Tag Archives: HES

Doğa Derneği Konferansı

Bugün yapıldı. Dernek başkanı Güven EKEN, sağolsun İstanbul’dan kalkmış gelmiş. Doğa ve Çevre Kulübümüzün bu seneki güzel etkinliklerinden birisiydi. Kulüp başkanımız Gülsevin‘e ve emeği geçenlere teşekkür ederim.

Biraz geç girdiğimden başta konuşulanları bilmiyorum. Girdiğim noktadan itibaren dikkatimi çeken noktaları not almıştım. Şimdi onları paylaşayım:

  • Güven Bey, HES‘lere karşı çıkan köylülerin videolarını gösterdi. O an da benim hiç sevmediğim şu şehirlinin köylüye bakışını gördüm herkesim yüzünde. Bir şeyler anlatan köylüleri tebessümle izliyordu herkes. Neden lan? Neden köyde yaşayan bir vatandaşımız konuştuğumuzda özellikle de yaşlı ise şehirde yaşayan vatandaş yüzünde tebessümle izler? Çok garip doğrusu!
  • DSİ‘nin 2023 yılına ait HES Planlarını içeren bir harita gördük ki inanılmaz! Böyle bir doğa vahşiliği yok! Her taraftalar!
  • Tutamış Gölü (eğer yanlış duymadıysam) diye bir gölün fotoğrafını gösterdiler ki artık su kalmamış, sadece çöl kalmış. Buranın suyunu çekmiş vicdansızlar.
  • Yuvarlak Çay isminde bir akarsuda da HES yapmaya çalışıyorlarmış. Burada tepki gösteren insanların barındıkları çadırları göstererek “Direniş Kampı” gibi bir ifade kullandı Güven Bey. Avrupa’da yıllar süren direniş kampları oluyormuş mesela.
  • Dicle Vadisi, insanlığın en önemli vadisidir. Medeniyetler burada doğmuştur.
  • Allianoi Tarihi Roma Hamamı‘nı kumla dolduran, gömen zihniyet nasıl bir zihniyettir? Neyin peşinden koşmaktadır? [haber]
  • Süleyman Demirel‘in barajlar kralı ilan edildiği 1980 li yıllarda Avrupa’da insanlar baraj karşıtı yürüyüşler yapıyormuş.
  • Geçenlerde basına da çıkmıştı. Çevre Bakanı Tarkan‘a kızdı diye. O olayın da çıkışı Doğa Derneği kaynaklıymış. Ülkemizin tanınmış simaları Hasankeyf‘e baraj yapılmasına karşı olduklarını bildirmişler, bunlar billboardlarda yayınlanmıştı. http://www.dogadernegi.org/ adresine girdiğinizde tüm görselleri görebilirsiniz.
  • Meğer Garanti Bankası kredi vermiş bu Hasankeyf’i sular altında bırakacak projeye. Dernek de bankanın çevreci görünüp nasıl kendi çıkarına çalıştığını deşifre eden bir çizgi film izletti bize. Videonun sonunda “Banka size ‘başka bir arzunuz?’ diye sorarsa, Hasankeyf’ten elinizi çekin deyin” diyordu bir dış ses. Güzel bir video olmuş.
  • Peki gerekli enerjiyi nasıl üreteceğiz? Bu noktada Güven Bey, gerekli enerjinin gereken noktada üretilmesi gerektiğini söyledi. Yani her evde mikro ölçekli bir enerji santrali olmalıymış. Bu konu bana biraz olmazmış gibi geliyor. Ben de kalktım bu şekilde olursa kaos olmaz mı dedim? Güven bey, olmaz dedi. Garip.
  • Aralarda bir yerde tüketim toplumuna ve kapitalist bakış açısına bir gönderme yaptılar.
  • Bu arada Ozan Hoca’da kalkıp Seda‘nın sorusuna karşılık olarak “Mühendislik çözümü” kavramının aslında çok tehlikeli bir kavram olduğunu, mühendislerin de her zaman bilimsel olamadıklarını anlattı. Bence de haklı. Sonuçta bu istenmeyen projeleri yapanlar da mühendisler.
  • Türkiye’nin HES’e bakış açısını “HES Fetişzmi” diye yorumlayan Güven Bey benden bir puan daha aldı.
  • Bu projelerde, HES’i yapacak şirket suyu 49 yıllığına kiralayıp onu bir mal haline getiriyor. Bugün Muş’ta HES şirketi köylülere su satmaya başlamış. Allah belalarını versin.
  • Dünya’da HES açısından en vahşi ülkeler:
    Türkiye > Çin > Brezilya

Güzel bir konferanstı. Bazı konularda katılmasam da pek çok nokta da bildiğim ve katıldığım şeyler söylediler. İzleyenler çok şey öğrendi. Kulübümüze teşekkürler.

