Tag Archives: Hammer Müzik

Necrophagist – Epitaph Plağım

necro00Bundan 5 sene önce, henüz boka püsüre bulanmamışken, “Başucu Albümlerim” listesini yapmıştım (şurada ve şurada). Bu listeyi yaptıktan sonra, listede olması gereken bir sürü albümü es geçtiğimi fark ettim. O yüzden bu yıl içerisinde, başucu albümlerimi güncelleyeceğim. İşte, Necrophagist‘in Epitaph albümü, yıllardır satın alıp arşivime katmak istediğim bir albümdü. Yalnızca benim için, yolu extreme metale düşen tüm müzikseverler için listenin en başında yer alan albümlerden birisidir.

Albümü bu denli sevmemin, saygı duymamın ve listenin en üstlerine koymamın bir sebebi de bu olağanüstü işin ardındaki beynin bir Türk’e, Muhammed Suiçmez‘e ait olmasıdır. Bu, gurur verici bir şey! Teknik Death Metal tarzının Dünya’daki en bilinen temsilcilerinden Necrophagist, gurbetçi vatandaşımız Muhammed’in Almanya’da kurduğu bir grup. Almanya çıkışlı olmaları ve kaliteli müzikal yapıları sayesinde Dünya’da çok önemli bir kitleye ulaşmış durumdalar.

Bu yazıya konu olan albüm Epitaph ise grubun kaydettiği iki albümden sonuncusu ve 2004 yılında çıktı. Grup ne yazık ki o tarihten beri herhangi bir yeni materyal yayımlamadı. Ancak halen dağılmamış olmaları, umudumuzu hala canlı tutmamız için yeter de artar bile. Epitaph, barındırdığı hız, teknik, kendine has soundu ve inanılması zor ama evet, “melodileri” ile türün ve extreme metalin en önemli albümlerinden birisi olmayı başarmıştır.

necro02Epitaph, toplamda 8 parçadan oluşuyor ve çalma süresi 30 dakikanın biraz üzerinde. Albüm yukarıda da ifade ettiğim üzere bir başyapıt, bir başucu albümü. Tek bir boş parça bile yok. Hadi biraz daha zorlayayım dersem, Stabwound, Only Ash Remains, Epitaph ve Seven vazgeçilmezlerim. Davul çalmaya çalışan bir kardeşin olarak, Top Class listemin en başında bu albüm yer alıyor. Çünkü bana göre “çok zekice” yazılmış davul partisyonları var. Tüm parçalarda. İşin ilginç yanı, albümün davullarının da çok büyük oranda Muhammed Suiçmez tarafından yazılmış olması. Davulları çalıp kaydeden isim ise Christoph Brandes.

Hammer Müzik‘e plak olarak geldiğini öğrendiğim andan itibaren İstanbul’a gitmeyi iple çeker oldum. Zaten gidince de yaptığım ilk iş vapura atlayıp Hammer’a gitmek oldu. Evet, şimdi biraz plaktan bahsedeyim. Albüm ne yazık ki gatefold değil. Güzel bir inner sleeve hazırlamışlar. Bana öyle mi denk geldi bilmiyorum ama plak jelatinli de değildi. Bazen olabiliyor bu şekilde. Baskı çok kaliteli. Özellikle inner sleeve cidden çok iyi. Ancak işte gatefold olmaması biraz üzdü.

necro03

Plağın her yüzünde sırasıyla dörder parça yer alıyor. Bu açıdan bakınca plağın B yüzü biraz daha fazla favorim 🙂

A1. Stabwound :48
A2. The Stillborn One 4:24
A3. Ignominious and Pale 4:01
A4. Diminished to B 4:59
B1. Epitaph 4:15
B2. Only Ash Remains 4:11
B3. Seven 3:44
B4. Symbiotic in Theory 4:35

Bu plağı Türkiye’ye Hammer Müzik getirdi. Benim gibi arşivciler de alıp arşivlerine koydular. Bilemeyiz, belki de Necrophagist yeni bir albüm daha yayımlamayacak. Ya da Epitaph gibi bir albüm bir daha yapamayacaklar. O yüzden bu başyapıta sahip olmak çok önemli ve değerli bir durum.

necro01

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

Head Bang Yeni Sayı: Best Of 2015

headbang00Ülkede süreli olarak yayımlanan ve en geniş dağıtım ağına sahip tek metal müzik dergisi Head Bang, 2016’nın ilk sayısında yine güzel bir içerikle karşımıza çıktı.

Derginin okuyucuları arasında yapılan anketler sonucunda 2015 yılının metal müzik adına “enleri” belirlenmiş. Hatırlıyorum, yılın albümü için Slayer‘ın Repentless albümüne oy vermiştim.

Yılın albümü olarak Iron Maiden‘ın The Book Of Souls seçilmiş. 10 albümün yer aldığı sıralamadan yalnızca dört tane albümü dinlemiştim geçen yıl: Iron Maiden – The Book Of Souls, Slayer – Repentless, Lamb Of GodVII: Sturm und Drang ve GhostMeloria. Diğer altı albümü hiç dinlemedim. Bu dördü içinde de en sevdiğim yine Slayer’ın Repentless albümü olmuştu. Meloria da çok iyiydi. Lamb of God’ın da Deftones’tan Chino Moreno ile yaptıkları Embers isimli parça kesinlikle favorimdi. Dinleyip çok ağlamışlığım vardı.

headbang02

Yılın şarkısı olarak Iron Maiden’ın 18 dakikalık Empire of the Clouds parçası seçilmiş. Iron Maiden olunca ıskalamamış metalci güruh 🙂 Yılın grubu da tabii ki Iron Maiden olmuş. Bence Slayer olmalıydı. Belki de en önemli iki elemanının eksikliğine rağmen (üstelik bunlardan biri öldü!) adamlar şahane bir albüm yaptılar. Evet, Iron Maiden da iyi bir albüm yaptı ama Slayer gibi bir sınav vermediler.

