Tag Archives: ilker

Geçen Haftadan Satır Başları

Türker’İ Askere Uğurlama

turkerEskişehir’deki en eski arkadaşlarımdan birisi İlker‘dir. Bu sevgili Japon dostum, Batuhan‘la birlikte, taa dershane günlerimizden beri arkadaşımdır. Kendisiyle bir süre aynı grupta da çaldık. Eh, işin daha çok başında olduğumuz zamanlardı. Ne kadar güzel zamanlarmış. Daha sonra okuldu, dersten kalmaktı geçmekti, işti güçtü derken biz bu İlker’le çok az görüşür olduk. Sonra İlker askere gitti. Gerçi hala askerde, Ankara’da yedek subay. İlker’in en az kendisi kadar renkli ve yetenekli bir kardeşi var: Türker. Türker’in bloguyla ilgili şu yazıyı yıllar önce yazmıştım. İlker’le görüşemediğimiz dönemlerde Türker’le sürekli muhabbetimiz devam ediyordu. Geçtiğimiz günlerde aradı beni. Abisi gibi o da askere gidiyormuş. Hatta buna da yedek subay çıkmış 🙂 Ancak henüz nereye gideceği belli değilmiş. Hemen Pilot Bar‘da buluştuk. Oturduk sohbet ettik. Yan masayla tatsız bir münakaşa yaşadık hatta. Ancak bu bile keyfimizi kaçırmadı. Abisini askere yolcu edemedim ama Türker’i ettim. Abisi beş ay sonra, Türker de bir sene sonra gelecekler.

Halİl Eskİşehİr’deydİ

hailCan dostumuz Halil geçen hafta Eskişehir’deydi sevgili okur. Uzunca bir süre sonra Halil’le görüşme fırsatım oldu. Geçen hafta içi Pilot Bar’da önce Togay‘la buluştuk. Sonra ardımızdan Volkan ve Halil de geldiler. Eskişehir Rock Topluluğu ekibi uzun bir aradan sonra, tam da ilk zamanlarında olduğu gibi Pilot Bar’da yeniden buluştu. Eskirock Metal Fest 6‘yı yapabilir miyiz diye konuştuk. Sonra telefon, tablet mevzularını tartıştık. Geçenlerde İzmir’de yapılmak istenen ancak ele yüze bulaştırıldığı herkes tarafından açıkça söylenen festival, Alive Fest ile ilgili konuştuk. Bu festivalle ilgili olarak yapılan şu yoruma hepimiz güldük: “Festivallerde aksaklıklar olur eyvallah, ama bu adamlar aksaklık organize edip adını festival koymuşlar…” God Mode ve festivalde sahne alacağı söylenen grupların neredeyse %75’inin sahne almadığı ya da üç dört parça çalıp sahneden indiği bir festival olmuş.

Volkan’ın yâri Kübra’nın KPSS’den “maşallah” gayet güzel bir puan alarak “inşallah” atanmayı beklediğini öğrendik. Amin. Halil’in ve benim tayin planlarımızı konuştuk. Sonra elbette konu benim “efsanevi” davuluma geldi. Ah, canım peram, ahh. Daha sonra Halil’le kucaklaşıp vedalaştık. Uzunca bir süre görüşemeyeceğiz çünkü. Ayrılırken hepimizin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu: Hail Satanas, Hail Ceylan.

Kick pedalı aldım

tama-hp200-32679Geçenlerde şu yazımda aldığım davuldan bahsetmiştim. Bu benim için çok önemli bir gelişme, adete bir milat oldu. Ancak elektronik davul setup’ında bir eksik vardı: O da kick pedal. Standart setup içerisinde kick pedalı çıkmıyor. Ancak Roland‘ın (gerçi kaliteli diğer markaların da) en büyük avantajlarından birisi kick pad’ler sayesinde davulcuya istediği pedalı kullanabilme imkanı veriyor olmasıdır. Ben de biraz araştırıp İzmir’den kendime bir TAMA HP200 pedal buldum. Aslında niyetim single kick pedal almak değildi. Ancak bir süre param kalmadığı için mecburen single’la takılmak zorundayım. İleride kendime Pearl marka bir twin pedal almak niyetindeyim. Neyse şimdilik single da işimi görüyor. Pedalın altında tablasının olması çok önemliydi, altında tabla olmayan pedallar seri olmuyor. Pedalı bulduğum yer şans eseri İzmir’de dayımın çalıştığı yerin çok yakınında bir mağazaymış. Dayım aynı gün alıp kargoladı sağolsun. Pedalda ufak tefek çizikler vardı ancak mekaniğinde en ufak bir problem yoktu. Ufak bir yay ayarıyla mükemmel bir hale geldi.

