Tag Archives: İletişim Yayınları

Hafta Sonundan Süzülenler

Uzun süre sonra, çok uzun bir süre sonra ilk defa geçen hafta sonunda olduğu kadar dolu dolu bir hafta sonu yaşadım sevgili okur. Detayların pek çoğunu unuttum. Yeni başlayan hafta da çok yoğun devam ettiğinden ancak yazabildim. Yazmasam olmazdı.

3Kanat_CD_DigipackCuma günü süper başladı: Efendi‘nin ilk albümü Hangi Rüya nihayet yayımlandı. Bir süredir tanıtımıyla ilgili çalışıyorduk. 29 Nisan sabahı hem basılı CD olarak müzik marketlerde, hem de dijital platformlarda albüm yayına girdi. Tüm gün, bunun heyecanıyla su gibi aktı geçti. Haftanın son gününün vermiş olduğu o mutluluk adeta ikiye katlandı.

http://www.efendiband.com/

revenge

Aynı akşam Utku‘nun süper davetine icabet ettik. Bir cuma gecesinden beklenen her şey vardı. Ama çok daha fazlası için birkaç saat daha beklemek gerekti. Saat gece yarısına yaklaşmışken Sabhankra tam 9 senedir beklediğimiz yepyeni albümü REVENGE‘i yayımladı! Tam 9 sene dile kolay. Yıllardır bekliyordum. Şarkıların tamamını biliyordum ama yeni düzenlemelerin neredeyse hiç birinden haberim yoktu. Dolayısıyla 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece sadece benim için değil, tüm Sabhankra fanları için unutulmaz bir gece oldu. Birkaç sene önce, şansa bak ki aynı gecede, yine güzel olaylar olmuştu. Sabhankra’nın yepyeni albümü başka bir yazının konusu olacak. Burada yazmaya başlarsam yazı bitmez.

Vakit epey geç olduktan sonra Utku sağ olsun eve bıraktı bizi. Aslında biraz daha abartıp film de izleyebilirdik şimdi düşünüyorum da. Filmden bahsetmişken hemen ekleyeyim. In the Heart of the Sea filmini izle sevgili okur. Sıkılmadan izleyeceğin, güzel bir macera filmi. Gerçi şimdilerde senin gözün Game Of Thrones‘dan başkasını görmüyordur değil mi 🙂 Aralara da Supernatural‘in bölümlerini çakıyorsundur, ohh. Ben de öyle yapıyorum, rahat ol. İkinci bölüm şu anda torrentte iniyor. İlk bölüm açıkçası çok da tatmin etmedi. Aralıksız devam edeceğini umduğum kalan dokuz bölümde utandırırlar umarım. Game Of Thrones bu şekilde başlamışken halen devam eden Supernatural’de sezon içinde verilen aralar canımı sıkıyor. Geçen yine 3 haftalık bir ara verdiler. Daha sonra geçiştirme bir bölüm geldi. Daha çok Darkness görmek istiyoruz. Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerinden mahrum bırakmayın lan insanı!

efendistand

Cumartesi sabahı albümlerin satılacağı standı tasarlayıp deneme baskısını aldım. Albüm Eskişehir’deki satış noktalarında bu stantlarda satılacak. Daha sonra havanın iyi oluşunu fırsat bilip dolaşmaya çıktık. Hiç hesapta yokken muhteşem bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Espark’ın yanında kurulmuş olan kitap fuarına gittik. Sevdiğim sevmediğim, duyup duymadığım bir sürü yayınevi stant açmıştı. Birkaç kitap aldık. Bol bol promosyon doldurdular çantamıza. Tübitak Yayınları‘ndan iki tane güzel kitap aldık. Bunlardan “Petrol, Su ve İklim” özellikle aradığım bir kitaptı. Jules Verne‘in İthaki Koleksiyonu‘ndan bir kitap daha aldım. Ayrıca Kitab-ül Hiyel‘in yeni baskısını aldım İletişim Yayınları‘ndan. Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının özel ayracını bastırmışlar. Dört beş tane aldım.

kitaplar

fuar01 fuar02 fuar03 fuar04 fuar05 fuar06

Bu dolaşmadan sonra eve kafamızda efsane bir hamburger yapma fikriyle döndük. Hamburgerleri yapmamız yaklaşık bir saat sürdü. Söylemesi ayıptır, çok çok iyi oldu. Hamburgerin yanına bir de fırında mantar yaptım. Bunu ben yaptım bak! Hamburger yapımındaki bu başarımızı gördükten sonra daha da dışarıda hamburgere para vermem. Şaka lan, efsane piliç burger olursa veririm. Onu da yapmanın bir yolunu bulana kadar…

