Tag Archives: haller gençlik merkezi

AÖF Kariyerim – Sakin Okul Derneği Çalıştayı

Merhaba sevgili okur. Bu ara biraz aksattım yazmayı. Ama hayatımda aksayan tek şey keşke şu blog yazılarım olsaydı. Neyse. Geride bıraktığımız hafta sonu Açıköğretim Fakültesi‘nin ara sınavları vardı. Okuduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nü bitirmeme şurada birkaç ay kaldı sadece. Ara sınavların sonuçları açıklanmadı henüz. Ancak büyük ihtimalle ortalamanın üzerinde notlar alacağım. Umarım ters köşe olmam.

Başlığa “kariyer” yazdım dikkatini çeksin diye. Ama benimki pek öyle bir şey değil. Yalnızca bu dönem, geride kalan üç döneme göre sistemin içerisine daha çok girdiğim bir dönem oldu benim için. Yani “ancak son dönemimde” Açıköğretim Sistemi’nin gerçek bir parçası olabildim.

Bloga yazmadım, ama Ocak ayının sonunda, Yunus Emre Kampüsü‘nde bulunan Açıköğretim Fakültesi binasına, bunca yıldır ilk defa gittim. Bak taa 2006 Eylül’den beri Anadolu Üniversitesi’nin öğrencisiyim (gerçi son bir yıldır ESTÜ’nün öğrencisi oldum, o da ayrı bir yaradır), o büyük mavi camlı binaya ilk defa gittim. Neden peki? Eskişehir ilindeki “başarılı öğrenciler” buluşması için. Her bölümden not ortalaması yüksek olan öğrencileri, sistemle ilgili konuşmak için davet ettiler. Böylece ilk defa sistemin asıl mimarlarıyla tanışma fırsatım oldu. Bu toplantı benim için çok ama çok önemliydi. Benim sisteme olan bakışımı tamamen olgunlaştırdı, pekiştirdi.

Bu toplantıdan kısa bir süre sonra da “Kalite Elçisi” olmak için başvurdum. Burada bazı kriterleri de sağlamış olacağım ki, üniversitesinin “Kalite Elçileri” arasına girdim. Bu ayın ilk hafta sonu, yine bunca yıldan sonra, kampüste ilk defa kapısından girdiğim bir başka yere gittim. Akademik Kulüpte düzenlenen kahvaltı etkinliğine katıldım. Katılımcı listesine bakma şansım oldu. Kendi bölümümden o gün etkiliğe gelen bir tek ben vardım. Diğer bölümlerden de pek çok farklı insanlar gelmişlerdi. Daha kahvaltı masasındayken, pek çok yeni arkadaşla tanışmış oldum. Hem okulda Açıköğretim Fakültesi bünyesinde çalışan hocalarla, hem de benim gibi ikinci üniversite ya da doğrudan okuyan öğrencilerle.

O gün kalite elçilerinin hepsi söz aldı ve sisteme dair eleştirilerini, beklentilerini, tespit ettikleri hataları ve destekledikleri iyileştirmeleri anlattılar. Herkes, dili döndüğünce ağırlıklı olarak memnuniyetini ve yer yer de memnuniyetsizliklerini belirtti. Benim okuduğum bölüm kapsamında içerik ve sistem bazında çok bir sıkıntım yoktu. Ben, daha çok Açıköğretim Fakültesi’nin alt sistemlerine yönelik fikirler vermeyi tercih ettim. Daha önce sıkıntılar yaşadığım kitap satış sistemini anlattım mesela.

Etkinliğin sonunda dekan hocamız bizlere teşekkür etti ve salondaki herkesin günün geri kalanının da güzel geçmesini sağladı 🙂 Yakın zamanda sınav sonuçları açıklanacak. Büyük ihtimalle Açıköğretim’le ilgili bir sonraki yazım mezuniyet yazısı olacak. Umarım zaman çabucak geçer de o yazıyı da büyük bir coşkuyla yazarım.

