Tag Archives: Halil Bey

Otel Hikayeleri Serisi: Başlangıç

548e9e90f3220Merhaba sevgili okur, Antalya’da Club Hotel Sera Deluxe’dayım. Pazar günü öğlene doğru Eskişehir’den Bozüyük’e geçtim. Burada İlkan Abi ve İl Müdürünü beklemeye başladım. Antalya’ya beraber gidecektik. Çok beklemeden geldiler. Birlikte yola çıktık. Afyon’da Afium’da bir mola verdik. Afium’da Ahmet’le karşılaştık çok uzun süre sonra. Ahmet’le biraz muhabbet edip ayrıldık. İlkan Abi’yle yemek yedik. Bir de kahve içip yola devam ettik. Hava karardığında Isparta’da bir mola daha verdik. Sonrasında yola devam ettik ve müthiş bir krallık yaparak bana otelime kadar eşlik ettiler. Daha sonra da kendi eğitimlerinin olduğu otele geçtiler.

548ae3051dcb0

Buraya gelmeden önce otel hakkında kötü yorumlar duymuştum. Ancak lobisine girdiğim otel, hiç de anlatılanlara benzemiyordu. O kadar abartılı bir şekilde dekor edilmişti ki anlatamam! Lobide otelin misafirlerin kaynaklı bir kalabalık vardı. Ancak hemen her duvarı kaplayan aynalar da en az bu kalabalık kadar başımı döndürdü. Bu aynaların istisnasız her biri altın rengi varaklara sahipti. Yerden tavana kadar uzanan yeşil ve beyaz mermerlerle kaplı kolonlar yönünüzü kaybetmenizi sağlıyor. Bir köşede duran kuyruklu piyanoya baktım iç geçirip. Niye iç geçirdim onu da anlamadım gerçi. Acıkmış olduğumdan hemen otelin restoranına çıktım ve başım bir kere daha döndü. Tavanda beyaz ve pembe/mor ışıklarla oluşturulan hoş bir aydınlatma sistemine ilave olarak, abartılı avizelerin ışıltısı eklenmişti. Burada da kolonların tamamı yeşil ve beyaz rengi mermerlerle kaplanmıştı. İnsanların kalabalığına aldırış etmeden, salonun diğer ucunu görmeye çalıştığımda kendimi bir balo salonundaymış, hani o dönem filmlerinde olanlardan, gibi hissettim. Dedim ki herhalde abartıyorum, ben daha sormadan şube müdürüm de beni onayladı. Otel önceden kumarhane olarak kullanılıyormuş. İki tip oda var. Ana binadaki yeni odalar deniz manzaralı ve geniş odalar. Eski binada yer alan odalar ise tamamen yemyeşil kaplı, Talat Bey‘in tabiriyle kendinizi Arap Şeyhi hissetmenizi sağlayacak bir mimariyle döşenmişler.

548c1650b135a

Bugüne kadar hemen hemen hiçbir otelde karşılaşmadığım kadar yabancı misafirle karşılaştım otelde. Sanki gerilmişçesine pürüzsüz tenleri, saçları sarıdan da öte, beyaz bile denebilecek kadar açık renkli, incecik el parmaklarının ucunda bir bonibon gibi duran pembe, kırmızı renk ojeleriyle dikkati hemen çeken pek çok misafir vardı sağda solda. Bana kızmayın, gülmeyin. Ben sadece gördüklerimi betimliyorum.

Otelin bu abartı süsleri, varaklı aynaları, mermer dekorları, duvarlardaki ışık oyunları, tüm bu renk ve insan curcunası beni burada her gün için bir kısa öykü yazmaya teşvik etti. Kaldığım oda şansıma iyi denk geldi. Odanın içerisinde iki ayrı oda var. Çift kişilik yatak daha geniş olan ve televizyonun da olduğu odada. Diğer tek kişilik yatak ise daha küçük bir odada yer alıyor. Bu arada Eskişehir İl Müdürlüğü’nden yakın dostum ve abim Halil Bey‘le kalacağız. Taa 2008’den beri süregelen bir dostluğumuz var kendisiyle.