Aynı akşam saat 20.00’de Togay ve Volkan‘la buluştuk. Daha sonra sırasıyla Yağızhan ve Alper geldiler. Çok uzun süredir bu kadroyla buluşamıyorduk. Ne muhabbet ne muhabbet anlatamam! Öyle ki mekana sığamadık, başka bir yere geçtik. Burada Yağızhan’la birlikte o kadar güldük ki karnım ağrıdı. Alper ve Togay, birbirlerinden habersiz olarak kendi gruplarının yeni albümlerini masaya çıkardılar. Togay’ın grubu God Mode, İzmir’de ilk albümleri olan Hybrid Lying Machine nihayet yayımlanmıştı. Nihayet diyorum, çünkü albüm kaydedildikten sonra basım süreci biraz uzamıştı. Ama Togay, iş bitiriciliğiyle nihayet yeni albümü önümüze koyuvermişti. O anda masada iki tane gıcır gıcır albüm duruyordu. Her iki albüm de başlı başına birer yazının konuları olacak, merak etmeyin.

albumler

toplant

Gece saat 23.00 civarında ben Peyote‘ye geçtim. Neden? Çünkü burada Black Omen konseri vardı. Çok uzun süredir Black Omen’i sahnede izleyemiyordum. Türk Black Metal gruplarının en uzun süredir aktif olup en çok sayıda albüm kaydeden gruplarından birisi Black Omen. Melodik Black Metal alt türünde ise bana göre rakipleri yok. Eskişehir’de Black Metal konseri yapılabilecek Peyote’den başka bir mekan var mıdır bilmiyorum. İşte bu “tek olma” avantajını Peyote iyi kullanıyor ve dinleyiciyi kaliteli metal gruplarıyla sürekli olmasa da zaman zaman buluşturuyor. Black Omen konseri başlı başına bir yazının konusu olacak. Gece saat 01.30 civarında konser bitti. Tüm eski dostlar sarılıp kucaklaşıp ayrıldık. Başımı yastığa koyduğumda kulağımda Curtains Of Imaginary Vortex‘in giriş melodisi çalıyordu hala.

blackomen

Fotoyu kimin çektiğini bilmiyorum.

Pazar sabahı, saat 10.00 olmadan uyandım. Son bir yıldır yaptığımız en hızlı kahvaltıyı yaptık ve Alper geldi. Neden? Çünkü sezonu açıyorduk, pikniğe gidiyorduk. Ama bu sefer Utku’nun ayrıcalığından yararlanacaktık. Toplandık ve Utkular geldikten sonra “resmi piknik alanımıza” gittik. Burada pikniğe dair çok fazla detay vermeyeceğim. Bu konu, başka bir yazının da konusu olmayacak. Ancak çok uzun süredir bu kadar keyifli vakit geçirmiyorduk. Pazar günü sabah uyandığım andan itibaren beni sarıp sarmalayan o boğulmuşluk hissinden tamamen kurtuldum o gün. Akşam eve dönünce tüm bir hafta sonunun nasıl geçtiğini düşündüm. Tam 3 tane yeni albüm yayımlandı, kitap fuarı gezdik, pikniğe gittik, efsane bir hamburger yaptık, konsere gittim ve yakın arkadaşlarımla buluştum. Bu, bir hafta sonundan süzülebilecek en güzel anlardı işte.

Birkaç Kitap ve Ev Yapımı Sufle

Dün Ergin‘in yanından ayrıldıktan eve giderken Adalar‘a uğradık ve cumartesi gecesinin Eskişehir’de nasıl yaşandığına şahit olduk. Her köşeden bir müzik sesi yükseliyordu. Porsuk kenarı cıvıl cıvıldı. Kafeler tıka basa insan doluydu. Oturmak isteseniz yer yoktu hiç birinde. Yol üstünde o her zaman uğradığım kitapçıya uğradık.

