Tag Archives: Godspel

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Hope To Find – Our Story About You (2014)

Gecikmiş albüm değerlendirmelerinin blogu, Proofhead My Resort’e hoş geldiniz! Bu yazımızda da aylar önce çıkan bir albümü inceleyeceğiz.

Hope To Find, yakın takipçilerin hatırlayacağı üzere, blogda sıkça bahsettiğim, yazılarda adı ve şarkıları çokça geçen bir gruptur. En değerli gruplarım listesinde yer alır. Bunda hem grup üyeleriyle olan dostluğum hem de, ve en çok da, çok kaliteli işler yapıyor olmalarının payı çok yüksektir. Özellikle 2009’da yayınladıkları ilk çalışmaları Still Constant’tan sonra gözümüzü kulağımızı gruba çevirip yeni bir şeyler yayımlamaları için beklemeye başladık. O EP’yi aldığım günü hatırlıyorum, Hera Cafe‘de. Albümün digipack baskısı, tasarımı beni çok etkilemişti. O dönemde yaptığımız konserde de Hope To Find harika bir performans sergilemişti. Şansa bakın ki grubun bu EP’deki kadrosuyla vereceği son konseri de organize etmek yine bize kısmet olmuştu.

promo

Still Constant’tan sonra bir dönem grubun gitaristi Zafer abiyle çalışma imkanımız olmuştu Godspel grubunun besteleriyle alakalı olarak. İşte bu yeni albümün ilk seslerini de o vakti duymuştuk. Grupta Still Constant çıktıktan sonra birkaç yıl içinde ciddi değişiklikler olmuştu. Gruba yeni bir vokalist gelmiş, grubun davulcusu ve basçısı gruptan ayrılmıştı. Gruba katılan yeni vokalistin de bir süre gruptan uzakta kalması sebebiyle Hope To Find bir duraksama yaşamıştı. Ancak kısa süre sonra yeni bir davulcu bulundu. Bir süre sonra da yeni bir basçı bulundu ki bu basçı efsane bir adamdı, Koray Ergünay, benim gözümde. Daha önce sahnede izlemiştim.

Okumaya devam et

Beklenen Plak: GODSPEL!

Bir süre önce faaliyetini durduğunu açıklayan Godspel‘in besteleri ziyan olmasın diye kendi çabalarımla ve yakın dostlarımın yardımlarıyla düzenleyip kaydettiğim ve grubun kendi adını taşıyan albüm GODSPEL çıktı.

Albümü çok sınırlı sayıda plak formatında bastırdım. Az sayıda da CD formatında bastırdım. Godspel dağılırken gruba böyle bir sürpriz yapacağımdan bahsetmemiştim tabiki. Ancak uzun geceler süren verimli çalışmaların sonucunda artık elimde bir GODSPEL plağı tutuyor olmanın sevincini yaşıyorum. Albümle ilgili detaylı bilgiyi şu an veremiyorum, zira pilak firmasıyla anlaşmamız böyle. Ancak en kısa sürede anlaşma tarihi geldiğinde yine buradan duyuracağım.

Bu süreçte ve enstrüman kayıtlarında bana verdikleri destekten dolayı Alper UĞURLUOĞLU,  Togay ÇALIKOĞLU ve Halil CEYLAN‘a, ayrıca kayıt ve prodüksiyon aşamasında sürekli yanımda olan Volkan VARDAR‘a çok teşekkür ederim. Albüm kapağı için de Strasson NWÖT‘e buradan sevgilerimi iletiyorum.

Elektroakustik Gitar Aldım

gitarCiddi bir ihtiyaçtı sevgili okur. Hem Alper, hem ben hem de Godspel için ciddi bir ihtiyaçtı elektroakustik gitar. Bu ihtiyacın artık had safhaya ulaşması sonucu kendime ortalama sayılabilecek bir elektroakustik gitar alayım dedim. Önceki gün Murat‘la Yağızhan‘ı yanıma alıp araştırmaya başladık.

