. Geçtiğimiz günlerde aradı beni. Abisi gibi o da askere gidiyormuş. Hatta buna da yedek subay çıkmış 🙂 Ancak henüz nereye gideceği belli değilmiş. Hemen Pilot Bar‘da buluştuk. Oturduk sohbet ettik. Yan masayla tatsız bir münakaşa yaşadık hatta. Ancak bu bile keyfimizi kaçırmadı. Abisini askere yolcu edemedim ama Türker’i ettim. Abisi beş ay sonra, Türker de bir sene sonra gelecekler.

Halİl Eskİşehİr’deydİ

hailCan dostumuz Halil geçen hafta Eskişehir’deydi sevgili okur. Uzunca bir süre sonra Halil’le görüşme fırsatım oldu. Geçen hafta içi Pilot Bar’da önce Togay‘la buluştuk. Sonra ardımızdan Volkan ve Halil de geldiler. Eskişehir Rock Topluluğu ekibi uzun bir aradan sonra, tam da ilk zamanlarında olduğu gibi Pilot Bar’da yeniden buluştu. Eskirock Metal Fest 6‘yı yapabilir miyiz diye konuştuk. Sonra telefon, tablet mevzularını tartıştık. Geçenlerde İzmir’de yapılmak istenen ancak ele yüze bulaştırıldığı herkes tarafından açıkça söylenen festival, Alive Fest ile ilgili konuştuk. Bu festivalle ilgili olarak yapılan şu yoruma hepimiz güldük: “Festivallerde aksaklıklar olur eyvallah, ama bu adamlar aksaklık organize edip adını festival koymuşlar…” God Mode ve festivalde sahne alacağı söylenen grupların neredeyse %75’inin sahne almadığı ya da üç dört parça çalıp sahneden indiği bir festival olmuş.

Volkan’ın yâri Kübra’nın KPSS’den “maşallah” gayet güzel bir puan alarak “inşallah” atanmayı beklediğini öğrendik. Amin. Halil’in ve benim tayin planlarımızı konuştuk. Sonra elbette konu benim “efsanevi” davuluma geldi. Ah, canım peram, ahh. Daha sonra Halil’le kucaklaşıp vedalaştık. Uzunca bir süre görüşemeyeceğiz çünkü. Ayrılırken hepimizin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu: Hail Satanas, Hail Ceylan.

Kick pedalı aldım

tama-hp200-32679Geçenlerde şu yazımda aldığım davuldan bahsetmiştim. Bu benim için çok önemli bir gelişme, adete bir milat oldu. Ancak elektronik davul setup’ında bir eksik vardı: O da kick pedal. Standart setup içerisinde kick pedalı çıkmıyor. Ancak Roland‘ın (gerçi kaliteli diğer markaların da) en büyük avantajlarından birisi kick pad’ler sayesinde davulcuya istediği pedalı kullanabilme imkanı veriyor olmasıdır. Ben de biraz araştırıp İzmir’den kendime bir TAMA HP200 pedal buldum. Aslında niyetim single kick pedal almak değildi. Ancak bir süre param kalmadığı için mecburen single’la takılmak zorundayım. İleride kendime Pearl marka bir twin pedal almak niyetindeyim. Neyse şimdilik single da işimi görüyor. Pedalın altında tablasının olması çok önemliydi, altında tabla olmayan pedallar seri olmuyor. Pedalı bulduğum yer şans eseri İzmir’de dayımın çalıştığı yerin çok yakınında bir mağazaymış. Dayım aynı gün alıp kargoladı sağolsun. Pedalda ufak tefek çizikler vardı ancak mekaniğinde en ufak bir problem yoktu. Ufak bir yay ayarıyla mükemmel bir hale geldi.