Yılın erkek vokali Bruce Dickinson oldu. Şaşırmadık ama Till Lindermann (Rammstein) ve Tom Araya‘yı da unutmayan metalcileri tebrik ediyorum. Yılın gitaristi olarak Adrian Smith (Iron Maiden) seçilmiş ama bence yanlış. Kerry King olmalıydı ve hatta Kerry King’dir o kesin. Iron Maiden’ın aday gösterildiği kategorilerden ödül kazanamadığı tek kategori yılın davulcusu kategorisi olmuş. Eh, burada birinciliği Megadeth’le yepyeni bir albüm kaydetmiş olan (hatta ben bu yazıyı yazarken de dinlediğim Dystopia albümü) Chris Adler‘a vermemek ayıp olurdu.

Yılın en iyi albüm kapakları sırasıyla Repentless ve Meloria olarak seçilmiş. Yılın olayı Bruce Dickinson’ın kanseri yenmesi ve yılın hayal kırıklığı ise Paris’te Bataclan konser salonuna yapılan terör saldırısı olarak  seçilmiş. Ancak dergi editörlerinin notuyla bir husus teyit edilmiş. O da, derginin kapağında da yer alan, Lemmy Kilmister‘ın hayatını kaybetmesi. Bu, kesinlikle yılın hayal kırıklığıydı. Tüm bu seçimler yalnızca isim ve resim konularak yapılmamış. Her seçimin altına bir de güzel özet bilgi bırakılmış.

Bu ay dergideki en dikkat çeken içerikler Ghost’tan bizzat Papa Emeritus III ile yapılan konser öncesi röportaj, Megadeth’in yeni albüm makalesi, elbette ki Lemmy Kilmister dosyası ve Hammer Müzik röportajıydı. Özellikle Hammer Müzik röportajı güzel haberlerle dolu olduğu için okuması epey keyifli oldu.

headbang03

Solda yayımlanan yeni kapak, sağda iptal edilen eski kapak

Bir süre önce yazdığım şu yazıda Blue Jean dergisinin yeni tasarımından bahsetmiştim. Bu yazıda, dikkatli okurlar Head Bang’in Ocak-Şubat 2016 sayısının kapağını da fark etmişlerdi yazının içerisinde kullandığım görsellerden. Ancak dergi o kapakla çıkmadı. Neden? Çünkü o kapak hazırlanıp reklam olarak Blue Jean’de yayımlandıktan sonra, Lemmy Kilmister öldü. Lemmy ölünce de haliyle Head Bang’in bunu görmezden gelmesi imkansızdı. Bir önceki Dave Mustaine’li kapaktan çok daha iyi bir kapakla, Lemmy’nin en karizma pozlarından birisiyle, yayımlandı yeni sayı.

Kısacası güzel bir sayı olmuş. Hazırlayanların ellerine emeklerine sağlık. Şunu da hemen ekleyeyim. Derginin içeriğinin yalnızca %30’undan bahsettim bu sayıda. Dergiyi aldığınızda göreceksiniz ki burada yazmadığım bir sürü grup ve konu var. Mesela küçücük de olsa, Sabhankra‘nın ilkbaharda yayımlayacağını müjdelediği yeni albümün müjdesi de verilmiş 🙂

Hammer Müzik Kampanyasından Aldıklarım

albumsBu albümleri alalı birkaç hafta oluyor sevgili okur. Ancak buraya yazmaya fırsatım olmamıştı. Ülke gündemindeki karışıklıktan açıkçası yazmak da çok içimden gelmedi. Olsun, bu yazı geç olsun ama yol gösterici olsun.

Geçen haftalarda Hammer Müzik harika bir kampanya yaptı. Firmanın bastığı tüm eski metal albümleri 5 liradan satışa sunuldu. Facebook’ta görür görmez hemen ulaştım Enes Abi‘ye. Listelediği albümlerden beş tanesini ayırttım. Kadıköy’deki kardeşim Keyb ile irtibat kurdum ve yaklaşık bir saat sonra Keyb, adını gönderdiğim tüm albümleri benim için almıştı bile.

Ertesi gün de kargoya verdi kardeşim sağolsun. Yurtiçi Kargo‘nun fahiş kargo ücretini saymazsak sorunsuz sıkıntısız bir alışveriş tamamlanmış oldu. Şimdi gelelim bu güzel albümlerin neler olduklarına:

Cem Köksal – “…Just Set Me Free!!” : Virtüöz Cem Köksal‘ın 2004 yılında çıkan ilk albümü. Bu albümü ilk kez Earthquake Part 1 isimli parça ile tanımıştım lisedeyken. Hatta Köksal’ın bu parçayı çalarken çekilmiş bir de videosu dolaşıyordu ortalıkta. Daha sonra Winding Road ve  Kalbim Bomboş‘u (özellikle bu ikincisini) keşfettim. Albümün en müthiş özelliği vokallerde Murat İlkan‘ın olması. Açık konuşmak gerekirse bu albümden sonra Cem Köksal’ı pek takip etmedim. Tarz olarak Hard Rock, Heavy Metal etkileşimli diyebilirim. Ama albümün içerisinde baya baya klasik müzik eserleri de yer alıyor. Hatta Mozart’a ithaf edilen bir parça (For Amadeus) bile var. Arşivde muhakkak bulunması gereken bir albüm. CD formatında bonus olarak Kalbim Bomboş ve Winding Road parçalarının videoları yer alıyor. Bir de imzalı Cem Köksal penası hediyeli.