Şimdi ben gitarı sadece eğlence amaçlı, kendi kabuğunda çalan birisi olduğum için fiyat olarak çok uçmama, rekorlar kırmama gerek yoktu. Bunun rahatlığı vardı. Bir ikincisi ise yanımda Yağızhan vardı ve gitar konusunda tanıdığım en iyi 3 adamdan birisiydi. Yanımda Murat da vardı ki kendisi uzun süre gitar atölyesinde çalıştığından gitarın kalitesini anlayabilirdi. O açıdan da herhangi bir tedirginlik hissetmiyordum. Neyse, epey gezdik tozduk. Adam gitar bulamadık. Bulsak fiyatı çok uçuktu falan. Bu esnada Murat ayrıldı yanımızdan. Yağızla araştırmalar yapmaya devam ettik. Ama yine ellerimiz boştu.

Yağızla son bir hamle yapıp Fırat Müzik‘e gittik Atatürk Caddesi‘ndeki. Ve orada aradığımızı bulduk: Masterwork MWA 4000 CE. Rengi vişne çürüğü. Ama epey koyu. Özellikleri:

Gövde : Ihlamur Ağacı
Sap : Akgürgen Ağacı
Ön Kapak ve Yanlar : Ladin Ağacı
Klavye : Gül Ağacı
Eşik : Gül AğacıTeller : Daddario – USA
Ebatlar: 103X40X12 cm
Gitar el yapımı. Çok iyi kontrol ettik, Çin Malı falan mı diye. Değil. Daha sonra en önemli kısma geldi sıra: Sesini kontrol etmek. Bu konuda da Yağız girdi devreye. Epey bir çaldı, denedi ve çok beğendi. Fiyat olarak da gayet uygundu. Aldık. Yanında bir kılıf da verdi Fırat Müzik sağolsun.
Bu gitarın adını YAĞIZHAN0213 koyduk Murat’la beraber. Şu anda benim yatağın üzerinde uzanmış bana bakıyor gitar. Nasıl da sevimli duruyor anlatamam 🙂 Fiyatı ortalama olsun, kaliteli olsun, işime yarasın, çok profesyonel olmasına gerek yok, elektroakustik bir gitar lazım diyenler için bence çok uygun bir gitar. Tavsiye ederim.

 

 

 

EKLEME: Gitarla Yağızhan’ın aldığı bir kayıt örneğini ekliyorum.

Godspel – KARMA I’de!

 

on_kapakYazıyı okumaya başlamadan önce aşağıda verdiğim bu linke tıklayın, ya da doğrudan videoyu başlatın.

Grubumuz Godspel‘in Mesafe isimli bestesi Selim Işık tarafından hazırlanan 14 Şubat’a özel 14 şarkılık “KARMA I – Solo Gitar İçin Balad Şarkılar” toplama albümünde yer aldı sevgili okur! Eğer ilk paragrafta dediğimi yaptıysan şu anda şarkıyı dinliyorsun.

Grubun önceden yayımladığı şarkıların, tarz olarak biraz dışında oldu bu beste. Ancak toplama albümün konseptine uygun olması açısından böyle bir tercih yaptık. Ancak elbette ki bu tarz değişimi içerisinde olduğumuz çalışmalardaki yenilenme hakkında da fikir verebilecek nitelikte.

Toplama albümde şarkılardan biri hariç, Selim Işık – Uzaklar, hepsi enstrümental parçalar, gitar parçaları. Albümde yer alan diğer grupları ve parçaları aşağıdaki görselde görebilirsiniz:

arka-kapak

 

Godspel hakkında en güncel gelişmelere ulaşmak için facebook sayfamızı takip edebilirsiniz. İşte bu da facebook sayfamızın linki:

https://www.facebook.com/godspelband

Godspel - Mesafe

 

Garip Bir Tesadüf!

