Tag Archives: hicri bozdağ

Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen

Eskişehir’de uzun süredir bu kadar yoğun katılımlı bir müzikal organizasyon olmamıştı sevgili okur. 25 Ocak Cuma gecesi, Atatürk Kültür Merkezi‘nde (AKM) mekanının mevcut kapasitesinin çok çok üzerinde, yüzlerce rock müziksever tıklım tıkış, müthiş bir gece yaşadı. Şef Musa Göçmen yönetimindeki Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile Musa Hoca’nın arkadaşlarından oluşan rock grubu, Senforock projesiyle şehrimize misafir oldular.

Etkinliğin haberini hafta başında, tamamen şans eseri olarak bir billboard’da gördüm. Hemen biletler için biletal.com‘a baktım ama nafile. Tükenmişti. Yılmadım, taa gittim etkinliğin yapılacağı mekandan, AKM’den sordum. Orada da bilet satışı yokmuş. Son bir umutla çarşıdaki Turgut Özakman Sahnesi‘ne gittim. Ancak şans bize gülmüyordu sevgili okur. Yer yoktu.

Her şeyi göze alıp, cuma akşamı saat 19.15’te AKM’ye gittik. Kapıdan “koltuksuz” yazan biletlerden aldık. Beş lira yahu! Beş lira! Eskişehir’de operaya, tiyatroya gitmek beş lira sevgili okur. Yani öyle çok büyük bir lüks ve ayrıcalık değil. Sen de faydalan. Bu mekanlar, bizim yani halkın. Bu konserler, bu gösterimler her biri bu şehrin değerleridir. Sahip çıkalım.

Evet sosyal mesajımızı da verdikten sonra, sıraya girmek üzere yukarı çıktık. Tam o anda bir ses “Mesut” diye bağırdı. Bir döndüm baktım ki bizim Yeşim Hanım! Aman yarabbim! Hem de burada? Çok şaşırdım, çok sevindim. Ben Eskişehir’de yaşadığım halde bilet bulamamışken, onlar kalkıp Bilecik’ten hem de bilet alarak gelmişler. Ayak üstü sohbet ettik biraz. Sonra giderek uzayan kuyruğa geçmek üzere ayrıldık.

Kuyrukta beklerken arkadaş stoğumun en az yarısını görmüşümdür sevgili okur. Lise, üniversite, iş hayatı ve gündelik hayatta tanıdığım onlarca arkadaşımı gördüm selamlaştık, konuştuk. Tüm bunlar biz sırada beklerken oldu. Saat 20.00’yi biraz geçe biletli seyirciler dolduktan sonra sıra biletsiz-koltuksuz– olan bizlere gelmişti. O anons geldi ve içeriye yığıldık. Bak ben, 2004’ten beri Eskişehir’deyim. İlk defa bir konserde merdivene oturdum, beni bırak, salonun üçte biri de merdivenlerde oturdu. Koskoca mekan, silme, tıklım tıkış doluydu. Yani çoğu yerde bir kişinin geçebileceği boşluk bile kalmamıştı. Bir de salonun en üstlerinde olunca aşağıya doğru uzanan, insan tarlasına bakar gibiydik. Müthiş bir heyecanla beklemeye koyulduk.

Orkestra yerini aldı. Rock grubu yerleşti ve Musa Göçmen olağanüstü enerjisiyle sahneye fırladı. Biz bu adamı çok seviyoruz. Farklı projelerde, üçüncü defa izliyordum o gece kendisini. Şef, fazla oyalanmadan geceye hızlı bir giriş yaptı ve ilk şarkı: Metallica‘dan Master Of Puppets başladı. O ana kadar herkes düzenlemelerin nasıl olacağı konusunda heyecanlıydı. Bol distortionlı bir girişi duyunca şaşırdık ve daha da çok heyecanladık. Bu noktada, biz açıkçası senfoninin daha baskın olacağını hissederken, ya düzenlemeler gereği ya da genel miksin o şekilde ayarlanmasından dolayı Rock grubunu orkestraya daha baskın duyduk. Şikayet etmedik tabi ki 🙂 Şimdi bu noktadan sonrası, konser esnasında aldığım notlarla, şarkı şarkı ilerleyerek yazacağım.

  • Metallica – Master Of Puppes: Şarkı boyunca, davul ve vokalde ufak aksaklıklar duyduk. Bunlar ses sistemiyle alakalı hatalardı diye tahmin ediyorum.
  • Iron Maiden – Fear Of The Dark: Konserdeki en efsane düzenlemelerden birisiydi bu. Tüm seyirci, giriş kısmında koro olarak eşlik etti. Muazzam anlardı…
  • Ronnie James Dio – Holy Diver: Vokalde Bora Biçer, bir anda tüm kafaların kalkmasını sağladı. Gecenin en iyisi de oydu zaten.
  • Slayer – Seasons In The Abyss
  • Scorpions – Wind Of Change: Vokalde Zerrin Mete‘yi dinledik bu parçada. Parçanın olağanüstü melodisine tüm seyircinin ıslıkla eşlik etmesini sağladı. Herkese telefonunun ışıklarını açmalarını bizzat söyledi. Tek eksiklik, o güzelim soloyu çalan flütün duyulmaması oldu. Neden? Çünkü o esnada elektrik gitarın sesi epey bastırıyordu.
  • Deep Purple – Smoke On The Water: Seyircinin alkış tutarak dinlediği bir parça oldu. Vokaller gayet başarılıydı.
  • AC/DC – Highway To Hell: O ana kadar ki en etkileyici girişi yaptı orkestra. Waoov diyerek yerimden fırlamaya çalıştım. Çok iyiydi çok.
  • Accept – Balls To The Wall: Ben hiç bir zaman iyi bir Accept dinleyicisi olmadım. Yalan yok, parçayı da o kadar keyifle dinlemedim. Kötü müydü? Değildi. Ama burada orkestra biraz daha sönük kaldı.
  • Manowar – Hail and Kill: Aklıma Volkan‘ı getirdi bu parça. Vokalist müthiş screamleriyle seyirciden alkış aldı parça boyunca.