ECE ve onur’un Düğünü

onrGeçtiğimiz hafta sonu, Cumartesi günü, Onur ve Ece‘nin düğünleri vardı sevgili okur. Osmangazi Üniversitesi yakınlarındaki GAGA isimli mekana gittik. Şimdiye kadar katıldığım en “organizasyonlu” düğünlerden birisiydi. Evlenenler arkadaşımız, sahnede çalanlar arkadaşımız ve masamızdakiler arkadaşlarımız olduğundan eğlenceli bir akşam oldu. Düğünün en güzel yanı da uzun süredir göremediğimiz dostlarla buluşabilme imkanı oldu. Serkan Abi‘yi Trabzon’da olduğu için aylardır görmüyordum. Düğünde bir süre hiç tanımadığım bir grubun arasında kaldık. Tam da o anda Serkan Abi’yle Ali‘yi gördüm. Ali de uzun zamandır tanıdığım, taa Amoral Vuslat zamanlarından bildiğim, kral bir adam. Hemen yanlarına gittim. Metalciler yan yana gelince düğünde bile, muhakkak bir albüm, grup muhabbeti dönüyor. Serkan Abi ayak üstü Cradle Of Filth‘in yeni albümü Hammer Of The Witches‘i tavsiye etti. En son bizim konserdeyken görüştüğümüz Tolga‘dan düğünle ilgili tüyolar aldık. Gelin ve damat, davetliler için bir Kiss şarkısı çalacak ve söyleyeceklermiş. Gelin ve damatların böyle sürprizler yapması davetliler için de heyecan verici oluyor sevgili okur. Heyecan.

2014 Yılımın Değerlendirmesi

Yıllar bir biri ardına geçiyor, hayatlarımız değişiyor sevgili okur. Hayatımın belki de en önemli yılıydı 2014 ve en çabuk geçen yılı oldu.

Her yıl yazdığım ve geride bıraktığım yılı değerlendirdiğim yazılardan birisi olacak bu da. Geçen sene yazdığım, 2013 Yılı Değerlendirmesi‘ni okudum az önce. Blogun en hantal yılı olarak bahsetmişim. Ancak, bu yıl beş yıllık My Resort Tarihinin en kötü yılı olmuş, onu anladım. Çünkü altı ay süren bir askerlik ve bir ay süren bir evlilik sürecinde tamamen blogdan uzaktaydım. Tek bir kelime yazmadım. Haliyle reytingler de düştü. Ancak olsun, bunu dert etmiyorum. İnternet alışkanlıklarında belirli dönemler vardır. Örneğin 2000’lerin başında forum siteleri çok revaçtaydı. Sonra sözlükler birden moda oldular. Sonra blog dönemi başladı. Akıllı telefonlarla birlikte bu sefer de fotoğraf ağırlıklı içeriklerin yer aldığı sosyal profil siteleri popülerleşti. Dolayısı ile kişisel blogların artık iki kuşak geride kaldığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle video ve fotoğraf paylaşımlarına olan ilgi bu denli yoğunken kelimelere ilgi gösteren okuyucuların sayısı ciddi oranda azaldı. Okumaya devam et

2014’ün Son Yazısı – Yolda 9 Saat Mahsur Kaldım

My Resort’un en sönük yılıydı bu yıl. Askerlik nedeniyle verdiğim 6 aylık ara, evlilik nedeniyle verdiğim 1 aylık ara derken blogu yazmaya pek zaman kalmadı. Ama elbette bitmedik, tükenmedik, yine tüm heyecanımızla yazmaya ve okumaya devam edeceğiz sevgili okur.

Yılın son yazısı bu olacak evet. 2015’in ilk yazısı ise bir klasik olan “2014 Yılı Değerlendirmesi” yazısı olacak. Bugün, 31 Aralık günü ayrıca benim meslek hayatımın da ikinci yıl dönümü. Onun için de bir yazı yazacağım.

Geride bıraktığım yıl içerisinde olan ancak benim yazamadığım bir kaç yazı daha var. Bunlar da yılın ilk günlerinde yazılacak. Mesela Sabhankra‘nın yeni albümü Seers Memoir. Albüm çıktı, ancak henüz elime ulaşmadığı için yazıyı bekletiyorum. Bir de Togayların, God Mode, çektiği yepyeni klip var. Bunun da son düzenlemeleri yapılıyor ve bir iki güne yayınlanır diye düşünüyorum.

