Tag Archives: hırvatistan

Proofhead Balkanlar’da 2 – Belgrad

İlk bölümü okumak için tıklayın. Yazının ilk bölümü şimdiden birilerinin işine yaramaya başlamış bile. Balca’dan çok güzel bir geri dönüş aldım. Teşekkür ederim. Bu kısım biraz uzun oldu ama gezinin de en keyifli kısmıydı.

Çılgın bir açlıkla şehre ayak bastık. Kalacak yeri önceden rezerve ettiğimiz için aklımızda ilk olarak yemek vardı. Tüm o saatler süren yolculuk bizi acıktırmıştı. Şansımıza çok merkezi bir yerde boşluk bulup aracımızı park ettik. Yürüme mesafesindeki Republic Square (Cumhuriyet Meydanı) ulaştık. Burada Sırpların meşhur Prensleri Mihailo’nun  (Miloş) heykeli var. Heykelin bulunduğu alan şehrin buluşma noktası olmuş. Hemen yakında Knez Mhailova Caddesi var ki burada o Avrupa şehri havasını hemen hissedebiliyorsunuz. Biz bu şekilde açlıktan kırılarak ama tüm detayları da atlamadan dolaşa dolaşa Restoran Prolece’ye geldik. Sokağa yayılmış, sevimli, geleneksel yemeklerin de bulunduğu bir mekan burası.

balk44

Republic Square

balk40

Knez Mihailova

balk41

Tıkla büyüsün

İşletmeci sekiz kişilik kafilemizi görünce koşarak geldi yanımıza, şaka yok. Okumaya devam et

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Mesleğimde Üçüncü Yılım

31 Aralık 2015 itibariyle mesleğimde ve Bilecik‘teki üçüncü yılım da dolmuş oldu sevgili okur. Şu yazıyı yazalı tam bir yıl olmuş. Zaman ne çabuk geçiyor; hayatım, sen olmadan nasıl da tükeniyor sevgili okur. O yazıda anlattıklarımın üzerine bu sene çok da farklı bir şey olmamış dairede. Sular durulmuş gibi gözüküyor. Bu yıl “gerçek müslümanlığı” öğrendiğim yıl oldu dairede. Her iki anlamda da. Çalışmakla çalışmamak arasındaki ince çizgiyi de gördüm. Şimdi elim gitmiyor buradan ince ince giydirmeye, komik duruma düşmeye de lüzum yok.

Şubemiz yine aynı personel sıkıntısını yaşıyor. İlkan Abi‘yle yetişemiyoruz artık işlerimize. Bazı günler neredeyse bir alt kata inmeden çalışıyorum 🙂 Güne bilgisayarı açarak başlıyorum. Ondan sonra bir işi kenara bırakıp bir diğerine ortadan dalmak zorunda kalıyorum. Bu yılın ortasından itibaren öğle yemeği yemeyi de bıraktım. Öğle aralarında oturup dinlenmek, müzik falan dinlemek inan daha faydalı oluyor. Hazır yemek demişken, evet öğle yemeği halen Bilecik’te büyük sorun. Kurumumuzda yemek çıkmıyor.

Bu yıl Bakanlığın hayatımıza soktuğu en önemli şey herhalde E-Denetim uygulaması ve buna bağlı olarak çalışan “Risk Bazlı Denetim Uygulaması” olmuştur. Benim istisnasız her gün bir şekilde üzerinde çalıştığım bir yazılım bu. İş yükü olarak her sene ambalaj bildirimlerinden korkardık. Bu sene ise “Kirlenmiş Sahalar Bilgi Sistemi” evrak kayıt birimini adeta kilitledi. Bu işlerin altında da sağ olsun İlkan Abi kalktı. Yaz aylarında İl Müdürlüğü için ilk defa bir tanıtım kitapçığı hazırladık. Baskı boya işleriyle epey uğraştım bu sene. Yıl sonunda da bir ajanda tasarımı yaptım. Bakalım yılın ilk günlerinde belli olacak akıbeti.

Meslek hayatımda ilk defa tehdit edildim. Benim için can sıkıcı bir tecrübeydi. Ama tecrübe tecrübedir. Tecrübe kazandığım bir diğer konu ise sunum yapmak oldu. Bu sene farklı ortamlarda, farklı kişilerde, bambaşka konularda sunumlar yaptım. Sürekli uğraştığımız mevzuat işlerinden sıkıldığımda bu sunumlar çok daha eğlenceli oluyor benim için.

Meslek hayatımdaki bir ilk ise hizmet içi bir eğitim için yurt dışına, Hırvatistan’a gitme fırsatı bulmam oldu. Bu kısıtlı fakat güzel bir fırsattı.

