Tag Archives: Idea Magazine

Getik Fanzin’de Öykümüz Yayımlandı!

getik0
Ender
‘le birlikte başlayıp Aysun‘u da aramıza dahil ederek devam ettiğimiz “Ortaklaşa Öyküler” maceramız yepyeni bir mecra üzerinden devam ediyor: GETİK Fanzin!

getik1Ender’in kendi gruplarından arkadaşı Kerem sayesinde Getik Fanzin’le tanıştık. Ender, Fanzin’in ilk sayısını Pilot Bar‘dayken gösterdiği zaman epey heyecanlanmıştım. Farklı konularda yazılmış onlarca içerik, kullanılan görseller, yazarların bambaşka kişilikler olması… Her biri beni ciddi anlamda etkiledi. Daha önce IDEA Magazine ile yaklaşık bir yıllık bir fanzin maceram olmuştu. Çok güzel zamanlardı. Her ay bir sayfa hazırlıyordum müzikle alakalı. Sonra devam etmedik ve bitti. Aradan bir yıldan daha uzun bir süre geçti ve yine bir fanzinin içerisinde buldum kendimi.

Ender’le birlikte yazıp yayımladığımız şu iki öyküyü (PenceremBin Musibet) okumuş olmalısın sevgili okur. Aysun’un sulu boya çalışmalarından sonra bu öykü işi Ender’de ben de epey büyük bir heves uyandırdı. Getik Fanzin’in ikinci sayısı için yeni bir öykü kaleme aldık. Aysun’dan da yazdığımız kısımlarla ilgili çizimler yapmasını söyledik. Orijinal bir öykü için orijinal görseller olsun istedik.

gilruz

getik2Ufak tefek gecikmelerle öyküyü dergiye yetiştirdik. Ancak bir sayıya sığdıramadık anlattıklarımızı. Böylece Getik Fanzin’in ikinci sayısında ilk defa yayımlanan öykümüz, üçüncü sayıda devam edecek. Öyküyle ilgili bir detay vermek istemiyorum. Dediğim gibi bu öyküyü yalnızca Getik Fanzin’de yayımlanması için yazdık ve oradan başka bir yerde yayımlamak şu aşamada doğru değil. Eğer Eskişehir’deyseniz fanzinimizi pek çok kitapçıdan ve kafeden ücretsiz olarak edinebilir ya da ISSUE profilimizden yine ücretsiz/kayıt olmadan okuyabilirsiniz.

Geçtiğimiz çarşamba akşamı ilk defa dergideki diğer yazarlarla buluşma ve tanışma imkanımız oldu Ender’le. Gayet keyifli bir toplantı yaptık. Derginin geleceği ve ilerleyen dönemlerde neler yapacağımızla ilgili kararlar aldık. Derginin ilerleyen sayılarda siyah beyaz olarak devam etmesi beni biraz üzse de piyasa şartları malum. Reklam almayıp bir de ücretsiz yayınlanan bir dergide yazmak ya da bu dergiye emek vermek için biraz piyasaya boyun eğmek durumunda kalıyorsunuz. Üstelik tek kuruş gelir elde etmek gibi bir planımız da yok.

getik4

Derginin en sevdiğim tarafı, pek çok diğer underground fanzin gibi boğucu, politik içerikten uzak, tam dozunda bir yayım içeriğine sahip olması. Ayrıca toplantıda tanıştığımız yayın yönetmenimiz Levent’in eleştirdiği gibi, tam sayfa fotoğrafın altına üç satır alıntı yaparak içerik dolduran bir yayın değil. Umarım hep de böyle kalır.

getik3Evet, Ender, Aysun ve ben önümüzdeki dönemde “Ortaklaşa Öykülerimiz”le Getik Fanzin’de olacağız sevgili okur. Derginin yeni sayısı yayımlandıkça sen de buradan takip edebileceksin. Hatta buraya bağımlı kalmayıp şu aşağıda yer alan hesaplardan da takip edebilirsin. İyi dergi diyorum bak, bir göz atmanda fayda var.

Facebook grubu: https://www.facebook.com/getikfanzin

Instagram profili: https://instagram.com/getikdergi/

getik5

Erkin Koray Meçhul Plağım

100_8328Erkin Koray, Türk Rock müziğinin babası; yıllardır albüm yapmıyor, yeni şarkı bestelemiyor. Son zamanlarda politik duruşunu, aslında hayatı boyunca yaptığı gibi, biraz daha fazla ön plana çıkartıyor. Ancak siyasi görüşü ne olursa olsun, toplumun her tabakasından insanlar tarafından seviliyor ve saygı duyuluyor.  Türkiye’ye pek çok ilki getiren adam dersek herhalde haksızlık etmemiş oluruz kimseye. Türkiye’de bırakın Rock müziği, doğru dürüst gitar müziğinin bile yapılmadığı yıllarda Saykodelik Rock‘ın, Folk Rock‘ın ve balladların ilk temsilcisi olmuş Koray. Dönemdaşlarından da çok keskin bir çizgiyle, tarzıyla, söylemiyle ve zamanının ötesinde fikirleriyle ayrılmıştır.

Erkin Koray’a çok kızıyorum aslında. Yaşadığı sürece albüm yapması gereken, üretmeye devam etmesi gereken bu müzik adamının yıllardır devam eden suskunluğu beni üzüyor. Kendisi son olarak 2010’da Orphaned Land‘in The Never Ending Way Of ORwarriOR albümünde Estarabim coverına eşlik etmişti. Bu benim bildiğim son müzikal çalışması oldu Erkin Koray’ın. Hatta grup bu çalışmanın kısa bir özetini “The Father Of Turkish Rock” isimli bir teaserla yayınladı. Bugün özellikle Orta Doğu ülkelerinde Erkin Koray’ı adı önemli kitlelerce biliniyor. Kendi ülkemizdeki durum da ortadadır: şu yazıyı okuyan herkesin en az bir Erkin Koray parçası bildiği gibi.

 

Bundan birkaç ay önce, IDEA Magazine için aylık yazımı hazırlarken gözüme Erkin Koray’ın yeni bir albümünün sınırlı sayıda plak formatında ve sadece Amerika’da yayımlandığını okudum. Üstelik yayım tarihi Temmuz 2011’di. Aradan geçen bunca zamana rağmen haberim olmamıştı. Çok heyecanlandım. Hatta dergiye de o şekilde yazmıştım. O zaman, albümün yurtdışında çıktığını öğrenince Türkiye’de bulmanın çok zor olacağını; kolay olsa da fiyatının uçuk olacağını anlamıştım. Ancak zaman geçti ve çeşitli imkanlarla bu albüm uygun fiyatlarla ülkemizde de bulunabilir hale geldi ve ben de hiç kaçırmadan aldım. Albüm’ü ülkemize Equinox Music firması getirdi.

Meçhul, Erkin Koray diskografisinde yeni bir çalışma. Ancak içeriğinde yeni işler yok malesef. Albüm, Erkin Koray’ın 1970 ile 1979 yılları arasında yayımladığı Single’larından bir toplama albüm. Toplamda 11 parçalık bir derleme. Ancak elbette öyle alâlâde bir iş kesinlikle değil.

