Tag Archives: Hakan

Çevre Haftası Kutlamaları

Bu yıl, 5 Haziran tarihindeki Dünya Çevre Günü (ve hatta haftası) etkinliklerinde Bilecik‘te yine enteresan etkinlikler vardı sevgili okur. Bu enteresanlığın tam ortasında olmasam inan yazmak zahmetine katlanmazdım. Ama gör bak kardeşin neler yaptı.

5 Haziran tarihinin Ramazan’a rastlaması sebebiyle etkinlikleri Mayıs ayının son haftasında yapalım dedik. İlk olarak Bisikletliler Derneği‘nin Bilecik Temsilciliği’nin katkılarıyla “Bisiklet  Turu” düzenledik. Bu tur benim için çok önemli. Çünkü Bilecik’te ilk defa bisiklete bindim. Hayatımda daha önce yalnızca bir tura katılmıştım. O da yıllar önce, Cumhuriyet’in 75. yılı kutlama törenlerinde Sivrihisar‘daydı. Küçücük bisikletimle 16. olmuştum 🙂 Bu tur, diğeri gibi yarış şeklinde değildi çok şükür. Çünkü hamdım. Çünkü bisikletle çok fazla haşır neşir değildim. Biricik kardeşim Şemre ile kurumdan arkadaşımız Recep de etkinliğe benimle birlikte katılacaklardı.

Çarşamba günü ilk defa iş yerine eşofmanla geldim. Garip bir duyguydu. Saat 10.00’da Bisikletliler Derneği’nin temsilcisi Hakan‘la buluştuk. Sağlık Bakanlığı‘nın dağıttığı ve Hakan’ın da stoğunda bulunan bisikletlerden üç tanesini etkinlikten sonra teslim etmek üzere aldık. Sonra yaklaşık 20 kişilik bir grupla Bilecik’in tek merkezi toplanma noktası olan Cumhuriyet Meydanı‘na geldik. Bisiklet sürmeyecek olan idareciler kaskları takıp bisikletlerle poz verdikten sonra çekildiler ve biz de epey kalabalık bir ekiple hareket ettik. Ben bilmiyordum ki Hakan’ın çizdiği rotanın %75’i dik yokuşlardan oluşuyormuş. Bunu yola çıktıktan sonra anladık. Yaklaşık 6 kilometrelik yol bitmedi. Bir ara arkamı döndüm ve Şemre’yi göremedim. Canım kardeşim kim bilir nerede kalmıştı. Hakan’ın da bulunduğu ekipten kopmadan, Recep’le birbirimizi gaza getire getire, ıkına tıkına bitirdik  sevgili okur. Bu kardeşin “Temiz Hava” için pedalladı. Gerçi sonraki iki üç gün bacakları titreye titreye dolaştı ama olsun. Bırakmadı. Varış noktasında ise tam bir komedi sergileniyordu. Milletçe köfteye olan düşkünlüğümüzün bin bir türlü sahnesi sergileniyordu. “Vaooov” dedim ve öğleden sonraki Bilim Etiği dersi final sınavım için izin alıp Eskişehir’e döndüm.

Ertesi gün, Bilecik’te doğru düzgün etkinlik yapılabilecek tek salon olan Kongre ve Kültür Merkezi‘ndeydik. Buraya sağ olsun arkadaşlar, bir önceki günden gelip kurum çalışmalarıyla ilgili stantları kurmuşlardı. Yine, çevre alanında hizmet veren firmalar ile sanayi tesislerinin temsilcileri de gelmişlerdi. Muhtemelen Dünya “Çevre” Günü olduğu için, şehircilik kısmında çalışan bazı dostlar etkinliğe pek ilgi göstermediler ve içeri girmeyi reddettiler. Ama olsun, “Dünya Şehircilik Günü“nde onların Kongre Merkezi’nde yapacakları etkinlikte ben öyle yapmayacağım. Girip izleyeceğim programı.

Fabrikalarda çalışan pek çok arkadaşım geldi sağ olsunlar. Pek çoğu, Dünya Çevre Günü’yle yapı denetim ya da imar işlerinin ne alakası var, diye sordu. Ben de onlara Bakanlığımızın politikasından bahsettim ve ekledim; Dünya Şehircilik Günü kutlamalarında da çevreyle ilgili şeyler olacak. Çünkü biz bir bütünüz…

Kardeşim Şemre

Kongre Merkezi’nde yapılan etkinlik boyunca ben hep üst kattaki kumanda odasında, Belediye’den bir abiyle birlikte sesleri ve müzikleri ayarladım. Çok keyifli bir tecrübe oldu yalan yok. Etkinlik bittiğinde saat öğleden sonrasını geçmişti. Kurumda kendi aramızda küçük bir değerlendirme toplantısı yaptık ve o gün de öylece bitti.