Evet, konserin ilk yarısı bu şekildeydi. İki şarkıda bir vokalistler değişti. Böylece parçaları farklı seslerden dinlemiş olduk. Dakikalardır merdivende neredeyse kıpırdayamadan oturduğumuz için her yerimiz tutulmuş halde dışarı çıktık. Komşum da olan, Üstat Aydın YAVAŞ‘ı görüp biraz sohbet ettik. Bu esnada Yeşim Hanım geldi yanımıza. Onunla muhabbete devam ederken, aranın bittiğini fark edip hemen yerimize, merdiven basamağına koştuk ki ne görelim kapılmış 😦 Ne yapacağız nereye oturacağız ederken mucizevi şekilde yer açıldı ve Betül-Mustafa ile Merve-ben olacak şekilde birer basamağa çöktük.

Konserin ikinci yarısında bile salon neredeyse hiç eksilmemişti. Bu kısımda Türkçe şarkılar vardı çünkü. Kitlenin büyük kısmı o parçaları da bekliyordu. Baştan söyleyeyim Türkçe şarkılardaki orkestral düzenlemeler, ilk kısma göre çok daha güçlü ve başarılıydı. Konseri izleyen hemen her yaştan dinleyici, torununu getiren dedeler, kızıyla gelen teyzeler, yaşıtlarımız, çocuklar, abilerimiz, ablalarımız herkes büyük bir ilgiyle bu ikinci kısmı dinledi ve çoğunlukla da eşlik etti. Bu kısımda çalan şarkılar ve bunlara dair küçük notlarım ise şu şekilde:

  • Barış Manço – Dönence: Koray Ergünay üstadın bas gitarını iyiden iyiye hissettirdiği, süper bir giriş oldu. Koray Hoca, yalnızca kendi özel, el yapımı bas gitarlarıyla sahne alıyor. Kendisini yıllar önce Eskişehir’de Volkan Yırtıcı ile birlikte ağırlamıştık. O günden beri de takip ediyoruz.
  • Cem Karaca – Tamirci Çırağı: Özellikle giriş kısmındaki brass’lar ile parça müthiş yüksek bir etki bıraktı bende. Musa Şef, bu brass düzenlemelerini ilerleyen parçalarda da ustalıkla kullanmış.
  • Erkin Koray – Arap Saçı: Konserdeki en başarılı düzenlemelerden birisiydi. Özellikle son kısmında dinleyenleri de işin içine katıp tüm salona şarkıyı söylettiler.
  • Üç Hürel – Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş: Yine giriş kısmında brass’ların yaptığı yürüyüşler, o çıkışlar falan harikaydı. Bir noktadan sonra dikkatimi sadece onlara verdim. Özellikle nakarattaki partisyonları muazzamdı. Bravo. bence Musa Şef, bu parçayı bu düzenlemeyle kaydedip bir single vs. yayımlayabilir.
  • Fikret Kızılok – Yeter ki
  • Edip Akbayram – Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz: “Yaylılara bravo” diye not almışım. Buna da tüm salon eşlik etti.
  • Edip Akbayram – Aldırma Gönül: Parçanın girişinde aksak bir geçiş var. Ben o kısmı hiç sevemedim. Akmadı parça, oralarda hep bir tıkandı. Öyle hissettim yani.
  • Barış Manço – Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Yine Koray Ergünay ve slap vuruşlarıyla aklımız yerinden oynadı 🙂
  • Erkin Koray – Estarabim:  Diğer parçalarda yazmadım ama bundan önceki her parçada bir müzisyen, belli bir part’la ön plana çıktı. Bu parçada da davulcu Ayhan Aydın, uzunca bir atakla seyirciden alkış aldı. Parçaya bütün salon eşlik etti. Kimsede enerji bitmiyordu.
  • Barış Manço – Kara Sevda: Zerrin Mete yine seyirciyi avucuna aldı. Gecenin en enerjik ve hatta en yıkım anıydı. O sıkış tepiş oturan seyircinin tamamı ayağa kalktı. Lan kimse itiraz etmedi ya! Müthiş bir andı. Kara Sevda’nın ilk riffi duyulduğunda herkes çığlığı bastı. Musa Göçmen keyiften dört köşeydi. Arka kısımdan yıllardır tanıdığımız, Eskişehir’de de defalarca ağırladığımız Hicri Bozdağ bile çıkıp geldi. Orkestra müthişti, grup müthiş. Her şeyiyle kusursuz bir performanstı. Çok büyük ihtimalle bunu kısa sürede yayımlarlar.
  • Erkin Koray – Fesupanallah: Yıkıldı ortalık. Başka da bir şey yazmaya gerek yok ama yazayım. Ayakta olan kimse oturmadı. Sanki milli marş gibiydi ya. Nasıl anlatsam bilemiyorum 🙂

Musa Şef, artık bitti dedi ama biter miydi hiç? Zerrin Mete ve diğer vokalistler hep birlikte Kara Sevda’yı söylediler. Yav ayaktaydı herkes. Sanki konser yeni başlıyordu. Böyle bir şey olamazdı sevgili okur.

