Tag Archives: ikea

İklim Değişikliği Hibe Programı 2017 – Ankara

ankar007

Evet sevgili okur, geçen hafta ben neredeydim? Ankara‘da! Ne yapıyordum orada? AB tarafından verilen birliğe katılım öncesi mali destek fonun aracılığıyla (IPA), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na aktarılan hibeden, Bilecik olarak hazırladığımız proje sayesinde küçük bir pay alabilmeyi hak etmiştik çünkü. Ankara’da işte bu proje kapsamında alınan hibenin ne şekilde harcanacağı ve projenin nasıl yürütüleceğine ilişkin bir eğitim programına katıldık.

Hazırladığımız proje, iklim değişikliği alanında mevcut farkındalığın ortaya konularak, yapılacak çalışmalar sayesinde bu seviyeyi daha üst düzeylere çıkarmak ve konuya ilişkin bir takım sürdürülebilir yaptırımlarda bulunmak üzerineydi. Böyle süslü püslü ifade edince ne de güzel duruyor değil mi 🙂

ankara005

ankar003Salı günü Bilecik ekibiyle buluşup Ankara’ya gittik. Burada, Çukurambar tarafında Point Hotel‘e yerleştik. İlk gün pek bir şey olmadı. Ertesi gün bizzat Bakan’ın da katılacağı etkinlikte neler yapacağımızı konulup programladık. Çok yorgun olduğum için hemen uyudum. Ertesi sabah saat 07.30’da otelden servislere bindik ve bu sefer Sheraton Hotel‘e geçtik. Zira etkinliğe Bakan’ın ve Bakanlığın da üst düzey yöneticileri katılacağı için ilgi çok büyüktü. O kadar insanı alabilecek büyüklükte salon çok az sayıda otelde varmış.

ankar012

Ekibimiz

Saat 08.15 civarı kayıt yaptırıp fuaye alanına girdik. Burada hibe almaya hak kazanan 38 farklı projenin her biri için birer stant kurulmuştu. Kendi projemizin standını bulup yerleştik. Yaklaşık iki saat kadar bekledikten ve diğer 37 projeyi inceleyip o ekiplerle tanıştıktan sonra protokol geldi ve program başladı. Salonun tamamına yakını doluydu. Öyle ki Bilecik ekibinde Halk Sağlığı Müdürlüğü‘nden Mehmet Abi ve ben ön taraflarda oturmaya yer bulamadık. Unutmadan ekleyeyim, etkinlikte tam 6 yıl sonra kimi gördüm dersin? Burcu‘yu! Biricik sınıf arkadaşımı. İşte etkinlik başlayınca salonun arka kısımlarında Burcu, Mehmet abi ve ben birlikte oturduk. Etkinliği oradan izledik.

ankar010

Burcu ve ben

Etkinlikte çok değerli konuşmacılar yer aldı ve gerçekten çok önemli kitabi bilgiler verdiler. Şimdi bu konuşmacıları ve konuşmalarından aldığım notları aktarıyorum. Burada yer alan ifadelerin bazılarını ben özet halinde yazmış olabilirim. Rakamlarda ufak tefek hatalar olabilir ve konuşmacıların düşünceleri kendilerini bağlamaktadır.

Açılış konuşmasını NTV‘den tanıdığımız sunucu Simge Fıstıkoğlu yaptı. “İklim Değişikliği Sonumuz Olabilir mi?” sorusu üzerinden konuşmasına yön verdi. Salonu epey kontrolü altına aldı diyebilirim. Konuşmasından notlar: Okumaya devam et

Trakya Gezisi – Edirne Tekirdağ

edirne02Vay be! Günler olmuş bloga yazmayalı. Bu biraz tembellik, biraz vakitsizlik ve biraz da hastalık sonucu gelişen bir durum sevgili okur. Her neyse. Bu yazıda, geçen hafta sonu Alper‘le birlikte Sercan‘ı ziyaret ettiğimiz iki günlük Trakya gezimizden bahsedeceğim.