Yemekten sonra acayip yorulmuş olduğumdan hemen odama çıktım. Odalarda internet olmadığı için biraz tv izleyip uyudum.

Gece aniden kapının vurulduğunu duydum. Bozuk bir Türkçe “İçeride kimse var mı? Yardım eder misiniz?” diye fısıldıyordu diğer tarafta. Aklıma yıllar önce bizim kurumun misafirhanesinde yaşadığım olay geldi. Biraz da korkarak kapıyı açtım. Kat arası ışığıyla yüzünü seçemedim ama kısa küt saçlı bir kadına benziyordu kapıdaki. Bana yardım eder misiniz, diye yineledi. “Problem nedir?” diye sordum şaşkınlıkla. Problem odamdaki adamlar, diye yanıtladı. “Problem” sözcüğündeki baskın telaffuzdan anladım ki bu kadın Rus. Doğru ya, otelde çok fazla vardı zaten. “Adamlar kimler, ne istiyorlar sizden?” diye sordum. Kadın bu sefer öfkeyle “Çekilecek misin önümden yoksa gideyim mi öldürsünler beni?” diye söylendi. “Öldürmek mi dedi bu?” diye dona kaldım. Rusların sarhoş olduklarında kontrollerini kaybettiklerini bilirdim, ama öldürmek? Kadının parmağında parlayan tek taş yüzüğü seçtim o anda. Kenara çekildim, odama girdi. Sanki bir şey arıyormuş gibi doğruca yattığım odadaki çekmeceleri karıştırdı. Boş olduklarını görünce rahatlamış bir şekilde yatağımın üzerine oturdu. Odanın karşısında diğer bir kapı görünce korkuyla sordu: “Orada ne var?” Bir şey yok, boş oda orası, dedim. Arkadaşım yarın Eskişehir’den, şey, başka bir yerden gelecek, o kalacak, dedim. “O zaman ben bu gece burada kalabilir miyim?” diye sordu. “Bilir miyim” sözcüğünde yine o  Rus aksanını hissettim. Komikti aslında. Neden bilmiyorum, o anda, “Olur” çıkıverdi ağzımdan.

Şimdi kadını, odanın ışığında daha net görebiliyordum. Sarı renk saçlarını küt kestirmiş. Arkadan baksanız erkek bile sanarsınız. Üzerinde dizleri kesik bir kot pantolon ve birer de çizme vardı. Gömleğinin üzerinden, boyundaki dövme belli belirsiz görülüyordu. Burnunda minik bir hızma vardı. Sol kulağında tek bir küpe, simsiyah bir melek kanadı küpesi vardı. Bunu hep görüyordum da bu kadar yakışanını hiç görmemiştim. Benim onu dikkatle süzdüğümü fark edince “Benim adım ….” dedi. “Pardon ne?” diye üsteledim. “Adım …” dedi. “Anlamıyorum adın ne?” diye soracakken nihayet, yavaş yavaş yayılan bir acıyla kendimi yerde buldum. Odaya giren birileri olduğunu hissettim. Duyduğum son sözler “Bulduk. Masadan ayrılmış. Üst katta…” oldu. Ama o kadar. Sonrası karanlık.

Sabah alarm çaldığında hemen yataktan fırladım. Saat sekiz buçuktu. Neredeyse deliksiz uyumuştum ve yataktaydım. Kapım kapalıydı. Hemen geceyi hatırlayıp yavaşça kapıyı açtım. Diğer odanın kapısı da açıktı. İçeride yatağın yanında yerde, bir çift terlik duruyordu. Gardrobun içerisinde yerleştirilmiş kıyafetleri gördüm. Yerde boş duran bir de valiz vardı. Tuvalete baktım. Lavabonun üzerine itinayla yerleştirilmiş diş macunu ve parfümü gördüm. Hatta banyo bile kullanılmıştı. Korkuyla oda arkadaşımı aradım: “Halil abi nerdesin geldin mi otele?” “Evet Mesutcum, gece çok geç geldim. Sana baktım dayak yemiş gibi deliksiz yatıyordun, hiç uyandırmadım seni. Haydi gel, kahvaltıya geç kalma.”