Parça bitti. Çiçekler takdim edildi. Toparlandık çıkıyoruz. Hoppa, bu sefer de Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz başlamasın mı? Başladı. En az ilki kadar güzeldi.

Velhasıl, gece olabilecek en güzel şekilde bitti. O kalabalıkla, mekandan çıkmamız herhalde bir on dakika sürdü. Her birimiz mest olmuş halde en yakın çorbacıya gittik. İçtiğimiz o berbat çorba bile moralimizi bozamadı sevgili okur.

Konsere dair birkaç ufak değerlendirme yaparak bitiriyorum. Müzisyenlerin ve vokallerin isimleri zaten afişte yazıyor. Her birinin eline emeğine sağlık. “Senforock” adı altında yapılan bu organizasyondaki ses sistemi, en azından bizim izlediğimiz konserde, biraz yetersizdi. Arada sistemden dip sesler, gürültüler, ciyaklamalar duyduk 🙂 Bir de Musa Şef’im, bence orkestranın etkisini birazcık daha arttırabilir. Yer yer elektrik gitarlar senfoniyi bastırdı. Tek keşkem, vokallerin arasında Murat İlkan’ın da olmasıydı. Ahh, Murat İlkan olsaydı, belki de o gece bu işin nirvanasını görmüş olacaktık. Kısmet artık ileri ki konserlere. Eskişehir böyle güzel konserleri hak ediyor. Ahh Eskişehir…

senforock04

Ekleme: Şimdi öğrendim. 1200 kişilik salonda tam 2000 kişi varmış. Bu açıdan da bir rekor.

Ekleme 2: Süper gelişmeler  var sevgili okur. 

Aynı Dolmuşa Binmedim Lan!

Işın kılıcım ve Alper Uğurluoğlu prodüksiyonu

Oh be. Bugün eve dönerken aynı dolmuşa binmedim sevgili okur. Yani denk gelmedi çok sevindim. Demek ki akıl sağlığım yerinde. (Anlam veremeyenler bir önceki yazıyı okuyun.) Bunu sana ispatlamak için bir video blog çektim. Evet, video blogların ilkini yapıyorum sevgili okur.

Bugün Volkan‘la konuştum. İyileşmiş Tosun, cumartesi günü babasıyla sahalara dönüyormuş inşallah.

Uzun süredir elimde biriktirdiğim DVD kapaklarını nihayet dün bastırdım ve arşivdeki yerlerini aldı yavrucaklar. Pek bir güzel oldular.

TTNet‘ten hiç memnun değilim diye saçma bir cümle kuracaktım az kalsın. Lan kim memnun ki TTNET’ten? Dolayısı ile Turkcell Superonline‘dan dün arayan o kıza bugün aramasını söyledim. Birazdan galiba olumlu cevap vereceğim. Eğer sallamıyorsa ve işin içinde bir puştluk yoksa 60 lira’ya 16 mbps’ye kadar hızlı ve 50 GB muadil kotalı bir internet bağlantım olacak. Ama dün pek çok şey havada kaldı. Bugün netleştireceğim inşallah.

Bugün eve erken geldim. Erken dediysem saat 17.00’de geldim biraz evde dinleneyim diye. Neden bilmiyorum ama epey yoruldum yav bugün. Yolda uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımla mesajlaştık, bir mutluluk aldı beni. Evde de yurtdışına gidecek olan Gamze ile konuştum biraz. Polonya‘ya gidecekmiş lan, süper ülke valla.

Akşam da sosyal platformlarda sosyalleştim, eşle dostla konuştum; bir yandan da Hicri Bozdağ‘ın sunduğu Rock Station‘ı dinledim. Bir yandan da defter geçirdim. Üç dört işi birden yaptım.

Bu ara yazıların tekdüzeleştiğinin farkındayım sevgili okur. İnan bu ruh halimle alakalı. Gaza getirecek şeyler de olacak zamanla biliyorum. O zamanı bekliyorum sevgili okur.

Proofhead Hürriyet’te!

Hürriyet Eskişehir

Sevgili okur, Mesut kardeşin şeytanın bacağını kırıp yine bir ulusal gazeteye çıktı! Yaptı bunu!

Malumunuz Volkan‘la birlikte yeniden kurduğumuz Eskişehir Rock Topluluğu oluşumunu yanımıza Halil ve Togay kardeşlerimizi de alarak yürütüyoruz. Ekim ayında Eskirock Metal Fest Vol. III‘ü de yapacağız. Diğer ikisini zaten yine blogtan takip etmiştin sevgili okurum. İşte ekimde 3. sü olacak konserin.

Hicri Bozdağ abimiz de sağolsun Hürriyet Gazetesi’nin Eskişehir ekinde bizim Eskirock oluşumundan kısaca bahsetmiş, konserin line up’ını da vermiş. Sağolsun çok defalar farklı platformlarda destekçimiz olan Hicri Abi’miz bize bu güzelliği de yapmış.

Eskişehir’de sezon geriye gün sayıyor” isimli haber Hürriyet Eskişehir sayesinde pek çok metal müzik severe ulaştı. Tüm müzikseverleri ve dostlarımızı Eskirock Metal Fest Vol. III’e bekliyoruz.

Darkphase Penası Kazandım!