Açıklanmaya müsait bir olay

Geçen kış yaşadığım bir tesadüfü dün şans eseri olarak hatırladım sevgili okur. Hayatımın gariplikleri ile dolu bloga bu garipliği çok geç de olsa ekleme zorunluluğunda hissettim kendimi.

Geçen kış Godspel‘in ilk albümleri için kayıt, beste işleri epey yoğunlaşmıştı. Biz de aralıklarla o zaman grupta bas çalan dostumuz Ufuk‘un Osmangazi Üniversitesi yakınındaki, tramvay durağının hemen karşısındaki evinde toplanıyorduk. Yine bir gün hem biraz çalışmak hem de kahvaltı için erkenden Ufuk’un evin önüne gitmiştim. Eve girmeden önce bir şey dikkatimi çekti. Evin önüne park etmiş, üstelik üçü yanyana olmak üzere, dört aracın il plaka kodları sıralıydı. 37 (Kastamonu), 38 (Kayseri), 39 (Kırklareli) ve 40 (Kırşehir) plakalı araçlar yanyana duruyorlardı.

Yani böyle bir şeyin olma olasılığı kaçtır lan acaba, diye kendime sorduktan sonra telefonla fotoğraflarını çektim. Hatta bir de video çektim. Buraya tıklayıp indirebilirsiniz, küçücük zaten. Sonra millet elimde telefonla arabaları çekiyorken görünce yanlış anlar diye fazla üstelemeden Ufuk’un eve çıktım.

Bu tesadüfü de dün telefonumdaki herşeyi bilgisayara aktarırken gördüm ve hatırladım. Alper‘in çok hoşuna gider böyle şeyler, o yüzden de vakit kaybetmeden yazdım. Hayat garip sevgili okur. 37-38-39-40 plakalı tüm araçlara sevgilerimi yolluyorum.

Godspel’e Klip Çekiyoruz

Eğer bir aksilik olmazsa 3 haftalık bir süre sonunda Godspel‘in Stairway To Hell şarkısına klip çekmiş olacağız sevgili okur.

Deneme karalaması

Bu iş için Eskirock ekibinden Volkan Vardar destek sağlayacak. Ayberk Kaba kardeşimiz klibin içerisinde yer almasını planladığımız animasyon kısmı hazırlayacak. Şarkının mevcut halini klibe uygun olacak şekilde yeniden düzenlemeye başladık ve kısa süre içerisinde kaydedeceğiz.

Bugün Ayberk ile oturup neler yapılabileceği konusunda biraz fikir alışverişinde bulunduk. Bu esnada geçen gün Ceren Yıldırım tarafından çekilen bir fotoğraf üzerinden iki boyutlu olarak bir animasyon hazırlama olasılığı üzerinde durduk. Çok fazla detay vermek istemiyorum ama sürecin sonunda eğer aklımızdakileri üşenmeden ve herhangi bir aksiliğe uğramadan yapabilirsek ortaya hoş bir iş çıkacak gibi duruyor.

Bu yazıyı da kendime geleceğe bir not düşmek için yazıyorum. Sevgiler.

2011 Yılımın Değerlendirmesi

Evet sevgili okur. Tüm yıl boyunca bir sürü yazı yazdım. Sizler de okudunuz, yorum yaptınız. Hepinize teşekkür ederim. Bu yazımda da kısa notlar halinde bu senemi özetleyeceğim. Bunu aylar bazında yapacağım. Yazının sonunda bir takım istatistiksel bilgiler de vereceğim sizlere. Her ayda olan herşeyi buraya yazmayacağım elbette. Sadece bloga o zaman yazdığım başlıkları tarayıp en kayda değer olanları aktaracağım.

2011 OCAK:

Bu ay 15 yazı yazmışım. Daha pek çok güzel şey olmuş. Ama dördüncü sınıfın ilk dönemiydi ve çok fazla yorulmuştum. Çok iyi hatırlıyorum bunları.

