Tag Archives: google

WordPress İki Adımlı Doğrulama Sorunu

Bloga girmek için kullandığım iki adımlı bir giriş sistemi var sevgili okur. Artık pek çok platformda oturum açarken aynı sistem kullanılıyor. Önce siz kullanıcı adınız ve şifrenizi giriyorsunuz, daha sonra bir Authenticator yardımıyla anlık olarak üretilmiş bir kod girerek oturumunuzu açıyorsunuz. Özellikle akıllı telefonunuz varsa bu sistem çok güvenli ve kullanışlı bir sistem.

Ben geçen sen Google hesabımı ve WordPress hesabımı Google Authenticator kullanarak açabilmek için ayarlamıştım. Yani önce kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra akıllı telefonumla anlık olarak üretilen bir kodu da girip oturum açıyordum. Daha sonra akıllı telefonum elimden çıktığında artık kod üretebilecek bir Authenticator’um olmadığı için, bu platformlar tarafından bir alternatif olarak sunulan “SMS kodu” sistemini kullanıyordum. Yani akıllı telefonun üreteceği kodu sistem SMS olarak kayıtlı numarama gönderiyordu.

Google Authenticator

Yaklaşık bir haftadır WordPress’e giriş yapamıyordum. Kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra doğrulama kodumu SMS ile talep ediyordum. Ancak o kod asla gelmiyordu telefonuma. Ben de önceki gece şu adresteki formu kullanarak sorunumu kısaca anlattım. Bir gün sonra WordPress’in “Mutluluk Mühendisleri” dediği ekibinden bir kişi bana geri dönüş yaptı.

Oturum açabilmem için, tek kullanımlık bir kod verdi. Ben de bu kodu kullanıp oturum açtım ve hemen iki adımlı oturum açma ya da two-step-authentication sistemini iptal ettim. Blog biraz daha güvensiz hale geldi, ancak bir akıllı telefon alana kadar sorunsuzca girebileceğim artık.

Bu girememe yüzünden elbette pek çok yazı da birikmiş oldu. Bunlardan ilki olan ve Teknosa ile yaşadığım problemi anlatan şu yazıyı hemen yayımladım.

Türk kullanıcılar için two-step-authentication problemine yönelik pek bir çözüm bulamadım. Umarım bu yazı kullanıcılar için yol gösterir.

Çok kısa olarak wordpress.com kullanıcılarına tavsiyelerde bulunacağım. Eğer iki adımlı doğrulama sistemi kullanacaksanız, sistemi, aktif ettiğinizde verilecek 10 adet geçici kodu çok iyi saklayın. Ben kaybettiğim için bu sorunu yaşadım.

Hepimiz Hackerız: Windows 7 0xC004F200 Hatasını Çözdüm

ERKEN UYARI: Bu yazıyı yazalı dört yıl olmuş. Dolayısıyla burada anlatılan yöntemler muhtemelen şu anda geçerli olmayacaktır. Aşağıda bahsettiğim yazılımları da artık bulmanız pek mümkün değil. 

Evet, dün akşam bilgisayarımı açtığımda bu hatayla karşılaştım. Bugün öğlen bütün interneti aradım ama bir türlü sorunun çözümünü bulamadım. Bu sorun özet olarak şu: Açılışta “Bilgisayarınızda sahte Windows kopyası çalışıyor olabilir.” diyor ve sizi Orjinal Lisans almaya ya da Daha sonra denemeye yönlendiriyor. Siz bu hata penceresini kapatıp bilgisayarı başlattığınızda da masaüstü görselinizin gittiğini ve ekranın arkaplanının simsiyah olduğunu görüyorsunuz. Ancak sağ alt kısımda “Bu Windows kopyası orjinal değil” tarzında herhangi bir hata kodu yazmıyordu.

01 46

Tam olarak bu olmasa da sunduğu seçenekler bakımından hata bu olarak çıkıyor

Çoğu “büyük” hacker, format atmayı “tavsiye” ediyorlardı. Birkaç forumda tamamen farklı çözümler okudum. Hiçbiri işe yaramadı. Ben de birazcık kurcalayıp sorunumu çözdüm. Şimdi sana da anlatacağım sevgili okur.

