Tag Archives: Hayal Kahvesi

Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – 2. Gün

-Yolculuğun ilk kısmını okumak için tıklayın-

İlk günün ardından maceramız, gerçek maceramız ertesi gün yani cumartesi nihayet başlıyordu. Sabah erkenden kalkıp hazırlandık. Eşyalarımızı yükledikten sonra yola koyulduk.

Nilpar Hanım - Sercan - Buğra Abi - Sercan - Ben - Arda Abi - Volkan - Deniz Abi

Nilpar Hanım – Sercan – Buğra Abi – Alper – Ben – Arda Abi – Volkan – Deniz Abi

Yolda Sercan, Alibeyköy’deki teyzesini görmek istediği için bizi yanlış yola soktu. Alper de acele edip Ankara yoluna saptı. İstanbul’da yanlış yola sapmak ölüm demekti. Volkan GPS’ten bakıp yolu bulamayınca iş başa düştü ve ben bizimkileri doğru yola çıkardım. Sıkıntı olmadı yani bana. Altunizade‘deki TEMSA Global A.Ş.‘ye vardığımızda saat 8’i biraz geçmişti. Orada önceki gün tanıştığımız ekiple buluştuk. İlave olarak Deniz abiyle de tanıştık ki kendisi bu gecenin sonunda günün en süper lafını edecekti. Yolculuğumuzda bize Buğra abi ve Deniz abi eşlik edeklerdi.

Saat 9’u tahminen 5 geçe gibi yola çıktık. Konvoyumuz üç araçtan oluşuyordu. En öndeki araç bize klavuzluk eden Buğra abi ve Deniz abinin bindiği “Pajero, The Legend” idi. Hemen arkasından Volkan ve ben devam ediyorduk ve altımızda ASX vardı. Konvoyun en arkasında ise Alper ve Sercan, Lancer ile bizi takip ediyorlardı. Bu şekilde Boğaziçi Köprüsü‘nü geçtik. Gişeleri de geçtikten sonra Alper ve Sercan bu sefer Pajero’ya geçtiler ve ekip liderimiz Lancer’la en öne geçti yine.

Özcanlar Köftecisi

Tekirdağ‘da Özcanlar Köftecisi‘ne kadar bu sıralamayla yolculuğa devam ettik. İstanbul’da iyiden iyiye şiddetini arttıran yağmur zaten biz Boğaz’dan geçerken denizde kendini belli ediyordu. Yol devam ettikçe yağmur da şiddetleniyor, ASX’in silecekleri yetişemiyordu. Anlayacağınız yolculuğumuz ıslak başlamıştı. Özcanlar Köftecisi’ne gelince hemen koşar adım mekana girdik.

Tekirdağ Köftesi‘nin en iddialı mekanlarından birisiydi burası. Ancak Alper, Volkan ve ben köfte sipariş etmedik. Kendimizi tamamen löp ete verdik. Şaşırdık ve şaşırttık adeta! Burada ve yazının devamında yemeklere dair detay vermeyeceğim. Sadece tavsiyelerde ve tespitlerde bulunacağım. Buradaki tespitimiz, Volkan’a ve bana göre Tekirdağ Köftesi çok da aman aman bir olay değil. Et yiyin.

Köfteciden ayrılırken bir araç değişikliği yaptık. Lancer yine ekip liderinde kaldı. Biz Volkan’la Pajero’ya geçtik. Alper ve Sercan da ASX’e geçtiler. Bu şekilde yola devam ettik. Yağmur şiddetini azaltmıyor, bilakis yolun durumu da fenalaşıyordu. Arabalar yüzmeye başlamıştı yani.

Özellikle Gelibolu‘ya inerken geçtiğimiz bir tepe vardı. Rakımı 300 metre civarında olmasına rağmen dağların konumunun etkisiyle kış aylarında kalıcı kar örtüsü oluyormuş burada. Biz geçerken yağmur dinmişti ancak öyle bir sis vardı ki göz gözü görmüyordu. Bu tepeyi de aştıktan sonra şansımız döndü ve hava açılmaya başladı. Geçmişte çıkan bir orman yangınıyla adeta kel kalan tepeleri çok daha net görmeye başladık. Saros Körfezi uzaktan görülüyordu. Az önce yağmurdan önümüzü göremezken şimdi de güneşten gözümüzü açamaz olmuştuk. Ufak bir mola verip sürücülerin güneş gözlüklerini takmalarını sağladık.

Sercan – Buğra Abi – Ben – Deniz Abi – Volkan – Alper

Ekip liderimiz bölgeyi çok iyi bildiği için bir yandan bize liderlik ediyor, bir yan da bölgeyle ilgili bilgiler veriyordu. İşte bu orman yangını hadisesini de o şekilde anlattı. Daha sonra manzarı doyumsuz olan bir yerde durup epey bir fotoğraf çektik. Sonra rotamızda yer aldığı üzere, Gelibolu Mevlevihanesi‘ne kadar durmadan devam ettik yola.

Bu mekan Dünya’nın en büyük mevlevihanesi imiş. Ancak sadece semahanesi ayakta kalmış. Diğer kısımları komple tahrip edilmiş, yıkılmış, bir acayip olmuş. Binanın en görkemli kısmını sağlı sollu iki yüksek kapıya tırmanan iki kıvrımlı merdivenleri oluşturuyor. İç kısmında çok büyük restorasyonlar yapılmış ve boyamaları çok canlı duruyordu. Binanın dış kısmında ön ve arka cephede karşılıklı olarak birbirine bakan ve sadece kemerleri ayakta kalmış iki kapı duruyordu. Bunların da etrafları çevrilmiş, bir tür koruma hattına alınmıştı.

Lancer – Pajero – ASX

Mevlevihane’den ayrılıp yüksekçe bir tepeye çıktık. Buradan Çanakkale Boğazı çok güzel görülüyordu. Bir de türbeye gittik: Bayraklı Baba Türbesi. Türbeden sonra doğruca feribot iskelesine gittik. Konvoy halinde girdik feribota, bu halde olduğumuzdan epey dikkat çektik 🙂 Artık hava iyiden iyiye karardığı için sert bir rüzgar da çıkmıştı. Karşı tarafta Çanakkale ışıl ışıldı. Feribot yolu yarıladığında sağ tarafımızda aniden beliren o meşhur “Dur Yolcu” çizimini gördük.