2011 ŞUBAT:

Bu ay 29 yazı yazmışım. Şubat dolu dolu geçmiş sevgili okur. İkinci dönemin tüm temposu neredeyse bu ayda başlamış. Hatırlıyorum Alper’le epey hareketli zamanlar yaşamıştık. Bu dönemde yavaş yavaş Son Demler A.Ş.’nin de etkilerini hisseder olmuştuk.

2011 MART:

Mart ayında ödevden mödevden kafamızı kaldıramamışız sevgili okur. Bloga 14 yazı yazabilmişim. Bu yazıların da çoğunda üç dört günlük gelişmeleri özet şeklinde vermişim.

2011 NİSAN:

Nisan ayında toplamda 17 yazı yazmışım. Müzik dolu bir aydı. Ayrıca langırtta artık efsaneleştiğimiz bir dönemdi. Ayrıca diferansiyel denklemler dersinin moralimi feci halde bozduğu bir zamandı. Yalnızlıkla da bu dönemde tanışmışım.

2011 MAYIS:

Bu ayda 24 yazı yazmışım. Bu ayı çok net hatırlıyorum. Yine çok yoğundum. Alper’le tezimizi bitirmiştik bu ayda. Yine müzik dolu bir aymış. Alper, Emre ve benim tamamen yalnız kaldığım bir aydı. Yazın da yaklaşmasıyla stresimiz iyice artmıştı. Alper birkaç defa Turgut’u dövüyordu az daha.

2011 HAZİRAN:

Haziran ayında okul bitmiş, aldığım tüm derslerden geçmişim. Calculus II’den dolayı yaz okulunu beklemenin buruk bir heyecanı var. Arkadaşlarımın çoğu mezun olmuşlar. Bu ay toplam 17 yazı yazmışım. Bu ayda yollar iyice ayrılıp, ipler iyice koptu. Ancak daha sonra pişmanlıklar yaşayacaktık.

2011 TEMMUZ:

Bu ay 21 tane yazı yazmışım. Bu ay Antalya’ya falan da gitmişiz ya epey eğlenceli geçmiş. Yazın bu kısmı güzel geçmiş. Ancak bir sonraki ayın kabuslarla dolu olacağından hebersizmişim.

2011 AĞUSTOS:

Bu ay 18 yazı yazmışım. Başı güzel başlayıp sonu kötü biten bir ay olmuş. Bu ay okulu uzatmışım. O üzüntüyle tekrar staja başlamışım. Kötü bir ay olmuş.

2011 EYLÜL:

Bu ay yine 18 yazı yazmışım. Okul yeniden başlamış, hayatımda yeni bir dönem başlamış. Bir tek Calculus II dersi almışım. Yanına da iki tane yüksek lisans dersi almışım. Projede de çalışmaya başladım bu ayda. Ayrıca Doğa ve Çevre Kulübü’nde Başkan Yardımcısı oldum.

2011 EKİM:

Bu ay 20 başlık yazmışım. Ortalama bir dönem geçirmişim. Ayrıca bu ay içerisinde Volkan çok ciddi bir rahatsızlık geçirip bizi korkutmuştu.

2011 KASIM:

Kasım ayı nispeten güzel bir aydı. Artık hayat düzenim iyiden iyiye oturmuştu. Hayatımda Calculus II dersinden başka bir sıkıntı kalmadı. Bu ay 19 yazı yazmışım.

2011 ARALIK:

Bu yazı hariç Aralık ayında 21 yazı yazdım. Bu ay biraz sıkıntılı başlayıp güzel bitti Calculus sayesinde. Çok zor, ağır, yoğun, heyecanlı ve ilklerin yaşandığı bir yıl oldu bu yıl. Bu sene içerisinde en fazla okunma nisan ayında, en az okunma ise temmuz ayında olmuş. Ayrıca en çok okunan yazımı da yine bu sene içerisinde yazmışım.

