Tag Archives: Hasan Hüseyin

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Bu Hafta Yıllık İzindeydim

Her güzel şey gibi bu güzel şey de, beş günlük yıllık iznim, bitti sevgili okur. Geçtiğimiz haftalar benim için her açıdan çok zordu. Bunalımlar, sıkıntılar, sıkışmalar derken çıkış yolumu yıllık izinde buldum. Geçen sene askerde olduğum için kullanamadığım  yıllık iznimden küçük bir parça kullandım. Geçen sene askerde demişken, geçen sene tam da bugün, 28 Şubat’ta yemin törenim vardı sevgili okur. Usta asker olmuştum, ödül almıştım. Sonrasındaki cumartesi ve pazar günleri de çarşı iznimiz vardı. Vay be ne zamanlarmış.

Geride bıraktığım haftanın en güzel yanı sabahları erken kalkmak zorunda olmayışım oldu 🙂 Evde yalnız kaldığım dört günün bir kısmında bazı özel işleri hallettim. Eh uzun süredir hafta içi Eskişehir’de olamıyordum. Diğer kısmında ise annemlere gittim.

Dün gece mesela… Annemin seramik kursundan getirmiş olduğu çamurla birbirinden komik şeyler yaptık. Şimdi bunların her biri fırınlanacak ve sırlandıktan sonra komik birer obje olarak sahiplerini bulacak. Dün öğleden sonra da Savaşalp‘le buluştuk. Çok uzun süre yine metal müzik muhabbeti yapabildiğim bir dostla bir araya gelmiş olduk. Playlistimiz Slayer, Disturbed, Pentagram ve bilimum sert abilerden oluşuyordu. Bu arada Savaşalp’e teşekkür etmek istiyorum. Tam da ihtiyacım olduğu anda bana harika bir kulaklık hediye etti.

Yazıda belirli bir kronolojik sıra izlemiyorum, aklıma geldikçe ekliyorum. Bugün evdeki sifonun bozulduğunu fark ettim. Lan daha birkaç hafta önce yenilemiştim. Ama sifonun tahliye sistemini tetikleyen kısmı bozulmuş. Yarın Koçtaş‘a gidip durumu anlatacağım, bakalım yenisini verecekler mi. Ha bir de ufak bir masa yapacağım kendime. Bugün gerekli vidaları falan almıştım ama ölçüde hata yapmışım, bu iş de yarına kaldı.

Önceki hafta ufak bir kaza atlatan yol arkadaşım Hasan Hüseyin arabayı yaptırmış. Bu hafta yine gidip gelmeye devam ediyoruz. Bu güzel bir gelişme oldu. Önümüzdeki ay muhtemelen dopdolu geçecek denetimlerle. En azından sürekli eve gidip gelebilmek iyi olacak.

Yüksek lisans tezimi nihai olarak geçtiğimiz pazartesi günü Fen Bilimleri Enstitüsü‘ne sundum ve mezuniyet için gerekli işlemleri başlattım. Eğer bir aksilik çıkmazsa bu hafta içerisinde ilişkim kesilecek ve mezuniyetim gerçekleşecek. Bu süreçte çok koşturduğum ve pek çok defa vakit kaybettiğim için güzel ve detaylı bir yazıyla tüm süreci anlatacağım. Olur da siz de bizim okulda Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparsanız bu yazı size epey faydalı olacaktır.

Bu yazıyı yazarken yıllardır kaliteli görüntülü bir versiyonunu aradığım Küçük Kovboy filmi yan sekmede iniyor. Cüneyt Arkın‘ın belki de sen sevdiğim filmlerinden olan bu Yeşilçam klasiğinin asıl özelliği ise film müziklerinin Ennio Morricone‘dan araklanmış olmasıdır 🙂 Ayrıca filmde pek çok yabancı artist ve aktrist rol alıyor ve yönetmeni de İtalyan Guido Zurli. Hemen inerse bu gece bu filmi izliyorum. Aslında bu filmle ilgili de bir yazı yazmakta fayda olacakmış gibi görünüyor.