ECE ve onur’un Düğünü

onrGeçtiğimiz hafta sonu, Cumartesi günü, Onur ve Ece‘nin düğünleri vardı sevgili okur. Osmangazi Üniversitesi yakınlarındaki GAGA isimli mekana gittik. Şimdiye kadar katıldığım en “organizasyonlu” düğünlerden birisiydi. Evlenenler arkadaşımız, sahnede çalanlar arkadaşımız ve masamızdakiler arkadaşlarımız olduğundan eğlenceli bir akşam oldu. Düğünün en güzel yanı da uzun süredir göremediğimiz dostlarla buluşabilme imkanı oldu. Serkan Abi‘yi Trabzon’da olduğu için aylardır görmüyordum. Düğünde bir süre hiç tanımadığım bir grubun arasında kaldık. Tam da o anda Serkan Abi’yle Ali‘yi gördüm. Ali de uzun zamandır tanıdığım, taa Amoral Vuslat zamanlarından bildiğim, kral bir adam. Hemen yanlarına gittim. Metalciler yan yana gelince düğünde bile, muhakkak bir albüm, grup muhabbeti dönüyor. Serkan Abi ayak üstü Cradle Of Filth‘in yeni albümü Hammer Of The Witches‘i tavsiye etti. En son bizim konserdeyken görüştüğümüz Tolga‘dan düğünle ilgili tüyolar aldık. Gelin ve damat, davetliler için bir Kiss şarkısı çalacak ve söyleyeceklermiş. Gelin ve damatların böyle sürprizler yapması davetliler için de heyecan verici oluyor sevgili okur. Heyecan.

Proofhead İstanbul’da!

Geçtiğimiz cuma ve hemen peşinden gelen hafta sonunda İstanbul‘daydım sevgili okur. Keyifli bir gezi oldu. Üç gün içerisinde şanssızlıklarım ve şanslılıklarım çeşit çeşitti. Bu yazıda bunları anlatacağım, hadi bakalım.

Perşembe akşamı mesai bitiminde hemen 5 dakika uzaklıktaki otogara gittim. Yol arkadaşım aynı dairede çalıştığım Yasin‘di. Koltuklarımız yanyana olduğundan epey bir yolu gırgır muhabbetle tükettik. Ancak İstanbul’a yaklaştıkça tıkanan trafiğin verdiği rehavetten olacak (gerçi epey de stress yaptı bende) bir ara uyumuşum. Uyandığımda Yasin arka koltuğa geçmişti. Ben de acayip terlemiştim, gömleğim sırılsıklam olmuştu. Trafik de tamamen durmuştu. Saat 22.00’yi geçtiği için trafikte kamyon ve tırlar çok fazla sayıdaydı. Buna bir de gurbetçilerin dönüş yolculuğu eklenmişti ve İstanbul’un içinde adeta ilerleyemez olmuştuk.

Arada olanları atlıyorum, saat 23.30’da Esenler Otogar‘da arabandan indim nihayet. Saat 17.30’da Bilecik‘ten binmiştik ve yolculuk bu hesaba göre yaklaşık 6 saat sürmüştü. Bunun çok net 2 saati İstanbul’un içerisindeydi. Esenler Otogar’da Nurettin Amca ve kuzenim Alper‘le buluştum. Alper topçudur bizim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin altyapısında oynuyor. Eve saat gece yarısını biraz geçe gittim. Halacığımla kucaklaştım. Halamlara en son 2011 yılı aralık ayında gitmiştim. O gün en son öğle yemeği yediğim için yaklaşık 12 saat süren bir açlığı bastırmam pek çabuk oldu. Çay çorba derken saat 2 gibi uyudum.

Image Hosted by ImageShack.usCuma günü 30 Ağustos Zafer Bayramı‘ydı. Saat 11 gibi uyandık Alper’le. Halamın kızı Cansu da uyanmıştı. Bu şekerlerle biraz muhabbet ettikten sonra kahvaltıya geçtik. Diğer yandan teyzemin oğlu, Cihan‘dan haber geldi. İstanbul’a gitme sebeplerimden biri de Cihan’la beraber yapacağımız bir işti. Her neyse, saat 15.00’te çıkıp şansımıza bir biri ardına gelen otobüslere binip Sefaköy Metrobüs Durağı‘nda Cihan’la buluştuk. Çok ısrar ettim ama siyah renkli bir metrobüse binmedik. Oradan Edirnekapı mıydı nereydi hatırlamıyorum, mezarlık falan olan bir yerin yakınında indik. Bu arada yazı boyunca farkedeceğiniz üzere İstanbul’u hiç bilmiyorum. Neyse, bekledik Alibeyköy‘e giden bir otobüs geldi. Buna binip halamlardan çıkarayak aldığım bilgisayar kasası kucağımızda olduğu halde Cihanlar’ın mahalleye geldik. Kasayı ve çantamı koyup Taksim‘e doğru yöneldik.