Let It Flow – The Momentary Touches To The Depths: İzmirli metal gruplarının en iyilerindendir bana göre Let It Flow. Grupla ilk tanışmam tam  da albüme adını veren bu parçayı keşfetmemle oldu. Blue Jean dergisinin verdiği CD’yi Mehmet‘ten ödünç alıp bilgisayarıma mp3 olarak çevirip kaydetmiştim. Burada bu şarkıyı döndürüp döndürüp dinliyordum. Yıllar sonra evime internet geldiğinde bir gün aklıma geldi, lan bunun albümü var mıdır nedir ne değildir, diye. Albümü de bulup indirmiştim. Nihayet orijinal albümü de alabildim. Zaten buraya kadar bahsettiğim iki albüm de lisedeyken tanıştığım albümler olduğundan ne zaman dinlesem, yazsam o günlere dönüyorum. Albüm 2006’da çıktı. Tarz olarak Katatonia‘yı anımsatıyor ama progresiflik de var.

Witchtrap – Witching Black: Yıllar önce Serkan evini taşırken bazı değerli eşyalarını bana vermişti bir süre muhafaza etmem için. O eşyaların arasında vardı bu albüm. Albümün kapağını ve digipack baskısını çok beğenmiştim. Serkan’dan bana hediye etmesini istediğimde istersen her şeyi al ama bu albümü veremem. Çünkü bir daha bulamam demişti. Haklıydı. Çok uzun süre internette araştırdım. İkinci ellerine baktım. Yoktu. Ta ki Hammer Müzik deposundan çıkartıp kampanyaya yapana kadar. Aldım hemen bir tane. Albüme adını veren parça Witching Black, bugüne kadar kaydedilmiş en iyi 10 Türk metal parçası arasında gösteriliyordu. Kaynağını bulamadım yarım saattir. O listeyi bir bulsam ekleyeceğim bu yazının yanına. Albüm, Türkiye’nin ilk black metal gruplarından birinin yayımladığı yasal ilk black metal albümüdür(1997’de). Pure black tarzındadır.

Catharsis – DEA: Hiç dinlemediğim bir grubun hiç bilmediğim bir albümü bu. Grup Rus asıllı bir grupmuş. Albümü önce Rusya’da çıkarmışlar. Ancak international baskısını Hammer Müzik yapmış. Albüm çok tipik bir power metal albümü. Klavye melodilerine bayıldım özellikle. My Love, The Phiery parçası geldi mesela şu an aklıma. Parça başlarındaki akustik introlar nefis. Muhtemelen bu albümle ilgili ilerleyen dönemlerde başka keşiflerim de olacak.

Radical Noise – Plan-B: Bu topraklarda kaydedilen en iyi hardcore albümlerinden birisidir. Plan-B’yi belki albüm olarak baştan sonra dinlememiş olabilirsiniz. Ancak “Bazen”i büyük olasılıkla dinlemişsinizdir. Albümle ilk olarak nasıl tanıştım hatırlamıyorum bile. Ama daha önce ikinci el CDsini almıştım. CD çalışmamıştı. Yaşadığım hayal kırıklığını düşünün. Neyse ki artık elimde hem kaseti hem de CD’si mevcut. Hardcore dinlemeseniz bile muhakkak arşivinizde olması gereken bir albüm bu. Albümün çıktığı yıl 2000. Tam 15 sene olmuş. 15 sene önce ben 12 yaşındaydım. Bırakın bu albümü, Dünya’dan bile haberim yoktu 🙂 İnternet yoktu, dinleyiciye bu kadar çabuk ulaşma imkanı yoktu grupların. Yani yapılan işler tamemen gönül vermişlikle yapılıyordu. Albümde boş parça yok diyebilirim.

Hammer Müzik’e muhteşem kampanyası için teşekkür ederim bir kere daha. Böylesine harika albümlere komik rakamlara ulaşmamızı sağladığı için.

In Flames Plakları Koleksiyonum

infdisco01 Şu yazıda anlattığım İstanbul seyahatimin en önemli getirilerinden birisi de In Flames koleksiyonuma çok ciddi parçalar kazandırması oldu şüphesiz. In Flames albümlerini bulabildiğim her formatta topluyorum. CD formatında eksiğim kalmadı (elbette ki en son albümü saymıyorum). Plak formatında ise taa şu yazıdan beri heyecanla beklediğim şey gerçekleşti ve yeniden basılıp Türkiye’ye gelen tüm In Flames plaklarına nihayet sahip oldum 🙂

Aldığım ilk In Flames plağım Sounds Of A Playground Fading olmuştu. Yıllar önce, 2012’de almıştım bu plağı. Henüz çalışmıyordum bile. Gatefold, double LP ve clear vinyl olarak basılan bu nadide eser arşivime girdiğinde sevinçten çıldırmıştım. Bu albüm yeni dönem In Flames’in kaydettiği en iyi albümdür. Bunun üstüne bir albüm daha yaptılar ama olmadı. Bu albümdeki çizgiyi yakalayamadı. Fear Is The Weakness ve Where The Dead Ships Dwell isimli parçalar albümde en sevdiklerim.