Etkinlikten çıkınca koşar adım, Haller Gençlik Merkezi‘ne gittim. Çünkü orada, bir  başka etkinlikte Halil Abi beni bekliyordu. Bir okul düşünün. Tüm müfredatı alıştığımız, klasik sistemin yerine, tamamen “ekoloji” ve “doğayla birlikte yaşam” temaları üzerine şekillenmiş ve bu okulun öğrencileri ellerini kirletmekten hiç çekinmiyorlar! İşte bireysel olarak katılım sağladığımız etkinlik de buydu sevgili okur. “Ekolojik temelli bir müfredat nasıl olmalı?” sorunun cevabını aradık. Katılımcılar, ilgilendikleri ve çalıştıkları konulara göre “Su, Toprak, İklim, Bitki” gibi alt gruplara (atölyeler) ayrıldı. Her masada, öğretmenler, teknik uzmanlar, oyun tasarımcıları ve öğrenciler vardı. Herkes, konusuna ilişkin olarak fikrini belirtti. Pazar günü de devam eden çalışmanın sonunda artık elimizde, örneğim bizim atölyemiz olan Toprak atölyesinde, çocuklara toprağı nasıl anlatabileceğimize dair müthiş bir içerik vardı. Bu arada, yıllardır kitaplarını sağda solda gördükçe toparladığım Dr. Nejat ÇELİK de bizim masamızdaydı. Bu sayede tanıştık. Son gün Cengiz TÜRE hocam da etkinliği ziyaret etti. Onun küçük bir eleştirisi bazı masalarda konuşula hususların fazlasıyla teknik olmasıydı. Ancak ben kendi adıma, bizim masamızda, toprak konusunda belirlediğimiz alt başlıkların ve içeriklerin çocuklar için uygun ve yerinde olacağını düşünüyorum.

Böyle ciddi göründüğümüze bakmayın, gayet keyifli bir ortamdı.

Oluşturduğumuz bu “Toprak Grubu“, bir sürede daha çevrim içi olarak çalışmalarına devam edecek. Umarım ki bu işin sonunda ortaya çıkacak olan okulda, en azından çevre konusunda farkındalık seviyesi çok daha yüksek çocuklar yetişirler. Umarım.

Genç arkadaşlarımızın fikirleri çok önemliydi.

Getik Kafe & Aydın Afacan Söyleşisi

getikkafelogoBu yazı iki bölümden oluşacak. İlk bölümde, günlerdir bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım, yepyeni mekanımızdan, Getik Kafe‘mizden bahsedeceğim.

2015 yılının ortalarından itibaren Ender ve Aysun‘la birlikte yazar / çizer kadrosu içerisinde yer aldığımız Getik Fanzin kitlemizin yeni bir mekanı var: Getik Kafe. Önceki aylarda, dergi toplantılarımızı çeşitli mekanlarda yapıyorduk. Her toplantıda biraz daha genişleyen topluluğumuzun sığacağı bir mekan bulmak da giderek zorlaşıyordu. Demek ki editörümüz Levent‘in de böyle bir planı varmış ki bir ay gibi kısa bir sürede kafenin yerini buldu, dekore etti ve açılışını yaptı. Helal olsun başkanımıza 🙂

getikkafe2

Getik Kafe nerede? Getik Kafe, Eskişehir’in merkezinde yer alan Haller Gençlik Merkezi‘ne 130 saniye uzaklıkta yer alıyor. Haller Gençlik Merkezi’nin eski tren geçidi tarafında yer alan Odea Bank‘ın aralığında yer alıyor. Her tarzdan müşteriyi yakalamak için ortamı adeta bir popüler kültür pornografisi setine dönüştüren kafelerin aksine, belirli bir çizgide ve sadece bu kafeye özel olarak tasarlanmış görsellerle, sade dekorasyonuyla dikkat çekiyor. Getik Dergi’nin yayımlanmış tüm sayılarına ve diğer pek çok fanzine ulaşabilir, okuyabilirsiniz. Getik’in eski sayılarını merak eden birkaç arkadaşım vardı. Buraya giderek basılı dergilere göz atabilirsiniz.

getikkafe

Bizde giderek bir alışkanlığa dönüştü Getik. Hem çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın yeri olması hem de emek verdiğimiz bir oluşumun karargahı diyebileceğimiz için. Umarım uzun yıllar aynı heyecanla bu işleri yapmaya devam edebiliriz.

