Tag Archives: ihanet

Yağmura Gönül Verdim

“Bu yağmur seni benden alıp götüren yağmur…”

Tenime dokunan damlacıklara aldırmadan yürümüştüm dakikalarca. Saçlarımdan gözlerime süzülüyordu sular. Kaçışan insanları farkedince gülümsedim içimden. Su, yalnızca su. Neden kaçıyorsunuz? İçimdeki kötülüğü yıkayacağını umdum o an yağmurun. Ellerimi havaya kaldırdım ve öylece bekledim. Yanımdan geçen kadının yüzündeki ifadeye takıldığımı hatırlıyorum. Uzakta, senin  hep beklediğin o durak, ne kadar da kalabalıklaşmıştı. Her sabah yüzünü görmek umuduyla geldiğim, dakikalarca yalnız başıma beklediğim o durak, yağmurdan kaçan insanlarla doluydu. Kaderi mi böyleydi bu yerin, hep sığınanlara ev sahipliği yapıyordu. Herkesten, her şeyden kaçıp sana gelirdim, görebileyim diye. Oysa sen hiç gelmedin oraya. Belki bu şehri çoktan terketmiştin. Bana ise geride sadece umut bırakmıştın. Başka bir yaşamda belki, dediğini unutamıyorum. Vicdanımı söküp benden alan o bakışlarını özlüyorum şimdi. Beni bu denli acımasız yapan o bakışlarını.

Düşen her damlanın, içimdeki ateşe değip çıkardığı sesi yalnızca ben duyabiliyordum içimde. Aynı şey hep oluyordu, şehrin o kısmına geldiğimde yine sen geliyordun gözlerimin önüne. Yağmur aralıksız yağıyor. Hayatımdaki en değerli Savaş’ın bana miras bıraktığı o söz geliyor şimdi de aklıma. Değer verdiğinin o kadar da değerli olmadığını anladığın dakika, hayatının en değersiz dakikasıdır. İşte benim Savaş’ımın bittiği dakika. Kıymeti olan her şey bana değersiz gelmişti de neden küçücük bir umudun peşine düşmüştüm? Küçük, zayıf bir umudun…

Yağmur üstüme döküldükçe siliyordu seni aklımdan. Evet, içimdeki sana ait son zerreleride alıp götürüyordu. Ruhuma dolan kötülük sanki ayaklarımın altından süzülerek kayboluyordu. Sanki bulutlar aralanıyordu gökyüzünde.

Şimdi düşünüyorum da, hayır. Ateş sönmüyor içimdeki, yalnızca hafifliyor biraz daha. İçimdeki şeytan, senin adını verdim ona, bana tüm dostlarına ihanet et diyor. Sanki bu aldatmaca seni bana daha da yakınlaştıracak. Onlar bilmese de bazen şeytanıma, yani sana o kadar yakın oluyorum ki, kendimden korkuyorum. Yapabileceklerim beni ürkütüyor. Bu durumlarda şanslı da oluyorum biliyor musun? Bir zamanlar etrafında olan herkes listemde. Ne yaparım bilmiyorum ama tıpkı kiralık katiller gibi cebimde geziyor adları.

Gündüzleri sensizlik iyi de, geceleri rüyalarıma engel olamıyorum. Ellerini tutuyorum boşlukta, saçların yüzüme çarpıyor esen rüzgarlarla, belli ki kendi nefesim boğuyor beni. Yağmurlar hiç dinmiyor düşlerimde. Vücudunun ıslaklığı değiyor benim tenime de. Ve dayanamıyorum senin ihtişamına. Ben, sana yağan bir yağmur da aşık olmuştum. O gün sana aşık olmuşum sanıyordum. Meğer ben yağmura gönül vermişim. Anladım artık çünkü sabahlarım büyük bir yıkımla başlıyor. Senin olmadığın ve olmayacağın gerçeği ile. Artık çık hayatımdan! En azından rüyalarımı terket. Karşısında çaresiz olduğum tek kişi, n’olur duy beni.

Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın. 