Aldığım bir sonraki In Flames plakları ise Whoracle ve The Jester Race albümleri oldu. Bu albümler, In Flames’in ilk dönem albümleri ve yıllar önce çok sınırlı sayıda olarak plak formatında basılmış. Ancak bu albümler basıldığında ben daha ilkokul 2. sınıfta olduğum için bırak elde etmeyi, grubu dinleme imkanım bile yoktu 🙂 Yıllar sonra bu albümler yeniden plak formatında basılınca benim gibi fanlara gündoğdu ve Hammer Müzik sayesinde bu başyapıtları olabilecek en iyi formatta, plak formatında arşivlerimize kattık.  The Jester Race ve Whoracle, sadece In Flames’in değil, melodik death metal tarihinin de en iyi albümleri arasında gösterilmektedir. Bu albümleri aldığımı müjdelediğim şu yazımda bir de hedef koymuşum kendime: “Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.”

plak1 Kendime koyduğum bu hedeften sonra nihayet beklediğim fırsat geldi ve İstanbul’a bir eğitim için dört günlüğüne gitme şansı doğdu 🙂 İşte bu şansı da Akmar Pasajı‘nda, Hammer Müzik‘te değerlendirdim sevgili okur. In Flames’in Colony (1999), Clayman (2000), Reroute The Remain (2002) ve Soundtrack To Your Escape (2004) albümlerini plak formatında aldım. İlkan abi ve ÇŞB’nin katkılarıyla tam dört albümü daha arşivime katmış oldum. Bu dördü içinde en sevdiklerim Clayman ve Colony. Ancak Reroute The Remain ve Soundtrack To Your Escape de orta dönem In Flames’in ilk albümleri oldukları için çok önemli albümler. R2R, Trigger şaheserini barındıran albüm mesela. Albümler, orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık k, bu plaklar da gatefold değil. İçerisinden çıkan kartonette, albümlerin cd formatındaki kartonetlerinde yer alan içeriğin tamamı yer alıyor.

colonyColony (1999), efsane beşlinin kaydettiği albümlerden. Albümde en sevdiğim parçalar Embody The Invisible, Ordinary Story ve Resin. Özellikle Resin, karanlık Bilecik gecelerimin soundtracklerinden birisidir.

claymanClayman (2000), dinlediğim ilk In Flames albümüdür. Albümün açılış şarkısı Bullet Ride da muhtemelen ilk dinlediğim In Flames parçasıdır. Sahip olduğum ilk In Flames albümü de Clayman (kaset formatında) albümüdür. Yani neresinden tutarsan tut sevgili okur, diskografideki benim için en önemli albümlerden biridir. Albümdeki tüm şarkıları ve trafiklerini ezbere biliyorum. Albümdeki tüm şarkılar hittir, ancak benim favorim Swim‘dir. Saygılar 🙂

plak2

rerouteReroute The Remain (2002) yılında çıktığında muhtemelen grubun hayranları büyük şoka uğramıştı. Çünkü grubun soundu çok ciddi değişiklikler geçirmiş bu albümde. Bir kere clean vokal kullanmaya başladı grup. İlginç bir istatistik daha vereyim, bu albüm muhtemelen grubun en çok dinlediğim albümüdür. Hatta bir yıl boyunca aralıksız dinlediğim albümüdür. Lise 3 süresince telefonumda bu albüm vardı ve evden çıkıp okula gidene, okuldan çıkıp eve gidene kadar hep bu albümü dinledim. Bu da ezbere bildiğim albümlerden biridir.

styeSoundtrack To Your Escape (2004), diğer üçü arasında en az sevdiğim albümdür. Plak formatında almayı açıkçası çok düşünmüyordum ancak görünce dayanamadım 🙂 Superhero Of The Computer Age, Dial 595-Escape ve My Sweet Shadow albümdeki favorilerim.

Şu an elimdeki In Flames plağı sayısı 7 oldu. Almayı istediğim ve beklediğim albümler Come Clarity ve Subterrenean kaldı. Bunları da çıktıklarında alacağım.

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, İlkan Abi’ye, ÇŞB’ye, Keyb’ye, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

infdisco02

Proofhead İstanbul’da!

Yolculuğun en başında İlkan Abi’yle ortak aldığımız piyango bileti

  Fizik Mühendisleri Odası‘nın düzenlediği A-2 Tipi Mühendislik Akustiği Eğitimi‘ne katılmak için İlkan Abi‘yle birlikte cuma günü İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul’a ilk defa hızlı trenle gideceğimiz için ben kendi adıma biraz heyecanlıydım. Her sabah Bilecik’e giderken altından sağından solundan geçtiğim o yüksek hızlı tren köprülerinin bizzat üzerinden geçecektim. Bir de yolun Bilecik’ten sonra olan kısmını merak ediyordum.

Saat 16’da İlkan Abi’yle trene bindik. Tren 10 dakikalık bir gecikmeyle hareket etti. Saat 16.30 civarında Bozüyük’e gelmiştik bile. Ancak tren durmadan devam etti. Tren Bozüyük’ten sonra acayip yavaşladı, hatta yer yer durdu. Saat 17’e doğru Bilecik İstasyonunu da transit geçtik. Bu esnada ben tetrisle oynuyordum, İlkan Abi de Kelimelik oyununda yaratıcı sözcükler üretiyordu.

Saat 18.30’da nihayet Pendik İstasyonu’na ulaştık. Yaklaşık iki buçuk saat sürmüştü yolculuğumuz. Pendik’te indikten sonra Burak bize metroya binip Kadıköy‘e geçmemizi söyledi. İnince öğrendik ki Pendik’te metro yokmuş! Neyse, orada biraz ileride dolmuş durakları vardı. Atladık bir dolmuşa ve tam bir buçuk saatlik bir yolculukla Pendik’ten Kadıköy’e geldik. Tam bir buçuk saat!