Image Hosted by ImageShack.us

O etkileyici fotolardan biri

Yolda giderken telefonla çeşitli konuşmalar yaptım. Gizem‘in Ankara’ya gittiğini öğrendim. Savaş Abi‘nin halen Batman‘da olduğunu unutup onu aradım buluşalım diye. Adam Batman’daymış 🙂 Sonra Alper‘le Sercan‘a Cihan’la çekildiğimiz birbirinden etkileyici fotoları yolladım.

Taksim gene Taksim sevgili okur. Şansıma epey bir sokak müzisyeni dinleme fırsatı buldum. Santur olunca bu iş oluyor arkadaş. Onu gördüm. Ha bir de kontrbas, o  olunca da oluyor. Bu da epey dikkat çekiyor. Tünel denilen yere gittik. Birkaç mağazaya girip çıktık. Biraz daha gidip Galata Kulesi‘ne vardık. Burada en büyüğünden beşer tane midye yedik. O anda bilmiyordum ama bu yediklerim İstanbul’da yediğim son midyeler olacaktı. Galata Kulesi’nin havasına çok kaptırdık kendimizi ve ertesi gün yapacağımız İhsan Oktay Anar‘ın İzinde gezisi için pek bir heyecanlandık. Taksim’deki önemli işlerimizi de hallettik bu arada.

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usDünya çok küçük sevgili okur. Taksim’de gittim Eskişehir’den arkadaşım Harun‘a rastladım 🙂 Tabi bonus saçları kestirmiş iş güç olunca, ama gördüğü yüzü unutmayan bu kardeşin, Harun’u da bir kilometreden tanıdı 🙂 Epey bir kucaklaştık, hasret giderdik.

Galata Kulesi’nden sonra artık yapacak pek bir şey kalmamıştı. Haa, dur bir saniye çok önemli bir kısmı unutmuşum: Sahaflar. Cihan beni Taksim’de bir aralığa soktu. Bir kapıdan geçtik ve dar bir pasaja girdik. Ulan her yer sahaftı! Burada çok fazla toz yuttum dersem ne demek istediğimi anlarsınız herhalde.

Image Hosted by ImageShack.us

Galata Kulesi

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Flashbacks Of A Fool filminden…

Akşam eve dönerken ıvır zıvır bir sürü şey aldık. Yine kıyıda köşede kalmış sahaflardan bulabildiklerimizi topladık. Sonra yine şansımıza zırt diye gelen otobüse atlayıp nihayet teyzemlere gidebildik. Gece epey şamatalı geçti. Cihan’la biz kuzen olmanın ötesinde iki kardeş gibiyiz. Hem yaşıt hem de kafadar olmamız, hem de annelerimizin aynı modeller olması sebebiyle bir birimize epey düşkünüzdür. Günün hasılatını tutup ertesi günün planlarını yapıp uykuya daldık.

Cumartesi sabahı erkenden kalktık. Ancak erkenden kalkmamız pek bir anlamsız oldu. Zira Cihan’ın saat 14.30’de bir iş görüşmesi çıktı. Neyse, planlarda uyarlamaları yapıp saatin gelmesini bekledik. Bulunduğumuz yere epey yakında olan bir alışveriş merkezine gittik. Cihan iş görüşmesindeyken ben de ilginç tasarımlı ürünlerin satıldığı bir mağazaya takıldım. Tasarımlar cidden ilginçti de fiyatlar çok daha ilginçti. Bu kadar kazık fiyatlar hayatımda görmedim lan! Oradan hemen D&R‘a geçtim. İçimden ufak bir hediye almak geldi. Görür görmez de aldım.

Image Hosted by ImageShack.us

İşte bu o torba

Ben tam çıkıyordum ki Cihan da geldi. Beraberce Kadıköy’e geçmek için vapura binmek üzere gidiyorduk ki yolda büyükçe bir torba gördük. Şöyle göz ucuyla baktığımızda içerisinin tepeleme kitap dolu olduğunu gördük. Cihan hiç tereddüt etmedi sırtladı! Nöbetleşe taşıyarak zaten yakın olan eve geri döndük hemen bu torba, hatta çuvalla.