DCIM100GOPRO

Antalya’da Hasta Oldum!

Bloga “hasta oldum” başlığı ile yazdığım 5. yazı olmuş bu 🙂 Malumunuz üzere geçtiğimiz haftasonu Antalya‘daydım. Cuma sabahı otele giriş yaptıktan sonra kısa bir süreliğine sahile gitmiştim üzerimde gömlekle. Acayip bir esinti vardı. Sonra geri döndüğümde oda buz gibiydi. Üzerime bir “yorgan alıp” öylece uzandım yatağa, sonra yemeğe gittim. Akşam üzeri de odadaki klimayı en sıcağa aldım ve altında uyudum. Muhtemelen bu üçgenin bir köşesinde olan oldu ve soğuk aldım. Aynı akşam pek belli etmesem de (hatta oturup bloga yazı yazdım) üzerimde hafif  bir kırgınlık vardı.

Eğitimin ilk günü Eskişehir‘den dostlarım Halil Bey, Hülya Hanım ve Sanem Hanım‘la yeniden görüştük. Uzun süre olmuştu görüşmeyeli. Halil Bey ve Hülya Hanım’la 2008’de Eskişehir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü‘nde yaptığım stajdan; Sanem Hanım’la da 2011’de Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘nde yaptığım stajdan tanışıyorduk. O akşam lobide vakit geçirdikten sonra odaya döndüm. Tam odaya girecekken Yasin Abi aradı ve tekrar lobiye döndüm. Edirne’den Kerim Abi‘yle epey bir sohbet muhabbet olayına girdik. Renkli ışıklar altında onlar dans ederken ben daha fazla dayanamayıp odaya çıktım. Uyudum. Ancak çok doğru dürüst bir uyku uyuyamadım: Hastalanmıştım zira.

Hastalık meselesi başa belaydı ancak eğitim de önemliydi. İkinci gün ne kahvaltı da ne öğle yemeğinde bir şey yiyebildim. Bir de öğleden sonra  Antalya’da bulunan Hurma Atıksu Arıtma Tesisi‘ne gittik uygulama eğitimi için. Yaklaşık 2 saatlik gidiş geliş beni iyice sersem bir hale getirdi. Sağolsun Halil Bey’in verdiği “A-ferin“i içip sarıldım yorgana. Akşam saat 21.30 civarı tamamen sulara batmış olarak Halil Bey’in telefonuyla uyandım. Sağolsun nasıl oldum diye sormak için aramış. Hemen kalkıp bir duş aldım. Üstümü başımı değiştirdim ve odadan dışarı çıkmadım. İşte o gece Beşiktaş‘ın maçı vardı hani Fener’i son dakika golüyle yendiği. Yasin abi de oradaydı. Oda da yalnızdım.

Çok uzun süredir hem yalnız hem de hasta olmamıştım. Biraz hüzünlü de olsa garip hissediyordum. Şansıma Tipsy Channel‘de Pink Floyd Gecesi varmış. Açtım. Ardı ardına geliyordu David Gilmour‘ın şifalı sözcükleri kulağıma. Bir süre sonra tamamen ayılıp kendime geldim. Yasin abi de geldi. Oturduk gece yarısını biraz geçene kadar internetten eski Şahan videolarını izledik. Sonra uyuduk. Ertesi gün öğleden sonra artık yola çıkacaktık.