Yılın son yazısında bahsedeceğim olay dün başıma gelen felaket olacak. Dün saat 16.00’da Bilecik’ten yola çıktık Eskişehir’e gitmek üzere. Hasan Hüseyin‘le birlikte henüz birkaç kilometre gitmiştik ki tıkanmış bir trafiğin ortasında kalakaldık! Meğer öğlen 13.30’dan beri İstanbul yolunda Bilecik-Eskişehir arasındaki kısım tıkanıkmış. Biz de bu curcunanın ortasına dalmış bulunduk.

Geri dönmek imkansızdı. Sağımız solumuz kamyon, tır, otobüs ve otomobillerle doluydu. Kar durmaksızın yağıyordu. Birkaç saat bekledikten sonra artık sinirler bozulmaya başladı. Karnımız acıkıyordu, susamıştık ve tuvalet ihtiyacımız kabarıyordu.

Bir iki saatte, birkaç yüz metre ilerleyebiliyor ve yine dakikalarca aynı noktada saplanıp kalıyorduk. Karşı şeritte de durum aynıydı ve ilermeye yoktu. Yol boştu. Tek tük kamyonlar geçiyordu. Hava da soğumaya başlamıştı. Aracın içinde üşümeye başladık. Saat 21 sularında iki tane çocuktan kraker ve gofret satın aldık. Açlığımızı biraz bastırdı bunlar. Saat 22 sularında moralimi düzelten bir telefon konuşması yaptım ve ferahladım biraz. Saat 23.00’te bir tankerin arkasındaydık ve bir milim ilerleyememiştik. Yoldaki tüm araçlar gibi biz de kontak kapatıp uyumaya çalıştık.

Bir mesaj geldi. O sesle uyandım. Aracın dışına çıktım. Biraz yürüyeyim derken bir trafik polisi beni gördü ve araca binmemi, yolun açıldığını söyledi. Gerçekten de 00.40’ta yavaş yavaş hareket etmeye başladık. Yolun sağ ve sol şeridinde kamyonlar ve tırlar arka arkaya park etmişlerdi.

mesafeAsıl sorun da işte bunlardı zaten. Yüksek tonajlı oldukları için dorselerini kaygan zeminde kontrol edemiyorlar ve kayıyorlardı. Bunlar yoldan çekilince yol açılmıştı nihayet. Saatte 30 km. hızla yola devam ettik. Bilecik’ten Eskişehir’e kadar kilometrelerce süren bir kamyon kuyruğu vardı.

Nihayet kazasız belasız gece 02.40’ta Eskişehir’e ulaştık. Yorulmuştuk, uykusuzduk, her yerimiz ağrıyordu, üşümüştük. Ancak sinir bozukluğu yerini mutluluğa, eve ulaşmanın verdiği heyecana bırakmıştı. Hasan Hüseyin’le sarılıp vedalaştım ve eve doğru yollandım. Doğrudan yatağa girip uyudum.

Karayolları’nı aradık. Arayan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Ancak verdikleri bilgiler doğru değildi. Yol açık dedikleri halde saatlerce kıpırdayamadan bekledik. Bu benim başıma ilk defa geliyordu. Aynı şekilde Hasan Hüseyin de ilk kez böyle bir durumla karışılaşmış. Neyse ki usta şoförlüğü sayesinde kaymadan, bir tehlike yaşamadan evimize ulaşabildik.

Yılı bu şekilde kapattık. Aklıma hep Bilecik’teki en mutlu zamanlar geldi. Bu mutlu anların verdiği mutluluğa tutundum 🙂 Bir yıl önce bu yazıyı yazdığım saatleri anımsıyorum. O heyecanı yeniden yaşıyorum.

2015 umarım çok süper bir yıl olur. Herkes her dilediğine kavuşur. Seni çok seviyorum ve öpüyorum sevgili okur. Mutlu yıllar 😉

11.12.13’yi Değerlendirmek

Geçen sene yazdığım “12.12.12”yi değerlendirmek başlıklı yazımı okumak için tıklayın.