Tıklayınca büyür

Ekip liderimizle feribotta

Feribota binmeden önce yolda çektim

Çanakkale’ye vardığımızda önce o geceyi geçireceğimiz 5 yıldızlı Kolin Hotel‘e gittik. Bizden hemen önce iki otobüs dolusu Japon turist gelmişti ve biz Japonları seviyorduk. Neyse, odalarımız yan yanaydı ve hemen eşyalarımızı alıp yukarı çıktık. Zira saat 20.00’de yemek için aşağıda buluşacaktık ve saat 18.00’di. Odalarımıza eşyalarımızı bıraktıktan sonra önceden planladığımız üzere otelin havuzuna doğru koşmaya başladık. Ekip olarak havuza vardık dört balina. O an hepimiz çocukları gibi şendik! Bizi gören teyzelerin havuzu terketmesine aldırmadık bile! Yaklaşık iki saat boyunca yüzdük, sırf mentollü diye saunaya girdik. Hiç ihtiyacımız kalmadığı halde hamama girdik ve nihayet odalarımıza geri çıktık.

Volkan’ın “klorlu su saçlara iyi geliyor, yakışıklı gösteriyor adamı” tavsiyesi üzerine hızlıca bir duş alıp o şekilde çıktık dışarı. Gideceğimiz yer “Çanakkale Şehir Kulübü” isimli bir mekandı. Üst katta bir yuvarlak mesa etrafına oturduk. Etraf gayet gösterişli dekorasyonlarla doluydu. Kırmızı kadife perdeler falan vardı. Hemen arka masamızda entellektüel bir ses tonuyla konuşan bir bey ve bir hanım vardı. Yemek faslı acayip uzun ve lezzetli geçti. Yemekten sonra Çanakkale’yi gezmeye başladık.

Çanakkale Şehir Kulübü

Farkettim ki Çanakkale, Eskişehir’den daha renkli ve canlı bir şehir. Tıpkı Eskişehir’in 2006’daki hali gibi. Sahil boyunca gezen onlarca kız grubu var. Bugün Eskişehir’de bile kız gruplarına biz rastlayamazken, her taraf iyiden iyiye “aşırı marijinal tipler” ile doluyken, Çanakkale’nin gerçek bir öğrenci şehri olduğunu gördüm. Hem sevindim, hem de üzüldüm Eskişehir’in yavaş yavaş dönüştüğü duruma.

Çanakkale’de tanıdığımız birini görsek ne efsane oluruz, dedim birden bire. Yanımdakiler güldüler. Lafım bittikten 3 dakika sonra Blackmail grubundan Cihan abiyi birden bire karşımızda bulduk. O an ki şaşkınlığımızı anlatamam. Kucaklaştık sarıldık falan, ayaküstü sohbet ettik.

Cihan Abi – Ben – Volkan

Yolculuğumuzun başından beri devam eden bir peynir helvası muhabbeti vardı. Nihayet burada tadına bakabildik. Volkan’la Sercan birer kutu aldılar. (Daha sonra bu kutuları otelde dolapta unutacaklar, odayı temizleyenler bulacaklar, amirlerine teslim edecekler, onlar da Sercan’ı arayıp bildirecekler ancak biz çoktan feribotla karşıya geçtiğimiz için helvalar onlara kalacaktı.) Helva faslından sonra her biri Eskişehir’de de olan mekanları görmeye başladık. Hangover, Hayal Kahvesi gibi. Truva filminde kullanılan maketin gerçekten tahta olup olmadığı konusunda şakalaştıktan sonra Hangover’a oturduk. Burada da kısa bir süre zaman geçirdikten sonra nihayet kalkıp otelimize doğru yola çıktık.

Otele girdiğimizde aşağı kattan bir canlı müzik programının sesleri geliyordu. Ekip aşağı inip dinlemek istedi. Birkaç kişi bizler odalarımıza çıkıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra aşağı inip yanlarına dahil olduk. Toplamda 10 kişi vardı dinleyen. Vasat sayılabilecek bir grup sahnedeydi. Yan tarafımızdaki masada ise birkaç adam ve bir kadın oturuyordu. Biraz zaman geçtikten sonra bu masada bir tartışma çıktı ve kadın yere kapaklandı. Otel görevlileri sadece izlediler. Güvenlikler yere düşen kadını kaldırdılar. İyice tadımız kaçtığı için geceyi orada bitirmeye karar verip kalktık. Odamıza giderken Deniz abi yazının taa başında dediğim o tarihi sözü söyledi. Ne söylediği bizde saklı ama.

Odama geçip tüm gün yaptıklarımızı çok kısa notlar halinde yazdım unutmamak için. Tüm ışıkları kapattığımda aklımda ertesi gün çıkacağımız şehitlik gezisi vardı.

Audio Kombat

audio kombatOkuldaki 3. yılımda aldığım dersler çok zor olduğundan kesin birinden kalırım ben bunların diye düşünüp 4 kredilik seçmeli Almanca I dersi almıştım. Hakikaten de dediğim gibi olmuş, o dönem bir dersten kalmıştım ama bu 4 kredilik Almanca dersi sayesinde ortalamam 2’nin altına düşmemişti.

Bu Almanca dersinden çok bir şey öğrenemedim. Zaten haftada 3 saat dersle hiçbir dili bir insana öğretmezsiniz. Bunu bizzat hocalarımız da söylüyordu. Kısa kesiyorum, Almanca dersini o sene Sertan Gür isimli bir hocadan almıştım. Kendisi yaşça genç bir hoca olduğundan kısa sürede çok iletişim kurabilmiştik. Ben çok seviyordum Sertan Hoca‘yı. Bir ara sınava deri mont ve postallarıyla gelince hocanın eski punkçılardan olduğunu, anarşist punk sevdiğini hatta bir zamanlar Bangkok BB ile çaldığını falan öğrenmiştim. Sertan Hoca aynı zamanda liseden yakın arkadaşım Serhat‘ın da öz be öz kuzeniydi.

Aradan biraz zaman geçti, kendisiyle konserlerde falan karşılaştık. Geçen gün de Erol‘la oturup sohbet ederken Erol bana Sertan hocanın kardeşi Süheyl’le yaptığı bir projeden bahsetti. Çok iyiymiş, Hayal Kahvesi‘nde sahneye çıkmışlar, iki kardeş müthiş setler çalmışlar, Erol’un ifadesine göre sahnede oradan oraya koşuşturmuşlar.