Batıl İnançlar isimli bir kitap buldum. Çok güzel, renkli resimlerle, sembollerle dolu ve kuşe kağıda basılmış. Rastgele bir sayfa açtım ve karşıma çıkan sayfa: Haçlar ve Kavşaklar oldu. Bu konu, her Supernatural fanının ezbere bildiği bir konudur, Crossroad Demons meselesi yani. Bu ve bunun gibi yüzlerce farklı batıl inançtan bahseden kitabı hemen aldım. Mükemmel bir derleme olmuş gerçekten. Çok ciddi anlamda genel kültür kaynağı bir kitap. Haçlarla ilgili şöyle bir bilgi okudum mesela, Hristiyanlığın ilk altı yüz yılında, haç putperestlerin bir simgesi olarak görülüyor, Hristiyanlıkla bağdaştırılmasına izin verilmiyormuş. O dönemin Hristiyan din adamları haçı kesinlikle İsa Peygamber ile bağdaştırmak istemiyormuş. İlk Hristiyanlar için İsa tasviri kucağında bir kuzu taşıyan adammış, Tanrı’nın çobanı yani. Sonradan haçın üzerindeki İsa figürü sembolleşmiş ve dinin temeline sızmış. Kitapta anlatılanlar bu şekilde. Hatta İsa’nın gerildiği çarmıhın ilk insan Adem tarafından cennetten getirilen bir ağaçtan yapıldığı, bu ağacın Nuh tufanı zamanında bile Nuh tarafından gemiye alınarak korunduğu, sonradan çeşitli yollarla el değiştirip en son çarmıh yapıldığı rivayet edilmiş. Ve hatta hatta Roma Kilisesi, İsa’nın gerildiği yaklaşık 2000 yıllık çarmıhın üzerindeki INRI yazan kısmın ve çivilerin ellerinde olduğunu söylemiş.

Dikkatimi çeken bir diğer kitap ise İletişim Yayınları‘ndan “Meyve Ağacından Hikayeler” isimli ilginç kitap oldu. İlginç diyorum çünkü kitap bir yemek tarifi kitabı. Ama alışılmışın dışında olarak yazar Tijen İnaltong tariflerini anılarıyla bezeyerek vermiş. Tüm tariflerde meyveleri kullanıyor ve meyveleri kullanarak bir birinden otantik lezzetler yaratmanın peşinde. Adını bildiğim meyvelerin dışında, ilk defa duyduğum pek çok meyve de kitapta kendine yer bulmuş. Tam arşivlik, çok renkli bir kitap doğrusu. Kitapta yaklaşık 120 tane tarif, meyvelerin latince tür ve familya adlarını, yerel adlarını ve kullanım alanlarını içeren listeler bulunıyor. Dört beş sayfalık bir kaynakça da kitabı hazırlayan yazarın ne kadar emek verdiğinin bir kanıtı.

Aldığım son kitap ise “Batıdan Doğuya, Hollywood’dan Yeşilçam’a Melodram” isimli kitap oldu. Kitabın adı tıpkı akademik makalelerin başlıklarına benziyor. Bunu normalde almazdım, sinemayla öyle iddialı bir ilgim yok, varsa yoksa fantastik derim ama şans eseri iki üç gün önce bir öğle arasında dairede Türkiye’de çekilmiş en iyi melodramlarla ilgili bir yazı okumuştum. Bu kitap birden karşıma çıkınca alayım dedim.

Kitapçıdan sonra eve döndük. Ben yukarıda bahsettiğim Batıl İnançlar kitabını incelerken Merve nereden esti bilmiyorum, kalktı sufle yapmak için mutfağa gitti. Daha önce üç dört defa Alper, Volkan, Yağız, Ender falan varken BİM’den aldığımız hazır sufleleri yapmıştık ve gerçekten harika olmuştu. Ancak bir süredir kendisi yapmak istiyordu. Geçen gün bir yerde tek kullanımlık sufle kapları bulduk ve aldık. Mutfağa girdi ve yarım saatte tam dört tane sufle yaptı. İki tanesini sonra yapmak içim buzluğa attı, diğer ikisini de fırına yerleştirdi. Heyecanla beklemeye başladı, çünkü eğer yaptığı sufle bir şeye benzemezse çok fena dalga geçecektim.

Sufleyi kestiğimde böyle oldu

Sufleyi kestiğimde böyle oldu

sufleAma önce avucumu, sonra da tabağın dibini yaladım. Nefis olmuştu gerçekten! Bundan sonra Alperler’i BİM’den aldığım sufleleri ev yapımı diye kandırmak zorunda kalmayacağım.

Bu arada yukarıda kesilirken gördüğünüz sufle resmi, bu bloga eklediğim ilk animated gif oldu. Çok hoşuma gitti. Çektiğim videoları gif formatına dönüştürmek bana yakın zamanda pek çok eğlenceli şey yaptıracak haberiniz olsun 🙂 Bu arada yarın dolunay var, heyecanlıyız sevgili okur.

İletişim Yayınları’ndan Müthiş Bir Haber!

08

PusluKapakKucukHerşey berbatken, hayatınız bomb.k olmuşken, bir haber alırsınız. Pek çoğu önemsemez bile, ama sizin bu minicik haber dünyalara değerdir. Hele ki çok sevdiğiniz dostunuz adeta içine doğmuşçasına, sırf keyfiniz yerine gelsin diye, bu haberi sizinle paylaşmışsa, olayın bir köşesine adını kazımış olur artık.