Darkphase

Henüz 5 dakika bile olmadı üstelik 🙂 Az önce Hicri Bozdağ‘ın her hafta perşembe akşamları yaptığı Rock Station programını dinlerken bu haftaki Slayer Özel Programı‘na mahsuben sorduğu soruyu doğru cevaplamışım! Programın konuğu Ankaralı Darkphase grubunun davulcusu Tolga abiydi. Kendisi sıkı bir Slayer fanı olduğundan kelli program esnasında grupla ilgili pek çok bilgi verdi. Sonra birden Slayer’da Dave Lombardo ve Paul Bostaph dışında çalan üçüncü bir davulcu daha var. Adı nedir diye soruverdi. Ödül olarak da 20. Yıl Özel Darkphase penası vereceğini söyledi. Şimdi normalde olsa benim o davulcuyu bilmem çok zordu. Ancak bu davulcunun bir özelliği onu benim için unutulmaz yapmış, aklımın bir köşesinde kalmış adam. Bu davulcu solak ve adı da Jon Dette. Ben de hemen 10 saniye içinda yazıp yolladım cevabı.

Programın sonunda da öğrendim ki doğruymuş ve ben kazanmışım. Lan nasıl mutlu oldum anlatamam. Darkphase’in bende zaten bir tişörtü vardı, Eskişehir konserlerinde elime geçmişti. Şimdi bir de penaları gelecek. Ve hatta geçen haftalardan Hicri Abi’nin bir de sözü vardı şapka için. Acayip bir Darkphase koleksiyonu olacak. Zaten bir de pena koleksiyonum var. Her açıdan çok hoş oldu yani.

Darkphase’e de Hicri Bozdağ’a da teşekkür ediyorum.

Poster, Biyodisk, Şiir, Kitab-Ül Hiyel, Sabhankra

Posterim

Posterim

Poster baskısı: Bir süredir yazıyorum buraya da Air Pollution dersi kapsamında yaptığımız bir proje vardı. Nihayet bitirebildik ve bu hafta posterini bastırdık okulda. Ancak okulda bedava bastırmamıza rağmen baskı çok kötü oldu. Dışarıda bastırmak da epey tuzlu olduğundan artık kötü falan idare edelim dedik. Yalnız acayip zevkli bir olay lan bu. Yani ne bileyim kaç gece uğraştım Photoshop’ta adam gibi bir şey olsun diye. Sonra gittim baskı makinesinden evladımın (abartıyorum) dünyaya gelişini izledim. Yalnız dediğim gibi makine mürekkebi şerit şerit basıyor acayip birşey yapıyor. Posterdeki tüm siyahlıklar acayip orangutan oldu! Yalnız fotoğraf kağıdına basyıyor, o yönü çok kral 🙂 Evet, artık benim de bir posterim var. Buradan grup arkadaşlarımı da (Alper, Selma ve Seval) teşenkkür ediyorum.

Biyodisk: Bu sene Temel İşlemler II Laboratuvarı kapsamında aldık bu projeyi de. Biyolojik azot giderimi. Biz, klasik reaktör metodunun dışında farklı bir yöntem; biyodisk yöntemini kullanmaya karar verdik. Sistemin imalatı için epey bir uğraştık. Bir dolu para harcadık. Sonunda bizim okulun torna atölyelerinden birisine gidip altın vuruşu yaptık ve sistemimiz çalışmaya hazır hale geldi. Bu noktadan itibaren Zülfikar Usta ile Kenan Abi’ye inanılmaz bir teşekkür borçluyuz. Dün başladık çalıştırmaya. İşin teknik detaylarına girmeyeceğim. (Google’da alakalı bir arama ile bu sayfaya geldiyseniz lütfen iletişim kısmını kullanıp benimle iletişin teknik detaylar için.) Geçen gün bir asistanımızın şu cümlesi beni fazlasıyla mutlu etti: “İşte not için birşeyler yapmayan bir grup! ” He he, biz öyleyiz işte 🙂

Şiir: Geçen gün Deadquenn‘in arşivinden çıkmış, yolladı sağolsun. Şu an geçerli olmayan bir kaç sözcüğünü silip veriyorum aynen:

Sen uzaklardaki bensin
Uzanamadığım ben
Ben seferdeyken sen arkamı bekliyorsun
Ben yataklara düştüğümde sen ayakta bekliyorsun
Ve sen beni istiyorsun; kendini görmek
Ben ise kaçıyorum sadece
Ne olduğunu, nasıl olduğunu umursamadan
Düşüm gerçek; elimde hem sadece o da değil
Kraliçe ayağa kalk ve bana bak
Elimden tut; toprağa sen dik tohumları
Nasıl olur önemli değil,
Gel sadece gözlerimin önüne
Belki yine kaçarım gözlerinden
Ama ruhum ortalıktayken ben ne kadar saklansam da
Ne kadar gizlesem de ayaklarımı
Rüzgâr açıyor tüm örtülerimi
Uyandırıyor soğuk içimde eserek,
Gelmiyor belki de gelmesini umduğum tren
Ben hiç binemiyorum hem de sen de yoksun
Metalin tadını, yağmurun kokusunu alıyorum içtiğim su da
Senin elinden diyorum kendime
Öyle olmadığını bile bile