Bir Baraj Gezisi

Gökçekaya Barajı

Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları isimli seçmeli dersimi, bu blogu okuyan herkes biliyor olmalı. Yer yer eğlenceli bir ders bu. Eğer bir şekilde programınızda falan varsa almanızı tavsiye edebilirim. Her neyse, bugün bu ders kapsamında yapmayı planladığımız iki teknik geziden birisi olan Hidro Elektrik Santrali (HES) gezimizi yaptık. Eskişehir sınırları içerisinde bulunan, bölgenin en büyük, Türkiye’nin de 8. büyük HES’i Gökçekaya Barajı ve Hidroelektrik Santrali‘ne gittik. Bu baraj, 1972 yılında yapılmış en eski HES’lerden birisi. Alpu ilinin sınırları içinde. Kurulu gücü 275 MW.

Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra tesise vardığımızda jandarmanın atış talimi ya da ona benzer birşey yaptığını öğrenip planımızda olmadığı halde bir sonraki baraj olan Yenice Barajı‘na gittik. Ankara Nallıhan sınırları içinde.  Bu baraj 2001 yılında üretime başlamış ancak yapımı daha eskilere 80’lere gidiyor. Romanya‘daki bir hidroelektrik santralinden sökülen parçalar klasik olduğu gibi bizim ülkemize getiriliyor. Yıllarca devletin bürokratik engellerinden dolayı bekliyor. En son 1999’da kuruluyor ve 2001’de devreye alınıyor. İşin komik yanı, bu barajın elektrik üretebilmesi bir mucize imiş. Burada üretim yapılamaz raporu verilmiş ama tesis çatır çatır üretiyor. 32 MW kurulu gücü var buranın da. Burada çalışan genç bir mühendis barajın işi öğrenmek için harika bir yer olduğunu söyledi çünkü sürekli hata veriyormuş 🙂 Teknik bir detay olarak, geçen haftalarda yaptığımız hidroelektrik santralleri sunumundan aklımda kaldığı kadarıyla türbin tipini sordum. Burada kaplan tipi türbin kullanılıyormuş. Burada sürekli üretim yapılıyor ve üretilen elektrik Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘ne veriliyormuş. Bu küçük HES’te gezimizi yaptıktan sonra asıl hedefimiz olan Gökçekaya’ya yeniden yöneldik. Yaklaşık yarım saatlik bir yoldan sonra tekrar geldik Gökçekaya’ya.

Cebri Borular

Sağolsun oradan bir mühendis bize eşlik etti ve geldik baraja. Ama ne baraj! Su düşüm yükseliği 110 metre civarı. Diğer barajın ki 24 metre idi. Bunda da 3 tane türbin var ama ürettiği elektrik daha fazla. Ve bu barajın elektriği doğrudan tüm yurdun şebekesine bağlıymış. Baraj konumu olarak dengeleyici görev yapıyormuş. Asla tam kapasiteyle çalışmıyor, ihtiyaca göre üretim yapıyormuş. Mühendisin söylediği şey 4 senedir orada çalışıyormuş ve sadece tek bir defa üç türbini de aynı anda çalıştırmışlar. Diğer barajdan farklı olarak burada ağır bir koku vardı. Bu da biriktirme haznesinin önünde oluşan gölde artık ötröfik bir durumun oluşmasından kaynaklanıyordu. Zira kenardaki kayalar bile simsiyah olmuştu. Artık suyun dibinde sedimentler birike birike barajın ömürünün hesaplanandan daha erken dolmasına sebep olacaklarmış.

Her iki barajda da türbinlerin su girişleri, hilal şeklindeki yapının uçlarına yakın şekildeydi. Bunun sebebi en ideal su basıncını elde etmek içinmiş. Benim çok garibime gitti, Gökçekaya’da barajın su biriktirme haznesinin inşaatında betona tek bir demir koymamışlar. Hatta bir insan saçı bile düşmemiş! Saf betonmuş. Lan bu durum, barajı daha dayanıksız yapmaz mı? Anlayamadım bir türlü. Baraj dolgu tipi baraj ve Francis türbinleri kullanılıyor. Buradaki teknoloji öbüründen daha eski. Burayı inşaat olarak İtalyanlar ve teknoloji olarak da Amerikalılar kurmuş. Hata veriyormuş ama gördüğüm kadarıyla işini seven mühendisler tarafından bu hatalar hemen gideriliyormuş. Bu arada Gökçekaya Barajı özelleştiriliyormuş. Ekonomik ömrü doluyor ama bakalım kim alacak.

Hocamız ve Alper

En çevreci enerji üretimi diyoruz ama yer ihtiyacının korkunç büyüklükte olması bence HES’leri biraz daha düşündüren projeler sınıfına sokmalı. Tesisin ihtiyacı basit aslında. Bir türbin, yüksekten düşen bir su ve bolca beton. Yan taraflarda yükselen dağlar tepeler bile betonlanmış. Bu arada barajın suyu çok pis gerçekten.

Güzel, öğretici bir gezi oldu. Hocamıza teşekkür edip bitiriyorum yazımı.

(Gökçekaya Barajı hakkında teknik detay)     (Yenice Barajı hakkında teknik detay)