OLAYI KAVRAYALIM:

Bilgisayarıma Microsoft bir şekilde ulaşmış ve beni önceden kibarca uyarmış, bak kullandığın bu Windows sahte olabilir diye. Bakın sahtedir değil, sahte olabilir diye uyarmış. Yani belki de değildir diye kapatıp gitmeme izin veriyor. Ancak masaüstümü de karartıyor. Her ne kadar ekranımın sağ alt köşesine hata koymasada canımı sıkıyor. Sağ alt köşeye “Bu Windows kopyası orjinal değil” hatasını koyamıyor. Neden? Çünkü bana en başta “olabilir” dedi. Daha kesin sonucu o da bilmiyor 🙂 Eğer bilgisayarımı kesin olarak avlayıp sahte olduğunu anlasaydı zaten o durumda hatanın kodu da farklı olacaktı (0xC004F057).

ÖN HAZIRLIK:

Öncelikle Denetim Masası‘na girip Programlar ve Özellikler‘e tıklıyoruz. Burada sol üst köşede “Yüklü güncelleştirmeleri görüntüle” diye bir kısım var. Buraya da tıklıyoruz. Karşımıza Windows’umuzda kurulu olan güncelleştirmeler gelmiş olmalı. Burada şimdi biraz titiz çalışıp şu koda sahip güncelleştirmeyi buluyor ve siliyoruz: Windows 7 Güncelleştirmesi (KB971033). Evet bu işi yaptıktan sonra şansınızı denemek için bilgisayarınızı yeniden başlatabilirsiniz. Belki sorununuz çözülür. Ama %95 çözülmeyecektir. Her neyse, ön hazırlığımızı bitirdik artık. Hatayı halen alıyoruz, masaüstümüz halen karanlık, ancak sağ alt köşede hata kodu yok.

İŞLEM:

Şimdi bu süreçte bilgisayarımız halen “Windows’umuz sahte olabilir” diyor, “sahtedir” demiyor. Dolayısı ile siz sisteminizi yeniden orjinal hale getirmeye yarayan herhangi bir 02 43yazılım kullansanız dahi işe yaramıyor. Neden? Çünkü bilgisayarınızda sahte bir Windows o anda yok, sahte olma ihtimali olan bir Windows var. Dolayısı ile siz hatayı almaya devam edeceksiniz. Ulan keşke sahte olduğunu anlasaydı da ben de bu sorunu daha kolay çözebilirdim, diyecek kadar sabrınız taşıyor artık. Ve bum! Evet, Windows’umuzu kendi elimizle sahte yapacağız. Ama nasıl? Bu işlem için alet çantamızda iki yazılım olacak: RemoveWAT 2.2.6 ve w7lxe-v10.

06 16Önce RemoweWAT’ın adını Google‘a yazıp en güncel sürümün 2.2.6 ya da daha üstü olup olmadığından emin oluyoruz. Ve evet, interneti bu şekilde son defa kullanıyoruz. Birazdan bağlantımızı devre dışı bırakacağız. RemoveWAT’ı açtığımızda dua ediyoruz ki şu aşağıdaki ekran gelsin önümüze: (Ateist isek dua etmemize gerek yok)

03 36

Bu ekran geldiyse süper

Eğer ekran aşağıdaki gibiyse RemoweWAT diyip bilgisayarımızı yeniden başlatıyoruz. Hata çözülmemiş olacaktır muhtemelen. Ancak sağ alt tarafta hata yazısı da çıkmamış olacaktır. Yeniden RemoveWAT’ı çalıştıyoruz. Bu sefer bir önceki ekranı elde etmiş olacağız.

04

Bu ekran geldiyse Remove Wat deyip bir önceki ekranın gelmesini sağlıyoruz

Evet, şu an programın arayüzünde “WAT already removed!” yazıyor olmalıdır. İşte bilgisayarımızı kendi elimizle sahte yapacağımız an geldi: Restore WAT butonuna basıyoruz sevgili okur. Ve bilgisayarı yeniden başlatıyoruz. Açtığımızda sağ alt köşede “Windows 7. Yapı 7600. Bu Windows kopyası orjinal değil.” hatası var artık. Yani artık Windows bize sahte olabilir değil, sahtedir diyor.