100_8332

Albüm Amerikan Subilime Frequencies firması ile Erkin Koray’ın işbirliği sayesinde hazırlanmış. Parçalar, Erkin Koray tarafından bizzat kendi plak koleksiyonundan ve olabilecek en kaliteli şekilde derlenmiş ve hazırlanmış. Albüm, gatefold yani açılır kapak tasarlanmış. Klasik 180 gram siyah vinil (evladiyelik) üzerine basılmış parçalar 5 tanesi bir yüzde 6 tanesi diğer yüzde olacak şekilde. Ön kapakta Erkin Baba’nın 1974 yılında çıkan Krallar kırkbeşliğinin orijinal kapağı yer alıyor. Arka kapak ise yine Baba’nın 1986 yılında çıkardığı kırkbeşliği Gaddar‘ın albüm kapağı. İç kapakta 1970 yılında çekilen ve The Underground Four isimli Erkin Koray’ın o zaman ki grubuna ait iki siyah beyaz fotoğraf yer alıyor. O zamanki grubun kadrosu da detaylı olarak belirtilmiş.

100_8330

Bu müthiş plakta yer alan bir diğer önemli detay ise içerisinde şarkı adları haricinde hiç bir Türkçe sözcüğün yer almaması ve baskının tamamen İngilizce olarak yapılması. Şarkı adları Türkçe orijinal adı, parantez içerisinde İngilizce yazılmış Türkçe okunuşları ve Türkçe adlarn İngilizce çevirileri şeklinde yer alıyor iç kapakta. Yani şu şekilde:

A Yüzü

A1. Meçhul (Maetch Hool) (Unknown) 1970
A2. Ve… (Waeh) (…And…) 1970
A3. Kendim Ettim Kendim Buldum (Candym Attym Candym Booldom)
(I Did It – The Fault, I Got It – The Punishment) 1970
A4. Gün Doğmuyor (Gyun Dough Moo Yoar) (No More Daybreak) 1970A5. Goca Dünya (Gocha Duen Yuah) (Oh, Big World) 1974
A6. Krallar (Crull Laar) (Kings) 1974

B Yüzü

B1. Cümbür Cemaat (Cuembuer Cae Maaht) (All Together “With Happiness”) 1976
B2. Hadi Hadi Ordan (Hudy Hudy Or Done) (Go Away “You Liar”) 1977
B3. Düşünüş (Dhyschy Nysch) (The Thought) 1977
B4. Olmayınca Olmuyor (All Mauynncha All Mooy Or) (Somehow It Doesn”t Realize) 1977
B5. Sevdigim (Saewdee Eem) (My Loved One) 1976

100_8331

Albümde yer alan parçalar, Koray’ın Avrupa’da (Almanya’da) çıkan ancak ülkemizde yayımlanmayan ve ülkemizde çok sınırlı sayıda yayımlanan albümlerinden derlenmiş ve birkaç tanesi haricinde genelde az bilinen parçalar.

Albüm pekçok farklı sitede de hem Türkçe hem de İngilizce olarak konuşuldu, yorumlandı. Değerlendirmeler ve verilen puanlar çok iyi genel anlamda. Özellikle meşhur Pitchfork müzik sitesinin verdiği 8.1 puan çok iyi bir puan.

Türkiye’de Rock müziğin ikonlarından Erkin Koray, son yıllarda Batı’ya da derleme çalışmalarıyla ulaştırılmaya başlandı. Böylece yeni dinleyiciler, Anadolu’ya Rock müziğini getiren adamı tanımış oluyor…Bu eşsiz koleksiyonu, Hendrix, Amon Duul gibi isimleri seven dinleyiciye tavsiye ediyoruz. Othermusic internet sitesi

Erkin Koray Türkiye’de rock müzik yapan ilk isimlerden biri. ABD’de dinleyicileriyle buluşacak olan Koray, birer kopyasını da imzalayacak. Kaçırılmaması gerekir.
San Francisco Chronicle

Albümdeki ’Kendim Ettim Kendim Buldum’, ’Hadi Hadi Ordan’ gibi parçalar insanı mutlu ediyor. Acaba Koray’ı turneye çıkarsalar çok mu fazla şey istemiş oluruz.
Aquarius  Records

 Albümü aldığım gün 5 kez dinledim. Erkin Koray, Elvis Presley, Jimi Hendrix ve Beatles’ı bir araya toplayan bir sanatçı.
Blastitude

Koray’ın ’Meçhul’ albümünü dinlemek, müziğin farklı dönemlerine tanıklık etmek gibi bir şey.
Blurt

100_8333

Kim Hangi Cikcikli Sözü Söyledi?

Bu yazımızda da otantik desenler olup, eli belindedir motifin adı, samimiyetimle söylüyorum bunu dokuyan çocuk kör oldu.

Evet, muhtelif zamanlarda muhtelif ortamlarda zihnimizi serbest bırakıp aklımızın en unutulmuş köşelerinden, beynimizin en gizli kıvrımlarından, bilinçaltımızın o en karanlık ve iğrenç köşelerinden dilimize dökülen harfleri yan yana dizeriz ve ortaya kelimeler, cümleler çıkar. İşte bu yazı da benim karşılaştıkça toparladığım o “cikcikli” sözlerden oluşan bir derleme olacak. Önce “cikcikli” sözü okuyacaksınız, sonra sözü kimin ne zaman nerede söylediğini okuyacaksınız.

Kopup gidersin belki bir gün renklerin içine.
Belki de aynı karede iki ayrı renk oluruz.
Çok farklı ama hep yan yana…

Proofhead – Sabaha karşı cep telefonu mesajıyla

Evet bu söz bana ait. Pek bir şeye benzemese de böyle bir şey demişim. Gereksiz bir yerde demişim. Ama yazıda kullanmaya çalıştığım o zıtlık olayı iyi olmuş.

Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir.
Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir.
Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur.
Madem ki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir..

Gamze – Akşam saatlerinde Facebook’ta

Böyle bir sahiplenme var evet. Yıldızlara sahip olmayı isteme fikrini ilk defa keşfettiği için Gamze’ye hayranlık duymamak elde değil.

Zaman gelecek herkes susacak. İşte o zaman konuşan kişiler biz olmazsak bu tüm bu saçmalıkları bitirecek 0 sözü bir daha asla söyleyemeyiz.

Alper – İtalya’ya gitmeden hemen önce havaalanında

Garip bir gündü. Arabamız da bozulmuştu üstelik. Alper öfkeli ama heyecanlıydı. gelen telefona cevap verdikten sonra demişti bu lafı.

Kredi kartı cebinde değil, içinde gezdirdiğin bir objedir. Limiti de senin ne kadar alabildiğini gösterir. Yanlış anlama, ne kadar satın alabildiğini yani.

Sercan – Çanakkale’de akşam yemeğini yerken

Sercan’ın karnı çok acıkmıştı. O gece bir sürü balık yedi. Biz de acıkmıştık ve aynı balıkların diğer yarılarını da biz yedik.

Reklamda gece kulübüne “sakız” göstererek girdiğini düşünen ve Muhteşem Yüzyıl’da oynayan o elemanın yanına giden güzel kız, Dünya’yı çok toz pembe tanımışsın bebeğim.