Sonra yine bir hışımla yola çıktık. Bu sefer pek vakit kaybetmeyelim diye ümit ediyorduk ki Fener civarında trafik dondu. Biz de mecburen otobüsten indik oralarda bir yerde. Vapura bineceğimiz yere kadar yürüdük. İyi ki de yürüdük. Zira bu yürüyüş esnasında Cihan bana İhsan Oktay kitaplarında geçen pek çok yeri tarif etti. Uzun İhsan‘ın izini yol üstündeki evlerde aradık.

Image Hosted by ImageShack.usİleride bir yerde güzel bir balık ekmek yedim. Hakkaten güzeldi lan. Sonra birden bire etrafımızı onlarca Güney Koreli sarıp Gangnam Style dansı yapmaya başladı. Meğer Günye Kore günü müymüş neymiş, bir şeyler varmış. Etrafta bir sürü Gizem’e, İlker‘e, Taner‘e ve Ramazan‘a benzeyen adam ve kadın vardı. Ha, bir de çok fazla Suriyeli ve Mısırlı turist vardı sevgili okur. İnanamadım. 25 senedir İstanbul’da yaşayan Cihan da inanamıyormuş bu kadar fazla olduklarına.

Telefonumun kılıfının mıknatısı kırıldığı için yeni bir cepli flip kılıf aldım 10 liraya. Çok iyi lan 🙂 Oradan da koştuk koştuk yakaladık vapuru. Karşıya geçerken iki tane küçük ve salak kız çocuğunun boğuşmalarına katladık. Vapur yanaşınca hemen atladık indik.

Image Hosted by ImageShack.usBurada hedefimiz Hammer Müzik‘ti. Çünkü almak istediğim iki parça ürün Türkiye’de sadece burada vardı. Hammer’ı ararken farkettik ki Fenerbahçe‘nin maçı varmış, her yerde bir sürü fener formalı vatandaş vardı. Akmar Pasajı‘na geldik. Birazcık dolandık falan ama nihayet bulduk mekanı. Ne alacağımı bildiğim için doğrudan istedim oradaki ismi Enes olan arkadaştan: In Flames – Subterranean (özel basım) cd’si ve Ghost B.C. – Infestissumam özel baskı plağı. Hammer Müzik’in internette yazan fiyatlarıyla dükkandaki fiyatlar Image Hosted by ImageShack.usarasında çok fark var. Dükkandan alırken mutlaka fiyat sorun, epey indirimli oluyor. Sağolsun Enes, çok güzel bir fiyat verdi. Ben de aldım iki parça ürünü. Bir de güzel paket yaptı. Bu iki albüm için de ayrı birer yazı yazacağım. Pasajdan çıkarken yine çok orijinal bir sahaf bulduk. Cihan’la oradan da epey bir şey aldık.  Yükümüz iyice arttı. Ancak gün daha bitmemişti. Hemen vapura atlayıp bu sefer daha güzel bir yerde oturarak gün batımını izledik. Karşı kıyıya indiğimizde yine her yer Koreli, Suriyeli ve Mısırlı turistlerle doluydu.

Image Hosted by ImageShack.us

Cihan çekti bu fotoğrafı

Yükümüze aldırış etmeden ara sokaklara daldık. Cihan bana bulabildiği her adresi ve konumu gösterdi. Puslu Kıtalar Atlası‘dan, Kitab-ül Hiyel‘den falan. Tarihi Mısır Çarşısı‘na girdik. Oradan çıktık yine acayip bir sokağa girdik. İhsan Oktay Anar’ın izinde gezimiz çok eğlenceli ve biraz yorucu geçti. Bunu özel bir yazı olarak yazmak istedim. Ancak sonra vazgeçtim. Sadece bu yazıda anlattıklarımla sınırlı kalsın istedim. Gerisi sadece Cihan’ın ve benim hafızamda…

Image Hosted by ImageShack.usCumartesi günü böylece bitti. Pek bir olay olmadı. Pazar sabahı saat 10 gibi kalktım. Kahvaltıya yeni başlamıştık ki Utku aradı. Utku çok yakın zamanda evlenip balayına Prag‘a gitmişti. Nikahına gidememiştim, ama evlendikten sonra göreyim diye aramıştım bir önceki gün. Neyse, Utku’yla da bir önceki gün Cihan’la gittiğimiz alışveriş merkezinde buluşmaya karar verdik. Cihan’la beraber gittik biraz da gecikerek. Utku ve eşi Hazal bizi bekliyorlardı. Epey bir muhabbet ettik. Starbucks‘a gittik. Cihan özellikle çay istedi, ben de özellikle Ice Tea içtim. Kadın pek bir şaşırdı kasada duran.