Zaman zaman bizim çocuklarla benim evde toplanıyoruz, bisküvi yiyip çay içiyoruz. Demlik poşetiyle demliyorum çayı. En az beş altı çeşit de bisküvi açıyorum, kremalısı, kakaolusu, fındıklısı falan o biçim yani.

Bu hafta içi geç uyanmak çok iyi oldu ancak hep hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldım, o açıdan kötüydü. Bir de uzun süre sonra ilk defa CV hazırladım. Bununla ilgili olup bitenler başka bir yazının konusu olacak.

Önceki gece Erol‘la konuştuk gece yarısından sonra. Şaşırttı, üzdü, güldürdü ve özlediğim Erol gibi konuştu. Erol bana epey yeni havadisler verdi. İstanbul’da buluşamadığımızdan dert yandık. Neyse, Eskişehir’e geleceği günü bekliyoruz artık.

IMG_20150228_005124

Mustafa – Murat – Ben

Hani bir başlığım var: Aniden Karşıma Çıkan İnsanlar diye. Heh işte, pazartesi günü tam da böyle bir şey oldu. Caner‘le, ilkokul arkadaşım ve hatta ilk arkadaşım Caner’le. Birkaç yıl önce yine karşılaşmıştık ancak ilk defa oturup sohbet edebilme imkanımız oldu. Sivrihisar‘dan konuştuk uzun uzun. Bilinçaltımızdaki Sivrihisar arka planını eşeledik. Gideceğim, kendime söz verdim, gidip aynı yerleri aynı sokakları tekrar, teker teker dolaşacağım.

Evet, yıllık izin sürecinde bilgisayarda da epey iş yaptım. Biriken işleri erittim. Ferhat abime yeni bir kartvizit yaptım yeni dükkanı için. Bir de askerden geldiğimden beri izleyemediğim bazı dizilerin sezonlarını toparladım. Bunları izlemeye başlarım yakında. En başta dediğim gibi, her güzel şey gibi bu güzel şey de bitti sevgili okur. Yarın bu saatler çoktan sendrom başlamış olacak. Yine Bilecik’in kabusu saracak her yanımı. Ulan artık yavaş yavaş sonuna geliyorum.

2014’ün Son Yazısı – Yolda 9 Saat Mahsur Kaldım

My Resort’un en sönük yılıydı bu yıl. Askerlik nedeniyle verdiğim 6 aylık ara, evlilik nedeniyle verdiğim 1 aylık ara derken blogu yazmaya pek zaman kalmadı. Ama elbette bitmedik, tükenmedik, yine tüm heyecanımızla yazmaya ve okumaya devam edeceğiz sevgili okur.

Yılın son yazısı bu olacak evet. 2015’in ilk yazısı ise bir klasik olan “2014 Yılı Değerlendirmesi” yazısı olacak. Bugün, 31 Aralık günü ayrıca benim meslek hayatımın da ikinci yıl dönümü. Onun için de bir yazı yazacağım.

Geride bıraktığım yıl içerisinde olan ancak benim yazamadığım bir kaç yazı daha var. Bunlar da yılın ilk günlerinde yazılacak. Mesela Sabhankra‘nın yeni albümü Seers Memoir. Albüm çıktı, ancak henüz elime ulaşmadığı için yazıyı bekletiyorum. Bir de Togayların, God Mode, çektiği yepyeni klip var. Bunun da son düzenlemeleri yapılıyor ve bir iki güne yayınlanır diye düşünüyorum.

Yılın son yazısında bahsedeceğim olay dün başıma gelen felaket olacak. Dün saat 16.00’da Bilecik’ten yola çıktık Eskişehir’e gitmek üzere. Hasan Hüseyin‘le birlikte henüz birkaç kilometre gitmiştik ki tıkanmış bir trafiğin ortasında kalakaldık! Meğer öğlen 13.30’dan beri İstanbul yolunda Bilecik-Eskişehir arasındaki kısım tıkanıkmış. Biz de bu curcunanın ortasına dalmış bulunduk.