Aynı gece aynı mekanda Sertan Hoca’yı da görünce merakım iyice arttı ve Erol’un bahsettiği konserden sonra, kardeşlerden Süheyl‘in hazırladığı videoyu buldum. Süper! Yani elektronik müziği çok sevmem ama herhalde videodan mıdır yoksa müzisyenleri tanıdığımdan mıdır, pek bir ısındım parçaya da oluşuma yani Audio Kombat’a da. Buyrun siz de izleyin, yorumlarınızı yapın. Bunu sizinle paylaşmasam yatacak yerim yoktu inanın sevgili okur!

Videoyu izlerken çok eğleneceksiniz. Adamların da sahnede ne kadar eğlendiğini göreceksiniz, kendisi bu kadar eğleniyorsa ben eminim ki mekandakiler de süper vakit geçiriyordur. Dolayısı ile bir sonraki ilk konserlerine gideceğim. Bu adamları tanıyıp diğer parçalarını da dinlemek isteyenler için aşağıda uzun bir profil listesi oluşturdum. Kaçırmanız imkansız!

http://www.myspace.com/audiokombat
http://tr-tr.facebook.com/pages/Audio-Kombat/161037030584508?sk=info
http://soundcloud.com/audiokombat
http://vimeo.com/audiokombat
http://vimeo.com/suheylgur
http://www.suheylgur.com/

Ancient Town Fest

Ancient Town Metal Fest

Vize haftasına kurban edilen bir güzel organizasyon daha! Black Omen‘la, Carnophage‘la ve en son Eskirock Metal Fest Vol. I‘de Garmadh grubu ile izlediğimiz canımız ciğerimiz kardeşimiz Onur‘un düzenlediği bir festivaldi bu.

Pazartesi günü Akışkanlar Mekaniği ve Çevre Modelleme vizelerim olmasına rağmen dayanamadım, pazar günü bir kaç saatliğine de olsa uğradım konsere. Volkan ve Halil de sağolsunlar eşlik ettiler bana. Şu açıdan iyi oldu, uzun süredir göremediğim pek çok insanı gördüm, hasret giderdim. Hepsine buradan selamlar. Murat Abi‘nin en son bizim konserde benimle kafa salladığını tescil etmiş oldum ayrıca zira kendisi saçları kestirmiş. Uzun süre sonra ilk defa Aygün‘le de birlikte olduk. Volkan ve Aygün’le küçük sevimli muhabbetlerimiz oldu. Bakalım Aygün yakında fotoğraflarımızı da verir inşallah 🙂

Konser, 31 Ekim Pazar günü Hayal Kahvesi, yeni adıyla Fabric Performance Hall‘da yapıldı. Ancak mekan sağolsun (!), adını değiştirmesine rağmen zihniyetini hiç bozmamış ve organizasyonu Onur için elinden geldiğince zorlaştırmış. Aynı mekanın önceki metal konserlerinde sahne önüne masalar koyup üzerlerine rezerve yazarak insanların sahne önüne gelmesini engellediğini zaten biliyorduk da sahnenin ışıklarını açmayacak kadar düştüğünü bilmiyorduk. Aynen bunu da yaptılar.

Tüm aksaklık ve olumsuzluklara rağmen Onur’un özverisi sayesinde sıkıntı seyirciye yansımadan devam etti organizasyon. Dediğim gibi erken ayrılmak zorunda kaldığım için sadece 3 grup izleyebildim. Onları da aklımda kalanlarla yazacağım buraya. Yanlışım eksiğim olursa lütfen uyarın yorumlarda.

Bleeding Serenade

İlk grup Bleeding Serenade isimli Ankaralı metal grubuydu. Hafızam beni yanıltmıyorsa cover ağırlıklı çaldılar. Grubun kaçıncı sahnesiydi bilmiyorum ancak az daha, çok az daha çalışarak iyi şeyler yapabileceklerini düşünüyorum. Ses sisteminin, daha doğrusu mekanda ses ile uğraşmakla yetkili kişinin azizliğine uğradılar. Ancak herşeye rağmen moral bozmadan çalıp bitirdiler tebrik ederim kendilerini de.

Ascension

İkinci grup her an kalp krizi geçirecekmiş gibi söyleyerek yüreğimi ağzıma getiren ama çaldıkları Dark Tranquillity ve Death parçaları ile de yardıran grup Ascension idi. Lethe‘yi çaldılar aynen kaydettim bende 🙂 İlk gruba görebu arkadaşlar daha hoşuma gitti benim.

Carnophage

Son izlediğim grup ise tamamını dahi izleyemediğim, dostum Onur’un grubu Carnophage. Vokalistleri Oral‘ı tanıyamadım önce. Aaa vokali değişmiş, dedim. Sonra Black Omen’dan Tolga düzeltti beni. İyi baktım evet Oral’mış hakkaten. Carnophage her zamanki Carno’ydu. Carno’nun Bone Nails‘ini severim ben. Konserde baktım başladılar çalmaya hemen açtım bunu da kaydettim. Harika da oldu sevgili okur. Bu arada basçıları Bengi ile de görüştük konuştuk selam buradan.

Daha sonra mekandan ayrıldım eve gelip Akışkanlar Mekaniği ile Çevre Modelleme çalıştım. En üzüldüğüm şey de o gece Black Omen’ın yeni parçalarını dinleyememek oldu. Cidden üzüldüm.

Adı geçen grupların myspace adresleri:

Bleeding Serenade: http://www.myspace.com/bleedingserenade
Ascension: http://www.myspace.com/ascensiontr
Carnophage: http://www.myspace.com/carnophageturkey

Metal Invasion III

Son grubun da sahneden inmesiyle biten konserin ardından tüm metalciler şiddetli baş ve boyun ağrılarıyla evlerine doğru yollandılar.” Diye bitirmek isterdim bu yazıyı. Şu anda bu konser yorumunu İstanbul’dan boynum ağrıyarak yazıyorum.

Metal Invasion II ile ilgili yazdığım yazıdan sonra serinin 3. konserinin yazısının benim için ayrı bir önemi var. Zira bu sefer organizasyon ekibinde arkadaşımız Halil de yer alıyordu. Sağolsun Volkan’ı fotoğrafçı beni de staff olarak görevlendirmiş. Keşke kartımı da unutmasaymış daha kral olurmuş.