Seval – Eşyalarını topladıktan sonra vedalaşırken

Seval’in çok iyi bir reklam izleyicisi olduğunu zaten biliyordum da o an da ben de Alper de böyle bir şey duyunca ne diyeceğimizi bilemedik.

Birazdan Antalya’ya doğru yola çıkacağım. İçimde inanılmaz bir huzursuzluk var. Geçen seferin aksine bu sefer korktuyor bu uzun yolculuk. Az önce biriken bulaşıkları yıkadım. Bir iki parça kıyafet aldım ve valizimi hazırladım. Yolda bir aksilik olmazsa yarın sabahın erken saatlerinde Antalya’da olacağım. Antalya’dayken de beni takip edin. Görüşürüz.

Bu arada durun bir saniye. IDEA Magazine‘in Mart sayısı çıktı. Online okumak isterseniz sadece 3 saniye içerisinde okumaya başlarsınız. Şu aşağıdaki linke tıklamanız yeterli olacaktır. Bu ay ki temamız KADIN idi. Bu ayın bir diğer özelliği de editörümüzün değişmesi, artık editörümüz sevgili Deniz Atabey oldu.

İndirme linki: http://rapidshare.com/files/3544831851/Idea-Mart.pdf

Okuma linki: http://issuu.com/rodchenko/docs/idea_mart

2012 Yılımın Değerlendirmesi

özSabhankra – Tribute Band

Tüm yıl boyunca bir sürü yazı yazdım. Sizler de okudunuz, yorum yaptınız. Hepinize teşekkür ederim. Tıpkı bir önce yaptığım gibi bu sene de geride bıraktığımız yıla dair bir değerlendirme yazısı yazacağım. Bu yazımda kısa notlar halinde 2012’yi özetleyeceğim. Bunu aylar bazında yapacağım. Yazının sonunda bir takım istatistiksel bilgiler de vereceğim sizlere. Her ayda olan herşeyi buraya yazmayacağım elbette. Sadece bloga o zaman yazdığım başlıkları tarayıp en kayda değer olanları aktaracağım.

OCAK 2012

Bu ayda tam 27 yazı yazmışım. Bu çok iyi bir performansmış. Bu ayın şüphesiz en büyük olayı mezun olmamdı.

ŞUBAT 2012

Ocağa göre nispeten daha sakin bir ay olmuş. 20 yazı yazmışım. Yüksek lisansa başlamam bu ayın en önemli gelişmesi oldu. Ayrıca KPSS kursuna da gitmeye karar verip kayıt oldum.

MART 2012

21 yazı yazmışım bu ay da. Hayatımın sıradan bir zamanıydı. Tek eğlencem, cuma günleri gittiğim Bilim Etiği dersleri idi.

NİSAN 2012

Elbetteki yeni televizyonum bu ayın en güzel gelişmesi oldu. O kadar ay geçti, halen daha oynatamadığı bir video çıkmadı. Bloga 17 yazı yazmışım. Yazı sayısının az olmasının sebebi bu ay içerisinde özellikle iş yerinde çok fazla yapılacak şeyin olmasıydı.

MAYIS 2012

Bu ay 19 yazı yazmışım. Bu ay yılın en kötü zamanı idi. Çünkü Neşe ablam vefat etti. Bunun etkilerini üzerimizden yeni yeni atabildik. Özellikle ölümü sonrasında yaşananlar bizi en az ölümü kadar üzdü. Bu ay içerisinde yıllar sonra ilk defa Kars’a da gittim. Dedemi gördüm yıllar sonra.

HAZİRAN 2012

17 yazı yazdığım bir diğer ay daha olmuş. Okulun kapanması, tatilin başlaması derken eğlenceli bir ay olmuş. KPSS hazırlıklarına da tam gaz devam ettiğim bir aydı bu ay.

TEMMUZ 2012

Yaz sıcağının en güzel zamanlarıydı ah ulan ah. KPSS falan da geçtikten sonra bir rahatlamıştım ki sormayın gitsin. Hayatımın temmuz ayları hep böyle dolu dolu geçmişti. Bu ay da toplam 20 yazı yazmışım bloga. Gangnam Style, bu ay piyasaya çıktı.

AĞUSTOS 2012

Bu ay 14 yazı yazarak yılın en düşük ikinci ayını geçirmişim. Bu ayın en güzel iki olayı Mustafa ile barışmam ve İhsan Oktay Anar‘ın Yedinci Gün kitabı idi.

EYLÜL 2012

Yılın en düşük ayıymış bu ay, 13 yazı yazabilmişim. Bu çok kötü bir ortalama. Yıllardır bu ortalamaya düşmemiştim. Ancak bunun en büyük sebebi neredeyse ayın 10 gününü arazi çalışmasıyla geçirmemiz oldu.

EKİM 2012

Bu ay 16 yazı yazmışım. Epey de yer gezmişim. Güzel bir ay olmuş. Eğlenmişiz epey.

KASIM 2012

18 yazı ile geçtirdiğim bir ay olmuş. Çok güzel bir aydı. Midi klavye almam, Eskirock Konseri, hayatımızdaki en güzel haftasonu tatili ve tabiki yerleştirilme sonucum bu ayın en müthiş olaylarıydı.

ARALIK 2012

Yılın son ayını 15 yazı ile tamamladım. Bunun sebebi de hem atanma işleri ile uğraşmam hem de dayımların bize gelmeleriydi. Sude ile oynadım bir hafta boyunca 🙂 Ancak yılın en güzel ayı bu ay oldu. Çok fazla mutluluk yaşadım. Geçen sene olduğu gibi bu sene de en çok okunan yazım aralık ayı içerisinde okundu. En çok görüntülenme rekorumu bu ayda kırdım.

Bu yılın en popüler yazısı Hepimiz Hackerız: Windows 7 0xC004F200 Hatasını Çözdüm yazısı oldu. Bana en çok ziyaretçi Facebook üzerinden gelmiş. 96 farklı ülkeden ziyaretçi gelmiş. Türkiye haricinde en çok okur Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya, Bosna Hersek’ten gelmiş. Bu yıl bana en çok yorumu kardeşim Alper yapmış.

Geçen sene kendime bazı hedefler koymuştum Bakalım bunların hangilerinde ne durumdayım?