Bir sene sonra ayn, bu seferde 2012 yılı için aynı yazıyı yazabilmeyi ümit ediyorum. Bu sene içerisinde gerçekleştirmeyi düşündüğüm hedeflerim var. Bunların bir kısmını paylaşmıyorum ama bir kısmını da sırf neler yapabilmişim diye kontrol edebilmek için yazıyorum. İşte hedeflerim:

  • Klavye çalmayı epey ilerletmek
  • İkinci bir yabancı dili temel düzeyde de olsa konuşabilmek (Almanca hariç)
  • Radyo yayınlarını düzenli hale getirebilmek
  • Godspel’in albümünü yayınlayabilmek
  • Alper’le planımızın yarısını tamamen halledebilmek
  • Doğa ve Çevre Kulübü ile Çevşen 3’ü efsane olacak şekilde organize edebilmek
  • Rock Kulübü ile AU Rock Konserleri Vol. II etkinliğini düzenleyebilmek.
  • Eskirock Metal Fest Vol. IV’ü yapabilmek
  • Kendime bir şekilde bir IPod Touch alabilmek 🙂

Sene bittiğinde bunların ne kadarını yapmış olacağımı göreceğiz hep birlikte.

Godspel – The Dream Of Independence Single Hakkında

Godspel - The Dream Of Independence Single

Bir süredir üzerinde çalıştığımız ve 10 Kasım’a yetiştirdiğimiz The Dream Of Independence isimli single’ımız yayında. Bu parça aramızdan ayrılışının 73. yıl dönümü anısına Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk‘e adanmıştır. Parçanın hayat bulması sürecinde destek veren herkese teşekkür ederiz.

Bu Single, Eskişehir Rock Topluluğu tarafından sınırlı sayıda digipack formatında basılmıştır. Edinmek isteyenler bana ulaşabilirler.

Şarkının kayıtları, miksaj ve masteringi Hope To Find grubundan Zafer Yüksel tarafından yapılmıştır. Vokal kayıtları Karakedi Stüdyosu‘nda Savaş Okan Okşit tarafından alınmıştır. Davullar Onur Çetinkaya ve Godspel tarafından hazırlanıp düzenlemeleri Sabhankra‘dan Savaş Sungur tarafından yapılmıştır.  Beste ve sözler Godspel’e aittir. Vokaller Efkan Kişi tarafından yapılmıştır. İngilizce çeviride Bilge Tunaboyu‘nun değerli katkıları için teşekür ederiz.

The Dream Of Independence

The gleam of hopes has been dimming
The sun seems to never rise
Our world is being dragged to the doom
God remains its silence and just watches

They take my soul, withstand
They consume my mind, rebel it
They don’t let me dissent my voices, never yield
Revolution

Every time i look behind me, a silhouette
And every time i look at the way, the same scene
That is not the first, but
We first keep silent and ain’t revolt

My eyes witness that bleak
And my helpless screams
Never forgive me and the world that causes this
For sovereignty of our freedom

it’s time to enlight, bring to light the reality
The world purifies from its mess
It’s the end of catastrophe
The sun’s rising over again
It’s the end of the nightmare
The griefs disappeared in eternity
Defeated the death

We have an ideal we can die for this sake
There is no power that can retain us

Beat the world and beat the death
Follow him to end of path
Dawn of blackened destiny
Just the kind of reality
Subdue the fear don’t hesitate
Gain the flawless victory
Justice is what he got
He is the man of dreams
Man of dreams…

Tüm sosyal ağlarda Godspel:

http://www.facebook.com/godspelband

http://www.facebook.com/godspelpage.offical

http://www.facebook.com/groups/Godspel/

http://www.lastfm.com.tr/music/Godspel

http://signmeto.roadrunnerrecords.com/artists/godspel

http://www.myspace.com/godspelband

http://www.reverbnation.com/godspeltr

Proofhead Antalya’da!

Menajerliğini yaptığımız Godspel grubunun Antalya‘da düzenlenecek olan Headbang Fest III isimli etkinlikte sahne alacak olması sebebiyle Antalya’ya gittik sevgili okur.