Rıhtım’da indik ve birkaç dakika sonra Burak’la (yazının kalan kısmında KeyB olarak anılacaktır) kucaklaştık. Karnımız aç olduğundan hemen yakında bir yerde yemek yedik ve Burak’ın epey kötülediği evine doğru yola çıktık. Bu ev, Kadıköy’ün arka sokaklarında, Fener’in stadyumuna karşıdan bakan bir yerde. Ancak Burak’ın kötülediğinden farklı olarak, gayet hoş, temiz bir yerdi. Bizim Burak’ın böyle huyları vardır.

Eve gittik, eşyalarımızı döktük ve tekrar dışarı çıktık. Biz yolu yarılamıştık ki yağmur başladı. Hemen oradaki bir kafeye girip oturduk. Yağmur dinince ertesi gün gideceğimiz kursun yapılacağı yeri aramaya başladık. Bu nasıl büyük bir şans? Meğer kursun yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası ile Akmar Pasajı yan yanaymış.

Akmar Pasajı, Hammer Müzik‘in yer aldığı pasajdır. İstanbullular pek aşinadır, ancak İstanbul’da yaşamayan bizler için İstanbul’a gelince muhakkak uğranması gereken bir mabettir. Gelmeden, buradan alınacakla ilgili hazırlıklarımı yapmıştım. Çok güzel bir jesti de İlkan Abi yapacağını söyledi sağolsun.

O gece hayatımın gerçeği yüzüme nasıl çarptı bilemedim. Gece bitmek bilmedi. Yorgunluk, üzüntü ve bilimum eziyet üzerimde tepindi, tepindi ve uyutmadı beni. Neyse ki sabah oldu ve yataktan kalktım. Hazırlandık, saat 8’de çıktık evden. Önceki gün iyice öğrendiğimiz yolu takip edip doğruca eğitimin yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası’na geldik. Burası bir apartmanın 3. katında bulunan bir daireydi. Gittiğimizde bir görevliden başkası yoktu. Bu zaten bizim huyumuzdur, en önce gideriz.

Saat 9.30’a doğru herkes toplandı. On iki tane kursiyer ve bir öğretici. Hocamız Prof. Dr. Ayşe ERDEM AKNESİL, Türkiye’de akustik konusunda çalışan az sayıdaki hocalardan bir tanesi. Gayet harika bir üslubu var ve kursun öğleden önceki kısmında ses ve sesin yapısına dair güzel bir sunum yaptı. Özellikle bazı temel kavramlarda çok ciddi yanlışlarım olduğunu farkettim. Öğlen saat 12.30’da yemek arası verdik.

Eğitimi düzenleyen oda yemek için “Benusen Restoran“la anlaşmıştı. Yemeği burada yedik. Benusen, “ben ve sen” demekmiş. Hikayesi şurada yazıyor. Yemekten sonra Akmar Pasajı’na gittik İlkan Abi’yle ve alacağım plakları ayırttık Enis Abi‘ye. Vaktimiz kalmadığı için, tekrar eğitime döndük. Eğitimin öğleden sonraki kısmında hocamız Prof. Dr. Neşe YÜĞRÜK AKDAĞ idi. Öğleden sonraki kısım genelde hesaplamalarla ilgili olacağından derse girerken büyük bir ön yargıyla girmiştim. Ancak Neşe Hoca, gayet detaylı ve insanı yormayan bir anlatımla kendi adıma beni mest etti. Tıpkı Ayşe Hoca gibi, Türkiye’de akustik alanında çalışmalar yapan öncü hocalardanmış kendisi de. Elbette eve döndüğümde adlarını Google’da arattım ve ben de çalışmaları hakkında fikir sahibi oldum.

Ben – Cihan – Serhat- Keyb

Akşam kurs bitti ve doğruca Akmar’a gittik. Cihan‘la konuşmuştuk ve o da orada bekleyecekti. Gün içindeki ilk buluşmayı böylece Akmar’da Cihan’la yapmış oldum. Buluştuk, sarıldık, sonra Hammer Müzik’e girip ayırtığımız plakları aldık. In Flames – Clayman, In Flames – Colony, In Flames – Soundtrack To Your Escape ve In Flames – Reroute The Remain! Bu dört plakla ilgili ayrıca bir yazı yazacağım zaten. Bu plaklardan Soundtrack To Your Escape, İlkan abinin bana hediyesi oldu. Bir diğer plak ise ÇŞB’nin hediyesi oldu. Mükemmel 🙂

Cihan ve yanındaki arkadaşı Serhat ve İlkan abiyle birlikte Kadıköy’de bir yerde oturduk yemek yedik. Daha sonra Cihan ve Serhat’ı Keyb ve ev arkadaşıyla buluşak üzere gönderdim. Biz de İlkan abiyle birlikte bir önceki gün anahtarını aldığım eve doğru yola çıktık. İlkan abinin efsane haritacı sezgileri sayesinde yolu epey kısaltmış olarak eve ulaştık.

İlkan abi bu efsane sezgilerini şöyle tanımlıyor: “Gözlerimi kapatıp yükseliyorum ve sanki Google Earth’deymişçesine sokakları yukarıdan görebiliyorum.

Tüm bunlar olurken, aslında bir önceki günden beri içimde büyüyen bir isteğim, bir bağımlığım baş gösterdi. Bu aslında bir ızdırap. Hayatıma sarılmış dolanmış saçak saçak olmuş bir bağımlılık. Yapmam gerekeni yaptım ben de. Direnmedim.