  • Klavye çalmayı epey ilerletmek (Evet, geçen seneye göre epey ilerledim)
  • İkinci bir yabancı dili temel düzeyde de olsa konuşabilmek (Almanca hariç) (Evet, Rusça öğrendim.)
  • Radyo yayınlarını düzenli hale getirebilmek (Hayır, bu olmadı işte.)
  • Godspel’in albümünü yayınlayabilmek (Hayır, bu da olmadı işte. Ancak yakın zamanda tamam gibi)
  • Alper’le planımızın yarısını tamamen halledebilmek (Evet, bu oldu. Planın yarısını hallettik.)
  • Doğa ve Çevre Kulübü ile Çevşen 3′ü efsane olacak şekilde organize edebilmek (Efsane olmadı belki ama hallettik)
  • Rock Kulübü ile AU Rock Konserleri Vol. II etkinliğini düzenleyebilmek. (Hayır, olmadı.)
  • Eskirock Metal Fest Vol. IV’ü yapabilmek (Evet, hem 4’ü hem de 5’i yaptık.)
  • Kendime bir şekilde bir IPod Touch alabilmek :) (Bu olmadı malesef, ancak bir noktadan sonra ben de vazgeçtim)

Ve şimdi de gelecek sene kontrol edebilmek adına yine bazı hedefler koyuyorum:

  • Yüksek lisans tezimi hazırlamak
  • Klavyede Sabhankra’nın Cursed Sword’u çalabiliyor duruma gelmek
  • Yeni bir işlemci ve anakart almak
  • Öğrenim Kredisi borcumu tamamen ödemek
  • Alper’le birlikte planın diğer yarısına dair somut adımlar atmak
  • Godspel’in albümünü yayınlamak
  • Samsung Galaxy Note II ya da benzeri bir alet alabilmek
  • Uygulamalı Matematik dersini geçmek
  • İşimle ilgili o hedefi gerçekleştirmek

Şimdi de bu yılın en güzel anlarının fotoğraflarını koyuyorum.

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Kolin Hotel

Image Hosted by ImageShack.us

İstanbul Mitsubishi Road Trip ekibi

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale 57. Alay Şehitliği

Image Hosted by ImageShack.us

Dragon Yarışları

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Merve mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Anzak Koyu

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Şehitleri Abidesi üzerindeyiz

Unuttuğum olaylar ve fotoğraflar olabilir, onları da güncelleme ile eklerim. Bu yeni yılın hepimize uğurlar ve başarılar getirmesi dileğiyle sevgili dostlar, okuyucular.

IDEA Magazine – Müzik Kliniği 2012 Yılı Derlemesi

IDEA Magazine, online olarak yayımladığımız bir dergi. Temmuz 2012’de ilk sayımızı çıkardık ve bu yılı artık geride bıraktık. Yeni yılın ilk sayısı da yeni yılın ilk günüyle birlikte yine okuyucularımızla buluşacak. Ocak ayının teması “tabu” olarak belirlendi. Ben de kendi köşem olan Müzik Kliniği‘nde bu temayla alakalı bir yazı yazdım. Bu ay 7. sayısını çıkaracağımız dergimizde bundan önceki altı sayıda neler yazdığımı, neler anlattığımı sizlerle paylaşayım istedim. Eğer halen okumayan varsa aşağıdaki her sayfaya tıklayıp büyük boyutta okuyabilir.

Temmuz 2012 – “Plak Metal”: Dergimizin ilk sayısıydı bu sayı. Müzik Kliniği’nde yazdığımız ilk konu da Plak Metal başlığıyla yayımlandı. Yazıda özetle plak teknolojisinin teknik avantajlarından ve plak koleksiyonculuğunun özelliklerinden bahsettik. İlk sayı olmasından dolayı benim de “yakışıklı” bir fotoğrafım yer alıyordu yazıda.
Image Hosted by ImageShack.us

Ağustos 2012 – “Başka Bir Yere Koyabilmek”: Bu sayımızda müzikte popüler kültür olgusunu ve dinleyicilerin sahip olabileceği müzikal saplantı türlerini konuştuk. Bu türleri grup saplantısı, tarz/dönem saplantısı ve müzisyen saplantısı olarak sınıflandırdık. Bu sayıda ilk kez Sabhankra saplantımı sevgili okurlarımla da paylaşma şansını elde etmiştim.

Image Hosted by ImageShack.us

Eylül 2012 – “Ölmekten Korksak Death Metal Dinlemezdik”: Kabul ediyorum, en komik başlıklı yazı bu oldu Müzik Kliniği’nde. O ay ki temamız “Memento Mori” idi. Biraz da bunun gazı ile böyle bir başlık seçmiştim. Bu yazımda iyi ve kaliteli müziği nasıl keşfedeceğimize dair bir takım ipuçları vermeye çalıştık. Ayrıca müzikte başarının aslında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlattık. Müzik endüstrisine yeni bir çalışma modeli önerdik ve yazının içerisinde ufak bir “ölmeden önce dinlenmesi gereken albümler” listesi sıkıştırdık. Bir parçanın nasıl bu sıfatı alabileceğinden bahsettik. Bu ay ilk defa “Acil Servis” köşesini de ekledik Müzik Kliniği’ne. Acil Servis’in ilk albümleri de Carpe Mortem (Soul Sacrifice) ve The Black Angels EP (The Black Angels) oldu.

Image Hosted by ImageShack.us

Ekim 2012 – “Müzikte Tema: Doğru Bir Seçim Yapmak”: Müzik gruplarının albümlerini kaydederken, eserlerini yaratırken nasıl tema oluşturduklarına dair bir yazı oldu bu yazı. Her albüm için bir tema belirleyen ve belirli bir tema üzerinden albümler üreten gruplar hakkında konuştuk. Bu ay ki yazıda beni elimde bir Black Sabbath plağı tutarken görüyorsunuz. Nasıl da mutluyum. Yine yazının etkisinde kalarak, Acil Servis’te 10000 Days (Tool) ve Diamond Eyes (Deftones) albümlerini tanıtmışız.

Image Hosted by ImageShack.us

Kasım 2012 – “Orijinallik Bir Masaldır”: Yazarken en çok eğlendiğim yazılardan birisi olmuştu bu. Ayrıca Müzik Kliniği ilk defa interaktif içeriğe geçmişti ve sadece müzik kliniği okurları için hazırladığım linkleri de vermiştim. Böylece okuyucular okurken aynı anda bahsettiğim şeyi dinleme fırsatı bulmuşlardı. Bu sayımızda müzikte özgünlük ve özgün kalabilmek üzerine konuşmuştuk. Sonradan birkaç tepki gelse de, aslında üretilen her eserin, kendinden önceki eserlere bir şeyler borçlu olduğunu konuşmuştuk. Bununla alakalı olarak da örnekler göstermiştik. Müzikal benzerlikler hakkında çok detaylı bir sohbetimiz olmuştu. Acil Servis’te de In My Veins (Baht) ve An Ocean Between Us (As I Lay Dying) albümlerini değerlendirmiştik. Müzik Kliniği’nin en uzun yazısı olmuştu.

Image Hosted by ImageShack.us

Aralık 2012 – “Yol Şarkıları”: O ay ki temamızın “Yol” olması sebebiyle, Müzik Kliniği’nde de yol şarkılarını konuştuk. Yol şarkısı kavramından ve bir şarkının nasıl yol şarkısı olarak değerlendirilebileceğinden bahsettik. Bir yol şarkısında olmaması gereken özellikleri ifade ettikten sonra adet gereği bir liste verdik, tavsiye edilen şarkılar diye. Acil Servis’te tanıttığımız albümler Koi No Yokan (Deftones) ve Erotic Cakes (Guthrie Govan) oldu. Bu ayın bir özelliği de ilk defa bir müzik grubuyla, Audio Kombat’la, röportaj yapmamız oldu.