aydinafacanYazının ikinci bölümü ise şimdi başlıyor. Geçtiğimiz pazar günü Getik Kafe’nin ilk etkinliği yapıldı: Şair Aydın Afacan‘la Mitos ve Şiir Üzerine. Daha önce birkaç yazarın konuk olduğu söyleşilere katılmıştım. Bunlar okuduğum, bildiğim bazı yazarlardı. Ancak bir şairin katıldığı, “mitos ve şiir üzerine” yapılan böyle bir söyleşinin nasıl olabileceğini açıkçası çok hayal edemedim. Acaba şair bize şiirlerini mi okuyacak, şiirlerinde ne anlatmak istediğinden falan mı bahsedecek diye düşünerek gittim kafeye. Aynı günün sabahında Bursa’daydım oysa ki. Sabah erkenden Bursa’dan yola çıkıp doğruca kafeye geldim.

Geldiğimde etkinlik başlamak üzereydi. Aydın Afacan ve arkadaşımız Emre, bir masanın arkasına geçtiler ve Şair Afacan başladı anlatmaya. Mitoloji, hayatımda en eksik olduğum konulardan biridir. Söyleşi tam da bu konudan başladığı için can kulağıyla dinlemeye başladım. Çok ciddi bir hata yaptım, yanıma kağıt kalem almadım. Şair o kadar değerli bilgiler, o kadar güzel anekdotlar ve mitlerden bahsetti ki. Şu an düşünüyorum çok az kısmı aklımda kalmış.

20160612_133405

Bir şairden hiç beklemediğim şekilde, tam bir romancı gibi konuşuyordu Afacan. Bu kadar mitoloji bilen biri, bu kadar ciddi araştırmalar yapan birinin yazabileceği öyküleri düşünüp durdum hep. Hatta bir ara sorayım istedim hiç öykü yazmayı denemiş mi diye. Şairin anlattığı onlarca mit arasından telefona not ettiğim bir mit vardı mesela, sizinle de paylaşayım.

Milattan önce yaşamış ressam Zeuxis ile aynı dönemde yaşayan Efesli ressam Parrhasius arasında kimin daha iyi resim çizebileceğiyle ilgili bir bahis vardır. Her iki ressam da resimlerini çizdikten sonra Zeuxis ve Parrhaius, tabloların üzerinde birer perde olduğu halde buluşurlar. Önce Zeuxis resmin önündeki perdeyi kaldırır. Çok güzel bir üzüm resmi çizmiştir. Öyle ki kuşlar gerçek sanıp tabloyu gagalamaya başlarlar. Bunun üzerine Parrhaius, Zeuxis’e bir de onun tablosuna bakmasına söyler. Tablodaki perdeyi kaldırmaya çalışan Zeuxis elinin boşlukta sallandığını görünce anlar: Parrhaius meğer perde resmi çizmiş! Bunun üzerine Zeuxis, bahsi kaybettiğini kabul eder ve ekler: Ben kuşları kandırdım ama sen de beni kandırdın. Helal olsun gardaşım sana adamsın, der.

20160612_144713

Söyleşi son olarak Aydın Afacan’ın kendi şiirlerinden birkaç tanesini okumasıyla son buldu. Bunlar Panta Rei, Azer, Kerem ile Aslı ve Setenay isimli şiirleriydi.

Panta rei sevgilim, her şey akar.
Dünya rüzgârlı bir kitap,
Sayfalar, hevesler, çarşılar akar.
Irmağa özenir söz; kavis ve girdap,
Yeryüzü anılardır.
İşte, bir sıradağ eğilip bakar da,
Yollar dillenir.
Gün yanığı düşler, tirşe efsaneler akar.

Son olarak şairin yayımlanmış olan kitaplarından da bahsederek yazıyı bitiyorum. Hepinizi Getik Kafe’ye bekliyoruz sevgili okur. Çok yakında yepyeni etkinliklerimiz de olacak. Takipte kalın.

afacan

Hayatımdaki Bir Takım Azizleri Keşfetme Kılavuzu – 2

Dün yine güzel bir gündü sevgili okur. Alper‘le saat 16 gibi okuldan çıktık. Çok acıkmış olduğumuzdan Espark’ın karşısına yeni açılmış olan Donas‘a gittik. Şunu anladık ki Donas artık tamamen bitmiş. Lezzeti değil, ismi satıyor artık. Patatesten başka bir tat alamadık. Bir de artık ne zamandan beridir bilmiyorum, dürümlerin içine domates koymuşlar. Tadı rezil olmuş. Masaya getirdikleri turşunun içinden çıkan Donas kırıntılarından da anladık ki masalardan artan turşuları biriktirip yine sunuyorlar müşteriye. O sıcakta en azından soğuk olmasını beklediğimiz ayranlar da kan gibi gelince, bir an önce yiyip mekandan ayrıldık. Sonra Alper’le sonra görüşmek üzere farklı istikametlerde yol almaya başladık.