Geri dönmek imkansızdı. Sağımız solumuz kamyon, tır, otobüs ve otomobillerle doluydu. Kar durmaksızın yağıyordu. Birkaç saat bekledikten sonra artık sinirler bozulmaya başladı. Karnımız acıkıyordu, susamıştık ve tuvalet ihtiyacımız kabarıyordu.

Bir iki saatte, birkaç yüz metre ilerleyebiliyor ve yine dakikalarca aynı noktada saplanıp kalıyorduk. Karşı şeritte de durum aynıydı ve ilermeye yoktu. Yol boştu. Tek tük kamyonlar geçiyordu. Hava da soğumaya başlamıştı. Aracın içinde üşümeye başladık. Saat 21 sularında iki tane çocuktan kraker ve gofret satın aldık. Açlığımızı biraz bastırdı bunlar. Saat 22 sularında moralimi düzelten bir telefon konuşması yaptım ve ferahladım biraz. Saat 23.00’te bir tankerin arkasındaydık ve bir milim ilerleyememiştik. Yoldaki tüm araçlar gibi biz de kontak kapatıp uyumaya çalıştık.

Bir mesaj geldi. O sesle uyandım. Aracın dışına çıktım. Biraz yürüyeyim derken bir trafik polisi beni gördü ve araca binmemi, yolun açıldığını söyledi. Gerçekten de 00.40’ta yavaş yavaş hareket etmeye başladık. Yolun sağ ve sol şeridinde kamyonlar ve tırlar arka arkaya park etmişlerdi.

mesafeAsıl sorun da işte bunlardı zaten. Yüksek tonajlı oldukları için dorselerini kaygan zeminde kontrol edemiyorlar ve kayıyorlardı. Bunlar yoldan çekilince yol açılmıştı nihayet. Saatte 30 km. hızla yola devam ettik. Bilecik’ten Eskişehir’e kadar kilometrelerce süren bir kamyon kuyruğu vardı.

Nihayet kazasız belasız gece 02.40’ta Eskişehir’e ulaştık. Yorulmuştuk, uykusuzduk, her yerimiz ağrıyordu, üşümüştük. Ancak sinir bozukluğu yerini mutluluğa, eve ulaşmanın verdiği heyecana bırakmıştı. Hasan Hüseyin’le sarılıp vedalaştım ve eve doğru yollandım. Doğrudan yatağa girip uyudum.

Karayolları’nı aradık. Arayan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Ancak verdikleri bilgiler doğru değildi. Yol açık dedikleri halde saatlerce kıpırdayamadan bekledik. Bu benim başıma ilk defa geliyordu. Aynı şekilde Hasan Hüseyin de ilk kez böyle bir durumla karışılaşmış. Neyse ki usta şoförlüğü sayesinde kaymadan, bir tehlike yaşamadan evimize ulaşabildik.

Yılı bu şekilde kapattık. Aklıma hep Bilecik’teki en mutlu zamanlar geldi. Bu mutlu anların verdiği mutluluğa tutundum 🙂 Bir yıl önce bu yazıyı yazdığım saatleri anımsıyorum. O heyecanı yeniden yaşıyorum.

2015 umarım çok süper bir yıl olur. Herkes her dilediğine kavuşur. Seni çok seviyorum ve öpüyorum sevgili okur. Mutlu yıllar 😉