İletişim Yayınları, İhsan Oktay Anar‘ın kült kitabı, efsane, Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının yayımlanacağını, üstelik 13 Mart’ta yayımlanacağını Twitter ve Facebook hesabından duyurdu bugün. Üstelik bir de teaser hazırlamışlar!

iletisim

İhsan Hoca’nın kitaplarındaki çizimleri de yaptığını bildiğimden aklıma ilk gelen bu çizgi romanı da kendisinin çizmiş olduğu ihtimaliydi. Ancak kitap İlban Ertem imzasıyla çıkıyor. Biraz araştırınca bu durum daha da heyecanlı olmaya başladı. Çünkü kendisi geçmişte çok iyi işler yapmış. Bu kitap için de tam 5 yıl uğraşmış ve 300 sayfalık bir eser ortaya çıkmış.

Haberin mutlu eden bir diğer yanı da kendimce yaptığım şu çıkarım oldu: İletişim Yayınları, ilk kitabın durumuna göre diğer kitapların da çizgi romanlarını yayımlayabilir.

13 Mart gününü bekliyoruz sevgili okur. Nefesimizi tuttuk, hayatımızı unuttuk, 13 Mart’ı bekliyoruz. Şansıma cuma gününe denk geliyor ve 14 Mart cumartesi gününde muhtemelen kitabı yalamış yutmuş oluyorum 🙂 Hayatımın kitabı, biricik atlasımız artık düş dünyamızdan kurtulup gerçeğe karışmaya bir adım daha yaklaşıyor.

01 02 03 04 05 06 07

EKLEME: Kitapla ilgili şöyle bir site açılmış, çok daha fazla içeriği barındırıyor sevgili okur. Paylaşmazsam olmazdı!

http://www.puslukitalaratlasi.com/

İhsan Oktay’dan Yeni Yıl Sürprizi: Galiz Kahraman

2012’de Yedinci Gün yayımlandığında kendi adıma en az 3 sene daha umudu kesmiştim yeni kitaptan. Ancak yeni yılın ilk günlerinde İletişim Yayınları bombayı patlattı: İhsan Oktay Anar‘ın yeni eseri Galiz Kahraman 17 Ocak’ta kitapçılarda!

Suskunlar‘dan sonra tam beş yıl beklemiştik Yedinci Gün için. Bu yeni kitabın böyle erken çıkması pek çok İhsan Oktay hayranında (ben de dahil), yoksa hoca da sene de iki kitap yazan popüler yazarlar kervanına mı katılıyor diye bir tedirginlik yaratsa da hocanın iş durumu ile ilgili bir gelişmeden dolayı zamanının tamamını bu yeni eser için ayırdığını ve bizi uzun süre bekletmediğini öğrendik. Rahatladık.

Kitapla ilgili şöyle bir brifing yayımlanmış:

“Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, “olmasa da olur” halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur.”

Sadece buna bakarak yorum yapmaktan özellikle kaçınıyorum. Çünkü bir önceki eser Yedinci Gün’de, kimseye itiraf edemesem de acayip ters köşe olmuştum. Ama biliyorum, bu yeni kitapta da yine uçsuz bucaksız düşünceler, fikirler evreninde fazlasıyla tatmin olacağız. Belki en büyük çekincem her yeni kitapta olduğu gibi, öncekilerden daha kötü, çok daha kötü bir kitap okuma olasılığıdır. Her ne kadar İhsan Oktay Anar’dan bahsediyor olsam ve bu ihtimal çok zayıf bir ihtimal olsa da bu tedirginlik kapağı ilk açtığım ana kadar içimde olacak.

Yedinci Gün’ün tadı halen damağımda iken Galiz Kahraman nasıl bir eser olacak heyecanla bekliyorum. İhsan Oktay’ı birazcık bile okursanız anlıyorsunuz ki eserlerin adlarına bakarak içerikleri hakkında çıkarım yapmak mümkün değil. Yedinci Gün için şu yazıdaİhsan Hoca daha iyisini yapana kadar galiba en iyisi bu!” demişim. Şu an bu fikrimden biraz uzağım. Yedinci Gün, Anar’ın en iyi eseri değil. Ama en kötüsü de değil. Bakalım Galiz Kahraman nasıl bir sıraya yerleşecek?

Kitabın ön siparişini verdim. Bir yazı da kitabı okuduktan sonra yazacağım için fazlaca eşelemiyor, kısa kesiyorum.