Image Hosted by ImageShack.us

Audio Kombat Röportajı – “Daft Punk’tan Bile Canlı Çalıyoruz!”: Sertan-Süheyl kardeşlerin müziklerini ürettikleri yere, kendi odalarına konuk olduk. Grubun kuruluşundan, bugün geldiği noktaya kadar herşeyi konuştuk. Sormadığımız soruların cevaplarını bile aldık! Çok eğlenceli, çok elektronik bir röportaj oldu.

Image Hosted by ImageShack.us

Bakalım daha çok var ama, 2013’ün sonunda da 2012’deki yazıların bir derlemesini yine sizlerle paylaşırım sevgili okurlar. Herkese sevgiler, saygılar.

Eskirock Metal Fest. Vol. 5

eskirockmetalfest5Artık geleneksel hale gelen bir metal müzik festivalinden söz ediyorum sevgili okur. Yaklaşık 2.5 senedir yılda iki defa düzenle(yebil)diğimiz Eskirock Metal Fest serisinin son ayağını da 12 Kasım Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdik. Bu yazıda kısaca konser öncesi ve konser anında yaşananlardan bahsedeceğim.

Organizasyon aşamasında herhalde en çok sıkıntı yaşadığımı konserimiz bu oldu sevgili okur. Zira ilk tercih ettiğimiz tarih olan 29 Ekim tarihi Cumhuriyet Bayramı ile ilgili bir kutlamayla çakıştığı için etkinliği bir süre ertelemek durumunda kalmıştık. 29 Ekim’in devamındaki hafta ise bizim fakültelerde sınav haftası başlıyordu. Dolayısı ile bir sonraki haftayı, yani 12 Kasım’ı işin hayrı bakımından uygun bulduk. Ancak o hafta da Anadolu Üniversitesi‘nde tek vize yapan birimler için sınav haftasıydı ama Osmangazi Üniversitesi‘nin tamamında ve Anadolu Üniversitesi’nin iki vize yapan fakültelerinde sınav olmadığı için tarihi değiştirmedik.

Hayatın her gün pahalandığı bir ülkede takdir edersiniz ki cebimizdeki para azalırken masraflarımız da hergün artıyor, harcamalar her ay bir önceki aya göre pahalanıyordu. Üstelik bir de İstanbul-Eskişehir arasındaki tren seferlerinin yapılamıyor olması yol maliyetlerini iki katına çıkarmıştı. Bira pahalanmış, kiralar artmış, donasa bile zam yapılmıştı 🙂

Derin bir nefes alıp yaşadığımız tüm aksilikleri geride bıraktık. Önce diğer konserlerden iyi ya da kötü, alışkanlık haline getirdiğimiz şu konser teaser’ımızı hazırlattık Ayberk ve Gil‘e. Videonun başındaki o karga, bizim için yapılan bir animasyondur, yani herhangi bir yerden alınmamıştır, emek verilmiştir. O açıdan bu iki dostumuza bir kere daha teşekkür ederim Eskişehir Rock Topluluğu adına.

Konserden bir gece önce, 11 Kasım Pazar gecesi, diğer festivallerden farklı olarak ilk defa bir Eskirock Gecesi düzenledik. Konser öncesinde bir toplanalım istedik. Prison Bar‘da Kayra ile anlaşıp ön satış bileti alan müzik severlere indirim sağladık. O akşam pek çok eski dostumuz ile görüşme fırsatımız oldu. Güzel bir akşam geçirdik. Sonra hemen eve gelip uyudum iyice dinlenebilmek için.

Pazartesi sabahı okula gittim. Öğleden sonra çıkabilmek için hocamdan izin aldıktan sonra okuldan ayrıldım yemek yiyip. Saat tam  14:00’de yanında Halil ve sponsorumuz IMG Music‘ten on numara insan Hicri abi olduğu halde Nakliyeci Hasan Abimiz kamyonuyla geldi 222’nin önüne. Kamyonetten ekipmanları indirip sahneye taşıdık. Zaten kısa bir süre sonra da gecenin ilerleyen saatlerinde işinde gösterdiği üstün başarılardan ve bize yaptığı “katkılardan” dolayı plaket vereceğimiz tonmaisterimiz, canımız Serdar Abimiz geldi. Sahneye davulu kurduktan ve amfileri yerleştirdikten sonra kablo tesisatını da kurdu Serdar Abi. Bu esnada gruplar da yavaş yavaş gelmeye başladılar. Tanıdıklarımızla hasret giderdik, tanımadıklarımızla tanıştık. Zaten bu konserlerin bizim için en heyecanlı yanı da yeni insanlarla tanışmak oluyor.

Konser için belirlediğimiz sahne sıralaması şu şekildeydi:

  • Heretic Soul
  • UÇK Grind
  • Carnophage
  • Episode 13
  • Lamb Of God Tribute

Soundcheck süreci planladığımızdan biraz geç bitti, bu gecikme de kapı açılış saatine yansıdı dolayısı ile. Planladığımızdan yaklaşık 40 dakika sonra açtık kapıları ve soğuktan üşüyen metal müzikseverler içeri doluştular. Kapı açılışından da kısa süre sonra konser başladı. Biz de nefesimizi tutup bakalım bu konserde neler olacak diye beklemeye başladık.

Heretic Soul ve ben

Güne şanssız başlayan dostlarımız, Heretic Soul ilk sırada sahneye çıktı. Süpersonik davulcuları Erhan‘ın davulları ve Sarp‘ın harika vokalleriyle sevdiğim bu grup tam da tahmin ettiğimiz gibi bir açılış yaptı. Kendi tabirleriyle Nihilistik Death Metal‘in ağa babaları olduklarını gösterdiler. Güne şanssız başladıklarını söylemiştim. Şöyle oldu: Basçıları Eskişehir’e gelirken cüzdanını düşürmüştü ve buna bağlı olarak bir gecikme yaşadılar. Ancak kısa sürede ses kontrollerini tamamlayıp sahneye çıktılar ve seyirciyi coşturdular. Zaten Erhan’ın davullarıyla coşmayacak death metalci yoktur herhalde. Heretic Soul sahnedeyken tüm UÇK Grind ekibi de grubu ilgiyle izledi. Gerçi herhalde ilk defa bu konserimizde, bütün gruplar bütün grupları izleyebildiler. O açıdan da çok hoş bir ortam oldu. Heretic’in en sevdiğim parçası Mental Decay‘de ben de dayanamayıp sahne önüne koştum, kalabalığa karıştım işi gücü bırakıp. Grup gayet iyi dileklerle sahneden indi 🙂 Togay‘la ben içimizden helal olsun lan dedik.