Meslek içi eğitimler yılın son iki ayına sıkıştırıldığından Kasım ayının sonu ve Aralık ayının başı Antalya’da geçti. Üç dört günlük dönemler halinde bu şehre gittik geldik. İlkan Abi’yle yolculuk güzel oluyor. Eğitimlerin diğer bir güzelliği ise Şube Müdürümüz Talat Bey‘in de bize eşlik etmesi oldu. Ayrıca İl Müdürlüğü’nde AutoCad eğitimi düzenlendi. Bu eğitim sayesinde AutoCad’i epey bir hatırlamış oldum.

bursaBu yıl içerisinde iki defa Bursa‘ya gittik denetim çalıştayı için. İlk çalıştayda kalabalıktık biraz. İkinci çalıştay ise daha sınırlı oldu. İkisi de kendine göre güzeldi.

olduBu yıl, yukarıda da bahsettiğim üzere, çok çalıştığım, çok yorulduğum ama çok da rutin bir yıldı. Dikkate değer tek gelişme yıl sonuna doğru aldığım bir ödül oldu. İl Müdürlüğünde bir oylama yaptılar. Herkesten üç isim yazması istendi. Oylama sonucunda üç isim belirlendi. Bu üç isimden birisi de ben oldum. Bana şu yandaki ödülü verdiler sağ olsunlar. Buna benzer bir ödülü askere gitmeden önce de alacaktım aslında. Şube arkadaşlarım beni seçmişti. Ama o zaman ki idare, o dönemde aday memur olduğum için vermeye layık bulmamıştı beni. Değişik durumlardı.

Nazar değmesin, çok uzun süredir odam değişmiyor. Oda arkadaşlarım hala İlkan Abi, Canan Abla ve Zekiye Abla. Bu sene de umarım herhangi bir değişikliğe maruz kalmayız. Giden gelen olmaz umarım. Değişiklik demişken, Canan Abla eş durumundan aylardır tayin bekliyor. Onun durumu bakalım ne olacak.

Biz hala her gün Eskişehir’den gidip gelmeye devam ediyoruz. Aramıza yeni bir arkadaş daha katıldı: Çağrı. 30 Aralık 2014’te Hasan Hüseyin’le yolda mahsur kalmıştık. Bu sene de aynı tarihte, 30 Aralık 2015’te Hasan Hüseyin, Çağrı ve Hasan Abi aynı yolda mahsur kalmışlar. Ben yoktum. Neden? Çünkü yılın son haftası yıllık izne ayrıldım.

Bakanlık inatla Çevre Mühendisi atamamaya devam ediyor. Başka branşlardan alınan personeller de şehircilik kısmına alınıyor. Bir de Bakanlığın ayrılması durumu var. Gizem ve İlkan Abi, ayrılma olması durumunda Şehircilik kısmında kalacaklar. Belki 2016’da, üç sene sonra nihayet birkaç yeni arkadaş daha katılır aramıza. En azından bizim şubeye bir Çevre Mühendisi daha katılır. Ve ben umarım seneye bu yazıyı Eskişehir’de çalışıyorken yazarım. Mesleğimdeki üçüncü yılın da dolmasının en büyük avantajı bu: tayin isteyebilecek duruma gelmek. Hayat bu. Ne göstereceğini bilemeyiz ki…

Creedence CR ve Deep Purple Plaklarım

100_0389Hırvatistan‘a olan kısa süreli yolculuğumun en iyi getirisi belki de şu iki plak oldu sevgili okur. Oradaki son günümde bir plakçı bulup, vaktim de azaldığı için hızlıca araştırıp buldum bu iki albümü.

Creedence Clearwater Revival – Chronicle: Bu çift plak ve gatefold albüm, grubun  “en iyiler” toplama albümü. Şunu baştan söyleyeyim, CCR fanı değilim elbette. Ben de tıpkı senin gibi The Big Lebowski sayesinde grubu tanıdım sevgili okur ve ancak 4-5 parçasını o da filmde çalan ve en popüler olanları biliyorum. Plakçıda albümü elime alıp parça listesine bakınca bildiğim tüm CCR parçalarının albümde yer aldığını görünce alayım bari dedim. Grup altmışların sonlarında kurulup yetmişlerin ortalarına kadar albüm yapmış ve sonrasında toz olmuş. Grubun en bilinen parçaları: Lookin’ Out My Back Door, Proud Marry, Suzzy Q, Bad Moon Rising. Bu arada The Big Lebowski’de geçen sahne de şu şekilde.

03

Yukarıda da yazdığım gibi, gatefold (açılır kapak), double lp (çift plak). Kapağın durumu fena değil, köşelerinde yıpranmalar mevcut. Plaklar ise çok temiz. Hatta şaşırtıcı bir şekilde ikinci plağın bir yüzüne ikinci plağın bir yüzüne hiç iğne değmemiş gibi görünüyor.