Bit Pazarı’nda Bulduğum Kasetler

Bugün eve dönerken Muhsin‘le Hasan Hüseyin‘e anlatınca buraya da yazayım dedim. İki hafta kardeşim Mustafa’nın toplantısı için okuluna gittim. Toplantı bittikten sonra da okulun çok yakınında her hafta pazar günü kurulan bit pazarına uğradım. Yanımda annem de vardı ve o ilk defa geliyordu. Müthiş bir şaşkınlıkla etrafı izlemeye koyuldu. Aklınıza gelebilecek her türlü ürünün satıldığı bir kapalı pazar burası. Ben genelde kaset, cd, dvd, plak, kitap ve elektronik eşyalara göz atıyorum. Yine aynı şekilde, annemle kendimize yol aça aça ilerlerken sere serilmiş bir örtünün üzerinde Diken‘in Hedef Büyük isimli albümün kasetini gördüm. Hemen yanında bir Kramp albümü duruyordu. Biraz daha dikkatli bakınca örtünün üzerinde küçük çaplı bir arşivin yatmakta olduğunu gördüm. Örtüdeki tüm kasetler için (yaklaşık 20 kaset, kaplı ve kapsız) 10 lira verdim.

Albümlerde yer alan gruplar Pagan, Diken, Kramp, Whisky, Therapy?, The Cranberries, Ascraeus, Offspring, The Rocky Soundtrack, Hazzyhill, Rashit, Xentrix, Suspect, U2. Ayrıca Sertap Erener’in de Here I Am ve Every Way That I Can single’ları da var.

kaset

Eve gelip her bir kaseti tek tek denedim, hepsi çalıştı. Kaplarını ve kartonetlerini dikkatlice temizledim. Şimdi de arşivimde kuzu kuzu yatıyorlar. Özetle sevgili okur, arşivciysen bit pazarına arada bir uğramakta fayda var. Yazının başındaki ankete de oy verebilirsiniz.

Yıllık İzindeydim: Olaylar, Gelişmeler

Geride bıraktığımız hafta içi boyunca yıllık izindeydim sevgili okur. Bu, benim kısacık memurluk hayatımın ilk yıllık izni olduğu için heyecanlıydım. Yıllık iznimi tam da planladığım gibi geçirdim. Çoğunluğu evde, bir kısmı  Ankara‘da ve bir kısmı da Bursa‘da geçti bu sürenin. Çekirdek çitleyip TV izlemenin keyfine doyasıya vardım.

Mesnevi’nin bende bulunan kopyasından çok daha iyi bir kopyasını sadece 3 liraya aldım. O kadar mutluyum ki anlatamam. Kitap aslında 10 TL idi. Ancak İnsancıl Sahaf Kartımda biriken puanları düşünce sadece 3 lira verdim. Böylece Mesnevi’nin elimde iki farklı kopyası oldu. Bunlardan bir tanesi ikiz olduğu için çok değerli.

Bilgisayar parçaları biriktirme alışkanlığımın sonu nereye varacak bilmiyorum, ama Bursa’dan döndüğümde de yine bir kucak dolusu eski parça bulup getirdim. Bunların ileride boş bir vaktimde tüm soketlerini söküp galiba geriye kalanlarını elektronik geri dönüşüm firmalarından birine vereceğim. Bursa’da Ferhat Abim yine tekstil işine başlamış. Bir kesim atölyesi kurmuş, büyük markalara iş yapıyor. En son askerden önce görmüştüm dayımları. Askerden dönünce bir türlü gidememiştim yanlarına. Perşembe günü annem, Mustafa, Murat ve ben çıktık gittik. Cuma akşamı da döndük. Kısa ama güzel bir ziyaret oldu. Mangal bile yaptık. Bu arada şunu anlamış olduk ki bizim dizel motorlu Megane 2‘miz çok çok ekonomik yakıt tüketiyor. Hayran oldum.

vinoİzne çıkmadan önce bir VINN lazım olmuştu. Facebook’a duvara bir mesaj yazdım. Çok kısa süre içerisinde abartmıyorum en az on kişi haber bıraktı ve bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. Burçino‘dan aldım VINN’ını ödünç olarak.

Seval‘le buluştuk cuma günü. Bursa’da özel bir çevre danışmanlı şirketinde çalışmaya başladı. Sözleşip öğle arasında Kent Meydanı‘nda buluştuk. Birlikte bir öğle yemeği yedik. Özlemişim Seval’i, o da beni özlemiş sağolsun. Yemek yedikten sonra pek bir vaktimiz kalmadığı için Seval’i uğurladım işine. Ben de gerisin geriye Panayır dolmuşuna binip dayımlara döndüm.