Birkaç aydır kestirmediğim saçlarımı kestirmeyi planlıyordum. Berbere giderken Yağızhan‘ı da aradım, orada buluştuk. Saçlarımı kısacık kestirdim bu sefer sevgili okur. Ekimdeki konsere kadar zaten uzayacak. Oradan kalkıp önce Esnaf Sarayı‘na uğradık. Sonra da gidip Yağızhan’a vesikalık fotoğraf çektirdik. Sonra gidip uzun süredir biriktirdiğim birkaç filmin dvd kapaklarını bastırdık. IMG Müzik‘e konserle ilgili sponsorluk dosyasını sunduk. Sonra da Hera Cafe‘ye gidip Murat ve Gökçe‘yle buluştuk. Burada da bir yarım saat oturduktan sonra bu sefer Erdem abiyle buluşmak üzere Haller Gençlik Merkezi‘nin yanındaki kafeye gittik.

Daha önce hiç burada oturmamıştım. Bir süre Yağız’la oturduktan sonra Erdem  abi de geldi. Erdem abiyle çok uzun süredir görüşememiştik. Epey keyifli bir sohbet oldu dolayısıyla. Hatta bir süre sonra Alper’in de gelmesiyle muhabbet koyulaştı iyice. Erdem abiyi çok özlemişiz sevgili okur. Konser zamanlarından falan bahsettik. Okul işlerini anlattı bize, askerlik mevzuları, politika, seçim falan derken uzadı gitti herşey. Saat 21’e doğru Erdem abi bir işi olduğu için ayrıldı. Biz bir süre daha oturduk. Alper’in hayırlı işini kutladık. Hayatımızdaki azizleri bir kere daha keşfettik. Uzun süre sonra buluştuk, dert dinledik, üzüldük, kahkaha attık sevindik, yeni haberler aldık.

Sonra gidip Kağan‘ın programını dinledim birkaç saat. Yusuf‘u da konuk olarak almış. İyi bir program oldu. Bir gece böyle güzel bitti. Gece saat 5’e karşı uyandım bi, sonra yine yatıım.

Donas Neden Tırttır?

Donas

NOT: Bu yazı bir işletme karalama yazısı değildir. Bu yazı bir işletme uyarı yazısıdır. İşletme, uyarı alır kendine gelir. Müşterisi de memnun olur, işletmecisi de. O yüzden artistik yorumlara kapalıyız efendim 😀

Bakma sevgili okur başlığın böyle olduğuna. Bu yazıyı yazan kardeşin bir zamanlar Donas dürüm hayranı bir insandı. Çarşıya her gittiğinde mutlaka ziyaret ederdi o mekanı. Ancak şimdilerde çok seyrek giderek oldu. Bunun sebebi de tamamen Donas’ın işi bozmasıdır. Bu yazı da bu durumla ilgili bir yazı olacak. Bir zamanların efsanesi Donas, nasıl oldu da gözümden düştü böyle? Bunu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bir fast food’tan ne beklersiniz? Çabuk olmasını, lezzetli olmasını, temiz olmasını ve o mekandan sonuçta memnun bir şekilde ayrılabilmeyi. İlk olarak Donas, en başından beridir çok hızlıdır. Özellikle bu kasada ödeme sistemini getirdikten sonra neredeyse masaya oturduktan hemen sonra siparişiniz gelir oldu. (Bilmeyenler için Donas ilk açıldığında şimdiki gibi fiş alma olayı yoktu. Hesabı klasik bir biçimde çıkarken ödüyordunuz.) Donas hız olarak iyi. Peki lezzet? Malesef hayır. İşte donasın, “bozdu abi” dedirten en önemli yanı bu. Donasın ilk lezzeti ile şimdikinin arasında dağlar tepeler, iki ay bir güz kadar fark var artık. Kattıkları sosun tadı acayip, tavuğun tadı nedense sizi bir türlü tatmin etmiyor. Ayrıca donasın boyu da küçüldü ya. Hatırlıyorum eskiden daha uzundu. Belki içeriğindeki malzeme aynı miktardadır diyerek buna ses edemiyorum.