01

02

Deepest Blue – The Very Best Of Deep Purple: Deep Purple‘ı çok fazla dinlediğim söylenemez. Ancak bulmuşken best of’unu almamak da olmazdı sevgili okur. Bu plağın kapağı da kendisi de iyi denilebilecek seviyede kondisyon olarak. A yüzünde biraz büyükçe bir çizik var ancak dinlerken sinir bozmuyor 🙂 Albüm 1980’de LP formatında yayımlanmış. Grubun 1984’teki yeniden birleşmesinden önce yayımlanan ve orijinal hitlerini içerek tek toplama albüm bu. Zira bu tarihten sonra yayımlananların hepsi yeniden mastering yapılmış olanlar. Albüm ayrıca, tek bir plak üzerinde en uzun çalma süresine sahip (63 dakika 54 saniye) olan albüm olma özelliği taşıyor. Parça listesi şu şekilde:

A Yüzü
1. “Black Night” – 3:28
2. “Speed King” – 5:04
3. “Fireball” – 3:25
4. “Strange Kind of Woman” – 3:52
5. “Child in Time” – 10:20
6. “Woman from Tokyo” – 5:51
B Yüzü
1. “Highway Star” – 6:07
2. “Space Truckin'” – 4:33
3. “Burn”  – 6:02
4. “Stormbringer” – 4:06
5. “Demon’s Eye” – 5:22
6. “Smoke on the Water” – 5:40

04

Hırvatistan’da pek çok şey pahalıyken, plaklar nispeten daha ucuzdu sevgili okur. Burada Free Bird Music Shop isimli bir dükkan buldum. Elemanlara Türkiye’den geldiğimi, plak biriktirdiğimi söyledim. Epey ilgilendiler benimle. Bizde ne tür plaklar bulunduğunu falan sordu. Fiyatlarını karşılaştırdık. WEB sayfaları şurada. Muhabetten sonra bana şöyle küçük bir hediyeleri oldu sağ olsunlar.07 05 06

Proofhead Hırvatistan’daydı!

01
Aslında gezi kategorisindeki yazıları çok fazla geciktirmek hem benim hem de okuyucu için sevimsiz oluyor. Yazıya asıl tadı veren detayları unutuyorum zamanla. Ancak geçen cumartesi yaşanan katliamdan sonra bilgisayarı bile açmak gelmedi içimden. Kaldı ki facebook’a da giremeyince iyice boş verdim.

5 Ekim Pazartesi sabahı Hırvatistan‘a gittim sevgili okur. Zagreb‘te Bakanlığımızın da paydaşı olduğu bir AB Projesi kapsamında, Çevre Denetimlerinin Planlanması konulu bir çalıştaya katıldım.

Pazartesi günü 12.15 treniyle Ankara‘ya gittik. Burada Merve‘yle vedalaştım ve Belko Air‘e bindim Gar’ın önündeki durağından. Burada Ankara Arena‘nın hemen önünden, Türkiye Motorsiklet Federasyonu binasının karşısından yer alıyor durak. Buradan Belko Air’e bindim ve yaklaşık kırk dakika sonra Esenboğa Havalimanı‘nda İç Hatlar Terminali’ne indim. Buraya son gelişimden beri değişen hayatımı düşündüm 🙂 İç Hatlar Terminali’ne geldim çünkü Zagreb’e İstanbul aktarmalı olarak gidecektim.

Bakanlıkta görevli Hatice Hanım ile terminal girişinde buluştuk. Uçak saat 16.00’da kalkacaktı. Hava alanı içerisinde işlemleri bitirdikten sonra uçuş saatini beklemeye koyulduk ve nihayet yolcuları uçağa almaya başladılar. Uçak kalkış süresinden yaklaşık 15 dakika sonra havalandı. Ankara’dan İstanbul’a uçakla gitmek nasıl olur diye hep düşünmüşümdür. Süper oluyormuş sevgili okur. 45 dakika sürüyor yolculuk. Uçak kalktıktan sonra hostesler ikram servisine başladılar. İkram servisi bittiğinde, ekmek çarpsın yalanım varsa, pilot anons geçti: İniş için alçalmaya başlıyoruz. Çok şaşırdım bu kadar kısa sürmesine her 06şeyin. Ancak iniş için alçalmaya başlayan pilot bir süre iniş yapamadı. Muhtemelen pistte sıra gelmedi bir türlü. Marmara Denizi üzerinde bir “U” çizdik. Bunu uçağın ekranındaki rota haritasından anladım. Bu gecikme bizi giderek tedirgin etmeye başladı çünkü bağlantılı uçuşumuza kırk dakika kalmıştı. Uçak hava alanına indikten sonra uçaktan inişimiz 15 dakikayı buldu. Koşa koşa pasaport kontrolüne girdik. Burada da yanlışlıkla engelli önceliği olan sıraya girmişiz. Burada da epey vakit kaybettik. Zagreb uçağı için son çağrı anonsunu duyunca kapıya doğru koşmaya başladık. Hostesler bizi görünce içeriye “son iki yolcu da geldi” diye anons geçtiler. Uçaktaki yerimize geçtiğimizde uçak kalkış için hareket etmeye başlamıştı.