Merve – ben – Umur

Evden çıktık ve KeyB ile buluştuk. Adını hatırlamadığım bir kafeye gittik oturduk. Bir süre sonra İlkan abi ve Keyb’nin ev arkadaşı ayrılıp maç izlemeye gittiler. Biz de Keyb, Cihan ve Serhat’la aynı yerde kaldık. Henüz 10 dakika geçmemişti ki Umur aradı ve vapurdan indiğini söyledi. Onu da tek bildiğim yer olan Akmar Pasajı’na yönlendirdim. Muhtemelen Cihan’la kucaklaştığımız yerde Umur’a ve kız arkadaşı Merve’ye rastladım. Nasıl bir kucaklaşma öyle yarabbi! Kız, kucaklaşmamızı kıskandı, o kadar! Ben, Mesut Proofhead Çiftçi, Umur Fırtına’yı nasıl da özlemişim. Askerden terhis olduktan sonra buluştuğum ilk kez buluşuyordum bu can yoldaşıyla.

03Umur ve Merve’yle birlikte önce yemek yiyecekleri bir yere gittik. Oradan da bizimkilerin olduğu kafeye geçtik. Şimdi benim olduğum arkadaş ortamlarında genelde iki farklı ortamımdan arkadaşlarım varsa konu hep benim ve ben de olduğunu iddia ettikleri gariplikler üzerine döner. Ve aynen öyle de oldu. Herkes hayatındaki bir “Mesut’un komik/garip/ hıhıhı salak” anısını anlattı. Ama iyi de oldu, güzel ortamdı. Umur’un kız arkadaşıyla uzun süre sonra nihayet tanışmış olduk. Askerdeyken bana gıcık oluyordu bu kız. Uzun süre ortadan kaybolup döndüğümde Umur, “Aha Mesut geldi, ben telefonu kapatıyom” diyip kapatırdı hep. Kız da beni bir tür “kuma” olarak görmeye başlamıştı.

05Umur ve Merve’yi uğurladıktan sonra bizimkilerle daha “deep” muhabbetlere girdik. Sonra İlkan abi ve Burak’ın ev arkadaşı geldiler. Biraz da o şekilde oturup nihayet kalktık.  Cihan ve Serhat’ı metrobüse bindirip biz de eve geçtik. Eve geldiğimizde saat 22’yi biraz geçmişti. Oturduk, bir demlik çay içtik.

Sonra İlkan abiye, hediye olarak aldığım kitaba o an aklıma gelen dörtlükleri yazdım ve verdim. Pek beğendi sağolsun.

Uyumadan önce aldığım plaklar ve KeyB ile bir fotoğraf çektik. Sonra da “aslında hayat ölmek içinmiş” diyip uyudum.

Yazının ikinci bölümü için tıklayın.

The Jester Race ve Whoracle Plaklarım!

  inflam01Çok tutarlı hedefleri olan blog, My Resort, yine dediğini yaptı sevgili okur: Şu yazımda bahsettiğim plaklar, In Flames‘in The Jester Race ve Whoracle albümlerinin plakları, nihayet basıldı ve Türkiye’ye Hammer Müzik tarafından getirildi. İnsanlığın Instagram Profili, büyük insan Keyb‘nin müthiş çabaları sonucu elde edildi ve tarafıma postalandı 🙂

Bir In Flames fanı olarak bu albümlerin, aslında In Flames’in tüm albümlerinin, basıldığı tüm formatlarda arşivimde olması çok büyük önem taşıyor. Son iki albüm hariç, ilk ve orta dönem albümlerim hepsi CD formatında arşivimde vardı. Daha sonra plak olarak toplama fikri aklıma sızdı. Bu küçük fikir, aklıma kök saldı, adeta beni ele geçirdi. Ancak bir sorun vardı. Son üç albüm hariç, diğer albümleri plak olarak bulmak çok çok zordu. Neyse ki CM Distro tarafından tüm In Flames albümleri periyodik olarak plak formatında yayımlanacak. Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.

inflam02

Evet, gelelim şimdi elimdeki yavrulara. bunlardan ilki 1995 tarihli The Jester Race. Şüphesiz In Flames’in en efsane albümü. Boş şarkı yok. Moonshield baş yapıtıyla başlayan, içerdiği 10 parçanın  her biri ayrı ayrı başyapıt olan ve “Melodik Death Metal Nasıl Yapılır El Kitabı” diyebileceğimiz bir albüm. Anders‘in ilk defa vokal yaptığı albüm. Björn‘ün davul çaldığı son albüm.

inflam03Diğer albüm Whoracle ise In Flames’in 1997 yılında çıkardığı ve pek çok otorite tarafından Melodik Death Metal’in zirvesi olarak kabul edilen bir albümdür. In Flames’in (melodik death metal döneminin) The Jester Race ile birlikte en iyi albümü olarak kabul edilir. 11 parçalık muhteşem bir albümdür, ancak itiraf edeyim, The Jester Race gibi her şarkısı baş yapıt diyemiyorum bu albüm için. Ancak Jotun, Gyroscope, Episode 666 gibi en sevdiğim In Flames şarkılarını barındırması bile albümün vazgeçilemez olması için yeterlidir.

Albümlerin plakları orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık ki gatefold (açılır kapak) değil ve görür görmez Alper‘in de farkettiği üzere albüm kapağında kullanılan görsellerin çözünürlükleri birazcık zayıf kalmış. Sanki CD kapağını büyütüp plak için basmışlar gibi 🙂 Ama olsun, taştan topraktan olsun, boş plak olsun ama adı In Flames olsun.