Öyleyse bu sorunu çözmek çok daha kolay 🙂 Bu noktada bilgisayarımızın internet bağlantısını kesiyoruz. Onarım işi için iki yolumuz var sevgili okur. İlk yol olarak yeniden RemoveWAT’ı çalıştırıp RemoveWAT butonuna basarız ve Windows’umuzu yeniden çakma olarak kullanmaya devam edebiliriz. İkinci yol olarak ise w7lxe-v10 programını çalıştırıp Loader butonuna basarız.

05 23

w7lxe Arayüzü: burada Loader butonuna basıyoruz ve bekliyoruz

BİTTİ:

Ben öncelikli olarak WAT’ı kullanmanızı öneririm. Ancak yine olmadıyla W7lxe’den kesin sonuç alacağınızdan eminim. Sonuçta hepimiz hackerız, böyle şeyler hepimizin başına gelir. Sevgilerle.

NOT: İnternet bağlantınızı açmayı unutmayın.

Bir Pink Floyd Çizgisi

Geçen gün Erol‘un Facebook‘taki yeni profil fotoğrafı çok dikkatimi çekti sevgili okur. Life Lines başlıklı bu görselde Pink Floyd elemanlarının özelliklerinin verildiği bir çizelge vardı. Google‘dan kısa bir araştırma ile bu çizimlerin The Pink Floyd Super All Action Official Music Programme for Boys and Girls isimli bir çizgiye ait olduğunu keşfettim. Bir kısmı renkli bir kısmı siyah beyaz olan bu çizgi romanın orjinali çok sınırlı sayıda olduğundan epey de değerliymiş onu öğrendim. Hemen tüm görselleri indirip Alf Kırtasiye‘den bastırdım sevgili okur. Orjinali olmasa da 16 sayfalık bu çizgi romanı da koleksiyonuma kattım. Şimdi biliyorum, senin de ağzın sulandı. Al o zaman aşağıdan tıkla indir, sen de kat koleksiyonuna.

Bu 16 sayfalık çizgi romanda farklı 3 öykünün çizimleri, orta sayfada bir büyük boy çizim, en arka sayfa yine renkli bir çizim, 3 tane şarkının sözleri ve bir tane fan testi yer alıyor. Şu adreste çok detaylı bilgi yer alıyor.

Bu değerli eserli pdf formatında da olsa sevgili okurumla buluşturduğum için “kendimi bir başka mutlu addediyorum”.

THE PINK FLOYD TOUR

Dijital Yaşam Maymunluğu

Geçen gün okulda bir seminere katıldım sevgili okur. Artık dijital yaşamın hayatımızın nasıl bir vazgeçilemez parçası olduğu konusunda sunumlar dinledik. Dijital yaşam sayesinde yapabileceğimiz “mucizevi” işleri gördük. Bunları bize bir “Dijital Yaşam Koçu” aktardı.

IPad'deki Slide hareketi

Bu seminerde eğitim sisteminin nasıl dijitalleştirileceği anlatılıyordu. Bundan kaçmak imkansızdı. Dijital yaşam işimizi o kadar kolaylaştırıyordu ki çıkardığım sonuca göre yakında öğretmen yetiştirmeye dahi gerek kalmayacaktı! “Dijital yaşam koçumuz” bize hayatımızın özüne işlemiş bu “dijitalliği” şu örneği ile çarpıcı bir şekilde açıkladı: “Artık yeni doğan bebekler hayata şu hareketle başlıyor“, dedi ve parmağını yana doğru salladı. Bu hareket I-Pad‘deki kaydırma hareketiydi. İşte herkesin evinde zaten hali hazırda bir I-Pad’i olduğu için bebeklerimizi bu hareketi yapmaktan korumak konusunda ne kadar çaresizdik biz…

Blogumun adresinin QR Code ile temsili

Çok basit bir teknoloji: QR Code. Çok basitçe olarak içine yerleştirdiğiniz bir metini, bir adresi çeşitli özel cihazlarla okuyup doğrudan o adrese ya da bilgiye erişmenizi sağlıyor. Bu teknolojinin sunum ile “DYK” tarafından anlatılmasını bir duysaydınız sanırsınız atomu parçalamışlar! Yarabbim!