Ve quenn ben ölüyorum;
Sen bunu bilmesen de, hiç fark etmesen de…

Kitab-ül Hiyel

Kitab-Ül Hiyel: İhan Oktay Anar, yazmış yine! Yapmış, sonuna kadar, dibine kadar ve hatta Allah’ına kadar İhsan Oktay kokuyor kitap! Yanlış anlamayın, bu yeni kitabı falan değil ama bir türlü okuyamamıştım. En son Ankara’dan bulup orjinalini ucuza almıştım. Okuyorum şu an ama doyamıyorum ya! Kitabın tanıtımını yapmayacağım; bu iş için özelleşmiş çok güzel bloglar, siteler var. Merak ederseniz göz atarsınız. Göz atın pişman olmayın:) Bu arada Hiyel, Osmanlıca mekanik bilimine verilen isim. Kitapta farklı mucitlerin yaşam öyküleri ve yaptıkları enterasan buluşlar ve bunları tanıtmak için verdikleri yer yer komik mücadeleler, Osmanlının çürümüş bürokrasi işlemleri anlatılıyor. Komik demişken heralde kitapta beni en çok güldüren şu detayı paylaşayım istedim:

“yoldan eşeğiyle geçen bir sakayı durdurup eline iki metelik sıkıştırdı. Adama maksemden eve derhal su getirmesini istedi. Çünkü Davud’a atacağı köteğe bir sınır koymak istemişti.” (anlayanlar 🙂 )

Sabhankra

Sabhankra Rock Station’da: Sanki MTV Müzik Ödüllerine çıkmışlar gibi yazdım demi 🙂 Bilmeyenler için Rock Station, Hicri Bozdağ abimizin 13 yıdır Ankara’dan Radyo Vizyon‘dan sunduğu bir metal müzik programı. Her hafta bir konsept yapan programın bu haftaki konsepti “%100 Türk Malı” idi. Anlayacağınız üzere yerli gruplarımızdan parçalar çaldı. Bundan bir kaç hafta önce kendisine Sabhankra çalabilir mi diye rica etmiştim ve gerekli materyali ulaştırmıştım. O da sağolsun kırmadı Sabhankra’mızın Our Kingdom Shall Rise isimli parçasını çaldı 🙂 Sonunda da selam yolladı. Lan nasıl mutlu oldum anlatamam 🙂 Sesimiz daha çok duyulacak, bekleyin ve görün.

Sınavların Ardından

Gidip saçlarımı kestirdim ve traş oldum 🙂 Artık biraz daha insana benziyorum. Bir de gidip kendime bir pantolon aldım.

Bu sınav haftası kelimenin tam anlamıyla rezaletti. Haftaya Su Temini ve Atıksu Uzaklaştırma sınavı ile başladım. İyi başladım bu sınava lakin kötü bitti. Aynı gün öğleden sonra 4’te de yani tam olarak 6 saat sonra, Termodinamik sınavı vardı. Bu sınavda da çuvalladım. Çıktığımda neredeyse ağlayacaktım. Ağlamadım ama. Salı günü de Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları ismindeki seçmeli dersin sınavı vardı. Ümran Hoca‘dan Allah razı olsun, mükemmel sorular sormuştu. Güzel geçti bu sınav. Çarşamba günü çok korktuğum İstatistik dersinin sınavı vardı. Çok şaşırdım ama bu sınavım mükemmeldi. Valla lan 🙂 Vee perşembe günü perdeyi Temel İşlemler ve Süreçler II sınavıyla açtım. Ancvak sahnede çok durmadım erkenden çıktım. Tam anlamıyla çuvalladım bu sınavda da. Ama dur, bildiğim herşeyi yaptım. Bu dersin puanlaması biraz garip ama bakalım bi 20 falan alabilir miyim? Bugün sabahtan Air Pollution sınavı vardı. İşte bu sınavdan çıktıktan sonra ağlayacaktım asıl. Ama ağlamadım yine. Çok kötü geçti. Neden? Aptal gibi slaytlara çalışıp kitaba bakmadığım için. Ve bu sınavda bana koyan başka bir şey de yaratıcılığımın sıfıra inmesi oldu. Kendimi hiç affetmeyeceğim, Eftade Hocama da rezil oldum lan. Tüh bana! Son sınavım olan Çevre Mühendisliğinde Bilişim Teknolojileri sınavından da 70 bekleyerek çıktım ve bitirdim bu sınav haftasını.

Son sınavda bir anket yaptılar bize. Doğum Kontrol Yöntemleri hakkında bildiklerimize dair. Güzel bir anketti. Biraz utana sıkıla cevapladım lan içtenlikle. Söz konusu bilim olunca bıraktım valla herşeyi bir kenara. Yalnız itiraf ediyorum bilmediğim bir sürü yöntem varmış. Özellikle ne olduğunu anlamadığım vücut sıcaklığı ile ilgili birşey vardı. Onu bir bulayım çok merak ettim.

Velhasıl böyle, bu şekilde geçti bu hafta. Yoğun ve yorgun. Ama önümdeki haftanın daha da sıkıntılı olacağını bilmek beni nasıl üzüyor anlatamam. Çalışmaya başlamam lazım. Yapmam gerekenleri zaten yeri geldikçe yazarım buraya siz de okursunuz. Bu arada yarın elimdeki uyuşukluk için doktora gidiyorum nörolojiye. Randevu aldım.

Dün gece Hicri Bozdağ‘ın programı vardı Radyo Vizyon‘da sağolsun isteğimi de çaldı mutlu etti beni. Okur mu bilmem, okursa tekrar teşekkür ederim kendisine.