Plaklar black vinyl dediğimiz, bildiğimiz siyah renk plaklar ve her albüm tek plaktan oluşuyor. Oysa birkaç sene önce aldığım Sounds Of A Playground Fading albümü plağı hem gatefold, hem çift plak hem de clear vinyl denilen şeffaf plaklardı. Olsun, ne olursa olsun, The Jester Race’i plak olarak bulabilmek büyük nimet!

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, başta Keyb kardeşim olmak üzere, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

Türkiye’nin En İyi Plakçıları

record-store-dayAskerden getirdiğim dökümanları karıştırırken bir gazete sayfası buldum. 19 Nisan 2014 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nden bir sayfa. Her yıl Nisan ayının üçüncü cumartesine denk gelen Record Store Day-Plak Dükkanı Günü‘nün şerefine Türkiye’d         eki en önemli plakçıların isimlerini derlemişler. Benim de aşağı yukarı askerliği yarıladığım günlermiş. Neyse, şimdi o yazıdan atıfla tüm bu plakçıların adlarını ve adreslerini yazacağım. Ne yazık ki bunlardan sadece bir tanesi Ankara’da. Diğerlerinin hepsi İstanbul’da.

hammermuzik_rop_3Hammer Müzik: Akmar Pasajı‘nın ve Türkiye’nin en geniş metal müzik arşivine sahip müzik dükkanı burası. Ben de çok kereler alışveriş yaptım buradan. İnternet sitelerinin mail order kısmından istediğiniz plağı sipariş edebiliyorsunuz. Kişisel olarak tavsiye ediyorum. Mühürdar Cad. Akmar Pasajı, Kadıköy.

04_zihniZihni Müzik: Bu dükkan da Akmar Pasajı’nda, hatta Hammer ile komşu. Burada da müthiş bir arşiv var. Akmar’a gidince muhakkak uğranması gereken bir plakçı. Ağırlıklı olarak Rock ve Metal tarzında albümler var. Mühürdar Cad. Akmar Pasajı No: 70 Kadıköy.

07_opusOpus 3a: İkinci elden ziyade yeni plaklar satıyormuş. 70’ler Türk pop müziği arayanlar muhakkak bakmalıymış. Pürtelaş Hasan Efendi Mah. Cihangir Cad. No: 3, Cihangir.

deformDeform Müzik: Plak dükkanlarının eksilerindenmiş. Eğer aranan bir plak orada yoksa muhtemelen hiç bir yerde yokmuş. Turnacıbaşı Cad. No:45, Çukurcuma.

shadesShades:Caz, blues ve Rock dinleyen her Türk gencinin hayatında bir kere uğraması gereken bir yermiş. Ankara’nın plak merkeziymiş. Buraya, Ankara’ya bir sonraki gidişimde uğrayacağım kesin. Tunalı Hilmi Cad. No: 95/37 Kavaklıdere.

kontraKontra Plak: Arşivleri genelde elektronik müzik ağırlıklıymış. İstanbul’un en iyi plak dükkanı olabilirmiş. Hatta şanslıysak partiye bile denk gelebilirmişiz. Tomtom Mah. Yeni Çarşı Cad. 60 / a Galatasaray.

vintageVintage Records: Kaybedenler Kulübü’nden Mete Avunduk’un dükkanı burası. Dr. Esat Işık Cad. No: 20, Moda.

rainbowRainbow 45: Son derece güleryüzlü bir dükkan. Ben de buradan bir kere alışveriş yaptım. Aradığınızı bulamazsanız söylüyorsunuz, arayıp bulmaya çalışıyorlar. Kişisel olarak tavsiye ediyorum. Caferağa mah. Sakız Sok. No: 2-D, Kadıköy.

06_laleLale Plak: İstanbul’un en eski plakçısıymış. Galipdede Cad. No: 1 , Tünel.

Plak demek para demek. Yakın zamanda almayı planladığım birkaç plak var. Facebook’ta bir grubumuz var Çılgın Koleksiyoncular diye. Mükemmel paylaşımlar oluyor her gün. Ben de gaza geliyorum haliyle 😉

In Flames – Subterranean (Limited Boxset)

Image Hosted by ImageShack.us
Subterranean, In Flames‘in 1995 yılında W.A.R. (Wrong Again Records)’dan çıkardığı 2. albümdür ( ya da ilk EP). Orijinal 1995 basımda 5 adet parça bulunmaktaydı. Vokaller de Henke Forss yer alıyordu. Grupta bugünün kadrosundan kimse yoktu. Gerçi Jesper Strömblad‘ı halen gruptan çıkmış saymıyor yüreğim ama olsun. Ha, Anders‘in de gruba dahil olduğu dönem işte bu dönemdir.

In Flames diskografisinin en sıkıntılı albümleri Lunar Strain ve Subterrenean’dır. Neden derseniz, grubun 1996’da çıkardığı The Jester Race‘ten itibaren her albümü Nuclear Blast firmasından çıktı. Ancak ilk iki çalışma Lunar Strain ve Subterrenean, Wrong Again Records’tan çıktı. W.A.R., In Flames epey bir aşıp coşunca elinde sadece bu iki albümün yayın basım hakları olduğu için belki de bu albümlerin elli tür farklı versiyonunu çıkardı. İki albümü birleştirdi, ayrı ayrı bastı, bonus tracklerle süsledi, Boxset’lerini hazırladı. Bin bir türlü farklı versiyonda ürününü piyasaya sürdü. Eh, bunu Nuclear Blast’e göre daha makul fiyatlı ürünlerle yaptığı için de sesimizi çıkarmadık fanlar olarak 🙂 (Bir de aynı sıkıntıyı Come Clarity‘de yaşıyoruz. Neden derseniz, o albümü de Avrupa’da Nuclear Blast, Amerika’da Ferret Records bastı.)