1287x929_vodafone_logo.jpgÖner Abim, dayımın oğlu olur, Vodafone Kurumsal’da çalışıyor. Turkcell‘den ardı ardına yediğim kazıkları anlattım ona. Vodafone’daki çok güzel fiyatlı tarifelerden bahsetti o da. Olur da birkaç ay içinde bir akıllı telefon alabilirsem, büyük ihtimalle Vodafone’a geçeceğim sevgili okur.

supernatural.jpgSupernatural izliyorum yine. Ben askerdeyken çıkan tüm bölümleri izleyip sezonu bitirmek üzereyim. Yeni sezon da yakında başlıyor ve harika bir sezon olacağa benziyor. Dokuzuncu sezon da çok iyimiş bu arada. Özellikle Crowley‘in bu kadar sempatik bir adama dönüşeceğini hayal bile edemezdim. Sezonu bitirmeme üç bölüm kaldı. Halen daha Castiel ile ilgili durumu çözebilmiş değilim.

Askerlik sonrası, elime çok fazla yeni kitap geçti. Bunları sağa sola tıkıştırıp durdum. Aslında oturup bir düzenlemek gerek. Bir de elimde olan bazı kitapları da, özellikle ders kitaplarını, artık elden çıkarmak istiyorum. Lan, atmaya kıyamıyorum. Sahaflar da almıyor. Ne yapacağım bilmiyorum. Galiba hepsi geri dönüşüme gidecek 😦 Kitaplığımda yer açmam gerekiyor.

332385_2Bugün Savaşalp‘le takıldık biraz. Esnaf Sarayı‘nda epey vakit geçirdik. Bir tane de yeni sahaf keşfettik. Bir de oyuncakçıya girdik. Askerden sonra kullanmaya başladığım Nokia 1200’a yeni bir kapak aldım. Eski kapak kırılmıştı. Ahmet Ümit‘in Kar Kokusu kitabını aldım.

Bir de Philip Reeve‘in Yürüyen Kentler serisinin 1. kitabını aldım. Umarım güzel bir seridir. Biraz okumaya başladım. Hemen sardı beni kitap. Gelecekte bir zamanda yaşadığımız kentler, mobil bir hale 234271_2geliyorlar. Altlarında birer tekerlekle dünya üzerinde dolaşmaya ve kendilerinden daha zayıf kentleri avlamaya, onların kaynaklarını kullanarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Tür olarak fantastik bilim kurgu diyebileceğimiz kitap aslında steampunk akımının da bir örneği sayılabilir.

Evde, sevdiklerimle ve Eskişehir’de zaman geçirmenin ne kadar kıymetli olduğunu bu beş günlük izin bana hatırlattı sevgili okur. Pazartesi yine Bilecik‘e dönmek zorundayım. Ne zaman kurtulurum bilmiyorum, ama bir süre daha bu hayata devam edeceğim. Bu hayata demişken, evet, Bilecik’e git gel yapmaya devam ediyoruz Hasan Hüseyin‘le. Şu an için işler yolunda. Gayet güzeliz. Öğrenciyken beş yıl boyunca her sabah ve akşam, yaz ve kış (kışın okul, yazın da yaz okulu) sürekli olarak günde 2 defa ikişer aktarma yaparak toplam 1 saat yol gittim. o yüzden şimdi arabayla Bilecik’e gidip gelmek çok koymuyor açıkçası. Umarım olabilecek en kısa sürede Eskişehir’de tam zamanlı olarak yaşamaya başlarım.

Kullandığım bu beş günü çıkarınca geriye 35 gün daha iznim kalıyor 🙂 Bunun 15 gününü yine bu yılın sonuna doğru kullanacağım.

IMG_20140912_152024.jpgEKLEME: 14.09.2014. Seval’le Bursa’da buluştuğumuzu eklemeyi unutmuşum. Onu da ilave ettim. Bir de Öner Abi’mle olan bir fotomuzu koydum.