Utku’yla evlilik, doların durumu, emlak piyasası, mühendislik, Gaziosman Paşa, eğitim sistemi, Eskişehir’deki anılarımız ve bilimum konu hakkında bol kahkahalı bir sohbete karıştık. Bu esnada yine cuma günü aradığım ancak ulaşamadığım Funda aradı. Funda’yla biraz konuştuk. Sonra hep beraber kalktık. Kayatürk ailesini uğurlayıp Cihan’la eve geçtik.

Üç günde elimde bir bilgisayar kasası da olmak üzere epey bir kitap cd falan biriktiğinden, bir de teyzem bir poşet kıyafet doldurduğundan eşyalarım dağlar kadar oldu. Bunun üzerine Cihan’la en ucuzundan bir valiz aldık asker boy. Metro‘nun servisine binip otogar’a gittik. Burada servisten inerken Cihan yeni aldığımız valizi parçaladı sağolsun 🙂 Hemen oradan tedarik ettiğimiz imkanlarla bu sorunu da hallettik ve nihayet otobüsüm geldi. Ben yine 5-6 saatlik bir yolculuğa kendimi hazırladım.

Ne mi oldu? 4 saat 15 dakikaya geldik Bilecik’e 🙂 Şansıma otobüs aktı geldi. Hiç trafiğe falan takılmadı. Böylece İstanbul seyahatim de bitmiş oldu. Aldığım kitaplardan bahsetmedim hiç, evet haklısınız. Bunlarla da ilgili bir yazı yazacağım sevgili okur. O yazıyı bekle. Yazıyı İstanbul temalı çok güzel bir parça ile bitiriyorum: Laleler Şehri.

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim 🙂 Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile 🙂

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

Dert Tasa Sıkıntı Var

Bunların hepsi var şu ara. Calculus II vizesinden gene 40 45 beklerken 13 alarak hayata küstüm sevgili okur. Umudum da hevesim de iyice kırıldı lan. Kantine gitmek istemiyorum. Kantine gidince de hemen işimi halledip kaçıyorum laboratuvara geri. Eskiden olsa öyle mi olurdu lan, fakültenin güzel kızlarına bakardım, Erol‘la muhabbet ederdim, milletin masada bıraktığı gazeteleri dergileri okurdum. Hem kişisel gelişimime katkıda bulunur hem de o anda açık Kral TV’den piyasada dönmekte olan şarkıların kliplerini göz ucuyla izlerdim. Lan artık kimse kalmayınca kantinin mantinin de tadı olmuyor. Herkes mutlu lan, bakıyorum herkes geçmiş Calculus’u, öff başka hiçbir dertleri yok. Krallar gibiler. Bir de bana bak lan.

Red Riding Hood

Geçen gün Red Riding Hood diye bir film izledim. Kırmızı Şapkalı kız masalına epey bir boyut kazandırmışlar, cidden beğendim. Çok iyi hedef şaşırtıyorlar. Bir de dürüst olarak söylemek gerekirse filmin başından beri erkek seyircilerin %90’ının istediği şeyin filmin sonunda olması ayrı bir kayda değer noktaydı. Amanda Seyfried‘ı buradan öpüyorum lan. Çok samimiyetle öpüyorum kendisini.

Tekirdağ Köfte

Dün Sercan‘ın Tekirdağ‘ın en iyi köftecisinden getirdiği Tekirdağ köfteleri ıslattık Volkanlar’da. Volkan yoktu, daha gelmedi, onun anısına da ben gece boyunca hep matkapla oynayıp durdum. Hırvastistan maçını izledik. Kalecimizi alnından öptük. Alper de öptü. Bu arada Sabhankra‘nın Moonlight‘ı klavye ve gitar olarak çıkardık sayılır sevgili okur. Çok yakında yeni süprizlere hazır ol. Acayip olacak.

Dün Sercan’ın interneti hızlı diye biriktirdiğim dizi bölümlerini indirdim onlarda. Lan hepsini benim taşınabilir harddiske attım. Eve geldim, harddiski bilgisayara taktım ve geri zekalı “BİÇİMLENDİRMENİZ GEREKİYOR ABİ AÇMAK İÇİN” hatası verdi. Yani ayıp lan. Deli oldum. Şu anda da halen File Scavenger programı ile harddiski tarıyorum. Bakalım kurtaracam lan umarım formata gerek kalmadan.

Dediğim gibi sıkıntı çok. Ama iyi şeyler de olmuyor değil. Mesela bakalım yakın zamanda ilk ödemeyi alacağız projeden. Borcumu harcımı düzeltip rahata ereceğim. Bir de Sercan’la Merve‘ye bir sözüm var bakalım onu yapacağım. Ha bir de Alf Kırtasiye‘den bir süredir biriktirdiğim DVD kapaklarını bastıracağım.