Bütün bir yılın sıkıntısı, stresi öyle iki günde atılmazdı ama en azından bir nebze olsun dertten tasadan uzaklaşmak ve çarşamba günkü Calculus II vizemden önce bir rahatlamak istedim.

Hemen planı programı yapıp cuma günü öğlen 12’de üniversitenin önünden bindik Pamukkale Turizm‘in Antalya arabasına. Biletleri 30 liraya internetten aldık Volkan‘ın Pamukkart’ı ile. Böylelikle 6 gidiş 6 dönüş biletiyle Volkan bir bilet hediye kazanmış oldu. 6 kişi dedim evet. Halil, Togay, Volkan, Ufuk, Ufuk’un arkadaşı Murat ve ben. Yağız, Ender ve Anıl bizden iki gün önce gitmişlerdi. Onur ise sınavından kelli pazar sabahı gelecekti.

Pamukkale’nin otobüsleri süper sevgili okur. Önünüzde dokanmatik ekranınız var; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış binlerce mp3’ü dinleyin; ister yerli yabancı klipleri izleyin; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış onlarca filmden birini izleyin ya da isterseniz Volkan’ların yaptığı gibi otobüsün içinde multiplayer oyun oynayın. Yemin ederim Volkan, Halil ve Togay tam 3 saat oynadılar.

Neyse, yolda bir turistik tesiste durduk. Turistik dediysem adı öyle yani. Otobüsle asfalttan ve sucuk ekmekle çaydan başka bişey yok. Sucuk ekmek de 6.5 lira. Tadı güzel ama 6.5 lira sevgili okur. İsmar‘da 3 kangal helal kesim sucuk 10 lira. Sucuğu yiyince midemde bi yanma hissettim. Akşam saat 7’de Antalya Otogarı’na indik.

Arabada klima çalıştığından serinceydik hepimiz. Otobüsten inince bi fırın kapağı açılma efekti yedim yüzüme. Ama dedim otobüsün yanındayım onun sıcaklığıdır diye. Otobüs çekip gittiği halde aynı his devam edince acı gerçeği anladım. Antalya çok sıcak! Saat kulesi gibi birşeyin dibinde oturan iki Rus gördük. Bu esnada Ufuk’la arkadaşı ayrıldılar bizden. Biz de hemen gidip dönüş biletlerimizi aldık. Kafamız rahat oldu. Daha sonra az önce bahsettiğim iki Rus hatunun oturduğu yerin hemen arkasına geçip Hande bacımızı beklemeye başladık. Hande geldikten kısa bir süre sonra (ki bu arada temiz 2 saat oldu) Ufuk çoktan eve gidip gelmişti. Bir minibüsle bizi otogardan aldı. Ufukların bu minibüsü 3 günlük Antalya ziyaretimizde ulaşım sponsorumuz olacaktı.

Otogardan sonra doğrudan kent merkezine indik. Arabayı yine fırından farksız bir katlı otoparka çekip meydanda ki su balesini izledik. Su balesi dediysem gözünüzde büyütmeyin, ışıklar ve fıskiyelerle yapılan bir olay, ben de yaparım. Daha sonra Anıl’la buluşup önce yemek yedik. Yemek için baya bi dolandık. Nihayet bir yer bulup oturduk. Burada bize Halil’in yakın arkadaşı Ebru da eşlik etti. Daha sonra pazar günkü konserin yapılacağı mekana geçtik. Mekanda bizi organizatör arkadaş Mustafa Ozan karşıladı sağolsun. Burada biraz laflayıp ayrıldık oradan. Halil, Togay ve Hande bir rock bara gittiler. Anıl’la biz de Anıllar’ın kaldığı pansiyona gittik. Burada Yağız ve Ender’le görüştük. Pansiyonun tuvalet & duş kabinleri inanılmaz küçük olduğu ve Volkan’la ben de şişman olduğumuzdan sığamayacağımız için burada kalmaktan vazgeçtik. O anda sağolsun Ufuk bizi evine davet etti. Pansiyondan ayrılıp ve artık sıcağa dayanamayarak adeta sürünerek Rock Bull isimli mekana geçtik. Buraya giderken Volkan tişörtünü falan komple çıkardı gariban sıcaktan.