Ancestry

Her neyse, Murat Abi’nin Chaos Fest 6’yı iptal etmesinden hemen birkaç hafta sonra bu konserin olması iyi oldu. Uzun süredir grup dinleyemiyorduk. Metal Invasion III’de tıpkı öncekiler gibi Hayal Kahvesi’nde saat 5’te kapı açılışıyla başladı. Hayal Kahvesi ile yapılan anlaşmadan kelli konserin 11:30 civarı biteceği söyleniyordu. Sahne alacak gruplardan üçü tanıdıktı: A’khuilon, Amoral Vuslat ve Kene. Ama son dinlediğimizden beri Halillerin (A’khuilon) ve Ali Abilerin (Amoral Vuslat) gruplarında epey değişiklik yaptığını biliyorduk. Ali Abiler tarzlarını daha bir gore’laştırmış; Haliller de grubun basçısını ve davulcusunu değiştirmişlerdi. Konserin diğer iki grubu da İzmir’den The Trusted ve Ankara’dan kızlardan kurulu Ancestry isimli death metal grubuydu.

Sahneye ilk olarak kızlar çıktı. Daha önce Ancestry’ı hiç dinlememiştim. Grup gayet sempatik bir girişin ardından vokallerinin yaptığı ve çoğumuza “abi bir kızdan bu ses nasıl çıkıyor?” sorusunu sorduran performansına başladı. Şarkıları brutal ağırlıklı ve yer yer de scream vokalin olduğu ve belli bir konsepte göre yazılmış parçalardı. Burada konseptten kastım şu ki mesela bir parçalarını şehitlerimize

Behemoth ve Basçı 🙂

yazmışlar. 191919 isimli parçalarını da Kurtuluş Savaşımız için yazmışlar. (Hatta sonradan öğrendim bu parçayla ilgili bir takım olaylar dönüyor.) Kızlar birkaç tane de cover çaldılar. (Six Feet diye yazmışım ama yanılmıyorum inşallah.) Kendi bestelerinden Angels Lies isimli parçayı beğendiğimi söyleyebilirim. Grubun genel olarak bestelerinde gördüğüm şey şu ki çok komplike olmayan ama kaliteli rifflerin döndürülmesiyle oluşturuyorlar parçalarını. Bir de dışarıdan bir eleştiri grup üyelerinin, vokalist hariç (tabi davulcu da), çok hareketsiz olmaları yönündeydi. Kötü şanslarına yine bir Eskişehir klasiği yaşandı ve performanslarını ilk grup olduklarından çok az bir dinleyici kitlesine yaptılar. Kimse önlerde değildi. Bir hata da davulun mikrofonlanmasında olmuş herhalde ki snare’in sesi neredeyse hiç gelmedi. Şimdi gelelim kişisel favorime: Behemoth tişörtü giyen basçıları epey atar yaptı gözümde. Performanslarından sonra pogolara katılması hatta beni düşürmesi bu atarın gerçek sebebidir. Çok sağlam bir omzu da varmış kendisinin. Penasını da sağolsun verdi. Teşekkür ederim. Tabiî ki gitaristine de. Sözün özü Ancestry, başarılı ama kısacık bir performans gösterdi kanımca. Yolları açık olur kesin 🙂

A'khuilon

Bir sonraki grup A’khuilon’du. Yani kısaca bizim Haliller. Davulcularını değiştirmişler, daha önceden de izleme fırsatı bulduğum Rotten Dogs grubunun davulcusu Mehmet’i dahil etmişler kadrolarına. Ayrıca basçıları da değişmiş (Basçı kardeşim ismini hatırlayamadım, kusura bakma.). Performansları çok kesildi ses sistemindeki arızadan dolayı. Hatta daha ilk parçanın başlarında ötmeye başladı amfiler. Sonradan biraz daha oturdu ama. A’khuilon’un en sevdiğim yanı bestelerinde benimde çok sevdiğim brutal ve clean vokali bir arada kullanma olayına girmiş olmalarıdır. Vokalleri Murat ki kendi ile gecenin ilerleyen saatlerinde muhabbeti baya ilerlettik, cidden başarılı bu konuda. Bir önceki grupta yazdığım kızlarla pogo olayı işte bunların Desert Of 1o ooo Lies isimli parçalarında oldu. Kızlar bize acımadı ve biz de onlara. Ama dediğim gibi o Behemoth tişörtlü olan basçıları ayrıca aklımda. Daha sonra A’khuilon gecenin en kral hareketini yapıp benim için Focus Shift’i çaldı 🙂 Nasıl mutlu oldum, nasıl gaza geldim anlatamam. Zaten neredeyse vokalleriyle birlikte söyledik. Çok cik cikli, aşırı vik vikli ve bir o kadar da dehşet bir andı. Kendilerine buradan yine teşekkür ediyorum. Focus Shift 🙂 Halillerin performansı iyiydi bence. Ama biraz konuştuğumuzda kendi ağızlarından ufak tefek eksikliklerini dinledik. Bana göre Haliller yakın zamanda bu kadro ile başarılı olurlar. Bu arada grubun resmi fotoğrafçısı bizim Volkan oldu. Şişman durdu durdu; sağlam bir iş yaptı. Aferin.

The Trusted

Üçüncü grup The Trusted oldu. İzmirli Trusted, aslında Volkan’ın ve benim bir süredir takibe aldığımız bir grup. Hatta Volkan’la arada sırada düşünmekten kendimizi alamadığımız konser organizasyonu hayalimiz için getirmeyi düşündüğümüz gruptu. İlk parçaya başladıklarında duyduğum ses gecenin en kaliteli en temiz sesi oldu. O an en yıkıcı grup kesin bu olur dedim. Oldu da sayılır. Ama The Trusted’a rezil olduk maalesef Eskişehir olarak. Önce ses sistemi arızalandı. Grup üyelerine monitörlerinden ses gelmiyormuş. Sonra gitaristlerinin gitarı arızalandı. Diğer gitarını almak için sahneden inmek zorunda kaldı falan. Sonra grup haklı olarak seyirci azlığından bahsetti. Haklılar da. Sokaklarda, benim her gün hazırlık binasında, mühendislik mimarlık fakültesi kantininde gördüğüm metalciler nerede? Neden konser olduğunda kayıp oluyorlar? Her neyse, grup tüm bu negatifliklerden dolayı erken bitirme kararı alıp iki parça daha çalmaya karar verdi. Bu parçalara grupla birlikte gelen eski Prime Object vokali Berkay’da vokali ile eşlik etti. Grup bir Sepultura klasiği olan Roots Bloody Roots’u çaldı. (Ve A’khuilon grubunun davulcusu Mehmet’te kendinden geçti; bizden kaçmaz Mehmet Bey 🙂 ) Grubun çaldığı son iki cover Lamb Of God ve Pantera oldu. Yalnız son parça olan 5 Minutes Alone iyice çamur oldu. Evet, artık ses sistemi çökmüştü. Grup teşekkür edip sahneden indiğinde yarım saatlik bir mola verildi. (Sonradan fark ettim bu gece ne kadar çok Lamb Of God şarkısı çalındı böyle.)