Donas temiz mi peki? Yok zannetmiyorum. Ha, yiyorum orası ayrı. Ama istisnasız her seferinde masadaki birinin ya da tekseniz sizin donasınızdan bir kırıntı, çiğnenemeyen, ağza sert gelen ve dolayısıyla bayansanız özellikle, donası yarıda bırakmanızı sağlayan bir madde çıkıyor. Buradan da tavuğun etlerini o şişe dizerken nasıl bir “titizlik” içerisinde olduklarını anlayabiliyoruz. İnternette araştırın bakın. İnsanlar neler neler çıktığından şikayet ediyor. Donası hazırlayan ustanın da bu işi aslında ne kadar sallayarak, özen göstermeden yaptığını görebiliyorsunuz. Bir dürümde olması gereken o eşit dağılım ilk başlarda donasta mevcut iken şimdilerde unutulmuş. Etler donasın göbeğinde birikiyor, donasınızın altına sosu sızıyor, patatesler acayip acayip geliyor ağzınıza. Yalnız şu noktaya dikkat etmek lazım. Yıllardır donasımın altına en ufak bir sos dökmemekle, paketin altına 1 gram bile malzeme kaçırmamakla övünürüm. Halen de öyleyim 🙂

Donas mekan olarak, bir zamanlar Eskişehir’in en entel mekanlarına ait olan konumlarda açmış şubelerini. İlk şubesi Şair Fuzuli Caddeside Eskişehir’in en ciks kebapçısı Ar Kebab‘ın hemen yanında açıldı. İkinci şubesi yine aynı cikslikle bilinen Kızılcıklı Caddesi‘ne açıldı. (Yeri gelmişken, burası Donas’ın halen daha lezzet olarak bozmayan tek yeridir. Bir ara kapandı falan diyorlardı. Bilemiyorum, epeydir o taraflara yolum düşmüyor.) Ve Donas son şubesini de çok mükemmel bir noktaya; Anadolu Üniversitesi‘ne, Haller Gençlik Merkezi‘ne ve Kanatlı Alışveriş Merkezi‘ne yakınve Eskişehir’in kalbi dediğimiz İsmet İnönü Caddesi üzerinde olan bir yere açtı. Bu mekanda da önceden acayip entel, pahalı bir restoran vardı. Donas böyle bir anısı olan mekanı alıp yeniden kendine göre restore etti ve para basmaya başladı. Evet para basmaya! Önce zam yaptı, sonra donası küçülttü falan. Enteller, zengin insanlar ne kadar dirense de dayanamadılar ve onlar da donas yemeye başladılar. Böylece donas Eskişehir’de fastfood piyasasını ele geçirdi. Lakin zamanla bozmaya başlayınca bir anda insanların ilgisi Espark‘taki KFC, Burger King ve hatta Pino gibi mekanlara kaymaya başladı. Bunun üzerine Donas’ta yepyeni bir dekor yaptı ama ne dekor! DONAS TURKISH FAST FOOD! Ve altında minicik minicik yazılar falan. Havalı iç kaplamalar, posterler vs. Ancak o posterlerin altındaki minicik minicik yazılara hiç dikkat etmemişler. O yazılarda da Boston‘da 1800lerde kurulmuş bir kereste fabrikasına ait bilgiler yer alıyor. Her tür kereste işi itina ile yapılırın ingilizcesi yani 🙂 Google’dan mı buldular altı boş kalmasın diye yoksa birebir başka bir şeyden kopyalayıp silmeyi mi unuttular orasını meçhul. Ve işte Donas, bu yüzden çakmadır, bu yüzden kolpadır! Bu grafik tasarımı yaptırdın eyvallah, be adam merak edip bir bakmadın mı ulan ne yazıyor burada diye. Eğer sizinde dikkatinizi çekmediyse yarın gidin bakın. DONAS TURKISH FASTFOOD yazan levhaların hepsinde var bu geyik. Yarıla yarıla gülün, sonra sipariş almaya gelen garson yüzünüze baksın ters ters:)