UÇK Grind

Ufak bir aradan sonra UÇK Grind sahneye çıktı. UÇK Grind, yakın zamanda kadrosunda bir takım değişiklikler yaşamasına rağmen, bu değişimleri hep pozitif yönde kendisine katan; Türk metal piyasasının en saygıdeğer gruplarından biridir. Konser gününe kadar açıkçası kişilikleri konusunda bir bilgi sahibi olmadığımız grup üyelerinin çok iyi birer dost olabileceğini de öğrendik. Sevdiğimiz insanların, kendi aralarında birbirlerini de sevdiklerini görünce özellikle Volkan‘la ben de daha bir sevindik 🙂 Neyse, UÇK sahneye çıktı ve şöyle bir baktı seyirciye. Tanju Abi, o her zaman ki yüksek enerjili performansıyla tüm o seyirciyi ezdi geçti. UÇK’yı herkes Tanju Abi ile tanıyıp sevse de biz ekip olarak Levent Abi‘nin hayranıyız onu da söylemeden geçmeyeyim. Grup, Trust or Grind isimli parçalarında bir önceki davulcuları Savaş Abi‘yi sahneye çağırdı ve bu parçayı bu şekilde icra ettiler. Tanju Abi, insan ırkının yok edilmesine dair manifestolarını açıkladıktan sonra efsane parçaları The Human Race Must Be Destroyed‘ı da çaldılar. UÇK Grind, sahneden alkışlar eşliğinde indi. En son 3 sene önce Chaos Murat Abi‘nin getirdiği grubu, yıllar sonra tekrar kendi organizasyonumuzda dinlemenin haklı gururunu yaşadık biz de o alkışları yüreğimizde hissederek 🙂 Çok dokunaklı oldu lan farkındayım.

Tanju Abi ve ben

Tanju abi ile birlikte fotoğraf çektirdikten sonra içeri koştum. Sahneye bir Eskirock efsanesi Onur kardeşimizin grubu Carnophage çıkacaktı. Bugüne kadar yaptığımız 5 konserin dördünde 3 farklı grupla sahneye çıkan Onur, bu rekorunu kendisi gibi dört konserde 3 farklı grupla sahneye çıkan Karahan‘la paylaşıyordu. O açıdan Onur’un ve Karahan’ın bizdeki kredileri epey fazladır 🙂 Her neyse, Carnophage özellikle hızlı ve teknik riffleriyle ön plana çıkan Ankaralı bir Death Metal grubudur eğer halen duymayanlar varsa. Vokalleri Oral Abi, Cidesphere grubunun da eski vokaliymiş üstelik konser günü öğrendiğime göre.

Carnophage

Carnophage’ı daha önce iki defa izlemiştim. O yüzden parçalarını ve sahnelerini gayet iyi biliyordum. Bu gruptan da bassçıları Bengi hocamızı ayrı bir severim 🙂 Kendisiyle ayaküstü biraz sohbet fırsatı buldum ve konuştuk.

Carnophage’ın davulcusu Onur, bana ve Alper‘e göre Türkiye’nin en iyi üç metal davulcusundan birisi olduğu için biz kamerayı ekipmanı kurup sadece Onur’u çektik videoya konser boyunca. Böyle bir davranış geliştirdik herifin yeteneğine karşı 🙂 Carnophage, Episode 13’ün tarzının verdiği avantajı saymazsak, gecenin en öfkeli grubu oldu. Sahne önünde de çok büyük ilgi vardı. Ortalık fena karıştı. Kardeşim Murat falan düştü masaları devirdi, oturan kızlardan biri yere düştü falan. Öyle bir karıştı yani ortalık. Fazlasıyla can yakan bir performans oldu yani.

Episode 13 (Mehmet Şahin Tabak)

Carnophage sahneden indiğinde saat 23.00’e yaklaşıyordu. Sırada Eskişehir’de kurulan ve Black Omen‘la beraber şehrimizin en başarılı grubu olan Episode 13 vardı. Grup uzun vadede çok fazla eleman değişikliği yaşamıştı. Ancak kadrosunda her daim orjinal kadrodan birilerini bulundurabilmişti. Nursuz‘un gruptan ayrıldığını duyunca üzülmüştüm ama konser günü grupla birlikte görünce epey sevindim. Biraz muhabbet ettik. Bu arada grubun yeni gitarist ve davulcusu ile de tanıştık. İkisi de İzmirli olan bu müzisyenlerin çok kaliteli müzik adamları olduklarını Togay’dan ve sahnelerinden öğrendik. Episode 13’de Ozan‘ın vokalleri zaten meşhurdu. Bunun üstüne bir de ekibin geri kalanının müzikalitesi eklenince pek çok izleyiciye göre gecenin en başarılı performansını sergilediler. Grup küçük bir talihsizlik yaşadı ancak. Performansın ilk dakikalarında gitaristleri bir problem yaşadı ve bu problemi bir başka gitar bularak telafi ettik. Episode 13, vites düşürmeden devam etti böylece. Grubun sahne performansı sonradan Shining’in turne menajeri olduğunu öğrendiğimiz birisi tarafından detaylı olarak kameraya alındı. Bu görüntüler nerede nasıl ortaya çıkacak heyecanla bekliyoruz. Episode 13, gayet olağanüstü bir şekilde şovlarını bitirdi ve sahneden indi. Bu arada Togay’ın yanına gidip ben de İzmir’den hakikaten müzisyen çıkıyor lan dedim.

Lamb Of God Tribute (Türker)

Episode 13 sahneden indikten sonra organizasyonun birkaç ufak tefek sıkıntısını çözüp sahneyi Lamb Of God Tribute için hazırlamaya başladık. Bir önceki konserimizde Lamb Of God Tribute efsane bir performans göstermişti ve konserden sonra bile günlerce sohbetlerimizin konusu olmuşt. Türkiye’nin ilk ve tek Lamb Of God Tribute grubu olmaları açısından ben Eskişehir’deki Lamb Of God fanlarını çok şanslı buluyorum. LOG Tribute, vokalleri Türker‘in kendine has sahne ağzıyla birer birer vurmaya başladı izleyenleri. Sıra Redneck‘e geldiğinde ben de dayanamadım ve üstü başı çıkarıp Ergin‘e emanet ettikten sonra daldım sahne önüne. Parçanın ortasında Kerem‘le Yusuf bize bir süpriz

LOG Tribute sahne önü

yapsalar da devamında Walk With Me In Hell‘i bağlamaları gecenin en efsane anı oldu benim için. İlk defa bir Eskirock konserinde stage dive yapıldı. Çok kıskandım elemanı. Lamb Of God Tribute, wall of death yaptırıp artık yapılacak bir şey kalmadı diyip bitirdi performansını ve Eskirock Metal Fest. Vol 5 bitmiş oldu. Saatler 01.30’u gösteriyordu bittiğinde konser. Planlanandan tam 1.5 saat geç bitti yani.

Tonmaister Serdar Abi’ye vereceğimiz plaketi takdim etmeden hemen önce

Konsere gelen tüm müzikseverlere ve Eskişehir Rock Topluluğu üyelerine teşekkür ederiz. Ayrıca organizasyon ekibimiz, kardeşlerim Volkan, Togay ve Halil’e de teşekkür ederim.

Hürriyet

Yerel ve ulusal basında da konserimizle ilgili ufak tefek de olsa haberler çıktı. Bunları ilerleyen zamanlarda buldukça buraya ekleyip güncelleyeceğim zaten. Hatalı ve yanlış bilgilerle dolu olanları ile buraya koymaya gerek yok.

Bu konserimizde de diğer konserlerimizde olduğu gibi bilboarlar bastırdık. 222 Park’ın duvarında görüp önünde fotoğraf çektiren varsa bana ulaştırsın, süpriz bir hediye vereceğiz.