Bugün tarih olarak güzel bir gün sevgili okur. 11, 12, 13 yanyana ancak 100 yılda bir geliyor. Geçen sene çok daha efsane bir tarih vardı: 12.12.12. Ben de bu tarihi geçen sene değerlendirmiş, işe başlarken Bakanlığa evraklarımı bu tarihte vermiştim. Bu sene de bu tarihi değerlendirmek için ufak tefek şeyler yaptım elbette. Ama ufak tefek şeyler oldu yani. Hayatımda önemli yeri olacak işler değil hiçbiri. Bir tanesi birazdan gerçekleşecek hatta. Dolayısı ile bu yazı kendime, geleceğime bir not olarak kaleme alındı. Geçen sene verdiğim tavsiyeye uyup proje hazırlayan ve 11.12.13’te çocuk yapmak üzere 2013 yılında Mart ayı başında çalışmaya başlayanlar muhtemelen bugün yavrularını kucaklarına aldılar. Sezeryanle falan tam denk getirdiler. Bugün doğan tüm yavruların yeni hayatları mutlulukla geçsin.

Bugün, tam bir yıldır işim gücüm var. Geçen sene tam da 31 Aralık günü fiilen işe başlamıştım. Ancak, iş girmek için gerekli evrakları geçen sene 12 Aralık’ta vermiştim.

Bu cuma, yani 13 Aralık’ta The Hobbit serisinin ikinci filmi The Desolation of Smaug vizyona giriyor. Eh bizler de tabiki çoktan planlarımız yaptık, haftasonumuzu bu işe ayırdık. Haftasonu Dünya durmuşsa bile herhalde dönüp bakmayız gibime geliyor. Geçen sene de The Hobbit‘in ilk filme yine aynı ekiple gitmiştik. İlk filmde en son kartallarda kalmıştık. Ama asıl olay zaten kartallardan sonra başlıyor. Cücelerin efsane fıçıyla kaçma sahnesi de muhtemelen bu film de yer alacak. O açıdan ayrıca bir heyecanlıyım kendi adıma.

Dün Volkan haber verdi, Murat İlkan albüm çıkarıyormuş. Teaserını da yayımlamış. Bir dinledim de fena değil gibi duruyor. Çok yakındaymış. Ne kadar yakında bilmiyorum ama teaserdan anladığım kadarıyla yine hem Türkçe hem de İngilizce söyleyecek. Çok büyük ses, helal olsun.

Bu arada geçenlerde şu yazımda bahsettiğim God Mode da çok yakın zamanda albümünü çıkartıyor. Albüm kapağını hazırlanmış. Umarım ki albüm hakettiği değeri görür sevgili okur. Tarz olarak Türkiye’de çok dinleyicisi olan bir proje çünkü. Togay‘ın ve tüm God Mode’un destekçisiyiz.

Şimdi yazmayı bırakıp başlığa baktım. Lan cidden güzel tarihmiş. Keşke daha farklı şekillerde değerlendirseymişim. Nasılsa ölünceye kadar unutamayacağım bu tarihi. Bu aralar yine hayatımın garip zamanları sevgili okur. Bilecik’te yoğun kar yağışı var. Zaten iyice bunalmış olan beni bu kar soğuğu daha bir bunaltıyor, üşütüyor. Sabah kalkıyorum bildiğin hava karanlık, akşam mesai bitiyor yine karanlık. Bugün dairede elektrikler gitti birkaç saatliğine. Başım ellerimin arasında bir yarım saat oturdum masamda. Nasıl rahatladım bilemezsin. Kişi kendinin en büyük destekçisiymiş meğer. Dün gece uyuduğum inanılmaz güzel uykudan sonra bu yarım saatlik rahatlama seansı ile iyice özgürleştim. Etrafımda bir Dünya döndü durdu ama benim Dünyam çok uzaklarda olduğu için etrafımda olan bitene pek aldırmadım.

Artık şakayı, komikliği kenara bırakıp ciddi ciddi askere gidecek adam moduna girmeye başladım. Herşey yolunda giderse Şubat’ın 4’ünde kışlada elimde havlu bekliyor olacağım. Askerde olduğum süre içerisinde blog ne olacak bilmiyorum. Nasıl bir yere düşeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok zira. Dolayısı ile buna ilerleyen günlerde karar vereceğim.