Bu hafta Bilim Etiği dersinde de bu konuya değindim sevgili okur. İyi denk geldi ben de düşündüklerimi söyledim. Yaptığımız şey, o seminerde bize anlatılan şey bence bir “Dijital Yaşam Maymunluğu“ndan başka bir şey değildi. Sosyal platform destekli bir yaşam sürdüğümü inkar etmiyorum. Ancak bu kafama dank etitğinde kendimi bir elinde tablet sallayan diğer eliyle ağaca tutunan bir maymun olarak gördüm. Yazıyorum, iyi kötü çiziyorum ve bunları paylaşıyorum. Bu maymunluğun bir parçası oluyorum.

Eğitimin dijitalleşmesi korku verici bence. Kardeşimin her ödevini bilgisayardan çıktı alıp götürmesini, verilen bir araştırma konusunu doğrudan vikipedi‘nden kopyalayıp yapıştırdıktan sonra ödev hazırladım diye öğretmenine sunması ve o öğretmenin de bunu kabul etmesi korkularımı destekliyor. Bu neslin çocukları yazı yazamıyor sevgili okur. Ansiklopedi kullanmasını bilmiyor, interneti Google; Facebook‘u Google’ın kardeşi zannediyor. On iki yaşındaki bir veledi cebine I-Phone koyup okula yollayan gerizekalı annesi babası, çocuğunun okulda hafiyeliğe soyunup her şeyi kamera çekmesini kabul edebiliyor, tenefüslerde internete girip arkadaşlarına üstünlük kurduğunu düşünmesini sağladığı için de mutlu oluyorlar. En basit bir ihtimalle cebindeki bu bin beşyüz liralık telefonun çocuklarının önünü kesen bir zibidi tarafından alınmak isteyeceğini, belki de çocuklarının bu yüzden zarar görebileceğini düşünmüyorlar. Elinde internet erişimi olan ve mobil internet erişimi sayesinde çocuklarının porno’ya çok küçük yaşta aşina olmaya başlayacağını kestiremiyorlar.

Dersteki konuşmalardan ortaya çıkan bir diğer sonuç da teknolojinin bizi nasıl esir ettiğiydi. Arkadaşlarımızdan birisi bu durumu şu şekilde özetliyordu: “İzin günümde olmama rağmen sürekli iş yerinden arıyorlar.

Bence insanlığa artık teknolojik yaşam koçları değil, insan gibi yaşama koçları lazım sevgili okur. Teknolojinin kölesi olmak insana zevk verip, saç tellerini dikleştiriyor olsa bile en azından korunmalıyız. Bunu yapabilmeliyiz.

EKLEME: Seminerde tuttuğum notları buldum. İçeriside bir takım istatistiki bilgiler ve tahminler yer aldığı için sizlerle paylaşıyorum.

  • Yapılan sunumun başlıkları şu şekildeydi: Eğitimde Gelecek, Sosyal Medya, Dijital Yaşam Ne Durumda, Dijital Eğitim Seferberliği
  • Facebook’un 847 milyon aktif üyesi varmış. Ortalama arkadaş sayısı 130 kişiymiş. Ayda ortalama 40 dakika geçiriliyormuş Facebook’ta.
  • Linked.In’in 2 milyon şirket üyesi varmış.
  • Google +’ın 90 milyon kullanıcısı varmış.
  • Pinterest’in 21 milyon kullanıcısı varmış.
  • Amerikalılar’ın sosyal medyayı ne amaçla kullandıklarına dair ilginç yüzdeler verdi sunumu yapanlar:
    :: Arkadaşlarla iletişim: %67
    :: Aile bireyleriyle iletişim %64
    :: Eski arkadaşlarla iletişim %50
    :: Yeni arkadaş bulma %9
  • Geleceğin en gözde meslekleri; internet pazarlama uzmanı, yönetici menajerliği, ntwork-web uzmanlığı, sürdürülebilir iş modeli uzmanlığı, biyoloji ve gen uzmanlığı, her alanda kişisel içerik yaratıcılar, simülasyonculuk, senaryo tasarımcılığı, holografikerlik
  • Gelecekte olması muhtemel durumlar: Üniversitede çift anadal zorunlu hale gelecek, psikoloji ve hukuk bilmek her meslek için gereklilik olacak, kişisel girişimcilik artacak.