Etkinliklerin sonuncusunu da 5 Haziran günü Cumhuriyet Meydanı’nda yaptık. Saat 10.00’da başlayacak kısa bir tören ve sade bir program düzenledik. Böylece Ramazan ayında kimseyi yormayacaktık. Öyle de oldu. Sabah saat 08.00’de meydana gittik. İki saat bekledikten ve kendi aramızda muhabbet ettikten sonra saat 10.00 civarında misafirler gelmeye başladılar. İdare ve Mehmet Abi, Büyük Makam’a çiçek sunmaya gittikleri için gelen kurum müdürlerini biz karşıladık. Fark ettim ki sevgili okur, 4.5 yıllık Bilecik maceram boyunca epey bir kurumun idarecisini tanımışım. Kendimle gurur duydum. Neyse, tam zamanında değil ama çok da geç olmayacak şekilde tören başladı. Kısa süren törenden sonra Bilecik’te açılacak Entegre Atık Bertaraf Tesisini ziyaret ettik. Burada protokole tesis detaylıca anlatıldı. Ayrıca, yaklaşık 50 tane ilköğretim öncesi de bu geziye eşlik etti. İşte tüm törenin bence en güzel yanı buydu. Bu çocuklar, artık oluşturacakları atıkların ne şekilde yönetileceğini biliyor olacaklar. Umarım her birinin hayatında küçük de olsa bir etki bırakabilmişizdir. Kaan Bey‘e çok teşekkür ederim.

Dünya Çevre Günü, önemli bir gün sevgili okur. Neden önemli? Çünkü muhtemelen dalından meyve yiyen, soğuk derelerde yüzebilen son nesil biz olacağız. Bundan kırk sene önce insanlara içme suyunu “plastik şişelerden para vererek içeceklerini” söyleselerdi muhtemelen herkes güler ve saçma bir fikir olduğunu söylerlerdi. Bundan kırk sene sonrasının da çok şaşırtıcı olacağını söyleyebilirim. Çevre Mühendisliği mesleği ve disiplini, her ne kadar kimilerince “herkesin yapabileceği bir iş” olarak görülse de, bu mesleğe sahip olmanın bir zorunluluğu “vicdan sahibi olmaktır” bana göre. Nasıl bir öğretmende “şefkat” duygusunu arıyorsak ve sorguluyorsak, bir çevre mühendisinin de doğaya ve doğal dengeye karşı “vicdanlı” olma yükümlülüğü vardır. İşte bizim çevre mühendisleri olarak bu işin vicdani yönünü anlatabileceğimiz yegane zamanlar bu zamanlardır. Yoksa emin olun kimse sizin fabrikanızın rakamlarıyla, sayılarıyla, izinleriyle ve belgeleriyle ilgili değildir (en azından çevreci olmak anlamında). Elle tutulan, gözle görülen ne yapabildiniz? İşte bunu göstermek için en güzel zaman bence Çevre Günü ve hatta haftasıdır.

Yukarıda anlattığım etkinliklerde emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Şimdi heyecanla Kasım ayındaki “Dünya Şehircilik Gününü” bekliyoruz çevre kısmı olarak. Yine bu şekilde coşkuyla ve yoğun katılımla kutlanacağından eminiz.

Bu Ayın Dolunayı: Olaylar Olaylar

bloodmoonaysunBu yılın en beklenen astronomi olaylarından birisi dün gece yaşandı sevgili okur. Dün gece gökyüzüne baktıysan süper ay denilen ve Ay’ın Dünya’ya en yakın konumdayken oluşturduğu dolunayı görmüşsündür. Nasıl da muhteşem parlıyordu değil mi? Bir de sabaha karşı oluşan tam ay tutulması sayesinde gökyüzünde bir “bloody moon” meydana geldi. Böylece bu yıl beklenen son ay tutulması dün gece yaşandı. Bir sonraki ise taa 31 Ocak 2018‘de yaşanacak. Ayrıca bu tutulma Nisan 2014’te ben askerdeyken başlayan “dörtlü tam ay tutulması serisitetrad“ın son tutulmasıydı. Bundan önceki diğer üç tutulmayı (15 Nisan 2014, 8 Ekin 2014 ve 4 Nisan 2015) bu blogda okumuştun. Gerçi 15 Nisan 2014’tekini aynı günlerde okuyamadın. Çünkü askerdeydim ve bloga yazamadım. Ama asker günlüklerimde ne güzel de yazmıştım.