Sivrihisar’dan tanıdığım bir arkadaşım var, Sevinç. Kendisi THY‘de aşçı olarak çalışıyor. Biniyor uçağa, Dünya’nın dört bir yanına uçuyor. Önceki akşam konuştuk biraz, nasıl mutlu oldum anlatamam. Japonya’daymış şu an. Dedim ki hemen benim koleksiyonuma bir tane Japon günlük gazetesi getir. O da sağolsun çok daha fazlasını getirmiş bugün mesaj attı. Bu beni mutlu eden bir diğer olaydı.

Geçen gün tarayıcının driver’ını bulamadığımdan bahsediyordum ya buldum onu kurdum. Şu an sistem maşallah çok kararlı sevgili okur. Bu arada şu yazımda aldığımı söylediğim mouse bozuldu. Kendi kendine kapanıyor. Gittim bugün Teknosa‘ya garantiye yolladım, bakalım neler olacak.

Çok uzun süre önce sözünü verdiğim video blog olayına başlıyorum artık. Yarın ilk videoyu Alper’le çekeceğim. Kısacık videolarla haftada bir ya da iki defa sizlere cam açacağım.

Volkan’ı, İlker‘i ve Savaşalp‘i çok özledim. Epeydir bir araya gelemiyorum bu adamlarla. Hepsine sevgiler.

Bu arada Doğa ve Çevre Kulübü olarak salı günü gittik Levent‘le dilekçeleri teslim edip resmen göreve başladık. Haydi bakalım.

Video Blog ve 45’lik Plak Kabı

Plak Kabı

Bugün canım sıkıldı biraz. Öğlene doğru dışarı çıktım. Önce bir Selami Abi‘nin yanına gittim. Oradan da ticaret hayatında emin adımlarla ilerleyen Volkan‘ın mekanı olan Pikolo Bar‘a gittim. Yunus‘la oturuyorlardı vardığımda. Ben de yanlarına iliştim. Oturduk muhabbet ettik biraz.

Sonra İlker‘le Türker geldi. Özlemişim ikisini de. Onlarla da muhabbet ettim. Bu esnada dün gece  yatmadan önce aklıma gelen 45’lik plak kabı olayını anlattım bunlara. Şimdi koleksiyondaki çoğu plağın kabı yok benim. İşte bunlar için bir default kap yapayım dedim. Ancak plak kabının ortasında yer alacak ve içerisindeki plağın göbek kısmını gösterecek büyüklükteki deliği nasıl açacaktım? İşte sorunda buydu zaten. İlk etapta 50 tane yapayım dedim. Böyle diyince İlker “ilk etapta” sözcüğüme dikkat çekti. Güldük hep beraber. Sonra biraz televizyon maceralarından konuştuk İlker’in.

Bir süre önce aklıma gelen video blog fikrini Türker gene teklif etti. Nedense mantıklı geldi bu sefer. Haftanın belirli bir günü bloga kendime ait bir video koyacağım. En fazla 2 dakika sürecek.İlk haftalarda deneme amaçlı Türker’le ortak hazırlarız belki.

Neyse, plakların ortasındaki deliği de nasıl yapacağımı buldum  Türker’in fikri ile. Biz de bir demir bardak var. Onun kenarlarını keskinleştirip kağıdı kolaylıklıkla kesebilirim daire şeklinde. Şimdi onunla uğraşıyorum.

Bugün Oruç Aruoba‘nın Özlediğin Gidip Göremediğindir şiirine aşık oldum lan. Belki bana içinden “hadi canım” diyeceksin ama kendimi sanki kendi şiirimi okuyormuş gibi hissettim. Bu kadar çok şey bu kadar yalın anlatılamaz ki kardeşim! Bu adamı hayatımda ilk defa okumuştum ama sanki hayatım boyunca onu okuyormuş gibi hissettim. Diğer yazdığı şiirleri de okuyorum şimdi. Adamın anlatış tarzı kafama o kadar uyuyor ki ben bile şaşırıp kaldım. Neyse, yukarıda adını yazdığım şiiri verip bitiriyorum.

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

Garmadh’tan Mükemmel Parça!

Garmadh, yeni albüm için çalışmalar başladı sevgili okurum. Black Metal dinliyorsan ve ikamet adresim de Eskişehir diyorsan Garmadh’ı kesin duymuşsundur.