11 Haziran perşembe günü canım sıkkın bir şekilde işten eve döndüm. Yolda inip annemlere doğru yürürken Alper’i aradım. Hafta sonu Bursa‘ya gideceğimden bahsettim. Zira pazartesi günü Bursa’da iki günlük bir çalıştay vardı. Annemlerle hafta sonu gidip dayımlarda Sude ile vakit geçirecektik. Annemler ise İzmit‘e geçecekti. Alper sürpriz bir şekilde cuma akşamı Bursa’ya gideceğini ve birlikte gidebileceğimizi söyledi.

Böylece cuma akşamı buluşup her birlikte Bursa’ya doğru yola çıktık. Alper, hafta sonu Sercan’la buluşmak için İstanbul’a geçecekmiş. Hafta sonu Bursa’da yapacak bir işim olmadığını söyleyince beni de çağırdı. Böylece Sercan’a süper bir sürpriz yapabilecektik. Deniz otobüsüne bilet aldım hemen. Bursa-Yenikapı arası İDO‘nun seferleri vardı. Daha önce hiç deniz otobüsüne binmemiştim. Birkaç defa Çanakkale‘de feribota binmişliğim vardı.

O gece Bursa’da indik ve ertesi gün buluşmak üzere vedalaştık. Ertesi sabah erkenden kalktım ve saat 9’a doğru Alper ve babasıyla Kent Meydanı‘nda buluştuk. Buradan arabayla Mudanya‘ya gittik. İDO’nun iskelesi buradaydı. Saat 10’u biraz geçe feribota bindik. Şanslıydık. Feribotlar, deniz otobüslerinden çok daha iyiydi. Daha büyük ve daha rahattı. Alper’le koltuklarımıza oturduk. Biraz muhabbet, biraz sağı solu izleme, biraz uyku derken nihayet Yenikapı’ya geldik. Bursa’dan İstanbul’a gitmenin en iyi yolu kesinlikle İDO’nun seferleriymiş sevgili okur.

Yenikapı’da feribottan inip Sercan’ın bizi alabileceği yeri kestirmeye çalışıyorduk. Tabi Sercan’ın benim geleceğimden hala haberi yoktu. Alper tek taraflı olarak iletişim kurmaya çalışıyordu Sercan’la. Her neyse, aradan yarım saat geçmişti ki Sercan geldi iskelenin önüne. Alper önden gitti. Arkadan da ben gidip biniverdim arabaya. Sercan, “Ohaa, Mesut’ta gelmiş!” diye şaşkınlıkla bir kahkaha attı. Şaşkınlıkla bir süre yola devam ettik. Sercan’la birlikte arkadaşı Aşkın da arabadaydı. Aşkın’la tanıştık. Tıpkı onlar da bizim gibi açıklıktan kırılıyorlardı. O yüzden Forum İstanbul‘da bulunan IKEA Mağazası’na gittik. Niye böyle bir tercih yaptık? Çünkü Sercan kendine bir de koltuk alacaktı.

Sercan’ın aldığı koltuk

IKEA’nın önce restoran kısmına girdik. Yemeğimizi yerken iki günlük planımızı da yaptık burada. Epey bir yol yapacaktık. Neredeyse tüm Trakya’yı gezmiş olacaktık. Yemekten sonra Sercan’ın daha önceden almayı planladığı koltuğu aramak için mağazaya girdik. Neyse ki çok zorlanmadan bulduk. Mağazanın içinden çıkmamız 20 dakika sürdü! Koltuğu aldıktan sonra arabaya yükledik ve Edirne‘ye doğru yola çıktık.

Edirne! En son Keşan‘a gitmiştim askerdeyken. Biz Merkez’e gidecektik. İstanbul’dan Edirne’ye uzun bir yolculuk oldu. Yolda Penguen‘in yenilenmiş sayısını buldum arabada. Ahmet Ümit yazmaya başlamış! Ayrıca yine Kafa adında bir dergi gördüm. Başta karikatür dergisi sandım. Ancak başlı başına bir edebiyat dergisi çıktı. Yol boyu okuyup durdum. Pek çok farklı yazar vardı çünkü. Sonra uyumuşum.

edirne01Ne kadar yol gittik bilmiyorum, gözlerimizi açtık ve Selimiye Camii‘nin iki minaresini gördük. Bir dakika, Selimiye’nin dört minaresi yok muydu? Vardı! Burada Mimar Sinan‘ın dehasına şapka çıkardık. Kentin girişinden bakınca öndeki iki minarenin arkasına gizlenmiş diğer iki minareyi göremiyorsunuz. Kentin tam girişinden ve hatta her yerinden görülüyor bu cami. Kente yaklaştıkça solda ve arkadaki  minarenin biraz biraz görünmeye başladığını fark ettik. Sağdaki yine gizliydi.