Mekana giderken acayip yerlerden geçtik. Yokuşlar tırmandık, inişler indik. Nihayet bara geldik. Yorgunluktan ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Bir süre oturduk ve Haliller ayrıldılar. Biz de biraz daha oturup kalktık Ufuk, Murat, Volkan ve ben. Yolda giderken niyeti bozup Konyaaltı plajına yöneldik. Gecenin o karanlığında sahilde oturmak mükemmel bir keyifmiş sevgili okur. Denize girenler, rüzgar falan… Midye yedik, çok güzeldi. Bir sonraki gün için ölümcül bir midye katliamı planladık. Az daha oturup nihayet Ufuklar’ın evine gittik.

Ufuk’un anne ve babası çok iyi insanlar. Sağolsunlar gecenin o saatinde annesi bizim için birşeyler hazırladı. Babası ile sohbet ettik. Daha sonra SKY Turk kanalında samuraylarla ilgili bir belgesel çıktı. Onu izledik. Beş Çember Kitabı‘ndan falan bahsettiler ki ben blogda daha önce yazmıştım bu kitabı. Daha sonra NTV‘de sürekli bir yerlerde bir şeyler yiyip puan veren adamı izledik. Ağzımızın suyu aktı gece gece.

Neyse gece uyuduk. Sabah uyandığımda klimanın genzimi mahvettiğini farkettim. Yutkundukça acıyordu boğazım. Sabah bilerek erken kalktık. Hazırlanıp çıktık ve Beach Club denilen yere minibüsümüz ile vardık. 6 numaralı SKY Beach‘di galiba, mekana geldik. Burada fiyat uygundu. Bir şezlong 5 lira. Ayrıca çalışan arkadaşlardan birkaç tanesi de Eskişehirli çıktı. Daha bir iyi oldu.

Antalya macerasının en keyifli kısımlarından biri işte bu denizdi. Deniz epey berrraktı ancak birden derinleşiyordu. Olsun dedik. Volkan hemen giremedi. Buzlu Ice Tea içti baştan 5 lira verip. Neyse ben de şöyle bir açılayım dedim. Lan ne mümkün! 5 metre gidiyorum bildiğin kesilip kalıyorum yorgunluktan. Deniz çabuk derinleştiği için de ister istemez panik oluyorum. Neyse dedim kendime. Sonra Volkan vurdu kendini Akdeniz’e. Deniz bir inler gibi oldu. Hakkını vereyim bizim şişman oğlan iyi yüzüyor. Ufuk’la kapıştılar ama yoruldu biraz. Onun dışında yarış marış hep tokatladı yani.

Daha sonra Halil’ler geldi aynı kadro. Onlar da cumburlop girdiler. Öğlen vaktini kesintisiz şemsiye altında geçirdik. Bu arada Togay ve Ufuk, Volkan’ı tavlada yenmediler, rezil ettiler. Çok şaşırdım.