Söz garsonlardan açılmışken Donas’ın bir diğer kötü yanı ise özellikle bir ara (ki bu yaklaşık 4-5 ay öncesi oluyor) çalıştırdığı garsonları. O garsonların istisnasız tamamında ya da dur hakkını yemeyeyim biri hariç hepsinde aşırı bir laubali tavır hakimdi. Sipariş alırken sağa sola bakması, sizi sallamaması, siparişinizi verirken ki hareketleri, sizin içinde olmasın dediğiniz bir şeyin genelde gözden kaçmasına sebep olması, getirdiği turşuların diğer tabaklardan artanlardan oluştuğu hissiyatını yaratması, turşu istediğinizde nedense size düşmanca bakması ve daha pek çok şey. (Donas’ın tuvaletinde bugün gördüğüm şeyi yazmayacağım buraya.) Gidin KFC’ye ya da ne bileyim Mc Donald’s a, sorduğunuz en saçma soruya, en uçuk isteğinize bile nasıl cevap verildiğini görün.

Şimdi bunların toplamında bakıyorum ki Donas ne kadar kötü bir yer olmuş. Ama bunları bilen ve yazan ben az önce donastan geldim. İnsan bir şeyi başlarda severken sonlara doğru böyle bozulduğunu görünce üzülüyor. Volkan‘dan yine kırıntı çıktı mesela. Ancak şunu da inkar etmiyorum. Ben, o özlediğimiz donasın geri gelmesini inanın sabırla bekliyorum. Yoksa donasın kendisi kaybedecek. Pek çok alternatif mekan açıldı çünkü Chicken, Katık, Samsa gibi. Haydi Donas, inanıyorum başarabilirsin. Yeniden bizi mutlu edebilir ve daha güzel bir fiyata daha kaliteli hizmet verebilirsin. Ben inanıyorum sana. Eskişehir sana inanıyor!

İklim Çılgınlığı

Sabah evden çıktığımda açıkçası daha güneşli bir güne hazırlamıştım kendimi. Yere düşen kar tanelerini görünce canım sıkıldı doğal olarak. Neyse dedim, Allah’tan çok yağmıyor, çiseliyor sadece. Hakikaten de çarşıya indiğimde, kendi sözümü kanıtlarcasına kar sadece ufak tefek atıyordu. Yerler karla kaplı değildi en azından. Bu sözümün üzerine yatıp, 4 numaralı otobüse binip okula doğru yollandım. Kampüse inmemle dehşete düşmem bir oldu: Bizim kampüste bariz kış yaşanıyordu. Yerler, ağaçların üzeri olduğu gibi karla kaplıydı. Lan bu nasıl iş diye sordum kendime. Büyük bir moral bozukluğuyla, kapalı havalarda genelde böyle hissederim ben, Lineer Cebir dersine girdim. Neyse, ders geldi geçti. Öğle arası oldu. Alper, Selma, Emre ve ben yemeğe gitmek için binadan çıktık. Oha! İkinci şok: Güneş var tepede, ısıtıyor, yerler erimiş, kurumuş! Bir bismillah çekip gittik yemeğimizi yedik. Sabah o manzaranın fotoğrafını çekmediğime kahroldum. Okuldan çıkıp çarşıya indim, bu sefer hafif bir soğuk başladı. Daha sonra Haller Gençlik Merkezi’nde Kahve Evi isimli mekanda bir Nescafe içtim. 3 TL verip, daha doğrusu karttan çekip, çıktım. Bir de gördüm ki fırtına! Lan o nasıl soğuk, kuru ayaz! Alperlere uğrayıp eve gitmek üzere otobüse bindim. Az önce otobüsten indim. Duraktan eve yürürken kar yeniden yağıyordu.

Bir günde 4 mevsim yaşıyoruz Eskişehir’de. Bazen keyifli olsa da, çoğu zaman sıkıntılı oluyor. Ama olsun lan, seviyorum bu şehri.

Burası Eskişehir, Büyükşehir Neredesin?