Edirne‘de Karaağaç‘ta Sercan’ın sık sık gitti bir mekan varmış: Limon Kafe. Buraya gitmek için sırasıyla Tunca Köprüsü ve Meriç Köprüsü‘nün edirne04üzerinden geçtik. Epey yorulmuştuk ve akşam yemeği için Sercan’ın güzel planları vardı. O yüzden bu kafede yalnızca susuzluğumuzu giderdik. Sercan mekanı pek bir övmesine rağmen ben hiç sevmedim. Servis yavaş, fiyatlar pahalıydı. Daha sonra kalkıp Lozan Caddesi boyunca dolaştık. İşte Edirne’nin bu kısımlarını çok sevdim.

Nihayet akşam yemeğini yemek üzere yola çıktık. Edirne Merkez’de bulunan Meşhur Aydın Tava Ciğercisi‘ne gidecektik. Edirne’de Aydın ciğercisi 🙂 1998’de açılan bir işletmenin böylesine tutulmasına şaşırdım. Çarşıda iki dükkanın önünde kuyruk vardı.  İki dükkan da Aydın Tava Ciğercisi’ne aitmiş. edirne03Adamlar ilk dükkanın önünde kuyruk oluyor diye ikincisini açmışlar. Onun da önünde kuyruk var. Diğer ciğerciler ise bomboş! İlginç değil mi?

Kısa bir süre kuyrukta bekledikten sonra dışarıda bir masaya iliştik. Nihayet siparişlerimiz geldi. Masadaki ezme, domates, soğan ve diğer şeyler ücretsiz ve sınırsız olarak yenileniyor. Ciğeri ise kesinlikle tek porsiyon olarak söyleyin. Çok fazla geliyor çünkü. Buralarda alıştığımızın aksine ciğer küp küp değil, yaprak şeklinde kesiliyor. Tadı gayet güzel. Bir de muhakkak cacık sipariş edin. Harika.

Yemekten sonra kısa bir Edirne turu attık ve Sercan’ın her geldiğinde arabasını park ettiği o otoparktan arabayı alıp Tekirdağ’a doğru yola çıktık. Yemekten tıka basa doymuş olarak kalktığımız için sağa sola dönemiyor, adeta nefes alamıyorduk. Neyse, yol boyunca muhabbet ettik.

tekirdag01

Binemediğimiz Ranger’ın ışık oyunları

Yine biraz uyukladık ve Tekirdağ‘a geldik. Şansımıza 51. Kiraz Festivali vardı. Arabayı park etmemiz biraz zaman aldı. Bir adamın sigarasını bitirmesini bekledik ve nihayet park edebildik. Sahil boyunca irili ufaklı tezgahlar kurulmuştu. Çeşit çeşit şeyler satılıyordu. Çerez, meyve, kıyafet, oyuncak vs. Sahil boyunca yürüdük ve festival alanına geldik. Burada bir lunapark kuruluydu. Lan yalvardık yakardık Sercan’a, gel şu ranger’a binelim dedik. Binmedi. Biz de birazcık daha dolaştık ve Tekirdağ Merkez’de bulunan Look isimli mekana gittik. Burada ilk defa oturup ciddi ciddi bir beysbol maçı izledim. Hiç birimizin neler olup bittiği hakkında fikri yoktu. Öylece baktık.

tekirdag02

Gece yarısını biraz geçe toparlanıp kalktık ve bu sefer de Tekirdağ’ın ilçesi, Çerkezköy‘e doğru yola çıktık. Zira Aşkın burada oturuyordu ve biz de Aşkın’ın evinde kalacaktık. Yarı uykulu bir şekilde Aşkın’ın evine girdik. Fazla muhabbet etmeden yatakları serip uyuduk.