Dönüş yolculuğu bu zamana kadar yaptığım en güzel dönüş yolculuğu oldu. Bilecik’ten Onur, Yasin, Şemre ve ben yani dört kişi ve İstanbul’dan da Orhan Bey olmak üzere toplamda 5 kişi Onur Bey’in arabasıyla yola çıktık öğleden sonra. Yavaş yavaş geldik. Gece geç saatte geldiğimizde hastalıktan kurtulmuş olmanın verdiği sevinç, yolculuğu vermiş olduğu yorgunluk ve kavuşmanın vermiş olduğu hüzünle yatağıma çullandım adeta.

Her gidişimde bana başka bir şey öğretiyorsun Antalya. Sana karşı çok “hisli duygular” içerisine girmeye başladım. Diğer seferlerden farklı olarak bu sefer otelde iki tane de bayan futbol takımı vardı. Bir tanesi Moskova’dan “SHVSM IZMAILOVO” takımı; diğeri ise Alman bir takım ama adlarını hatırlamıyorum. Benim hasta olmama tezat hava epey hoş geçti. Yani otelde falan sürekli olarak denizden dönen turistleri gördüm. Muhtemelen geçen sefer Sinem‘le çok dalga geçtiğim için, bu sefer ben aynı duruma düştüm. İnsanlar şort tişört gezerken ben kot montla gezdim.

Eğitime geri dönecek olursak şimdiye kadar katıldığım en kaliteli eğitimdi. Şöyle ki kendi adıma çok verimli geçti. Özellikle dağıttıkları dökümanlar çok kaliteli idi. Her ana başlık altında gerekli olabilecek tüm kaynakları tek bir rehberde toplamak çok akıllıca olmuş. Ayrıca eğitim süresince izlenen program da çok başarılı ve yerindeydi. İlk defa anlatılanların uygulaması da yapıldığı için her şey dört dörtlük oldu ve bitti. Değerlendirme sınavı beklediğimizden çok farklı çıktı. Epey zordu ve tam 50 soruydu. Yavaş ama emin adımlarla çözdük teslim ettik kağıtlarımızı.

Proofhead In Da Staj Final

Bu yazım da stajımla ilgili yazacağım son yazı olacak.

Sevgili okurum yarın, 28 iş günü süren ilk yaz stajım bitmiş olacak. Yarın herhangi bir denetim olmayacağından kapatıyorum artık. Staja başlarken içimde ciddi bir endişe vardı. Zira duyumlarım pek de hoş değildi. Açıkçası bir şey yapamadan staj bitecek diye korkuyordum. Ama öyle olmadı 🙂

Öncelikle bu senenin en şanslı stajeri ben oldum. Zira ilk iki hafta hariç, hergün bir denetime; bazı günler iki, hatta Halil Bey ile çıktığımızda üç dört farklı işletmeye denetime gittik. Tam üç tane bileşik denetim gördüm. (Bileşik denetimler, normal denetimlerden daha kapsamlıdır ve tüm yönetmelikler uygulanır.) Stajım boyunca Sivrihisar’la Çifteler hariç, Eskişehir’in tüm ilçelerini gördüm. Anlayacağın okurum, kardeşin çok gezdi, çok el sıktı.

28 iş günü boyunca 20 farklı işletmeye denetime gittik. Çok farklı endüstrilerde çok farklı uygulamalar tanıdım. Denetimlerimiz de rezil olanlarda vardı vezir olanlarda. Bir de şaşırtanlar oldu. Senelerce Organize Sanayi’nin göbeğinde imalat yapıp, yıllardır Çevre Müdürlüğü’ne uğramayan bir işletme bulduk! Var daha ama anlatmayacağım.

Hıza bak!

Hıza bak!

Stajım esnasında zamanımın büyük kısmını stajerler için bir yer olmadığı için Evrak Kayıt odasında geçirdim. Burası süper bir yerdi. Sessizdi ve istediğim gibi çalışabiliyordum. Bir de burada internet çok hızlıydı. Önce bilgisayarı yenilettik. Sonra ben torrent kurdum buraya. Yemin ediyorum 400’le indirdim lan dünya kadar şey! Aha bak ispatı! Ki bu anlık bir hız değil.