Ayrıca aylık kültür ve sanat dergisi IDEA Magazine‘de bir tam sayfa ayırıp konserimizin afişini yayınlamış destek olmak için. Çok teşekkür ederiz editör dostumuz İlker Şimşekcan‘a.

Bu konserimizde katılımın artık yerel bazdan çıkıp tamamen ulusal boyutlara ulaştığını görüp çok sevindik. Erasmusluları ve Norveç’ten gelen iki misafirimizi saymazsak; başta Ankara, Afyon ve Kütahya olmak üzere İstanbul, İzmir ve Adana’dan ve daha pek çok ilden doğrudan katılımcılar vardı.

Hürriyet – 16 Kasım 2012

18 Kasım – Sakarya Gazetesi

Özellikle Audio Kombat kardeşleri (Sertan Hocamı ve Süheyl‘i) görmek beni çok mutlu etti konserde. Bu benim için büyük bir destekti. Süheyl’le dertleştim biraz, sağolsun epey moral verdi 🙂 Manevi desteğin yanında ekipman desteği ile sponsorumuz olan IMG Music ve İlkay Abi ile; Serdar abiye, Onur Özçelik ve Umut Kaya‘ya özellikle davul konusundaki ekipman destekleri için minnettarız.

UÇK Grind – Sınır Ötesi (2012)

Birkaç gün içinde yine blogda okuyacaksınız gerçi de, UÇK Grind’ın belki de Türkiye’de ilk defa olarak özel bir format ve tasarımla hazırlayıp 2012’de sınırlı sayıda çıkardığı Sınır Ötesi isimli EP’sini hediye etti Tanju Abi. Beni fazlasıyla mutlu etti. Buradan olur da okursa bu yazdıklarımı kendisine çok teşekkür ederim.

Bu geceden hareketle yepyeni bir keşifte bulundum: Dark Eden. Episode 13’ün gitaristi Mehmet Şahin Tabak‘ın vokal ve gitaristliğini yaptığı bu İzmirli melodik black metal grubu son zamanlarda yaptığım en sağlam keşiflerden biri oldu. The Crimson Path isimli parçaları ve klipleri çok başarılı. Bu açıdan muhakkak takip edilmesi gereken bir grup. Çok kısa sürede de albümleri çıkacakmış zaten. Kendilerini takip etmek sadece 1 tık kadar yakın: https://www.facebook.com/darkedentr

Yazıda kullandığım görsellerin bazılarını Hicri Abi’den aldım. Bir tanesini de Buğra çekti sağolsun. Hepsine teşekkür ederim. Birkaç gün içinde sayfayı yeniden kontrol edebilirsiniz. Zira bir takım video ve görseller daha ekleyip güncelleyeceğim.

Etkinliğin halen açık facebook sayfası: https://www.facebook.com/events/504845039530554/?ref=ts&fref=ts

EPISODE 13 (Eskişehir) https://www.facebook.com/episode13official

CARNOPHAGE (Ankara) https://www.facebook.com/pages/CARNOPHAGE/9765924066?fref=ts

UÇK GRIND (Istanbul) https://www.facebook.com/pages/UCK-GRIND/12842079537?fref=ts

HERETIC SOUL (Istanbul) https://www.facebook.com/hereticsoul1

LAMB OF GOD TRIBUTE BAND (Eskisehir) https://www.facebook.com/lamb.of.god.tribute.band

Hatamız olduysa affedin, bir sonraki konserde görüşmek dileğiyle.

Mesut Proofhead Çiftçi

GÜNCELLEME: 16 Kasım. Hürriyet haberi eklendi. 18 Kasım. Sakarya haberi eklendi.

The Black Angels

Gil‘in sayesinde keşfedip hastası olduğum, Alper‘i de hastası yaptığım bir grupla yine karşı karşıyasın sevgili okur. Teksas’lı bir saykodelik rock grubu olan The Black Angels, özellikle vokallerinin başarılı performansıyla dikkatimi çekti.

Grubun yüksek ekolu vokalleri, harmonika ağırlıklı melodileri ve basit tekdüze gitar ritimleri ve davulllarıyla saykodelik rock’ın en lezzetli tarafını icra ettiğine şüphe yok. Yazının kalan kısmını okurken lütfen aşağıdaki videoyu oynatmaya başlayın. Böylece The Black Angels’la bu yazının sonuna kadar tanışmış olun.

The Black Angels

Back vokallerin ve bas yürüyüşlerinin çok başarılı kullanıldığı parçaları var. Genel olarak parçaları aynı havada olmakla birlikte özelleştirecek olursak iki tip parçaları var: Daha slow ve melodik olanlar, daha az melodik ve agresif olanlar. Diskografileri ıvır zıvırı saymazsak temel olarak 3 EP ve birisi toplama 4 albümden oluşuyor. Bunlar içerisinde 2005 yılında çıkardıkları ve kendi adlarını taşıyan ilk EP’leri ile ilgili bir tanıtım yazısı yazmıştım IDEA Magazine‘nde. Bu EP’deki istisnasız tüm parçalar tipik The Black Angels müziğinin özeti olarak dinlenebilir. 2006 yılında çıkan Passover albümünde 2005 yılında çıkan EP’deki parçalar da yer alıyor o halleri ile. Dolayısı ile The Black Angels dinlemeye başlayanlar doğrudan Passover albümü ile başlasa da bir şey kaybetmezler. 2011 yılında çıkan Another Nice Pair isimli toplama albümü saymazsak, grubun son albümü 2010 yılında çıkan Phosphene Dream albümü. Ayrıca 2011’de de altı parçalık bir EP yayınladılar: Phosgene Nightmare. Albümden çıkan bir de klip var: Entrance Song. Grubun bir mükemmel özelliği de albüm ve EP’lerini CD formatının yanı sıra plak olarak da basması. İşte bu çok iyi bir detay.



The Black Angels’in bir diğer özelliği ise garip albüm kapakları. Yazının sağında solunda görsel bir ilüzyonmuş gibi görünen tüm o görseller bu adamların albüm kapağı. Grubun davulcusu da bir hanım ayrıca onu da söyleyeyim. Davullar tek düze olduğundan ve perküsyon çok sık kullanıldığından davulcuya fazla iş düşmüyor. Zaten grup canlı performanslarda da sadece floor tom kullanıyor. Bu sarışın abi gibi ablamız bagetleriyle tam tam çalıyor.

http://www.theblackangels.com/ adresinde yayına devam eden internet siteleri çok çok başarılı. Kafa yapan müziklerini gibi internet siteleri de kafa yapıyor, bür süre sonra sersemletiyor sizi. Ayrıca grubun şarkılarını da dinlemenize olanak sağlıyor.

Şu an için grubun en sevdiğimiz şarkısı  2011’deki Phosgene Nightmare isimli EP’deki Melanie’s Melody şarkısı. Bu şarkıyı yazının en başından hatırlarsınız hani dinleyin demiştim okurken, işte o şarkı. Ayrıca Black Grease ve The First Vietnamese War isimli şarkıları da gayet hoş. Bu üç şarkı şu an aklıma gelen ilk üç şarkıları. Ama biz de inanın hergün dinledikçe keşfediyoruz bu harika grubu. Garip şarkı isimleri ve yer yer ohaa dedirten şarkı sözleriyle The Black Angels kulaklarınızda yer edinmek için şurada bekliyor bizleri.