Lan nasıl güzel uyudum anlatamam. Böyle bir uykuyu uzun süredir arıyordum. Uyanıp diğerlerinin de uyanmasını bekledim. Sonra kahvaltı için Çerkezköy’ün merkezine indik. Aşkın’ın evi şehrin birazcık dışındaydı. Kahvaltıyı açık büfe olan bir yerde yaptık. Galiba ilk defa hepimiz açık büfenin hakkını verdik. Kahvaltıdan sonra Çerkezköy’ün biraz dışında oturan teyzemlere gittik. Teyzemlerin evine ilk defa geliyordum. Gürcan Abimin kızını da daha önce hiç görmemiştim. Biz oradayken teyzemin kızı Ayşe de geldi yanımıza. Yaklaşık yarım saat kadar teyzemlerde oturduktan sonra vedalaştık ve yine Tekirdağ’a doğru yola çıktık.

İki gün boyunca ilk defa yol bu kadar uzun geldi sevgili okur. Tekirdağ’a nihayet ulaştık ve Sercanlar’ın evine gittik. Önceki gün aldığımız koltuğun parçalarını yukarı çıkardık. Biraz dinlendik. Koltuğun montajını yaptık. Bir saat kadar oturduktan sonra Aşkın’la vedalaştık. Son defa, İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul, dönüş yolu demekti. Yol boyunca muhabbet ettik.

Nihayet İstanbul’a girdik. Yine Forum İstanbul’a gittik. Sercan’ın işleri de vardı çünkü. Hayatımda bu kadar  saçma bir AVM görmedim. Karmakarışıktı. Tuvaleti bulmamız 1o dakika sürdü. Burada bir asker arkadaşımı gördüm, Gökhan. Adımı hatırlamadı 🙂 Acayip acıktığımız için yemek katını aramaya başladık. KFC Restoranı’nı da 15 dakikada bulduk. Üçümüz birlikte en son yıllar önce kova yemiştik. Güzel, abartılı bir yemek yedik. Dönüş saatimize iki saat kala Sercan’la vedalaştık, helalleştik.

Sercan gittikten sonra bu AVM’nin hemen yakınındaki metro istasyonuna gittik. Yenikapı’ya kolaylıkla gidebilecektik böylece. Gittik, jeton aldık ve metroya bindik. 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra Yenikapı’da indik. İDO’nun iskelesine gittik yürüyerek. Deniz otobüsünün saati yaklaşıyordu. Biraz oturduk Alper’le. İki günün değerlendirmesini yaptık, birer dondurma yedik.

İkimizde yorgunduk. Deniz otobüsüne bindikten sonra pek bir şey konuşmadık. Arkamda oturan çocuğun koltuğumu tekmelemesi bittikten sonra nihayet uyuyabildim. Alper uyandırdı ve “Gardaş geldik” dedi. Mudanya’da indik ve Alper’in ailesiyle buluştuk. Saat gece yarısını geçmişti, sağ olsunlar bizi almaya gelmişlerdi. Mudanya’dan Altıparmak‘a gittik. Alperler’e uğradık. Alpi eşyalarını aldı ve yine yola çıktık. Dayımlara uğrayıp önceki gün bıraktığımız annemleri aldık. Onlar Eskişehir’e dönerken ben de dayımlarda kalıp ertesi günün getireceği şeyleri düşünerek uykuya daldım.

Son zamanlarda geçirdiğim en harika hafta sonu bitmiş oldu böylece. Şimdi, yolculuk boyunca gördüğüm şeylerden kısa notlar aktaracağım sizlere:

  • Edirne’ye giderseniz muhakkak şu bahsettiğim ciğercide ciğer yiyin. Yanında cacık söylemeyi unutmayın.
  • İKEA’da İsveç köftesi diye satılan şeyin tek numarası üstüne döktükleri sos. Tadında özel bir şey yok.
  • KAFA Dergi’yi bir yerlerde görürseniz muhakkak inceleyin. Kapağı sizi aldatmasın. Güzel bir edebiyat dergisi. Yazarları çok seçme isimler.
  • Fiat Linea, çok saçma sapan bir araba. Ayağımızı yerden kesti evet, ama verdiği o saçma sapan arıza ile gözümde bitti tükendi.
  • Edirne’de tarihi köprüler var. Gerçekten muazzam eserler. Üzerinden geçecekseniz ileride bir yerlerde park ettikten sonra geri dönüp köprüleri inceleyin.
  • Mimariyle ilgileniyorsanız Selimiye Camii’yi muhakkak görün. Hakkında anlatılan sayısız efsaneyi de küçük araştırmalarla bulabilirsiniz.
  • Tekirdağ’a festival zamanı gidiyorsanız yanınızda Ranger’a binmekten korkmayan kişiler olduğundan emin olun 🙂

Yazı nihayet bitiyor. Bu güzel vakitler için Sercan’a ve Aşkın’a sonsuz teşekkürler. Ayrıca Alper’e de özel bir teşekkür 😉

DVD Rafı Aldım

Blogumda Bursa gezimin etkileri hala sürüyor!

Rafın Dörtte Biri

Rafın Dörtte Biri

Yakın çevrem benim DVD ve CD arşivcisi olduğumu bilirler. Hatta pek çok kimse beni bu yönümle tanımıştır. Böyle olunca artık evimdeki CD ve DVD’ler aşıp coşmaya, hatta taşmaya başlamıştı. Bursa’dayken Öner abimle birlikte IKEA‘ya gittik. IKEA, ev dizaynı ve dekorasyonu üzerine bir mağaza. Aklınıza KOÇTAŞ gelmiştir muhtemelen. KOÇTAŞ’tan farklı olarak mobilya ağırlıklı bir mağaza burası. Samimi söylüyorum, IKEA’nın Bursa şubesi, şimdiye dek gördüğüm en büyük mağazalardan birisi. Kuzenimle burada gezmeye, mobilyaları, ofis çözümlerini incelemeye başladık. Özellikle IKEA konseptiyle oluşturulmuş 22 m², 35 m² ve 55 m²’lik ev dizaynlarına epey ilgi gösterdik. Bunlardan 35 m²’lik benim acayip hoşuma gitti. Düşünsenize 35 m²’lik bir kutuda 4 oda var. Ve herşey o kadar mükemmel tasarlanmış ki hiç bir eksik yok, artılar var. Tam bana göre diye geçirdim içimden.

Her neyse, geleyim bu yazıyı yazma sebebime. Lan uzun süredir aklımda benim tüm DVD’leri, CD’leri alacak işlevsel bir raf alma fikri vardı. IKEA’da tam da aradığımı buldum. 20 cm genişlik ve derinliğinde, 2 metre yüksekliğinde bir CD&DVD rafı. Her bir bölmesinin yüksekliği ayarlanabiliyor üstelik. Ancak fiyatı 60 liraydı. Pahalı geldi. Biraz daha dolaştım. Aynı modelin değişik renklisi (siyah üzerine beyaz dantel desenli 🙂 ) 30 liraydı. Kuzene dedim, Abi 10 lira ver alayım bunu ben. Sağolsun verdi ve aldım bende. Malum bu tip yerlerde aldığınız mobilyalar portatif oluyor. Bir kutuda kolumun altında eve getirdim. Bursa’dan Eskişehir’e getirirken birazcık sıkıntı oldu gerçi. Otogara giderken taksinin camlarını açıp ön camdan ve arka camdan kollarımızı dışarı uzatıp tutmak suretiyle taşıdık dayımla. Eve geldiğimde oturup kurdum, güzel de oldu.

Bu arada IKEA’nın gittiğimiz mağazasında bizi şoke eden bir kampanya vardı be. İki adet sosisli + sınırsız içecek yalnızca 1.5 lira! Şaka mı lan dedim, yok değilmiş. Kuzenle 6 tane sosisli aldık 4.5 liraya. İçecek sınırsız ya, 3’er bardak ta kola içtik. Gerçi ben son aldığım sprite’ı içemedim ama olsun. Yolu düşen herkese tavsiye ederim.

Merak edenler için aldığım mal bu: http://www.scribd.com/doc/10302023/IKEA-Benno-2009