Şöyle Bir Programa İhtiyacım Var

Malumunuz ben arşiv yapan bir insanım sevgili okur. Müzik arşivimi yaparken klasörlemeyi albüm bazında yapıyorum. Her klasörü şu formatta isimlendiriyorum mesela:

Grup Adı – Albüm Adı [yıl]

Örnek bir albüm arşivlemesi

Bu yöntemde her sözcüğün ilk harfi büyük oluyor, grup adından sonra bir boşluk bırakılıyor, tire ve bir boşluk daha bırakılıyor. Sonra albüm ismi yazılıp, bir boşluk bırakılıp köşeli parantez içinde albümün yılı yazılıyor. Şimdi buraya kadar iyi kötü yapıyorum. Ancak diğer bir nokta ise her albümün içinde o albümün bir de albüm kapağı olması. Yani klasör görünümüne baktığımızda albümler kapaklarıyla birlikte gözüküyorlar. Böylece Winamp‘ta çalarken de albüm kapağıyla çıkıyor şarkılar.

Ben her albümün adını Google‘a yazıp, görsellerde aratıp çıkan görseli “folder” adıyla klasörün içine kaydediyorum. Ancak bu da bana epey bir uğraş verdirtiyor. Şimdi bana mantık olarak çok basit bir yazılım gerekli sevgili okur. Bu yazıyı okuyan ve program yazmayı bilen sevgili arkadaşlarımı bana yardımcı olmaya davet ediyorum.

Şimdi benim işime yarayacak, hayalimdeki bu programcık ki buna mesela XXY diyelim, çok basitçe belli bir altdizin altındaki tüm klasörleri listeliyor ve bunların adlarını sırayla Google’dan arayıp, görsellerden çıkan ilk sonucu direk o klasörün içine “folder” adıyla .jpg olarak kaydedebiliyor. Yani bunu yapabilmeli diyorum. İnşallah biriniz yapar bu programı ve büyük sevaba girer. Amin.

İçimde Tutamadıklarım

Sabah erkenden kalktım yine. Saat 07.50 idi. Neyse hazırlandım. Annemin gece hazırlayıp sabah çok daha erken bir saatte pişirdiği taze poğaçaları geçen gün gelen hepsiburada kutusuna doldurdum. Annemin yarısını yaktığı ama diğer yarısını inanılmaz bir lezzette pişirdiği kakaolu kekten yedim biraz. Sonra çıktım evden.

Servisi bekledim. Servis geldi. En arkada İbrahim‘e baktım. Yoktu. Doğru bugün harç yatırmak için sabahtan izin almıştı. Neyse Organize Sanayi Bölgesi‘ne gelene kadar müzik dinledim. Servisten indirip aktarma servisine bindim. Aktarma servisi ile nihayet Arıtma Tesisi‘ne geldim. Aslan Abi ve Emre Abi ile konuştuk gülüştük. Poğaçları açtım kutuyla koydum önlerine.

Albert Szent-Gyorgyi

Daha sonra tesis işletme müdürü Kerim Bey ile tesisin boru yapılarını inceledik detaylı bir şekilde. Sonra içeri geçip laptopumu açtım. Google‘ın koyduğu dodle‘a bakıp bugünün Albert Szent-Gyorgyi‘nin 118. doğum günü olduğu gördüm. Hemen facebook‘u açıp bu adam hakkında google‘dan ve youtube‘dan çıkan ilk içerikleri paylaştım. Nasılsa gün boyunca bir sürü kişi paylaşacaktı ben önce davranayım dedim.

Sonra şu yazıyı yazdım. Daha sonra işletme müdürümüz ile arıtma tesisinde kontrole çıktık. Az önce geldim kontrolden. Yemek, yememek üzere yapıldığından ben, 80 kiloluk bir organizma, yemeği yiyemedim. Gelip bu yazıyı yazdım.

Ve tüm bunlar olurken, bu anlattıklarımın her anında kendimi aptal gibi hissettim. Kandırılmış gibi hissettim. İşte bu yazıyı yazma amacım bu duyguyu dışa vurmaktır.