Chaos Extreme Fest II

Chaos Extreme Fest II

Chaos Extreme Fest II

Birkaç hafta öncesinden gitmeyi kararlaştırıp; konserden 3 gün önce Volkan, Savaş ve ben biletlerimizi aldık. 10 YTL idi bilet ayrıca bir bira da hediye 🙂 Neyse, olay günü biz saat 7’de mekana gittik. Kapıda Black Omen‘dan Serkan abi ve Baran abi’yi görüp iyice mutlu oldum. Zira ben Eskişehir’den sadece Episode 13 katılıyor diye biliyordum. Sonradan farkettim ki meğer Black Omen logosunu değiştirmiş. Neyse, biraz oyalanıp içeri girdik. Bileklerimize birer mühür basıldı. Gerçi bu mühür gecenin ilerleyen saatlerinde terden silinecekti ama 🙂 Biz Up’n Down adlı mekanın alt katına indiğimizde soundcheck’ler yapılıyordu. Ve o esnada Black Tooth‘tan canımız ciğerimiz Tuna abimizi gördük.  Black Tooth’un Eskişehir Episode‘unun kurucuları olarak bir süre muhabbet ettik bu alçak gönüllü adamla 🙂 Yalnız

Savaş ve Ben

Savaş ve Ben

mekanın boşluğundan çok şikayetçiydi. O esnada Black Omen davulcusu Onur’u gördüm. Birkaç dakika muhabbet ettik. Neyse, zaman geçiyor; dj ardı ardına sağlam parçalar çalıyordu. En son In Flames’in Take This Life’ı çalarken sahneye Ankaralı grup Tahrip çıktı. Bu adamları ilk kez dinleyecektim. Türkçe sözlü hardcore yapan grubu gerçekten beğendim. Sahnenin önünde çok az insan vardı ve bence grup hakettiği ilgiyi görmedi. Bassçının gaz maskesi olayı hoşuma gitti. Grubu izlerken uzun süredir görmediğim arkadaşım Alkın’ı da gördüm. Birlikte epey bir kafa salladık 🙂 Grubun ikinci şarkılarının

Tahrip

Tahrip

ortasında bassçı bir sorun yaşadı, bass’ı çıkardı amfiden; bu şanssızlığa rağmen iyi gittiler. Tahrip yanılmıyorsam 10 şarkı falan çaldı. Ben davulcularını acayip beğendim. Özellikle adamın örümcekmişçesine attığı atakları inanılmazdı. Gitaristin gitarı da bizim Alper’in gitarındandı 🙂 Terörist isimli parçaları çok iyiydi. Adamlar teşekkür edip sahneden indiler ama daha önce de dediğim gibi daha fazla ilgiyi hakediyorlardı bence. Daha sonra yarım saatlik bir ara verildi. Biz bir sonraki grubun kim olduğunu merakla beklerken lan! Black Tooth hazırlanmasın mı? Biz adamları en son çıkar diye bekliyorduk ama onlar hazırlanıyorlardı işte. Onur abi valizini yanaştırmış; davulu hazırlıyordu. Bassçı Deniz zıplıyor; ayarlamalarını yapıyordu. Volkan’la sözleştik. En öndeydik; o fotoğraf çekecekti, ben de pogolarda onu koruyacaktım. Savaşalp ise kenarda durmayı tercih etti rahatsızlığından dolayı. Neyse, lan Tuna abi çıktı sahneye! O en

Tuna Abi

Tuna Abi

sevdiğimiz bandanalı haliyle 😀 İlk notalar ve ilk sözlerle birlikte biz başladık headbange! Lan 30 saniye sürmedi pogo başladı. Volkan öyle bir darbe aldı ki 🙂 Neyse ilk parça bitti. Tuna abimiz, eline doladı mikrofonu; bizlere “pandik parmağı” olarak ta bildiğimiz orta parmaklarımızı havaya kaldırmamızı söyledi ve devam etti şu cümlelerle;

“Bu parmaklar Heavy metal öldü diyenler için ve metalciyim diye ortalıkta gezinip; buraya uğramayanlar için gelsin” Mekanın boşluğundan şikayet ettiğinden bahsetmiştim. Neyse sonrasında “Destroy” ile yıkım başladı. Ama ne yıkım! O esna da kendimi müziğin zevkine kaptırdığım için şarkı adı yazmayı bırakıp kaptırdım kendimi. Bu esnada Volkan sahnenin kenarına acayip sote bir yere kapağı atıp devam etti fotoğraf işine 🙂 Goddamn It All‘ı da çaldılar. Belime öyle bir darbe aldım ki anlatamam. Sonraki şarkıya geçerken süper bir süpriz yapıp Black Omen vokalisti Karahan abi’yi de sahneye aldılar. Yesterday Don’t Mean Shit‘i söylediler. Şarkının ortalarına doğru Episode 13 vokalisti, değişmiş galiba, bir scream ile eşlik etti gruba. Süper oldu Allah canımı alsın. Bu şarkıda yorulduğum için kenardan dinledim iyi de ettim. Parçalar ardı ardına geliyordu. Drink Drive Go To Hell geldi. Bir anca Hicri Bozdağ’ın kolundaki aynı dövmeyi farkettim. Bu parçayı bilmiyordum. Adını konserden sonra aldığım playlistten öğrendim. Yeni parça 🙂 Bassçı Deniz abi’nin kulağına uzanıp “bittiğinde penayı alırım abi” dedim. Tamamdır, dedi ve ardınan Iron Clad geldi o “dıdıt! dıtdıdıt dıdıt!” lı introsuyla. Ve biz dalgalanırcasına başladık sallanmaya! Sonrasında kopan wall of death’ler fena değildi ama sonunda pogoya dönmesi birazcık çakma oldu 😀 Olsun lan, ben artık pilim yavaştan tükenmeye başladığından yavaştan kenara çekildim. Savaşla kenardan izledik. Daha sonra adını bilmediğim bir parça çaldılar. Bunu playliste P.I.L. diye yazmışlar ama nedir bilmiyorum valla. Sonra Tuna abi’nin o tombul parmaklı elleri havada ” 5 ” yapmaya başlayınca daha şarkı başlamadan biz bağırmaya başladık. Evet, Five Minutes Alone başlıyordu. Lan mükemmel oldu; bir gerçekten Pantera’dan