Alper‘in Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nda Uzman Yardımcısı olarak işe başladığından haberiniz var mı bilmiyorum. Ama, evet. İki haftadır Alper Ankara’ya gidip geliyor 🙂 Bu haftasonu uzun süre sonra bir toplu hasret giderme etkinliği yapacağız. Onunla ilgili olarak yazacağım yazıda detaylıca bahsedeceğim Alper’den ve yeni işinden. Şimdilik şununla yetinelim.

“Bu Dünya dönmüyor arkadaşım, dönmez. Bu Dünya dönüyor olaydı hepimiz de bunun farkında olurduk.”

Bizim Çocuklar: God Mode ve Efendi

Evet, sevgili okur, My Resort’a yazmayı sevdiğim türde bir yazı ile yine birlikteyiz. Bu yazımızda Togay ve Alper‘in yepyeni projelerinden bahsedeceğim ve dinleyicisi ile buluşmasına birazcık da katkım olursa mutlu olacağım. Her iki projeden de henüz tek parça yayımlandı. Meraklısına.

İlk olarak Efendi‘den bahsedeyim. Biz metal dinleriz. Baya baya bildiğin death metal, black metal falan dinleriz. Ama söz konusu hayattaki en yakın arkadaşımızın pop rock grubu ise şöyle bir kulak veririz. Hımm, eğer emek verilen, farklı ve kaliteli bir iş duyuyorsak da hakkınızı veririz. Evet, Efendi’ye hakkını veriyorum lan! Efendi, ne ara nasıl oldu anlamadığım ama öyle bir konser için bir araya gelip birden bire ciddileşen bir proje. Yanınıza doğru adamları bulursanız, yoldaşlarınız da en az sizin kadar emek veriyorsa yaptığınız işe, sonuçları harika oluyor müzikte. En iyi gruplara, en sevdiğim adamlara bakıyorum, hep aynı şablon. Efendi de böyle bir grup. Ersan, Aykut, Utku ve Seda bir işe kalkışıyorlar, Ersan’ın teklifiyle Alper de ekibe dahil oluyor ve bu mütevazi grup doğuyor: Efendi. Eskişehir’de olsaydım grubun ilk röportajını da ben yapardım herhalde. “Efendi Rock” tarzındaki ilk çalışmaları, Yıldız Tilbe‘nin El Adamı isimli şarkısına yaptıkları düzenleme olmuş. Ben bunun orijinal halini hiç dinlememiştim. Alperler’in yaptığı işi dinledikten sonra bir de Yıldız Tilbe’yi dinleyeyim dedim. Biraz açtım, yok dedim lan, boşver Alperler’i dinleyeyim. Alperleri, Ersanları, Aykutları, Utkuları ve Sedaları hatta. Hiç birinin hakkını yemek olmaz 🙂 Ufuk Bulut‘a ise gruba katkılarından dolayı büyük bir teşekkür yollamamak ayıp olur. Sonuç olarak sevgili okur, böyle bir grup var, Efendi. Şöyle de bir şarkıları var, El Adamı:

———————————-

Yazının ikinci konuğu, God Mode. Allah hali? Töbe yarabbi! Togay’ın yepyeni projesi bu sevgili okur. Biz çıkmasını aylardır bekliyorduk. Togay da sağolsun, ufak ufak besliyordu bizi. Bir gece ne olduğumuzu anlamadan üç şarkıyı birden gönderiverdi. Meğer kayıtları bitirmişler. Ben inanamadım! Her biri birer Çalıkoğlu Metal Hizmetleri A.Ş. klasiği olan son gaz girişler, o biçim melodik işler falan, allah allah dedim. Yağız‘ı aradım. O da öyle demiş. Şaka bir yana, Togay bu grup ile daha önceki tüm işlerinden farklı olarak metalcore yapmış. Grubun kadrosu da bana göre çok başarılı, şu şekilde: Berkay Ünler (Vokal – ex Prime Object), Togay Çalıkoğlu (Gitar – ex Fire and Forget), Tayfun Deniz (Gitar – The Trusted), Hakan Dinçer (Bass – Mary Jane Hits), Ali Erdem Uzunay (Davul – Dark Eden). Bu kadroya Synth ve prodüktör olarak Baran İşmen destek veriyor. Alchemist, God Mode’un yayımladığı ilk parça. Yakında bir de klip geliyor.