Durum Hikayesi Denemesi – Dost Kanı

Ona karşı olan kinini bir türlü gizleyemiyordu. Onun ardından çevirdikleri onun tek mutluluk kaynağı olmuştu. Sefil hayatında; her zaman bir efendiye, bir desteğe dayalı olarak yaşamak zorunda kaldığı hayatında işte yeni bir kötülükle çıkıyordu insanlığın karşısına. İnsanlığın belki de tarihi boyunca defalarca gördüğü kötülüğün, bir parçası da bu aciz ruha sığınmıştı. Yapacağı şeyin kendisini ne kadar da mutlu edeceğini düşündü. Yüzüne dostum dediği insanın, yarattığı pislikle nasıl boğuştuğunu izlerken, perdenin arkasından nasıl kıs kıs güleceğini tasarladı kafasında. Haa, üzgün, habersiz görünmeyi unutmamalıydı; ilk kural buydu evet. Hem belki, çevresindekiler de ona katılabilirdi. “O benden daha güçlü nasılsa, dayanır.” diye geçiriyordu beyninden. İçinde kalan son insanlık kırıntılarının vicdanına yönelttiği haykırışlardı bunlar. Yüzü ciddileşti birden. Sonuçlarını düşündü; sonra yüzüne yine o sinsi gülümseme geldi. Nasılsa dostu farkına bile varamayacaktı, biliyordu aslında. Dostunun ona verdiği değerin yanında kendisininkinin tartıda sözü bile olmazdı. Dostu nasılsa, öylesine biriydi. Ve aklındaki tüm bu şerle planını uyguladı. Ve beklediği gibi de oldu; kendine pek çok yandaş buldu. Planı mükemmel işliyordu işte. Herkes ihanete uğrayan adamın pisliğin içerisinde çırpınışını perdenin arkasından izliyor; kıs kıs gülüyordu. Yardım çığlıklarına cevap vermiyorlardı. Hiçbiri, dostları pisliğin içerisindeyken oturdukları ipek yumuşaklığındaki koltuklarından kımıldamıyordu. Perdenin arkası rahat ve güvenliydi. Onlar bu hainliğin keyfini çıkarırken uzaklardan bir ses duydular. Eski bir dost, adı unutulmuş belki de, yardım elini uzatmıştı. Çekti çıkardı bu ihanete uğramış adamı pislikten. Adam pislikten çıkmıştı ama çevresi perdelerle sarılıydı; kafası karmakarışıktı. Neden, diye soruyordu kendine. Perdenin ardındakiler dehşete düşmüşler; seslerini çıkaramıyorlardı. Sonra en başından beri kötülüğün plancısı olan kişi eline bir kutu aldı ve içerisine ihanet ettiği adamın ona yaptığı tüm fedakarlıkları koydu. Kutuyu adama doğru fırlattı. Kırılan kutudan çıkıp adama çarpan tüm fedakarlıklar, pislikten yeni kurtulan adamın canını o kadar acıttı ki, adamın parmaklarından, alnından ve her yerinden kanlar sızmaya başladı. Adam o acıyla tüm perdeleri çekerek yırttı. Adam perdelerin ardına gizlenen, rahat koltuklarında oturan dostlarını görünce ne diyeceğini bilemedi. Elini havaya kaldırdı ve onlara bağırdı: “İlk kanı siz akıttınız; sıra bende….”

Lan gece saat 01:35 ve benim aklıma izlemeye başladığım dizi “Merlin 2008” in etkisiyle bu hikaye geldi. Durum hikayesi olmadı ama idare edin 🙂 Bu başlığa üçüncü yazım oldu bu. Şöyle baştan bir daha okudum da hoşuma gitti, siz ne dersiniz? Ciddi bak, dostane ve geliştirmeye yönelik yorumlarınızı bekliyorum 🙂

Yuh! Adıma Çakma Facebook

Lan beni tanıyanlar, bu facebook oluşumuna tamamen karşı olduğumu bilirler. Ve evet, olan oldu! Birisi yada birileri benden habersiz benim adıma facebook hesabı açtı! Lan tüm bilgiler tutuyor. Sinir oldum bu terbiyesizliğe. Aman diyorum; benimle uzaktan yakından bir alakası yok bu profilin. Yani bilgiler doğru ama; ardında ben yokum. Eklemeyin; eklediyseniz silin. Lan neden ben, anlamış ta değilim ya. Al işte facebook’tan nefret etmek için bir sebep daha. Herif bir de telefon numarası girmiş; 05423391962. Gerçi bilmiyorum doğru mu değil mi. Aramadım ama. Dur bakalım; detayları da yazacağım. Bekleyin 🙂 Aha bakın; bu da link:

http://www.facebook.com/home.php?ref=home#/profile.php?id=1263161065&ref=ts

Koyduğu resme bak. Yalnız ciddi anlamda bunu yapan çok samimi olduğum birisi ve kim olduğunu öğrendiğimde kesinlikle konuşmayı, görüşmeyi keseceğim.

EDIT: Sonradan bunu yapanların, başını yaklaşık 120 kiloluk cemaatçi bir ayının çektiği eski ezik arkadaşlarım olduğunu öğrendim.