Stajımın en eğlenceli anları İlker, Halit Abi ve Veysel Abi ile geçen zamanlarımdı. Stajımın en öğretici zamanları Halil Bey, Fatih Bey ve İsmail Müdürüm’le geçirdiğim kısımlardı. Gerçi şimdi Allah var ters düştüğüm kimse olmadı. Herkesle çok iyiydi aram ve sağolsun herkes de bana yardımcı oldu.

Kadir Abi sağolsun bir dvdwriter hediye etti koleksiyonuma. (Bozuk)

Sonuç olarak, güzeldi evet.

Proofhead In Da Staj – 1

Çok heyecanlıydım. Çünkü benim böyle anlarda heyecanlanmak gibi gereksizliklerim vardır. Allah’tan kusmadım. Neyse, saat 08:40’ta minibüsten inip 222‘nin yanından giden o ıssız yola girip beklemeye başladım. Zira birkaç gün önceden sorup soruşturup saat 8’e 5 kala oradan bir servis geçtiğini öğrenmiştim. Oradan taa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü‘ne yürümek istemediğimden servise biner giderim diye düşündüm. Neyse beklemeye başladım. Ulan saat 07:57’de bir servis geçti ama baktım önünde İl Özel İdaresi yazıyor. Dedim bu değildir. El kaldırmadım. Lan sonra baktım servis mervis gelmiyor, mecbur yürüdüm. Evet, stajın ilk gününde staja geç kaldım.

Neyse, oraya vardığımda Allah’tan millet çay may içiyordu. Meğer o servis buranın servisiymiş. İhsan Bey‘e gittim. Kendisi Çevre Yönetimi Şube Müdürü. Sağolsun 10 numara bir adam çıktı. Gayet sevecen ve babacan tavırlarla anlattı ne yapacağımı ne edeceğimi. Orada dört birim varmış. Katı atık, hava, su ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) birimi. Bunların herbirinde 7’şer gün, toplamda da 28 gün. İşte bitti gitti staj 🙂 İlk durağım katı atık oldu. Burada Halil Bey (daha önceki geldiğimde tanışmıştım) ve Hülya Hanım olmak üzere iki çevre mühendisi çalışıyordu. İkisi de çok iyiler. Yani şu ana kadar kötü bir şey olmadı. Velhasıl Halil Bey’in tavsiysiyle şu ana kadar sadece adını bildiğim ve sadece laboratuvar derslerinde arkalarındaki tablolardan derişim değerlerine baktığım tüm yönetmelikleri incelemeye karar verdim. Bugün Çevre Kanunu ile Ambalaj Atıkları Yönetmeliği‘ni bitirdim. Çok güzel şeyler buldum lan. Hepsini söyleyeceğim staj sunumumda. Tahminim böyle giderse stajdan çıktığımda yönetmeliklerle ilgili epey bir şey öğrenmiş olurum. Yarın bir aksilik olmazsa denetime de gideceğiz. İnşallah güzel olur ya.

Öğln yemeklerinde servisle çarşıya geliyoruz Orman Müdürlüğü‘ne. Yemek beleş değil bize. Stajer olduğumuzdan kelli 3 lira veriyoruz. Olun, zaten önümüz ramazan.

Oradaki herkesin bugün bana söylediği, benim çok şanslı olduğumdu. Çünkü şu anda müdürlükte İlker isminde çok kafa bir stajer ve benden başkası yok. Dolayısıyla her denetime gidebileceğiz inşallah. Benden önce bir ara 11 tane stajer varmış. Karışıklık oluyormuş epey.

Neyse ilk gün için bu kadar yeter. Güzel bir ilk gündü. Bir tek Sercan aradı sağolsun. Merve, Volkan, Savaşalp, Koray falan hiç aramadı.