Konserden Bir An

Konserden Bir An

dinliyormuş hissine kapıldım Bu esnada Hicri abi’nin bizim Volkan’a kartını verdiği gördüm. Volkan’la göz göze geldik; sonra benim o süper yaran pozumu çekti. Yine bilmediğim bir parça geldi ki, bu parçada Black Tooth’un kendi parçası Howlong 🙂 Lan bu arada şimdi dikkat ediyorum da, bu parçaları hatırladığım kadarıyla hepsi süperdi. Albüm çıkınca süper parçalar olacak yav 🙂 Why Waiting geldi sonra. Bu da Black Tooth parçalarından birisi ve myspace’lerinden dinlenebiliyor. Vee kapanış, artık marş haline gelen ve konser boyunca arkalardan birinin bağırıp durduğu WALK ile geldi. Lan Pantera yanlış koymuş bu parçanın adını. Jump olsaymış keşke 🙂 O anda daha önce görmediğim duymadığım bişey oldu: Tuna abi sahne önünde kafa sallayan bizleri yani yaklaşık 25 30 kadar terli insan evladını sahneye çağırdı; baya bildiğin yanına lan 🙂 Walk’ı tüm sahne davulcuya çarpmamaya dikkat ederek; bassçıyı çiğnemeden, Tuna abi’ye fazlaca yüklenerek söylemeye başladık 🙂 Lan şarkı bitti. Hayatımın herhalde en eğlendiğim anlarından birisi de bitti. Daha sonra bassçıdan söz verdiği o penayı aldım. Sonra Savaşalp’le gidip tanesi 1.5 TL’ye iki şişe su aldık. Daha sonra sahneye Black Omen’ın çıkacağını öğrenince fazlasıyla sevindim ben. Neyse, Volkan’la Savaşalp kayboldu. Gecenin başından beri fotoğraf çeken Aygün’e, Hicri Abi’yle ve Black Tooth gitaristi Orcan Abi’yle fotoğraflarımı çektirdim. Sağolasın Aygün. Orcan Abi’den gecenin ikinci penasını da aldım 🙂 O esnada Volkan ve Savaşalp’le yeniden buluştuk. Hicri Abi’ye grupla fotoğraf çektirmek istediğimizi söyledik. O da haber vereceğini söyleyip gitti. Lan o esnada hayatımda yaptığım büyük hatalardan birisini yapıp üst kata tuvalete çıktım. Lan bir de geleyim ne göreyim! Ne Volkan var ne Savaşalp! Black Tooth’la fotoğraf çektirmeye gitmişler. Lan nasıl koydu anlatamam. Daha sonra Tuna abiyi giderken görüp bir fotoğraf çektirdim. Ona diğer kimliğimi de söyledim. Sarıldık ve ayrıldık.

Ben ve Onur Abi

Ben ve Onur AKÇA

Ben ve Orcan Abi

Ben ve Orcan Abi

Ben, Tuna Abi ve Alkın

Ben, Tuna Abi ve Alkın

Neyse, Black Omen sahneye yerleşmeye başlayınca çocuklara veda edip sahne önüne, Karahan Abi’nin önüne geçtim. O esnada Black Metal sevemeyen Savaş ve Volkan üst kata kaçtılar 🙂 Vee Black Omen başladı! Ama ne başlama! Black Tooth’un ardından pilim bitmişti ama Black Omen beni yedek batarya için zorluyordu! Her zamanki gibi sahne olaylarını acayip seviyorum bu Black Omen’ın. Bassçı Serkan abi ellerinde süper bir zincir aksam ve deri kıyafetlerle çıktı. Klavyecileri Tolgahan süper bir fötr şapka (genelde bu sihirbazlar giyer) ve aynı süperlikte kabarık yakalı bir kıyafetleydi. Karahan abi yüzüne örten