Image Hosted by ImageShack.us

Bu elimde gördüğünüz Boxset’ten Hammer Müzik, 2 adet getirmiş. Bir tanesini ben aldım. Muhtemelen bir tanesi de halen duruyor Hammer’da. In Flames fanlarının koleksiyonlarında olması gerektiğine inandığım nadide bir inci bu zira. Subterrenean, bir sonraki albüm ve ben de dahil, pek çok fana göre In Flames melodik death metalinin en iyi albümü olan The Jester Race’e göre gitar temelli melodik death metalin çok güçlü bir “underground” ve “pure” örneği. Grubun The Jester Race’le beraber başlayan o ivmelenmesinden nasibini almamış son eseri. Eh, vokaller biraz leş olsa da Jesper’in efsanevi gitarlarıyla süslü bir yapıt.

Image Hosted by ImageShack.us

Limited Box Set’den albümün dört bonus parçalı versiyonu çıkıyor. Ayrıca grubun o dönem ki kadrosunu içeren bir poster, bir rozet ve bir de patch çıkıyor. Kısacası koleksiyonluk bir malzeme. Albümün çalma listesi şu şekilde:

  1. Stand Ablaze
  2. Ever Dying
  3. Subterranean
  4. Timeless
  5. Biosphere
  6. Dead Eternity (Bonus)
  7. The Inborn Lifeless (Bonus)
  8. Eye Of Beholder (Bonus)
  9. Murders in the Rue Mourge (Bonus)

Albümden çıkan posterde gördüğünüz tipler de şunlar:

  • Jesper Strömblad – gitar (en solda)
  • Glenn Ljungström – gitar (en sağdaki)
  • Johann Larsson – bass (soldan üçüncü)
  • Anders Fridén – vokal (albümde yok ama posterde var)

Şimdi, fellik fellik Reroute The Remain albümünün herhangi bir basımını (CD, plak vs.) arıyorum. Diskografideki tek eksiğim o. Onu da bulunca herşey çok daha güzel olacak sevgili okur. Çok daha güzel…

Hammer Müzik İle Bir Alışveriş Deneyimi

Eh, metal müzikseverler için Türkiye’de yaşamak biraz sıkıntılı bir durumdur. Ülkemizi çok sevmemizin dışında, bu sıkıntıların kaynağı sosyal yapı ve ülkemizin yer aldığı ekonomik bloktur. Sosyal yapı sebebiyle yaşadığımız sıkıntıları bir kenara bırakıp ekonomik yapıya dönelim.

Türkiye’de herhangi bir Avrupa ülkesinden bile daha zor oluyor metal gruplarının albümlerini bulmak. Bulgaristan‘da bile ne albümleri, ne grupların sınırlı sayıda basılan albümlerini bulabilirken, söz konusu ülkemiz olunca çok ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. Gerçi şimdiki durum, bundan bir on sene öncesine göre çok daha iyi. En azından internetin gücünü kullanabiliyoruz şimdi.

Hammer Müzik, Türkiye’nin en köklü extreme müzik firmalarından birisiydi. Zamanında Zihni Müzik‘le birlikte ülkemizdeki pek çok grubun albümünü basmış, yine yurt dışından da pek çok extreme metal grubunu ülkemize tanıtan firma olmuş. Ancak malum, piyasa şartları değişince albüm basma işine son vermişler. Şu anda Türkiye’de metal müzik mağazası olarak muhtemelen en büyük ve erişilebilir arşive sahipler.

Şu yazımda anlattığım İstanbul seyahatimde buraya uğradım ve çok değerli iki albümü özel basım CD ve plak formatlarında aldım. In Flames – Subterranean (özel basım) cd’si ve Ghost B.C. – Infestissumam özel baskı plağı.

www.hammermuzik.com adresinden ulaşabileceğimiz sitede, arşivlerinde yer alan albümlerin listesine ulaşabiliyoruz. Burada fiyatlar da yazıyor. İşin en güzel yanı bu fiyatlar kredi kartı ile mail order yoluyla almak isteyenler için hazırlanmış. Eğer alışveriş için Hammer Müzik’e giderseniz daha ucuz fiyatlarla karşılacaksınız. Söz gelimi, ben aldığım iki ürün için üç haneli bir fiyat hesapladım internet sitesinden bakıp. Ancak gittiğimde iki haneli (hem de gayet güzel bir indirimle) bir fiyat ödedim. Hee, şimdi diyeceksiniz Mesut aldığı malların fiyatlarını neden yazmadı? Bilerek yazmadım. Girip siz de bakın diye Hammer Müzik’in sitesine.

Bu aldığım iki üründen Ghost B.C.’nin plağını, bir önceki yazıda inceledim. Buraya tıklayıp okuyabilirsiniz. Bir sonraki gidişime kadar umarım ellerine daha çok In Flames materyali geçer. Özellikle Reroute The Remain albümünü bulamıyorum. Bir de 1999 öncesi döneme ait plakları yine az sayıda olduğu için bulunmuyor Türkiye’de.

Hammer Müzik’in arşivinin %99’u sıfır ürünlerden oluşuyor. Yeri Kadıköy‘de, Akmar Pasajı‘nda. Biz gittiğimizde Cihan‘la epey bir dolandık, ama bulduk yani. Çok zor bir yerde değil. İstanbullular zaten biliyordurlar  da benim gibi İstanbul dışında yaşayan, ama arada İstanbul’a gezmeye giden metal müzikseverlerin mutlaka uğraması gereken bir yer.