Burada beş kişilik ekibimizin diğer üç üyesi ile de tanıştık. İzmir’den Mehmet Ali Bey, Tekirdağ’dan Kaan Bey ve Edirne’den Yener Bey. Bunlar hava alanına bizden önce gelmişler ve bizim gelmemizi bekliyorlarmış sağ olsunlar. Yerlerimize geçtik ve uçak kalkış için piste girdi. Ankara uçağının aksine fazla oyalanmadan kalktık. Uçakta yine en arka koltuk denk gelince içimden gülmek geldi 🙂 Havanın batıya doğru yavaş yavaş kararmasını bulutların üzerinden izleye izleye Zagreb’e indik sevgili okur.

15

Zagreb, Hırvatistan’ın başkenti. Başkent olunca insan büyükçe bir hava alanı bekliyor. Yok lan nerede? Avrupa Birliği bayrağı ve Hırvatistan yazısını görüp bir salona giriyorsunuz. İki bankoda iki polis bekliyor pasaport kontrolü için. Aha bunları geçin, Avrupa’dasınız. Pasaport kontrolünde gri renkli hizmet pasaportundan olacak, çok bir sıkıntı yaşamadım. Polis çok fazla soru da sormadı. Gülümsedi, kaşeledi ve welcome dedi. Bu esnada arkamızda bekleyen üç kişilik bir grubu fark ettim. Ben nereden bilecektim ki bu hanımlar ertesi gün eğitimde önümüzdeki sırada oturacaklar?

20

Kuna

Burada Kaan Bey, hususi pasaportuyla ve Schengen vizesiyle giriş yaptı. Pasaport kontrolünde onu biraz beklettiler. Birkaç ilave belge daha istediler ama sonunda sıkıntı çıkmadı. Böylece nihayet çantamdaki 150 ml.lik deodorant ve tentürdiyot şişesi ile Hırvatistan’a ayak bastım. Tentürdiyot ne için mi? Şurayı okuyun. Terminalden çıkıp hemen ilk danışma ofisine girdim. Burada kalacağımız otelin yerini, nerede para dönüşümü yapacağımızı ve nereden taksi bulabileceğimizi sordum. Hırvatlar, ne kadar AB üyesi olsalar da para birimleri Euro değil, Kuna. Yanımda Euro vardı ancak Kuna yoktu haliyle. Danışmadaki kız bize değişimi hava alanında yaparsak çok zarar edeceğimizi, şehir merkezinde gerçek kur üzerinden yapmamızı söyledi. Şehir merkezine gitmenin tek yolu da taksiymiş o saatte. Ancak taksiye hava alanının önünden binmeyin, biraz yürüyüp ileriden binin dedi.

Okumaya devam et

Hırvatistan’a Gidiyorum!

Zagreb1

Eğer bir aksilik olmazsa yarın bu saatler Hırvatistan‘da Zagreb‘te bir otel odasında olacağım sevgili okur. Bakanlığın bir eğitimi için gidiyorum. Bu yazıyı aslında oradayken yazacaktım ama olur da yazabilme imkanı bulamazsam bloga not düşmüş olmak istedim.

Kısa bir süre kalacağım. Detay vermek istemiyorum. Umarım her şey yolunda gider ve güzel bir seyahat olur benim için. Olur da orada herhangi bir internet bağlantısı bulamazsam, süreci en başından itibaren anlatan kapsamlı bir gezi yazısını geri döndüğüm akşam (perşembe akşamı) okuyacaksın.

Beni neler bekliyor bilmiyorum. Nerede nasıl kalacağız açıkçası onu da tam bilmiyorum. Türkiye’den dört kişi gidiyoruz. Çeşitli ülkelerden gelecek katılımcıların da olacağı bir eğitim programı olacak. Diğer detayları ve Zagreb’e dair tespitlerimi okuyacaksınız. Dediğim gibi bir sıkıntı çıkmazsa elbette.

En kısa sürede görüşebilmek dileğiyle sevgili okur, sağlıcakla kal.