AKP Belediylerinin yeni reklam, propaganda malzemesi! Zaten Eskişehirliler bilir özellikle Tepebaşı Belediyesi olmak üzere, billboardlara asılan o belediyelerin “3 Metre yol yaptık, 12 tane köpek dağıttık vs” afişlerini. Gülmekten yarar hatta bazıları. Ama bu son yapılan karalamaya katılmıyorum bu sefer. Afişte “Baksan Sanayi Sitesi’nde bir su birikintisi” fofoğrafı var. Altta da “Burası Eskişehir, Büyükşehir Neredesin?” yazıyor. En altta da “Gerçeklerle yüzleş, AK Parti de birleş” yazıyor. Ulan bir kere o sanayi sitesi mahalle arasında bir yer. Ve resmi olarak ta Tepebaşı Belediyesi’nin sorumluluk alanında. Ayrıca öyle bir abartılmış ki inanamazsınız! Sanki LUT Gölü! Ulan yağmur yağmış, biraz su birikmiş.

Diğer bir billboard’ta da Eskişehir’de yukarıdan bir yerden sözde “karışık trafik” fotoğraflanmış. Yapmayın Allah aşkına, trafiği şehir içinden söken alan Yılmaz Hoca değil miydi? Bilmeyen arkadaşlar için, bugün elimizi kolumuzu sallayarak gezdiğimiz Doktorlar Caddesi, İki Eylül Caddesi gibi alanlar önceden trafiğe açıktı. Belediye Otobüsleri’nin egzoz dumanlarının da etkisiyle hava hep kapalı olurdu burada. Bu şehirde trafiğin sıkıntılı olduğu tek nokta Üniversite Caddesi’nde Haller Gençlik Merkezi’nin önündeki tren geçiti. Ama bunun da çözüm yolunu yıllar önce Yılmaz Büyükerşen sunmuştu ama yine o zaman, AKP hükümetinden geçemedi bu proje.  Yani bugün AKP’nin problem diye sunduğu herşey aslında kendi yarattıkları problemler. En azından Eskişehir ili için böyle. Şehrin Belediye Meclisi’nde sandalye sayısı fazla olunca AKP’nin Büyükşehir Belediyesi neredeyse yaptığı her işte engelleniyor. İşin en güzel kısmı tüm Eskişehirliler de bunu biliyor. Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Batıkent’e tramvay hattı döşenmesi projesinde AKP belediyelerinin neler yaptığı ortaya çıktı. Batıkent’ten AKP belediyelerine oy çıkacağını da pek düşünmüyorum.

Buraya kadar okuduysan sevgili okurum anlamışsındır benim Yılmaz Büyükerşen Hoca’ya destek verdiğimi. Ve dikkat ettiysen onun partisinden hiç bahsetmedim. Çünkü eminim ki hocamız aldığı her bir oyu yaptığı hizmetlerin karşılığında alacak. Ve tekrar samimiyetimle söylüyorum ki, hoca şu an aday olduğu partiden değil, herhangi başka bir partiden de aday olsaydı yine oy verirdim. Umarım kazanırsınız Yılmaz Büyükerşen! Ve dediğiniz gibi cümle alem ŞEHİR görür 🙂 CHP yanlış yaptı size, oyunuzu böldü gerçi. Ama olsun, ben yine de umutluyum. Sevgili okur ne dersin belki Yılmaz Hoca bir gün bu yazıyı bile okur hatta yorum bile yapar. Bak o zaman cidden mutlu olurum.

Şimdi AKP’nin bu “Büyükşehir neredesin?” ilanlarına süper misilleme yapılabilir. Mesela benim aklıma gelen fotoğraf ve yazı kombinasyonları şöyle;

:: Burası yağmurda otobüs bekleyen insanların olduğu Uluönder durağı – Tramvayın Batıkent’te gitmesini engelleyen Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyeleri neredesiniz?

:: Mesela Türkiye’den bir sefalet manzarası olabilir – “AKP neredesin? ” yazılabilir

Lan daha aklımda bir sürü alternatif var da, bu yazı giderek siyasi bir yazı olmaya başladı. Ben de bundan nefret ederim. Sadece kendi gördüğüm çarpıklıkları yazdığım bu nacizane yazımda ben hiçbir siyasi parti yada grubun üyesi olduğum imasında bulunmadım.

Bu yazıyı kaynak göstermek kaydıyla istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz.

Facebook’ta Paylaş