Kene

The Trusted’tan sonra sahneye Kene çıktı. Kene gayet sert ama nasıl oluyorsa aynı zamanda matrak ve eğlenceli o tarzlarıyla sahneye çıktı yine. En baştan söyleyeyim, davulcuları Mürsel, mükemmel çaldı. Bunların ilk şarkılarında yaşadığım his “ben nerden biliyorum lan bu şarkıyı?” oldu. Nereden biliyorum harbiden ya? Mürsel’in acayip tuşelerine dayanamayan davulun kick sesleri patlak patlak gelmeye başladı 2. parçadan itibaren. Zillerde de çok keskin bir tizlik vardı. Bir ara ne oldu nasıl oldu kaçırdım basçıları, grubun en oraya ait değil gibi duran elemanı, bir bass solosu attı sağolsun. Zaten performans boyunca yaptığı back vokallerle de eğlendirdi epey. Bu arada bir de şikayetim var, sahnede şarkı aralarında çok fazla geyik yaptılar. Bir noktadan sonra sıkılıyor insan. Grubun 2. gitaristi yaşça çok küçük duruyordu. Eğer yanılmıyorsam da gitaristin kardeşiydi. O da iyi çaldı. Duyabildiğim kadarıyla saçmalamadı. Bunların clean tonda başlayıp sonradan kopardıkları bir parçaları var. Adını hatırlamıyorum, davulcuları bu parçanın sonuna doğru bir yerde öyle bir hızla çapraz yaptı ki gözlerime inanamadım. Hemen ardından başladıkları parçanın da 10 numara girişini izledikten sonra bu davulcu abimizin ellerinden öpülecekbir insan olduğuna karar verdim.

Amoral Vuslat

Amoral Vuslat

Kapanış Amoral Vuslat’ın oldu. Bu performanslarının benim için en önemli yanı Umut Abinin askerlik durumundan kelli uzun süredir Amoral Vuslat’ı izleyememiş olmamdı. Umut, hatta nickiyle Umuth, en sevdiğim davulculardan birisidir. Grubun basçısı Ali Abiyle de eskiden beri bir muhabbetimiz olduğundan bu grup da “Proofhead’in Sevdiği Gruplar” arasındadır. Grubun tüm üyeleri bence harikaydılar. Arada bir parçada ya ben yanlış duydum ya da gerçekten vokalistin sesi yetmedi. Onun dışında yoktu bir hata. Hatta Umut Abi’nin askerde nöbette falan boş durmayıp postallarla twin falan çalıştığı ortaya çıktı kanımca. Bu da teknik bir detay, Umut abi, çaprazları benim gibi open-hand çalıyor. Kendisi ile yakın zamanda görüşeceğim bakalım. Amoral, tam iki tane Lamb Of God parçası çaldı. Kapanışı da eski besteleri Lost Time ile yaptılar. Amoral için bariz olarak fark ettiğim ve söyleyebileceğim yegane şey kaliteyi epey yükseltmiş olmalarıdır. Black Label’ı çaldıklarında başıma anlam veremediğim bir ağrı girmesinden dolayı biraz dışarı çıktım. İnşallah o arada enterasan bir olay olmamıştır. Sonra Amoral’da teşekkür edip sahneden indi.

Gelelim şimdi son yorumlara ve durumlara. Maalesef katılım çok azdı. İnsanları anlamak zor gerçekten zira konserin saati en uygun olabilecek durumdaydı. Saat 5’te başlayıp 11’de bitti. Daha ne olsun. Hayal Kahvesi geçen yaptığı terbiyesizliği yapmayıp son gruba kadar bekledi. Club için gerekli hazırlıkları sonra yapmaya başladı. Aferin. Olan Halil kardeşimize oldu. Katılımın böyle az olması elbette az da olsa hevesini kırmıştır. Ama umarım moralini çok bozmamıştır. Gelen gruplara ve dinleyicilere çok teşekkür edeyim bari kendi adıma.

Katılan grupların myspace adresleri:

Ancestry: http://www.myspace.com/warancestry

A’khuilon: http://www.myspace.com/akhuilonband

Amoral Vuslat: http://www.myspace.com/amoralvuslat

The Trusted: http://www.myspace.com/thetrustedband

Kene: http://www.myspace.com/keneband

Olay Koleksiyoncusu

Vize haftası bitmedi ancak yazacak epey şey birikti, onları birer ikişer cümle ile yazayım dedim.

:: Temel İşlemler’den çuvaladım: 35-40 beklediğim ilk vizeden 20 almışım. İkinci vizesi zaten berbattı. Eğer finalde bir mucize yaratmazsam kalırım gibi geliyor. Ama yalnız değilim lan 🙂

:: Süpriz Ata Oynamak: Şimdiye kadar geçen vizelerin Temel İşlemler hariç hepsi aynı derecede geçti. Bı sınavların sonuçlarını cidden merak ediyorum. Ya hepsi çok iyi gelecek, ya da hepsi batacak.

:: Hayal Kahvesi’nin Sömürücü Organizasyonu: Kardeşimin grubu bu hafta sonu Hayal Kahvesi’nde beş kuruş para vs. almadan sahneye çıkıyor. Bu çocukların her birine tanesi 5 liradan onar bilet vermişler satın diye. Eğer satamazlarsa da satamadıkları biletlerin paraları ceplerinden çıkacak! Yuh! Organizatöre ve Hayal Kahvesi’ne insanları resmen sömürdükleri, emeklerinin ve heveslerinin içine ettikleri ve böyle ucuz ve basit organizasyonlar yaptıkları için teşekkür ederim! Aynı Hayal Kahvesi’nin bir başka ayıbı için burayı okuyun.

Benim Adım Orman

:: Şebnem Ferah’ın Yeni Albümü: Benim Adım Orman, Şebnem Ferah’ın yeni albümü oluyor. Can Kırıkları albümünden sonra Şebnem giderek gazı arttırır diye düşünmeye başlamıştım. Bu albümün ilk şarkısı Merhaba‘yı dinleyince tamam dedim oldu işte. Ancak diğer şarkıları da dinleyince bu albümün de diğer Şebnem Ferah albümleriyle aynı sertlikte, aynı dozajda ve aynı tatta olduğunu anladım. Yalnız Ozan Tügen‘e ve Aykan İlkan‘a helal olsun. Adamlar epey ön plana çıkmışlar bu sefer. Altyapılar mükemmel 🙂 Albümün kapağını da beğendim lan ben. Ama dediğim gibi Şebnem yine aynı Şebnem, tekrar olmuş biraz 🙂

:: Hafta Sonu Etkilikleri: Lord Of The Rings Extended + Projeksiyon + Duvar = 12 saat!