Grup kadrosuna Black Omen‘dan tanıdığımız Karahan‘ı da dahil ettikten sonra yeni besteleri için çalışmaya başlamıştı. Uzun süredir çıkacak ürünü bekliyorduk ve Serkan bugün bana değil ama Volkan‘a yollamış ilk şarkıyı 🙂 Ben o esnada içeriden duydum. Kim olduğunu anlayamadım. Merak içinde kim bu diye kalkıp bakınca GARMADH’ı gördüm. Karahan, Serkan ve İlker harika bir iş çıkarmışlar. Çok beğendim, çok tuttum. Hepsini kutluyorum. Yeni albüm çok iyi olacak!

İlker’in Laboratuvarı

Japon dostum İlker‘in mekanına da gittim bugün sevgili okur. ÖSYM bürosunda işim vardı bugün. Ayıptır söylemesi ÜDS‘ye başvurdum. Başvuru ile ilgili detayları bir başka yazıda anlatacağım.

Saat 12’de Osmangazi Üniversitesi‘ne vardığımda ÖSYM bürosu kapandığından İlker’in yüksek lisansında çalıştığı yer olan Fen Edebiyat Fakültesi F5 bloğuna gittim. Bizimki sağolsun kapıda karşıladı beni. Yediğim iki doz morfinin etkisiyle ağzım yüzüm yamulsa da bir şekilde iletişim kurabildik 🙂 Şaka lan o kadar da yamulmadım. Bizim İlker malum organik kimyacı, kısa ziyaretim boyunca epey miktarda uçucu organik bileşiğe maruz kaldım. Oysa ki canım arkadaşım hergün bunları soluyor!

İlker’in laboratuvarı bir nevi cep laboratuvarı lan. Çok beğendim valla ne yalan söyleyeyim. Büyüklük olarak da Alper bilir, Akif Hoca‘nın mekanından az daha ufak. Tepeleme cam malzeme dolu. İlker’in yanında çalışan lisans öğrencileri de varmış. Onu öğrendim. Sonra da gittik öğle yemeği yedik. Villa diye bir yerde. İlker tabağını bitirdiğinde mesela ben daha yeni yarılamıştım sevgili okur. Performans düşüklüğünü görebiliyorsun demi 🙂

 

Olasılıksız

Neyse oradan gittik işlerimi hallettik. Sonra sağolsun benle birlikte geldi, bir de çıktı aldım oradaki bir yerden. Bir de otuzluk cetvel aldım. Neden yaptım bunu bilmiyorum. Dönerken de ilaçlarımı aldım. En son da dayanamadım oradaki bir kitapçıdan Olasılıksız‘ın çakmasını aldım. Böylelikle aylar önce Seval‘in aldığı bir diğer Adam Fewer eseri olan Empati‘nin yanında kardeşini eklemiş oldum.

Şanslıydım ki İlkerler’in fakültenin hemen arkasındaki duraktan doğruca bizim eve gelen 23 numaralı otobüs geçiyormuş. Sabah ki beklemelerimin acısını çıkarırcasına hemen geldi otobüs. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra eve geldim.

Dişim hala sızlıyordu geldiğimde sevgili okur.

8 MM

8 MM

İlker‘le Serkan‘ın yeni kurdukları grubun adı bu. Gruplarına birde mükemmel sesli güzel bir bayan eşlik ediyor. Cumartesi günleri saat 21.00’de Jazzgır Bar‘da sahne alıyorlar. Üç kişiden bu kadar güzel melodiler duymak inanın geceyi daha bir güzel yapıyor.

Açılış parçaları Kill Bill I‘in soundtrack’i de olan Nancy Sinatra‘nın Bang Bang parçası oldu. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim Kill Bill I ve II’nin soundtrack albümü de en az filmin kendisi kadar başarılı. Hatta benim gözümde filmin önüne çoktan geçmiştir. Tabi bunda cenazemde çalmasını istediğim ‘nın da bu albümlerde yer almasının etkisi yok değil. (L’arena’yı hiç dinlemediyseniz buraya tıklayın son ses dinleyin.)

Her neyse, şimdi 8 MM‘nin Bang Bang’ini dinliyorum da hakkaten orjinal olmuş yav 🙂 Bayanın sesini bir noktada tıpatıp aynısı olmuş hatta. Siz de dinleyebilin hem de grup hakkında bir fikriniz olsun diye buraya da koyuyorum çektiğim videoyu.

8 MM’yi izleyin. Pişman olmayacak, haftanın tüm o beyin zonklatan çılgınlıklarından, çığlıklarından kurtulup yumuşak bir müzik eşliğinde kendinizi resetleyeceksiniz.