Bu arada tetradın ne olduğunu da anlatayım. Normalde parçalı ve tam ay tutulmaları yıl içerisinde birkaç defa yaşanıyor. Ancak ardışık iki yıl içerisinde art arda gerçekleşen dört tam ay tutulmasına tetrad deniyor. Tetrad içerisinde yaşanan tüm ay tutulmaları da “bloody moon” oluyor. Aşıksanız anlarsınız astronomiye 🙂

Sakaryabaşı'nda Dolunay

Sakaryabaşı’nda Dolunay

Dün akşam Selda, Alper, Merve ve ben, hep birlikte Çifteler‘e doğru yola çıktık. Burada Sakaryabaşı denen güzel bir rekreasyon alanı var. Akarsu kıyısında piknik yapabiliyor, pedallı teknelerle gezebiliyorsunuz. İsterseniz semaver kiralayıp çay çorba olayına da girebiliyorsunuz. Burada yaklaşık 2 saat geçirdik. Selda’yla ilk defa bu kadar uzun süre muhabbet etme imkanımız oldu. Dolunayı sağ tarafımıza aldık tüm gece. Suyun üzerindeki oynaşmalarını izleyip durdum ben.

Daha sonra tekrar yola çıkıp Eskişehir’e döndük. Bu esnada Keyb aradı. Aslında bugünlerde aramasını da bekliyordum. Çünkü kardeşi, Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü‘nü kazanmıştı. Keyb ile konuşup nerede olduklarını ve ne kadar süre orada olacaklarını öğrendikten sonra hep birlikte eve geldik. Selda, benin plaklarım olduğunu bilmiyormuş. Oturduk, Alper’le birlikte seçtiğimiz plakları dinledik. Daha sonra da Alper’le Selda bizden ayrıldılar.

Biz de vakit kaybetmeden Keyb, kardeşi Hande, Ahmet ve Hakan‘la buluşmak üzere tekrar dışarı çıktık. Barlar Sokağı’nda Hangover isimli mekana gittik. Bu mekanı sevmiyordum aslında. Neyse, bir süre muhabbet edip bu sefer Keyb’nin arabasıyla yola çıktık. Önce Keyb’nin kardeşi Hande’yi kalacağı aparta bıraktık. Daha sonra da Hakan’ı evine bıraktık. Oradan tekrar bizim eve geçtik. Gece geç saatlere kadar muhabbet ettik. Sonra Keyb ile Ahmet ayrıldılar. Böylece dolu dolu bir gece bitmiş oldu.

Atraksiyonlar böyleyken gökteki dolunayın farkına varan bir tek ben değildim elbette. Yıllardır dolunaylarda özel yazılar yazarım bilirsin sevgili okur. Bu dolunay sevdasının giderek yaygınlaşmasını görmek beni mutlu ediyor. Dün ve bugün Facebook’ta onlarca ileti okudum. Yani o gece gökyüzüne benle birlikte yüzlerce çift göz döndü baktı.

Bunlardan bir çifti de Aysun‘a ait. Biricik çizerimizin bloody moon için çizdiği resmi yazının en başında gördün. Ayıktın değil mi? Sulu boyadır, yanlış olmasın. Bu arada Aysun’un Getik Fanzin‘in Ekim 2015 sayısı için çizdiği bir resim var ki off off. Gerçi bizim öykü de cidden güzel oldu bu sefer. Öyküye geçen ay bıraktığımız yerden devam edip hiç ummadığınız bir şekilde bitiriyoruz. Aşkın böylesini göremezsiniz 🙂

“O” Sıfatı, Çorum, Ahmet, Sercan

O gecelerde yaşayan, o rüzgarı hisseden ve o kapıdan ardına bakmadan çıkan o çocuğum ben. O zamanlarda yaşamış olsaydın sende, görebilirdin beni. O kızı sevmiyorum, diyince gülerdik birlikte. O çocukta beni iten bir şey var, derdim ve kahkahalara boğulurduk. Ama “hadi anlatsana o akşamı” diyince de gözlerim dolardı.