NOT: Yazarken şunu dinledim.

Sıçrama Yapmak

Biz metalcilerin acayip tripleri var sevgili okur. Mesela en başta “biz metalciler” tribi var. Yani biz metalci miyiz? Ne kadar metalciyiz? Metalci olmak ne demek ayrıca? O sebepten ben mümkün olduğunca metalci değil de metal müziksever demeyi seviyorum.

Bir diğer komik bulduğum numara da sosyal paylaşım sitesinden “abi … konserine gelemiyorum/gelmiyorum, n’olur artık sormayın” numarası. Hani milyonlar sözde bu metalciyi takip ediyor, insanlar sırf bu da geliyor diye bir konsere gidiyor ya, ablamız ya da abimiz bu isyankar mesajını yolluyor. Aklıma gelmişken en garip bulduğum olaylardan biri de, ki bunu bazen ben de yapıyorum, Google‘ın dodle‘ından günün anlam ve önemini görüp öğrenerek hemen olayla ya da kişiyle alakalı videolar paylaşma mevzusudur. Bunun en süper örneğini Amy Winehouse öldüğünde meğer ne kadar çok R&B, soul ve jazz dinleyen varmış lan diye beni şaşırtan kitle gösterdi (Bu arada Amy Winehouse’un ne tarz yaptığına şimdi vikipedi’den baktım, aynı sırayla yazdım) gün boyu yaptığı paylaşımlarla.

Sosyal sıçrama

Bu tip hareketleri ben hep sıçrama yapmak olarak adlandırıyorum. Aslında sosyal paylaşımlarımızın gerçek kişiliğimizden çok göstermek istediğimiz ama gerçekte zayıf olduğumuz yönlerimizi içeridiğini farkettim. Benim için de böyle bu senin için de sevgili okur. Bu konuda en iyi sıçramayı din diyanet konularında yapıyor insanlar. Gülerek bakıyorum, mesela 3 tane bandrollü albüm kaydetmiş black metalciler ağızlarını açıp din konusunda tek kelime etmiyorlar (yanlış anlaşılmasın böyle bir standart var ya sözde). Zira mantık belli herkesin inanışı, vicdanı kendisine. İşte bu hareket saygıyı hakediyor gözümde. Olay çok inançlı olup olmamak değil, olay tamamen kendini vicdanen özgür hissedip; eğer varsa bu inanç sistemine karşı bir tavrın bunu da yaptığın işle ortaya koymaktan ibaret. Bir de diğer tarafta durup “ben allaaa inanmıyom la, aha bak sövdüm hani çarpmıyo” heyecanıyla “fikir paylaşanlar” var. İşte bu olay bir sıçrama ama sıçıp sıçrama. İnanmayışınla toplumda kendine bir yer edinmeye çalışıyorsan, zaten inanç sistemlerine karşı çıkanların reddettiği ve ayıpladığı şeyi yapmış olmuyor musun lan?

Hayatta çok güzel şeylerin olduğunu tekrar tekrar teyit ediyorum. Korkusuz olmak çok güzel bir şey. Konuşurken karşımdaki o mükemmel yeşillikteki gözlerden bir saniye kopmadan kalmak çok güzel bir şey. Minibüse her bindiğimde tam da istediğim koltuğa oturabilmek çok güzel bir şey. Sosyal paylaşımlarımı açtığımda sevdiğim insanların sevdiğim şeyler paylaştığını görmek de çok güzel.

Şimdi bu yazıyı yazdıysam bunun bir sebebi kendi sıçramalarıma da kızmamdır sevgili okur. Bundan böyle facebook’ta falan gereksiz sıçramalar yapmaktan kaçınmaya çalışacağım. Buradan tüm sevgili dostlarıma selamlar yolluyorum. Bir de ihmal ettiklerim var ki onlardan da özür diliyorum. Sevgiler 🙂

Google’dan Jules Verne’e Müthiş Kıyak!

Google Jules Verne özel dodle'ı

Bugüne kadar kullanılan en süper dodle’ı Jules Verne için yaptı google bugün! Aralarında benimde bulunduğum milyonlarca Jules Verne hayranı bugün google’ın dodle‘ı ile kutladı belki de galaksinin en iyi 10 yazarından birisi olan Jules Verne’nin doğum gününü!