Eş Dost Blogları

Bu aralar yakın blog yazarı arkadaşlarım bloglarına eklemeler, yenilikler yaptılar. Ben de biriktirip sizinle paylaşayım dedim.

1. İlk olarak Burki‘nin blogunu yazayım. Burki yeni açmış blogunu. Yeni açmasına rağmen gayet kaliteli spor haber ve yorumlarıyla hemen bazı başka sitelerde de yazıları yayınlanmış. Eğer dünya kupasıyla, basketbolla ve bilimum spor olayıyla ilgili yorumları okumak, üstelik bunu maddi bir beklenti içerisinde olmadan anlık olarak yazan birinden okumak istiyorsanız bu bloga bir göz atın. Banner’ini yaptığımda dost sayfalarıma da ekleyeceğim. Blogu ziyaret etmek için tıklayın.

Burak Mustafa Çakmak

2. Bright Of Darkness: Onur ve İlker‘in blogu. Uzun süredir sesi soluğu çıkmıyordu. Ben kapatacaklarını düşünürken, Onur geçen gün “bloga ayar çekeceğim” diye bir mesaj postaladı. Bakalım neler olacak 🙂 Dost Sayfalar’da (sağda en altta) linkini bulabilirsiniz.

3. Paw Of Destiny: Türker kardeşimizin blogu. Önceden kötükedi olarak yayın hayatına devam eden blogunu değiştirmiş, yepyeni bir imaja büründürmüş, görünce çok sevdim. Yazıları falan da daha bir okunası olmuş. Helal olsun. Yakında dost sayfalarıma ekleyeceğim Paw of Destiny’i de. Buraya tıklayarak bloga ulaşın.

Tanıtım videosu: http://img821.imageshack.us/img821/6555/44626184.mp4

Paw Of Destiny

Kısa Film Çekmek

Zor iş, başta bunu söyleyeyim. Hele ki bizim gibiyseniz acayip zor.

Geçtiğimiz hafta sonumuzu Yeşil Kamera adlı organizasyona kısa film çekmek için harcadık. Aslında katılmayacaktık ancak son anda sitelerindeki “film göndermek zorundadırlar” ibaresini görünce dedik saçma falan bir şeyler yollayalım.

İyi oldu aslında. Çok şey öğrendim. Mesela Türkiye’deki sayılı elektronik atık toplayıcılarından olan Media Markt‘in bizim elektronik atıklar ilgili kısa filmimizdeki bir sahnemiz için izin vermemesi çok düşündürdü bizi. Üstelik bunu biz size döneriz diyerek geçirtirmeleri daha bir düşündürücü ve aslında ayıp oldu. Media Markt’a kalsa halen daha dönmelerini bekleyecektik. Benzer şekilde 15 saniyelik bir sahne için bir haftalık izin bürokrasisi şartı koşan Cinebonus‘a ve Teknosa‘ya teşekkür ederiz.

Ama teşekkürün en büyüğünü okulumuzu temsil etmek adına katıldığımız bu yarışmada 30 saniyelik bir görüntü için bir boş oda vermeyen okulumuzun kendi hastanesi Mavi Hastane‘ye ediyorum. Bu sebepten senaryoya hiç istemediğimiz eklentiler yapmak durumunda kaldık. Filmin en önemli sahnesini de bir türlü canladıramayınca film çöpe döndü. Allahtan montajını bizim İlker‘e yaptırdık da oradan biraz kotardık durumu.

Ama Erol‘la Volkan‘ın montaj esnasında bu kadar ciddi hataya nasıl izin verdiklerini bir türlü anlayamadım. Filmin sonuna bir müzik koysaydınız lan!

Neyse, dediğim gibi bu olay epey zor bir iş. Ama zevkli. Yalan söylemeyeceğim, yakın zamanda böyle bir proje olursa yine girerim. Çünkü bu sahne arkası muhabbetleri çok komik oluyor. Her filmde olduğu gibi bunda da yine en yırtık karakteri ben canlandırdım. Benim dışımdaki oyuncular ise çok da yabancı olmayan Alper, Erol, Volkan (hem çekti hem oynadı), Funda, Selma, Alper ve kuzeni. Sağolsun hepsi de.

Dediğim gibi film aklımdaki filme çok az benzediği için bir ödül vs beklentim yok. Bu sebepten de burada sizinle paylaşmıyorum. Ama set arkası fotoğraflarından koyacağım. Her biri de epey güldüğümüz anlara ait. Sonucunda birşey çıkmasa da emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoro.

Sünger Birahanesi

Volkan'ın Evi

Volkan'ın Evi

Bayrak Direği

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Volkan Mutfak

Volkan'la İlker