Yollar uzuyor peşim sıra. Uzaklara gidiyorum. O birkaç dakikalık konuşma, uzun süre sonra seni öyle görmek, daha da zorlaştırdı herşeyi. Kendime sordum, hayatı panik içerisinde yaşamak mı doğru olan? Yoksa herşeyi boşverip bir sana “doymaya” çalışmak mı? Bir seni duymaya çalışmak mı?

Çorum‘dayım sevgili okur. Aday Memur Eğitimi sebebiyle bu yıl Bakanlık yeni atanan tüm meslek gruplarından memurları burada, Anitta Hotel‘de topladı. Uzun bir eğitim olacak. Oda arkadaşım şu yazıda yakışıklı bir fotoğrafını gördüğün adam, Emre.

Sabah 07.45 treni ile önce Ankara’ya geçtim. Buradan da Emre ile buluşup önce AŞTİ‘ye geçtik. Kamil Koç‘un Rahat Hat arabası ile yaklaşık 3 saat 45 dakikalık bir yolculukla Çorum Otogar‘ına geldik. Kalacağımız otel hemen otogarın yanında olduğu için, yaklaşık 135 saniyelik bir yürüyüş sonucu otele vardık. Hiç beklemeden kayıt yaptırıp odaya çıktık. İkimiz de 01yorgunluktan bitap düştük ve öylece uyuyakaldık. Uyandığımızda Sinem‘i aradım. O da çıkıp gelmişti. Sinem’le lobide buluştuk. Sonra biraz oyalanıp yemeğe geçtik. Oteldeki ilk gün olmasından kelli, ciddi anlamda abartı bir yemek yedik. Sonra biraz otelde takıldık ve havanın güzel oluşuna daha fazla kayıtsız kalamayıp otelden dışarı çıktık. Hemen yakınlarda bir alışveriş merkezi ve üst katında Vatan Bilgisayar var. Oraya gittik. Bu arada netbookun şarj kablosunun prizle bağlantı kısmını unutmuşum. Yarın gidip buradan bir tane alacağım.

Nasıl bir şanstır bilmiyorum, Sinem’in de benim de cep telefonlarımız bozuldu. Benim yedek bir telefonum vardı. Sinem’in telefon benimkinden daha kötü halde olduğu için yedeği Sinem’e verdim. Yarın belki bir telefon alabiliriz Sinem’e.

Dün, Çorum’a gelmeden önce, Eskişehir’de işlerimi halledeyim dedim. Önce Ahmet‘le buluştuk. Uzun süredir görüşmüyorduk. Hakan‘la beraber geldiler. Buluştuk, gezdik dolaştık biraz. Ahmet, mezun olacağı için biraz buruk bir heyecan yaşıyordu. Neler yapacağına dair muhabbet ettik. Öğlene doğru ikisini de yolcu edip Orhan Abi‘nin yanına gittim. Orada otururken Sercan, Tuğba, Koray ve bir arkadaşlarını gördüm. Dershanede gözetmenlik işinden çıkıyorlardı. Bunlarla birlikte Adalar‘a doğru yürüdük biraz. Koray ve Tuğba yanımızdan ayrıldılar. Biz üçümüz de Espark‘a doğru yürümeye başladık. Sercan sağolsun Espark’ta benimle birlikte epey dolaştı. Orada işlerimizi hallettikten sonra rotamızı çarşıya çevirdik. Tam çarşıdayken annemden bir telefon geldi. Çok uzun süredir beklediğimiz üzere çamaşır makinemiz bozulmuştu.

camasirmak.jpgBabamla iletişim kurup buluştum çarşıda Sercan’a da veda edip. Arçelik‘ten şu model çamaşır makinesini aldık babamla. Bu makine 7 kg kapasiteli. Bir üst modeli var, 8 kg olan. Aralarındaki tek fark, 8 kg olan yorgan da yıkayabiliyor. Onun dışında birebir aynı. Dün birine anlattığım için yazıyorum. Makine çok çevreci 🙂 En üst enerji verimliliği sınıfında, A+++. Minimum su sarfiyatıyla çalışıyor. Ayrıca daha az çamaşır için daha az suyla daha kısa sürede yıkama yapabiliyor.

Birazdan uyurum herhalde. Buradayken, daha sık yazabileceğimi düşünüyorum bloga. Yarının hepimize güzellikler getirmesini ve “o” hasrete dayanabilme gücü vermesini diliyorum.