Verne’in baş yapıtlarından olan Denizler Altında 20000 Fersah‘a bir gönderme yaparak google bugünkü dodle’ını bir denizaltının içerisindeymişiz de denizin derinliklerini izliyormuşuz gibi hazırlamış. Sağdaki kolu aşağı çektiğimizde denizaltımız batmaya başlıyor, iyice derine indikten sonra dakikalarca sağa sola hareket edebiliyoruz.

Bugüne kadar google’ın Türkiye’de yayınladığı hemen her dodle’ı birkaç eksik olmakla beraber topladım, kaydettim. Tekrar ediyorum bu en iyisi olmuş.

Galaksinin en iyi 10 yazarından birisi olan Jules Verne’nin en az bir kitabını okumamış hiç bir insan evladı yoktur. İlkokulda okuduğumuz versiyonları kısaltılmış, sadeleştirilmiş versiyonları bu eserlerin. Bu sebepten ben hepsinin birebir çevirilerini buldum. Onları okudum. Halen daha okuyamadığım kitapları var. Tübitak Bilim Kitaplığı dahilinde basılıyor kitapları. Onları da temin ettim. Okuyorum.

Jules Verne

Jules Verne

Jules Verne’nin belki en önemli özelliği insanoğlunun keşfetme arzusuna yönelik kitaplar yazmasıdır. Yazdıklarının çoğu kurgu olmasına rağmen o kadar ustalıkla ifade eder ki kendisini kitabı okurken bir yandan dünya haritası ile yazarın hareket yönünü takip edersiniz. Yaşadığı çağda henüz adı bile geçmeyen, bulunmamış icatların ve teknolojilerin belki de mucididir Jules Verne. Nükleer denizaltıların belki de atası olan Natilius bunun en büyük kanıtıdır. Üstelik yıl 1870lerdi! Eserlerinin pek çoğunda devamlılık esastır. Denizler Altında 20000 Fersah’ta akıbeti belli olmayan Kaptan Nemo‘nun sonunu Esrarlı Ada‘da öğreniriz mesela. Arne Saknussem adını orta 1’den beri aklıma kazıyan kişi de Jules Verne’dir. (Dünya’nın Merkezine Seyahat). Adam 1865 yılında aya gitmekten bahsederken elbetteki yaklaşık bunun 100 sene sonra gerçekleşebileceğini bilmiyordu. Üstelik bu eserin bir özelliği de 1905 yılında sinemaya çekilmiş olmasıdır. 1905! Bu filmi buldum tabiki 🙂 Arşivimde duruyor. Sessiz sinemanın ilk örneklerinden.

Doğum günün kutlu olsun Verne! Galaksinin en fantastik yazarı!

Jules Verne ile ilgili yazdığım diğer yazılar:

Bugün Sercan’ın Doğum Günü!

Bugün şişmanlığıyla olduğu kadar, sevecenliğiyle, temiz yürekliliğiyle, kafa denkliğiyle tanınan, bir numaralı eşimiz, dostumuz, arkadaşımız Sercanımızın doğum günü! Tüm yurtta kutlanıyor bugün. Dün gece tam gece yarısı Adalar’ın mavi ışıklı aydınlatmasıyla ucuz pavyonları andıran bir cafe’sinden çekip aldık Sercan’ımızı. Koray, Özgür, Volkan, Merve ve ben, kapanmasına bir kaç saat kala Harabe Kafe‘ye geçtik. Güzel, eğlenceli bir gece oldu. Harabe kapatınca biz de ayrıldık mekandan.

Sercan’a içinden 9 tane kek çıkan Browni’den aldık. Üzerine de 9 tane mum diktik. Bu şişman artık ne yaptı ne diledi bilmiyorum. Hakkımızda hayırlısı olsun inşallah.