Facebook

:: Facebook Temizliği: Facebook’um giderek çöplüğe benzemeye başladığı için önceden eklediğim ya da beni eklemiş olan ama sonradan tartıştığım, canımı sıkan, ne mal olduğunu anladığım, ne mal olduğunu anlayamadığım, çakma olduğunu belli eden kişileri sileceğim. Eğer siz benim bu yazdıklarımdan birine dahil olduğumu düşünüyorsanız siz benden önce davranın 🙂 Ancak bunu yapmama rağmen kimseye küsmeyeceğim, valla bak.

:: Eskirock Radyo: Volkan’ın yoğun emekleri ve çabaları sonucunda uzun süredir planını yaptığımız Eskişehir Rock Topluluğu Radyosu ‘EskiRock Radyo’nun altyapısını kurduk. Dün de denemesini yaptık. Radyoda ilk çaldığımız şarkı ne oldu? Sabhankra‘dan Sorrowland tabiki! Çok mutluyum lan. Yakında başlıyoruz yayınlarımıza, blogu takip edin.

:: Müzik Yapmak: Lan sınavdı, ödevdi bir türlü elime baget alıp çalışmadım. Bu hafta sonu japon asıllı gitaristimle bir buluşmam var 🙂 Alper’e sevgilerle 🙂

:: Koray Çok Mutlu: Daha mutlu olur inşallah.

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Bir insan tek günlük bir festivale neler bekleyerek gider? Elbetteki bu sorunun cevabı sahne alacak gruplarda gizlidir. Elbette ki o gece tanıdığınız bir grup vardır ve onu izlemeye ve yanında da diğerlerinin deyim yerindeyse tadına bakmaya gidersiniz. İşte bu gece benim için tadına bakmak şöyle dursun, tıka basa doyduğum bir gece olarak geçti. Hayal Kahvesi‘de buna şahit oldu.

Witness

Witness

Konserler tam da olması gerektiği gibi 6’da başladı. Önceki pek çok deneyimiz sonucu biz en erken 7’de başlar diye beklerken tam da saatinde başlaması güzel oldu. Ancak mekanın boşluğu gözden kaçmadı. İlk olarak Bursa’dan pek çoğumuzun tanıdığı trash metal grubu Witness çıktı. Grup, kendilerini evsahibi olarak hissettikleri için açılışı yaptıklarını söylediler. Witness’ın performansı çok iyiydi. Kendi şarkılarını çaldılar. Gecenin ilk grubu olmalarının tek kötü yönü, insanların azlığından dolayı ister istemez önlerin boş kalmasıydı. Bu arada yine kendi fikrim olarak söylüyorum, Witness’in davulcusu Ömer çok iyiydi. Özetle, Witness sahnedeyken ilginin biraz az olması sebebiyle bence hakettiği değeri göremedi. Helal olsun hepsine.

Serkan Abi

Serkan Abi

Witness Ömer

Witness Ömer

Akhuilon

A’khuilon

Gecenin ikinci grubu Eskişehirli melodik death metal grubu A’khuilon‘du. Grubun yanılmıyorsam ilk performansıydı. (Yanılıyormuşum, yorumlara bakınız.) Grup harika coverlar çaldı. Ama gecenin beni kahreden olayını da yaptılar. Dark Tranquillity‘nin Focus Shift‘ini çaldılar. Peki ben o esnada neredeydim? Arkada tuvalette Witness davulcusu Ömer ile konuşuyordum. Şarkının sonuna yetiştim. Çok bağırdım bir daha çalın diye ama çalmadılar. Canları sağolsun, daha çok izleriz diyorum.

Prime Object

Prime Object

Vee işte en başta dediğim şekilde, konsere gelme sebebim olan gruba sıra geldi. Aslında bu grubu tanıyalı belki bir hafta olmuyordur. Tamamen şans eseri dinlediğim 4 parçasının mükemmelliği ve sonrasında Eskişehir’e gelecek olmalarını duymam bu konsere gelme sebebimi sağlamlaştırdı:) Evet, üçüncü olarak sahneye İzmirli melodik death metal grubu Prime Object çıktı.

Prime Object Sedat

Prime Object Sedat

Grubun özellikle bayan vokal ve syntheiser altyapıları ile güçlendirip çeşitlendirdikleri müzikleri benim tam da hastası olduğum tarzın kendisidir. Melodileri bana Dark Tranquillity’i anımsatsa da grup üyelerinin In Flames‘i sevdiklerini öğrendiğim de ise epey bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Grup eğer hafızam ve müzik bilgim beni yanıltmıyorsa kendi parçalarınından oluşan bir set çaldılar. Bazı yerlerde mekandaki ses sisteminden dolayı bayan vokali duymakta zorlansak da, tamamı harika bir performanstı. Beklediğimden çok çok yukarıda çıkmıştı. Bu grupla ilgili bir diğer ilginç nokta davulcuları ve vokalistlerinin yeni olması. Davulcuları

Prime Object

Prime Object

Sedat, çok genç olmasına karşın 10 numara çaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, gecede çalan davulcuların çoğu kendi yaşıtlarımdı. Yani 25 yaş altı 🙂 Süper, bizim jenerasyon geliyor gümbür gümbür 🙂 Prime Object o ana kadar ki en coşturan grup oldu. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Lan hatta aklıma ilk etapta aklıma gelmese de çok kral birşey daha yaptılar, okumaya devam edin.)

UNdertakers

UNdertakers

Gecenin dördüncü grubu İstanbulluUndertakers oldu. Grubun vokalistini arkada maske takarken gördüm. Heyacan olsun biraz, diyerek beni güldürmeyi başarınca boynum iyiden iyiye ağrımaya başlamasına rağmen yine sahnenin önüne geçtim. Undertakers yıktı! Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, Undertakers sahneyi yıktı! Vokalleri Arsen aşağı indi, ‘kafa salladı‘ seyircilerle 🙂 Undertakers, süprizi sonda yaptı ve ne çaldı? Redneck

Undertakers uçuyor

Undertakers uçuyor

çaldı! Evet yaptılar bunu. (Hayır yapmamışlar, Redneck’i Prime Object çalmış, yorumlara bakınız. Bende oluyor böyle geçici hafıza kayıpları olsun lan 🙂 ) Gerçi kimse Wall-Of-Death yap(a)madı ama olsun lan süperdi yinede. Undertakers’le ilgili bir not daha, davulcuları o kadar rahat, o kadar kasmadan çalıyordu ki cidden sinir oldum. Ulan insan hiç mi zorlanmaz be 🙂

Seyirci!