Akşama doğru denize girdik çıktık bir baktık ki her yerimiz makine yağı olmuş! Lan bu ne dedik? Ben hariç neredeyse herkesin vücudunun bir kısmı komple yağa batmıştı. Oralardan bir tiner bulup temizlendik ve duş alıp ayrıldık plajdan. Halil’le Togay’ı Haliller’in evine bıraktık. Ufuk, Murat, Volkan ve ben de Ufuklara geçtik. Ufuk’un annesi sağolsun yine yemekler hazırlamıştı. Onları yedik. Sonra hemen çıktık. Zira Murat’ın denizdeyken kulak zarı patlamıştı! Ufuk’la Murat hastaneye gittiler. Volkan’la ben de Haliller’e gittik. Hemen birer duş alıp kendimize geldik. Biraz dinlenip yine Ufuklar’la buluştuk. Kaleiçi’ne gittik önce. Burada tam 20 dakika süren kesintisiz ve yer yer Volkan’ın taciz ettiği bir video çekimi yaptık. Bir önceki gece planladığımız üzere tam 300 midye aldık 70 liraya. Midyecilerin hepsi Mardinli. Üstelik hepsi de aynı köyden. Midyeleri alıp önce falezlerin yanında bir yere geçtik. Volkanlar burayı beğenmeyince minibüsümüze kadar yürüyüp bir önceki gece gittiğimiz kumsala gittik. Orada yedik midyeleri. Hayatımda bu kadar midye yememişimdir herhalde. Midye faslından sonra Hande ve Erdil‘le buluştuk. Gerçi buluşmadık. Onlar yanımıza geldi. Oturduk baya sohbet ettik. Sonrasında tüm ekip toparlanıp bu sefer kalmak için Haliller’e geçtik.

Halil’in abisi mükemmel bir insan. Sağolsun bizi inanılmaz güzel ağırladı. Gece televizyonda Hilal Cebeci‘yi izleyip uyuduk o yorgunlukla.

Pazar sabahı kentteki son sabahımızdı ve bu sabahın en güzel hareketi Halil’in abisinin hazırladığı efsane kahvaltı oldu. Mükemmeldi! Defalarca teşekkür ettik. O esnada televizyonda Neredesin Firuze‘yi izlemeye başladık vakit geçirmek için. En son Ufuk, o sabah gelen Onur’u da alarak mesaj attı aşağıdayım gelin diye. Ben de filmin sonunu Hande’ye söyleyip aşağı indim. Daha sonra yine ful techizat konserin yapılacağı mekana doğru gittik. Mekana gitmeden önce Onur’a akşam için dönüş bileti aldım.

(Bu cümlenin altında 10 parça fotoğraf yer alıyor. Görünmüyor ise proxy ayarınız yok demektir.)

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Mekandaki konsere çeşitli sebeplerden çıkmama kararı aldık. Epey uzun bir yazı oldu ama buraya tıklayarak okuyabilir, daha sonra karşı tarafın yazıyı sadece benim yazdığımı düşünüp bana ettiği hakaretleri de okuyarak titreyebilirsiniz.

Mekandan ayrılıp Rock Bull isimli mekana döndük. Yanımızda bizim haricimizde Halil’in, Yağız’ın, Ufuk’un arkadaşları da vardı. Burada önceki gün bize eşlik eden Ebru’ya ilaveten Seda isimli bir arkadaşla tanıştık. Halil hakkındaki ürkütücü gerçekleri öğrendik! O andan taa otobüse binmemize 2 saat kalana kadar hep oradaydık. Ben yine video çektim, nohutlu pilav yedik, bilardo oynadık. Bu kısım da çok güzeldi ve bize özeldi.

Akşam ayrılma vakti gelince taa otoparka kadar yürüdük kitlece. Vedalaştık ve Ufuklar’a doğru yola çıktık. Ufuklarda son kez birşeyler yiyip hiç beklemeden otogara yetiştik. Otobüsümüze bindik ve dokanmatik lcd ekranlarımızı açtık 🙂 Volkan’lar gene çıldırmış gibi saatlerce oyun oynadılar. Ben de az mp3 dinledim. Sonra bi uyudum bi uyandım Eskişehir’deyiz, Volkan omzumda uyuyor, boğazım kitlenmiş klimadan. Felaket olmuşum yani.

Neyse otobüsten bindiğimiz yerde yani kampüsün önünde indim sevgili okur. Volkan’ın ilk cümlesi “Allah’ım üşüyoruz çok şükür” oldu.

Fotoğrafları toplu halde imagebam’a yükledim. Açılmıyor falan diyorsa muhtemelen proxy ayarınız yoktur.

imagebam.comimagebam.com

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com