IDEA Magazine Kasım Sayısı Dopdolu!

IDEA Magazine – Kasım 2012

Beş aydır yayın hayatına devam eden dergimiz IDEA Magazine, Kasım sayısı ile yine karşımızda! Üstelik bu sayımız açık söylemek gerekirse en iyi sayımız olmuş bence. İçerik olarak dopdoluyuz. Tasarım olarak da her sayıda çıtayı yükselttiğimize inanıyorum. Aslında bu işin belki bizlere de kattığı en büyük fayda bu. Her yeni ayda yaptığımız işin kalitesini bir öncekine göre daha yüksek tutmaya çalışıyoruz. Bu da belki biz farkında olmasak da bizi geliştiriyor.

Okuyucularımızdan, en azından ben kendi yazdıklarım için, geri dönüşler alıyorum. Olumsuz eleştiriler bile aslında içerisinde bir yapıcı taraf içerdiğinden bir sonraki aya ziyadesiyle hazırlıyor bunlar beni. Olumlu eleştiriler de zaten keyif kahvesinin köpüğü oluyor 🙂

IDEA Magazine’in bu ay ki teması ŞÜPHE idi. Edebiyat ağırlıklı bir sayıoldu dolayısı ile. Tam dört tane deneme, iki hikaye ve bir de şiir yer alıyor bu sayıda. Ayrıca fotoğraf, sinema ve resim köşelerinde harika içerikler yer alıyor. Özellikle Abidin Dino için hazırlanan biyografi ders kitabı niteliğinde okunacak türden olmuş. Sevgili Burcu Aktaş‘ın emeğine sağlık. Benim yazdığım Müzik Kliniği köşesi ise şimdiye kadar hazırladıklarımın en dolusu hatta dopdolusu oldu bu ay, sayfalara sığamadım. Bazen dinlediğiniz bir şarkının bir kısmını başka bir şarkıdan hatırladığınız oluyor mu? O zaman bu ay Müzik Kliniği’ne mutlaka göz atmalısınız.

Aslınur Akdeniz‘in Makineleşmek isimli denemesini cidden çok beğendim bu ay. Jeniffer Lopez‘in göğüs uçlarının belli olduğu o konser afişi de herhalde editörümüz İlker Şimşekcan‘ın bu ay bize yaptığı küçük bir şaka  🙂

Her gün sağda solda, zırt diye önümüze açılan pop-uplar olsun, Facebook’ta gördüğümüz onlarca saçma şey olsun pek çok şeye bakıyoruz, okuyoruz. Tüm bunlardan farklı olarak sadece 52 saniyede, dergimizi indirebilir, hızlıca göz atabilirsiniz. İnanın seveceksiniz. Derginin önceki sayılarını da şu an ekranın sağında yer alan sütundan okuyabilirsiniz.

IDEA Magazine Kasım 2012 sayısı indir

IDEA Magazine Kasım 2012 sayısı indir

Deftones – Diamond Eyes

IDEA Magazine‘in Ekim sayısında bahsedince, neden blogda da bu enfes albümden bahsetmiyorum ki lan, diye kendime bir soru sordum. Evet bu arada, ben kendimle lanlı lunlu konuşurum. Çok defa sana da söylemişimdir bunu. Neyse, albüm diyordum. Diamond Eyes, Deftones‘un 2010 yılında çıkan 6. albümü.

Her albümde en az iki hit parçası olan Deftones, bu sefer neredeyse tamamı hit olabilecek bir albüm hazırlamış. Zaten 2003 yılındaki kendi adlarını taşıyan albümlerinden beri elde ettikleri en büyük liste başarılarını da bu albümle elde etmişler.

Grubun basçı Chi Cheng‘in aynı dönemde bir trafik kazası geçirmesi ve komaya girmesi sonucu, grup yayınlamayı düşündükleri Eros isimli albümü yayınlamaktan vazgeçer ve Sergio Vega ile bu albümü kaydederler. Zira grup, basçılarının kurtulup kurtulamayacağından ya da yeniden müzik yapabileceğinden emin değildir. Dolayısı ile bu ruh hali bu yeni albüme de yansır. Grubun vokalisti Chino Moreno bu sefer hayattan şikayet eden, hayatın ne denli berbat olduğundan bahseden sözler yazmak yerine daha pozitif ve optimist bir tema kullanır. Bu arada grubun basçısı daha bu yaz kendi evine geçebilmiştir. Tedavisi halen devam etmekte olup bir takım vücut fonksiyonları halen sıkıntılıdır.

Diamond Eyes

Albüm kapağı bembeyaz bir baykuş olarak tasarlanmış. Ancak albümün birkaç farklı versiyonunda ve single’ında gece karanlığın çöktüğü bir şehir manzarası var.

Toplamda 41 dakikalık çalma süresi olan albümde parça listesi şu şekilde:

1. Diamond Eyes 3:08
2. “Royal” 3:32
3. “CMND/CTRL” 2:25
4. You’ve Seen the Butcher 3:31
5. Beauty School 4:47
6. “Prince” 3:36
7. Rocket Skates 4:17
8. Sextape 4:01
9. “Risk” 3:38
10. “976–EVIL” 4:32
11. “This Place Is Death” 3:48

Bu parçalardan koyu ile yazılmış olan beş parçaya klip çekildi! Yani neredeyse 11 parçalık bir albümün yarısına klip çekildi. Bu açıdan Deftones, bizdeki Emre Aydın‘a kafa tutmuş 🙂 Kliplerin tamamı, Emre Aydın kliplerinden farklı olarak, gayet Deftones olmuş. Ne demek istediğimi Deftones kliplerini izleyenler anlamışlardır.

Albümdeki favori parçam albüme de adını veren Diamond Eyes. Onun dışında klip çekilen parçaların hepsi çok iyi. Ayrıca Prince ve 976-EVIL parçaları da beni gayet etkilediler.

Diamond Eyes, Deftones’un içine düştüğü bir bunalımdan çıkış albümü olması açısından önemli bir albümdür. Ve gerçekten de iyi bir albümdür. Deftones’u severek dinleyen kitlenin çok ciddi değer verip sahip çıktığı bir albümdür. Yıllar geçtikçe tarzındaki ufak gelişmeleri ve değişimleri çok iyi bir şekilde müziğine de adapte edebilmiştir Deftones, bunu bu albümde açıkça görüyoruz. Deftones dinleyip kimseyle paylaşamayanlara, kimseye Deftones’tan bashetmeyenlere ben de buradan sevgilerimi iletiyorum, yalnız değilsiniz.

Leathers

Bu albümden iki yıl sonra yani bu sene 13 Kasım’da Deftones yepyeni bir albüm yayınlayacak. Koi No Yokan adındaki bu albüm nasıl olacak, henüz kestirmek zor. Ancak albümden yayınladıkları ve ücretsiz olarak indirilebilen single Leathers hiç fena değil doğrusu. Takip etmekte fayda var.