Seyirci!

Undertakers Arsen

Undertakers Arsen

Kene

Kene

Gecenin son grubu yine Eskişehirli Kene grubuydu. Grup bence gecenin en eğlendiren grubu oldu. Bassçılarının çalarken ki hareketleri, hatta bir şarkıda beni yaran vokali, vokalistlerinin çok iyi performansı ve şu an hatırlayamadığım çok harika bir şarkıları sebebiyle Kene iyiydi. Boynum ve belim ağrıdığından dolayı gruba gerilerden eşlik etsem de gruba önlerden çok fazla sayıda insan katıldı.

Kene

Kene

Kene

Kene

Ve gece saat 23:30’da bitti. Bu da güzel oldu, izlemeye gelenler her grubu dinlemiş oldu.

Organizasyonun en byük eksiği tanıtımın az yapılmış olmasıydı. Çünkü ben eminim ki zamanı ve fiyatı ile çok cazip bir etkinlikti ve herkes gelebilirdi. Gecenin en büyük ayıbı ise Hayal Kahvesi’nce yapıldı. Kene grubu sahnedeyken ve insanlar sahnenin önünde pogo yaparken mekanın sahipleri oradaki insanları hiçe sayarak sahne önüne masalar yerleştirdiler ve masaların üzerine rezerve yazıları koydular. Bunu grup sahnedeyken yapmaları ayıptan başka bir şey değildir. Acaba aynı şeyi bir Gökhan Özen konserinde de yaparlar mı diye aklımdan geçirmedim değil. Kene grubu sahneden indiğinde bizde toparlanmaya başladık. Bu esnada mekan görevlilerinin arkadaşlar boşaltın hadi club başlayacak uyarısı ile alelacele çıkmak zorunda kaldık. Hayal Kahvesi’ne önceden acırdım da yok abi haklıymış insanlar.

Gecenin benim açımdan güzel yanları; pek çok insan ve grupla tanıştım. Hiç hesapta yokken uzun süredir görmeyi istediğim İlkim Oulanem ile tanıştım. Witness ve Prime Object grubu üyeleri ile samimi sohbetler yaptık. Bu insanlarla aynı şeylerden dert yakındığımızı görmek beni mutlu etti 🙂 Ha, şunu unutmadan söyleyeyim, çıkan tüm grupların üyeleriyle gayet samimi muhabbetler edebildik Volkan’la. Volkan bir de Pantera t-shirt’ü yakaladı:) Bende her gruptan gecenin hatırasına pena aldım. Koleksiyonum baya genişledi.

Gecenin üzücü bir olayı Witness’dan Serkan Abi’nin fotoğraf makinesinin çalınmasıydı. Çok üzüldüm.

Eskişehir’de giderek artan bu tip etkinlikler metal müzik severler için tanışma ve buluşma imkanları sunuyor. Eskişehir, giderek öne çıkıyor. Yazıyı Prime Object gitaristinin beni epey bir gaza getiren şu sözü ile bitireyim:

Eskişehir, Türkiye’nin Gotenburg’u!” (anlayana 🙂 )

Grupların Myspace adresleri:

Witnesshttp://www.myspace.com/witnessthrashmetal

A’khuilonhttp://www.myspace.com/akhuilonband

Prime Objecthttp://www.myspace.com/primeobject

Undertakershttp://www.myspace.com/undertakers_tr

Kenehttp://www.myspace.com/keneband

Chaos Extreme Death Metal Fest 4

Savaşalple

Savaşalp'le

Üzerimize düşen farzı yerine getirmek gerekiyordu ve bizde öyle yaptık 🙂 Eskişehir Rock Topluluğu adıyla daha fazla kişinin katılmasını isterdik ama olmadı. 3 kişi; Savaşalp, Volkan ve ben gittik konsere. Volkan son dakikaya kadar gelemeyeceğim dedi ama sonunda dayandı ve katıldı bize. Saat 18:00’de kapı açıldı açılmasına da, saat 19:00’da başlayacak performanslar bir türlü başlamıyordu. Biz de o esnada Hayal Kahvesi‘nin bahçesinde beklemeye başladık.

Volkanla

Volkan'la

Rotten Dogs

Rotten Dogs

Saat 20:00’ye yaklaştığında ses kontroller yapıldı ve Ispartalı grup Rotten Dogs sahneye çıktı. Özellikle epey genç gözüken davulcuları ile kanımca iyi bir performans gösterdiler. Sepultura’dan çaldılar. (Savaşalp söyledi Sepultura olduğunu, ben pek tanımam.) Ancak sahne önünündeki 18 yaş altı çocukların buram buram özentilik kokan hareketlerinden dolayı ağır dinleyici (:)) arkalarda takıldı. ( Lan bu cümleyi okuyup artistlik yapan, yorum yapan olursa gözünün yaşına bakmam 🙂 Cidden görseniz bana hak verirdiniz.)  O açıdan şanssızdı bu grup. Ayrıca bir kaç defa mikrofonun bağlantısı kesildi, vokalin haklı olarak sövmesini ağzını okumak suretiyle anladık. Grubun basçısının da gayet güzel vokal yaptığına şahit oldum. Grup bir şarkı daha söylemek istedi ancak malum zamanın kısıtlı olması, soundchecklerin gecikmesi gibi sebeplerden inmek sorunda kaldılar.

Suicide

Suicide

İkinci sırada Türk Death Metal‘inin öncü gruplarından Ankaralı Suicide vardı. Bunların davulcularını da özellikle izledim. Yalnız sonradan vokalleri Erkan Abi’nin akılları yerinden oynatan vokalleri ile tüm sahne onun etrafında dönmeye başladı. Yılların deneyimini konuşturdu Erkan abi. Yüzündeki o müthiş ifade adeta sözlerle bütünleşiyordu. Neyse yazıyı fazlaca edebiyat kompozisyonu yapmadan devam edeyim 🙂 Suicide’da sahnenin önü doldu taştı. Pogo da ilk bu grupla başladı. Organizatör Murat ile yanılmıyorsam ismi Özgür‘dü, iki kişi başlattılar pogoyu 🙂 Suicide’da cidden doyamadığımı hissettim. Bitirdiklerinde davulcunun fırlattığı bagetlerden birisini Volkan yakaladı ve bana verdi. Kardeşim benim 😀 Bu arada hayatımda ilk defa Suicide’ın bassçısında perdesiz bass gitar gördüm lan.