Google bile (!) Sercan’ın doğum gününe özel dodle yapmış lan! Aha da:

Google Sercan Doğum Günü Dodle'ı

Sercan kardeşimin yeni yaşı umarım kendisine uğurlu gelir. Ellerini büyük bir işkenceden kurtarır. Bu arada Sercan ne yapmış nerden bulmuş, çalmış mı çırpmış mı bilmiyorum, inanılmaz süper bir deri mont almış bir yerden. Çok beğendik, çok kıskandık. Siz de Sercan’ı gördüğünüz yerde onunla bir fotoğraf çektirin, dizi filmlerinize konuk oyuncu olarak falan çağırın. Sercan’ın bugünlerde yakaladığı bu inanılmaz çıkışa destek verin.

29 Ekim 2010 – Cumhuriyet Bayramı

 

Google 29 Ekim özel Doodle'ı

Önemli günleri Google‘dan, politik gündemi mizah dergilerinden, flaş gelişmeleri de facebook ve twitter‘dan takip eden bir neslin ferdi olarak cumhuriyetimizin 87. yılını mutlulukla karşıladım bu sabah. Bu mutluluk tablosunu TRT 1‘de geleneksel olarak verilen Resmi Geçiti izleyerek perçinledim. Soğuktan titreyen liselilerin kameraları unutup birbirlerine yaptıkları şakaları, “Eyyy” diye bağıra bağıra şiir okuyan bir gencin heyecanını izledim. Aklıma çocukken Sivrihisar‘da gittiğimiz Cumhuriyet Bayramları geldi. Tüm ilçenin okulları sınıf ayırt etmeksizin top sahasında toplaşır, her sene üç aşağı beş yukarı aynısı yapılan tören programını izlerdik. Kaymakam gelir anlaşılmaz bir sesle bir şeyler söyler ve biz de sağol diye bağırırdık. Ancak nüfus olarak bizden kat kat fazla olan Sivrihisar İlköğretim Okulu‘nun bağırışları bizi bastırırdı.

Ben küçükken okulun en önünde bayrak taşıyan abi ile ablayı hep gözümde büyütür, acayip önemli bir iş yaptıkları için kasılmalarını hayretle izlerdim. Sonra bando takımına geçince okulun önünde ve o abi ve ablanın hemen arkasında olduğum için ben de onlar gibi kasılırdım.

Cumhuriyet bayramlarında çok şiir okudum ben. Bandocuyken de okudum, ilkokuldan sonra lisedeyken de. Öğretmenler aksini tavsiye etse de hiç haykırarak okumaya çalışmadım ama şiirleri. Hayt, huyt, ey, uy gibi naralar hiç atmadım. Benim silahım tonlamaydı. Bak bunu o zamandan keşfetmişim birader. Çok acayip. Şiiri okurken sanki o şiiri yazan şairmişim gibi davranırdım, acayip rahat davranmaya çalışırdım. Gözlerimi okulların üzerinde gezdirirdim. Malum seneler geçmiş. Aklıma o yüzden sadece lise 1. sınıfta Sivrihisar’daki son yılımda okuduğum şiir geliyor. Şiiri okurken gözlerim hep o sıralar hoşlandığım kızın üzerindeydi. Şimdi düşünüyorum komik geliyor. Ama o zaman içimdeki vatan aşkı, edebiyat aşkıyla birleşiyor, kızın güzelliği de bu ateşi körüklüyor falan kürsüye yürüyerek çıkıyor, uçarak iniyordum.

Bir de eskiden 28 Ekim tatil olmazdı lan. Ne iş, bir kaç senedir tatil veriyorlar. Millet artık milli bayramları falan sırf iki üç gün tatil veriyorlar diye beklemeye; bayrama, olayın amacına değil verilen tatile sevinmeye başlıyor. MediaMarkt bile 29 Ekim’de doğum günü ayağına deli indirimler yapıyor.

 

Mal Bu.

Bu arada evet sevgili okur, MediaMarkt bugün sabah 6’da akıllara sığmayacak bir çılgınlıkla inanılmaz indirimlerle satışlar yaptı. Sercan kardeşim sağolsun bana 22 liraya 8 GB Kingston bellek aldı. Kendisini buradan tebrik ve tevkif ediyorum.

Bu cumhuriyet bayramında bol bol köşe yazısı okumanızı tavsiye ederim. Yazarların cumhuriyete bakış açılarını görebileceğiniz en net gün bugün. Kim neyin derdin de, kim neyin peşimde kabak gibi görünüyor satır aralarında.