Black Omen

Black Omen

kukuletasıyla bir pelerin giyiyordu. grubun en eski iki elemanından olan Baran abi is her zaman ki gibi olanca etkileyici duruşu ile tam da karşımdaydı. Davulcuları Onur (lan şansa bak, Black Tooth’un da davulcusunun adı Onur) ise pek bir aksiyona girmemişti. Bu arada Onur gerçekten çok sevdiğim ve muhabbetinden keyif aldığım bir arkadaşımdır. Sevgili okurum Lise 2’den beri Black Omen seven bir insan olduğumu belirteyim hemen. Introlarının ardından ilk parça Reincarnational Meeting geldi. Güzel bir ısınma parçası oldu 🙂 Ardından gelen parça ise bir türlü anlayamadığım o girişteki söz kısmıyla Damned Renaissance oldu. Epey bir sallandım bu parçada 🙂 Ve ardından en sevdiğim 3 Black Omen parçasından birisi olan ve “Angels always deserve to die” vurucu girişiyle başlayan Elegy Of Infernal Angels geldi ama ne geldi! Karahan abiyle göz göze geldik bu cümleyi bağırırken 🙂 Sonraki parça anlayabildiğim kadarıyla Enchanting Chaos Of My Frozen Mind oldu. Ama ben parçanın çok hoşuma giden o introsunu duyamadım. Zira tam da bu aralarda bir yerlerde bassçı Serkan abi bir sorun yaşadı. Sistem yavaştan çöküyordu anlaşılan 😀 Ve sıra geldi Black Omen’ın en damar parçasına: Curtains Of Imaginary Vortex! Parçanın o mükemmel yavaş girişi ve süper gelişmesi ve mükemmel sonucu her zamanki gibi çatlayana kadar kafa sallattı kalabalığa 🙂 Bu şarkıda özellikle Karahan abi’nin sözleri bizzat jestlerle canlandırması iyice gaz verdi lan 🙂 Under The Armageddon Sky‘ı da çaldılar. Bir sonraki parça ise diğer bir en sevdiğim 3 Black Omen şarkısından birisi olan BLACK CANDLE idi. İlk defa lise 2 de bu parça ile tanımıştım bu adamları 🙂 Satırı satırına ezbere biliyorum bu parçayı. Her kelimesini Karahan abi ile birlikte söyledim. Hatta bir ara bana uzattı lan mikrofonu, o kadar! 🙂 Bu esnada Impatience grubunun davulcusu Umut ile aynı grubun basçısı Gülay geldiler yanıma. Tabi onlar beni tanımıyorlardı ama ben tanıyordum 🙂 Neyse, Black Omen sırasıyla Nergal And Ereshkigal ve Gate Of Darkness‘ı çaldı. Vee en sevdiğim Black Omen

Karahan Abi

Karahan Abi

parçasına sıra geldi. Hatta bir anlamda ben anons ettim lan parçayı. Karahan abi sıra son parçamızda diyince ben When The Sun Rises diye bağırdım. O da “Aynen öyle” diye tamamladı sağolsun. Artık şarjımın son demlerindeydim ama bu kopmama engel olmadı! Öldüm yeminle 🙂 Neyse, grup bitirdi. Ben hepsine teşşekür ettim. Geçen Zedd’deki konserde isteyemediğim penayı bu sefer istedim Baran abi’den. Sağolsun o da kırmadı verdi. Şu da bir gerçek ki bu konser Zedd’dekinden daha iyiydi ve daha kaliteliydi. Black Omen için de unutulmaz bir gece olduğundan eminim 🙂 Benim için de öyleydi.

Arkaya gittiğimde bizimkiler üst kattan inerek geldiler ve daha fazla dayanamayacaklarını söyleyip ayrıldılar mekandan. Haklılardı aslında daha üç grup çıkmıştı, çıkacak üç grup daha vardı ve ben de ölmüştüm resmen! Neyse, Episode 13 çıktı daha sonra. Onlar da en sevdiğim parçaları Pitch Black‘le başladılar. Hiç izlememiştim onları da, iyi oldu valla. 3 şarkılarını daha dinleyip Alkın’la ayrıldık mekandan. Saat 01:00 civarıydı.

Şimdi gece ile ilgili bazı notlar var;

:: Black Tooth tahminimce kişi azlığından dert ederek başladı konsere. Ama az ve öz sayıdaki dinleyici bence acayip sevindirdi Black Tooth elemanlarını. Az ama öz mesajı verdik.

:: Konser afişlerinde yazan bir içki bedava olayı kısmen hikaye. Zira verdikleri kupon 5 ytl değerinde ama bira 6 lira. Yani cepten 1 lira daha vermeniz gerekiyordu. Ayrıca su da 1.5 liraydı.

:: Konserde çok fazla çoluk çocuk vardı. Şimdi bana bi tarafların mı kalktı Mesut demeyin. Öyleydi cidden.

:: Black Tooth’un etrafında olan bir arkadaş vardı. Çok dikkatimi çekmişti dövmeleri falan. Küçük bir araştırma yapıp kendisini buldum.

:: Aygün ve Volkan onlarca fotoğraf çektiler. Aygün Black Omen ağırlıklı, Volkan’da Black Tooth ağırlıklı.

:: Gece sonunda elimde 3 tane pena oldu. Pena koleksiyonum giderek güzelleşiyor. Yalnız Volkan’ın bu penalardan haberi yok. Burayı okuyup öğrendiğinde muhtemelen sövecek bana 🙂

:: Black Tooth’un bu kadar samimi olması hepimizi çok sevindirdi. Aynı şekilde Black Omen’la da güzel diyaloglar içine girdim.

:: Tahrip grubunun ve Black Omen’ın bassta problem yaşaması çok enterasan oldu. Galiba amfinin girişinde bir problem vardı.

:: Bizim hazırlıktaki bir bayan hocayı da konserde gördüm dövmeli falan. Meğer gündüz hoca; gece metalciymiş 🙂

Yazıda adı geçen grupların myspace sayfaları:

Tahrip: http://www.myspace.com/tahrip

Black Tooth: http://www.myspace.com/blacktoothmusictr

Black Omen: http://www.myspace.com/blackomenturkey

Episode 13: http://www.myspace.com/episode13

Black Tooth Eskişehir Chapter: http://www.myspace.com/eskisehirblacktooth

Bunlarda geceden seçtiğim fotoğraflar. Özel sayfa yaptım ki yorum yazabilesiniz. Buraya tıklayarak hepsini görün hepsini!

Boynumun ağrısı 3 gün sürdü. İki gün de sesim kısık gezdim. Yazdığım en uzun yazılardan biris oldu bu yazım. Yazının gecikmesi Aygün’den playlistleri almam çok uzadığı için oldu. Çok eğlendim ama. Gene olsa gene giderim 🙂