Human Harvest

Human Harvest

Suicide’dan sonra İzmir’den Human Harvest çıktı sahneye. Human Harvest’in cool basçısının sahneye sandaletle çıkmasını, ben ve Savaşalp süper bir mesaj olarak algıladık ve çok tuttuk. Bu grubun özellikle Nile tişörtü giyen gitaristlerini ben acayip tuttum. Davulcuları da gayet iyiydi. Gerçi tüm grup iyiydi lan. Cidden bak. Human Harvest, Slayer‘dan Death Skin Mask‘ı çalmaya başladığında ortama ayrı bir renk geldi. Performansın sonunda Nile tişörtü giyen o gitaristten gecenin anısına penasını rica ettim. Sağolsun verdi lan 🙂 Bu arada Human Harvest’in vokalini önce herhangi bir alet kullanıyor sandım. Meğer herifin kendi orjinal sesiymiş 🙂 Grup cidden iyiydi yani. Bu arada Volkan da dayanamayıp sahnenin önüne geldi.

Human Harvest’ten sonra bir süre hava almaya çıktık. Sonra üzerimizdeki tüm ağırlığı Black Omen‘dan süper insan Serkan Abi’nin masasına emanet bırakıp sahne önüne gittik. Zira UÇK Grind çıkıyordu! Açıkçası UÇK’yı bir kaç parçasıyla ve Savaşalp’in anlattıkları ile biliyordum. Sahnede en önde üç arkadaş başladık dinlemeye 🙂 Vokal Tanju Abi hayatımda daha önce izlemediğim kadar enerjik bir vokalmiş! Adam atladı zıpladı sahnede. Sahneyle adeta boğuştu. Tabii bu da seyirciyi acayip, hatta duble acayip gaza getirdi. İşte ilk tekmeyi o zaman yedim! Yerlere düşenler, kayanlar, çarpanlar, ölenler, tekrar dirilenler… UÇK, deyim yerindeyse öttürdü sistemi! Grubun bassçısı ile direkt göz temasına geçtiğimizde ise olay ayrı bir keyif vermeye başladı. Justice‘de kafamı öndeki monitöre çarptım. O kadar! (Söylemedim Volkan size, bagetten sonra bunu da söylesem heralde gülmekten ölürdünüz, ben de iki cesetle n’apardım lan? ) Son şarkı beklendiği gibi Human Race Must Be Destroyed oldu. Bu esnada Tanju Abi, başlarına gelen üzücü bir hırsızlık olayından bahsetti. Sonra da grupça savundukları “İnsan ırkının yok edilmesi gerekir” felsefesinden bahsetti. Haklılar lan 🙂 Bu şarkıda birkaç ay önce Black Tooth‘un yaparak bizi çılgına çevirdiği sahneye alma olayını yaptılar. Bassçının bizim Savaş’ı tutup çıkarması gruba karşı daha da bir sempati kazanmamızı sağladı, süper oldu. Son şarkıyı sahnede birlikte söyledik. Sonra bassçıları ile hemen küçük bir sohbete giriştik. Eskirock çıkartmalarından verdik. Karşılıklı destekleşme anlaşmaları yaptık. Volkan’la Savaşalp hatıra olarak adamın bilekliklerini aldılar. Daha sonra dışarda Savaş bir tişört, ben de kendime bir şapka, Volkan’la ikimize de birer arma aldım. Süper oldu yani. UÇK’nın performası gerçekten iyiydi. İstisnasız herkesin katıldığı headbangler oldu. Valla aklımda kalanlar bunlar.

Heretic Soul

Heretic Soul

Daha sonra aslında benim en çok merak ettiğim grup Heretic Soul sahneye çıktı. Grup tüm konserler boyunca en arkada masalarında oturmayı tercih etmişti ve neredeyse hiçbir performası izlememişti. En azından sahne önünde olduğum için ben göremedim. Ayrıca bunların Almanya’da sahneye çıktıklarını, headliner olduklarını, yaptıkları sponsorluk anlaşmalarını öğrendiğimden herhalde epey bir hevesle ve merakla performanslarını beklemeye başladım. Az önceki UÇK performansının vuruculuğundan olsa gerek salon epey boşalmıştı. Adamlar ilk şarkıyı neredeyse boş salona çaldılar. Sonradan salon dolmaya başladı ama sahne önünde nedense yine o ilk çıkan gruptakine benzer gereksiz bir kalabalık toplanmaya başladı. Bu esnada Savaşalp sahnenin önüne gidip, oradan dinlemeye başladı. Ben o esnada, o gece ilk defa yapılan wall-of-death‘e katıldığım için yaralanmıştım 🙂 Savaş grubun bassçısına performanstan sonra penanı verirmisin diye sorduğunda çocuğun cevabı “Hayır veremem” olmuş. Şaşırdım, üzüldüm. Daha sonra ne bileyim sarmadı beni bu grup. Artık ayakta duracak halimiz kalmadığından terkettik Hayal Kahvesi’ni Amoral Vuslat‘ı dinleyemeden. Ayıp oldu Ali Abi‘ye ama. İçimden keşke Amoral en son değil de, Heretic’ten önce çıksaydı diye geçirdim. Burada Heretic Soul’un performansından kendi görüntülerimden bir parça var:

http://www.metacafe.com/watch/3053720/heretic_soul_live_at_hayal_kahvesi_eskisehir/

Evimize doğrı kör topal ilerlerken Volkan, bir death metal grubu kurmaktan bahsediyordu. Savaşalp tişörtten dolayı acayip mutluydu. Ben ise şunu bir kez daha anlamanın verdiği keyfi yaşıyordum: Seviyorum lan bu death metali!

Yazıda adı geçen gruplar:

1. Rotten Dogs: http://www.myspace.com/rottendogstr

2. Suicide: http://www.myspace.com/suicidefans

3. Human Harvest: http://www.myspace.com/humanharvestband

4. UÇK Grind: http://www.myspace.com/uckgrind

5. Heretic Soul: http://www.myspace.com/hereticsoul1

Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın.