Tag Archives: Immortal

Headbang – Maya – Doğaç Titiz ve Akın Bağcıoğlu

mag01Aslında geç kaldım yazmak için. Ama bu gecikme Plak Mecmuası‘nın da yeni sayısının yayımlanması yüzünden oldu. Headbang‘in 3. sayısının yayımlandığını görünce heyecana kapılıp siparişi verdim. Daha sonra bir de ne göreyim! Meğer Plak Mecmuası’nın da 4. sayısı yeni yayımlanmış. Mecmuayı da sipariş edeyim, ikisini birlikte yazarım diye düşündüm. Ancak erteleye erteleye yalan oldum. Bir de üzerine kredi kartımı iptal ettirmem durumu gelince, dedim ki iyice gecikmeden bu muazzam bookazine‘i, yani Headbang’in yeni sayısını muhakkak yaz.

Bu yeni sayının şimdiye kadar ki en başarılı kapakla çıktığını belirtmeme izin ver öncelikle. Bu sayıda Çağlan Tekil‘in, en sevdiği gruplardan olan Ghost yine kapakta en üstte yazılmış. Ghost, gerçekten metal midir yoksa rock mıdır, yoksa rock bile değil midir? Şu sıralar yerli yabancı tüm platformlarında ve özellikle Youtube’da bu tartışma yapılıyor. Dergideki Ghost’la ilgili olan yazıyı henüz okumadım. Ancak bana göre son albümüyle küllerinden doğan, yıllardır bir benzerini daha bulamadığım, Immortal‘la ilgili olan röportaj müthiş. Çok büyük ihtimalle Türkiye’de, grupla yapılmış en kapsamlı röportajlardan birini yapmış Zeynep Çolakoğlu. Kendisini birkaç yıl önce Eskişehir’deki bir etkinlikte tanımıştım. Hatta “Büyülü Sözlük” isimli bir de kitabı var ki çoğu zaman mitolojik kavramların anlamlarına bakmak için başvurduğum kapsamlı bir kaynak. Muhakkak kitaplığınızda olması gerekiyor.

mag02

Headbang, bu sayıda ilk defa diğer iki kapaktan farklı olarak mor renkte yayımlandı. Bir de kitap ayracı vermişler. Keşke bir sonraki sayılarında, ilk iki sayı için de birer ayraç hediye etseler. Bu tip nesneler, koleksiyon değeri olan nesneler zira. Yazı çok geciktiğinden bir de bookazine’in tamamını okumak için beklemedim. O yüzden içeriklere dair yorum yapamıyorum. Ancak bir sonraki Headbang yayımlanana kadar bu sayıyı da bitirmeden bırakmayacağım gibi geliyor.

mag03

maya.jpgAylar önce pasifagresif, Mabel Matiz‘in Maya isimli albümü için bir kritik yayımlandığında sitenin takipçileri arasında acayip bir tartışma çıktı. Yazar, bu tartışmaları önceden kestirebilmiş olacaktı ki albüm kritiği yazısında pek çok defa albüme neden kritik yazılması gerektiğini yinelemişti: Çünkü albüm çok kaliteliydi. Sen ne düşünüyorsun bilemem ama bana göre Mabel’in “Öyle Kolaysa” parçası, yılın en iyi pop şarkısı. Çok açık ve net. Benim tanıdığım pop müzik dinlemeyen, hatta gayet ekstrem türleri dinleyen pek çok kişi ve arkadaşlarım, müzisyenler bile parçanın kalitesi konusunda olumsuz bir eleştiri yapmadılar. Maya albümünden çıkan sırasıyla “Ya Bu İşler Ne?“, “Öyle Kolaysa”, “Sarmaşık” ve “A Canım” isimli parçaların her biri gerek sözleri, gerek altyapıları ve gerekse de başarılı klipleriyle bu yıl ülkemizin pop müzik piyasasına şüphesiz altın harflerle kazındılar.

Müzik arşivciliği yapmak çok zor bir olay sevgili okur. Sevdiğin, özellikle takip ettiğin sanatçıların, grupların albümlerini almak zaten farz iken, bir de o yıla, o türe damga mag06vurmuş, zamanla kalitesi anlaşılan albümleri de toparlamak gerekiyor. Örneğin Levent Yüksel‘in “Med Cezir” albümü. Albüm biriktiriyorum, müzik tarihine ilgiliyim diyen birinin arşivinde muhakkak olması gereken bir albümdür bence. Ya da Tarkan‘ın “Aacayipsin” albümü. Hiçbir zaman Tarkan dinleyicisi olmadım ancak bu albümün, pop müzik tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kimse inkar edemez. İşte Mabel Matiz’in Maya albümü de böyle sevgili okur. Çok büyük ihtimalle Mabel Matiz’in kendisi bile bir daha böyle bir albüm yapamayacak. Ülkede de en azından üç dört sene böylesine her parçası hit olan bir albüm çıkmayacak. Albümün yalnızca müzikal başarısı da değil söz konusu olan. Tüm albümün kliplerinden, sözlerinden ve melodilerinden, Mabel’in sahne kıyafetlerine kadar bir tema, bir bütünlük taşıyor olmasından bahsediyoruz. Ellerine sağlık, Barış Manço ve Erkin Koray‘ın ülke müziğinde bir dönemi başlattığı “Anadolu” teması, bence hiç bu kadar iyi işlenmemişti bugüne kadar. Eh, Barış Abi ve Erkin Baba’nın ucundan kulağından aşırdığı ufak tefek melodileri hoş görüyoruz elbette. Mabel’in hayatının bir noktasından itibaren uğradığı ya da en azından bize yansıttığı o “ötekileştirilmeye çalışılmaktan, insanların hadsiz hesapsız acımasızlığından kaçışının muazzam bir manifestosu Maya. Ellerine sağlık.

mag05

Bu albümü de yayımlanan en klas versiyonuyla, Deluxe Edition Digipack ile satın aldım. Aslında plak formatında da bekliyordum ancak onun yayımlanmasına dair herhangi bir haber yok henüz. Digipack formatındaki albüm 2 CD’den oluşuyor. İlginçtir ki tüm hit parçalar ilk CD’de yer alıyor. Dört bölmeli digipack’te ortaki iki kısımda CD’ler, sağ ve sol ceplerde ise şarkı sözlerinin yer aldığı kitapçık ile arka yüzünde İngilizce şarkı sözlerinin yer aldığı Mabel Matiz posteri ve bir adet sticker yer alıyor. ŞArkı sözü çevirileri çok çok başarılı. “Öyle Kolaysa”nın çevirisini aşağıya ekledim. Kısacası, bu yılın bana göre en başarılı pop albümü buydu sevgili okur. Mabel, çıtayı öyle bir yere koydu ki şimdi kendisi bile düşünüyordur bunu nasıl aşabileceği diye 🙂

mag04

mag07

Aralık ayı, yıllardır Eskişehir’de gördüğüm en müzikal ay oldu diyebilirim. Daha geçen gün Cengiz Tural‘ın davul workshop‘ını yazmıştım hatırlarsan. Bundan çok kısa bir süre sonra da ülkenin en celebrity davulcularından olan Doğaç Titiz ile Akın Bağcıoğlu‘nun davul workshopları duyuruldu. Bu ikili, geçmişte de birlikte workshoplar yapmışlar. Bu açıdan Eskişehir’e gelmeleri, ikisini bir arada izlemek bakımından çok iyi oldu.

Etkinlik yaklaşık 45 dakikalık bir gecikmeyle başladı. Sahne çıktıklarında bu durum için özür dilediler. Mekan, çok eskiden Ermeni Kilisesi, daha sonraları Asri Sinema ve nihayet de Zübeyde Hanım Kültür Merkezi ismiyle kullanılan binaydaydı. Dolayısıyla kilise zamanından kalan kubbe yapısı, buradaki davul sahnesi için büyük bir sorun oluşturmuş. Davullardaki mikrofonları fark ettim. Kimileri normal, kimileri ise dinamikti. İlk olarak da bu hususu sordum. Ancak anlaşıldı ki kurulan mikrofonların hiçbiri çalışmıyordu. Yani duyduğumuz sesler doğrudan davulun ham ve tonlanmış sesleriydi. Belki sahneye çok yakın olduğumdan, çok leziz geldi bu sound bana. Ancak genel olarak değerlendirmek gerekirse, Cengiz Tural’ın workshop’ındaki altyapı ve ses düzeni çok çok daha iyiydi. Çünkü bu sıkıntıdan dolayı Titiz ve Bağcıoğlu ne yazık ki hiç parça çalamadılar. Çok isterdim.

mag09

Cengiz Tural, biraz daha kitaba bağlı bir müzisyendi. Ancak (en azından benim konuşmalarından çıkardığım kadarıyla) Doğaç Titiz ve özellikle de Akın Bağcıoğlu, biraz daha serbestler bu konuda. Her workshopta aynı soruları soran çocuk, bu workshopta da yine aynı soruları sordu. Orada davul metotlarıyla ilgili yaptıkları değerlendirmeleri çok beğendim.

mag08Cengiz Tural, metal ve rock müzik kökenli bir müzisyendi. Doğaç Titiz’i de hep öyle sanardım. Ancak değilmiş, hatta sevmiyormuş bile. Sahnede mevcut kapasitelerinin sadece %5’ine ihtiyaç duyduklarını söylediler. Pop müzikle ilgili söyledikleri ve yaptıkları tespit ise muazzamdı. Merak eden olursa mesaj atıp sorabilir. Bir de Doğaç Titiz’in, her gece sabahlara kadar Youtube’da davulcu videoları izlediğini öğrenmek beni şaşırttı doğrusu. Hala kendini yeterli görmeyip Dünya’daki diğer insanların neler yaptığını da sürekli araştırıyormuş. Helal olsun.

Teknik olarak bu workshop’ın bana en büyük faydası ghost note olayına dair fikir edinmemi ve estetik duruş/oturuş konusunda rehber olmasıydı. Gerçekten de Doğaç Titiz, ülkedeki en doğru ve ergonomik duruşa sahip. Bunu önceki workshopta Cengiz Tural söylemişti. Gerçekten hak verdim.

Her iki büyük müzisyene de saygı ve sevgiler. Geldikleri için teşekkürler.

Akın Bağcıoğlu’nun Instagram hesabından aldım

GÜNCELLEME: 26.12.2018. Yazıyı ilk yazdığımda en alta, workshop’ta kendi çektiğim bir videoyu, Doğaç Titiz’in performansından birkaç dakikayı koymuştum. Ancak aynı akşam, Doğaç Abi bir mesajla ulaşarak videoyu kaldırmamı rica etti. Zira kendisi de o akşam pek çok kamerayla çekmişti. Şimdi montajlanıyormuş hatta o videolar. Ben Youtube’a yüklediğim videoyu sildim. O da kendi instagram hesabından benim çektiğim videodan bir kısım yayımlamış sağ olsun. Aşağıya onu ekliyorum:

View this post on Instagram

Workshop mode on @pearl_drums #pearlmasterworks ✌️🥁 Özel davul dersi için dm atın #pearl davullarini @zuhalmuzik te bulabilirsiniz @evansdrumheads @a_tune_ears @promarkbydaddario @istanbulagop 🔥💥👍👏🥁@4cmusic @erhanbeyaz @pearl_drums @pearldrumseurope @@evansdrumheads @promarkbydaddario #playdrums @erhanbeyaz @istanbulagop #evans #speed #drums #drumset #drumsforlife #drumfill #drummerlife #drummeroftheday #drummerworld #drummerboy #drummerlife #drummer #stickcontrol #drumporn #drumset #druming #drumpractice @drumsdaily @drumcommunity #drummerlife #drummerworld #drumset #druming #drumpractice #stickcontrol @drumset.up @yaseminenginsoy #drumsolo #drumbreaks #drumfill #bateria #drumeo @professional_drummers #fastandfurious #fasthands #gospelchops #baterista #bateristas #drumsticks #speed #cymbals #musically @instagroove_ @drums_inc @drummersilike @drumsoutlet

A post shared by Dogac Titiz (@dogactitiz) on

Immortal – Sons Of Northern Darkness Plağım!

immor01

Cuma mesai bitimi sonrasında Immortal ve ben

Şu yazımda yakın zamanda gelecek yepyeni bir albümden bahsediyordum hani. İşte o albüm nihayet geldi sevgili okur! Immortal – Sons Of Northern Darkness. Üstelik Limited Picture Disk olarak. Bu, ciddi anlamda çok değerli bir ürün yani.

Şubat ayı pek çok açıdan berbat bir ay olsa da hakkını vereyim, elime geçen plaklar açısından hayatımdaki en iyi aylardan biri oldu diyebilirim. Gerçi Sercan için de iyi bir ay olabilir bu ay. Ama o durum başka bir yazının konusu olacak.

Immortal’ın en sevdiğim albümüdür Sons Of Northern Darkness. Yıllar önce yazdığım şu yazıda da belirttiğim üzere bir başucu albümüdür benim için. Hatırlıyorum, Amazon.com bu albümün çift plak gatefold black vinyl sürümü için ön sipariş almıştı. Ben de heyecanla vermiştim ön siparişi. Sözüm ona kırismıs hediyesi olacaktı. Lan geldi geldi son gün ön siparişleri iptal ettiler. Avucumu yaladım.

immor02Heh, kısmet bu ya, aynı albümün çok daha değerli bir versiyonunu, sınırlı sayıda basılmış picture disk versiyonunu Türkiye’nin en büyük Immortal tedarikçisi Uğur‘dan, Dark Rituals Distro‘dan ele geçirdim 🙂

Canım epey sıkkın bir şekilde, çiseleyen yağmurun altında bir yandan kargo şubesine yürüyor, diğer yandan yarısı gelen bir mesajın diğer yarısında ne yazdığını tahmin etmeye çalışıyor, küfür ediyordum içimden. Kargo şubesinde girince eve teslim kargoyu bana şube teslim diye ittirdiklerini fark ettim. İyice canım sıkıldı. Aldım paketi neredeyse koşar adım eve yöneldim.

Dark Ritual’ın ürün paketlemesi takdire şayan gerçekten. Abbath‘da öyleydi, bu da öyle gelmiş. Paketi açmak 5 dakika sürüyor. Nihayet açınca da öeeeffff! Hemen pikabı açıp plağı yerleştirdim ve One By One başladı çalmaya! Ardından bir parça atlattım ve asıl efsane Tyrants patladı! O anı sende yaşa:

immor03

Albüm, Nuclear Blast‘tan çıkmış ve grubun bu firmadan çıkan ilk albümü. Albümde Abbath gitar vokalda, Iscariah bas gitarda ve Horgh davulda yer alıyorlar. Ayrıca tüm sözler Demonaz tarafından yazılmış.  Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – One by One (5:00)
A2 – Sons of Northern Darkness (4:47)
A3 – Tyrants (6:18)
A4 – Demonium (3:57)
B1 – Within the Dark Mind (7:31)
B2 – In My Kingdom Cold (7:17)
B3 – Antarctica (7:12)
B4 – Beyond the North Waves (8:06)

immor04

 Arşivimdeki en değerli plaklardan bir tanesini daha seninle paylaşmış oldum sevgili okur. Immortal cephesinden yeni bir albüm çıkmayacak gibi görünüyor. Dolayısıyla bir sonraki hedefim Blizzard Beasts’in plağını almak olabilir. Bakalım zaman neler gösterecek, yeni imkanlar olacak mı?

Çok Nadir Abbath Plağım!

abbathmin

Yeni bir ABBATH mümkün değil

Tüm Dünya’da yalnızca 250 tane basılan bir üründen bahsediyorum sevgili okur. Böyle bir girizgahtan sonra yavaş yavaş neler olup bittiğinden bahsedeyim.

Immortal’ın dağıldığına ve Abbath’ın yola tek başına devam etme kararı aldığına dair şu yazımı yazalı epey zaman olmuş sevgili okur. Biliyorsun biz black metali Immortal’la sevdik. Biz black metalde hep Immortal ekolünü örnek aldık. Bu ekolün oluşmasında her ne kadar Demonaz işin başındaki adam olsa da Abbath, bir frontman olarak hep gönüllerde taht kuran adam oldu. Yukarıda bahsettiğim yazının sonunda Abbath’ın yeni projesiyle ilgili bir de görsel yer alıyordu. 2015 yılının Nisan ayıydı.

creature

Creature

Bir süre sonra Abbath, kendi adıyla kurduğu yeni grupla yaptığı ilk kayıtları yayımladığında ben de dahil pek çok eski Immortal fanı durumdan gayet memnundu. Benim en sevdiğim gelişme ise Abbath’ın çalışmaya başladığı maskeli yeni davulcusu Creature oldu. Albümün çıkmasını beklemek birkaç ay sürdü. Bu sürenin sonunda nihayet dinleyebildiğim albüm, tipik Abbath/Immortal sound’unda bir ilk albümdü. Ne yazık ki albümden kısa süre sonra davulcu Creature gruptan ayrıldı. Nedeni olarak da Abbath’ın süper egosu gösterildi, tartışıldı hatta.

abbath00

abbath03

Yıllar önce Demonaz solo albüm çıkardığında limited edition plağını heyecanla sipariş ettiğimi hatırlıyorum. O plağın iş yerine geldiğini ve bir oda dolusu insanla birlikte, plağı ilk defa açtığımı anımsıyorum bu satırları yazarken. Bugün bile Demonaz’ın March Of The Norse albümü en sevdiğim albümler arasındadır. Abbath’ın da solo albüm çıkaracağını duyduğum ilk gün kendi kendime söz verdim. Bu albümü de alacaktım. Aldım ancak itiraf etmek gerekirse bir başucu albümü değil. Şimdi gelelim böylesine nadir bir ürünü Türkiye’de nasıl bulup aldığıma.

abbath02

Abbath – Abbath (Limited Gold Vinyl Gatefold Ed.)

abbath01Geçen yıl içerisinde ise Dark Rituals Distro’dan Uğur’la tanıştık. Uğur, Türkiye’deki en büyük Immortal arşivine sahip, kral bir insan. Grubun normal basım ve limited olarak çıkardığı tüm materyale sahip. Geçen sene tam da bu zamanlarda onun sayesinde Immortal’ın All Shall Fall albümünü picture disk olarak elde etmiştim.

Geçtiğimiz haftalarda Abbath’ın yeni albümünün sadece 250 adet basılan gold vinyl versiyonunu satışa çıkardı Dark Rituals üzerinden. Hemen iletişime geçip kendime bir tane ayırttım. Çok güvenilir ve çok titiz bir satıcıyla çalışmak insana hep keyif veriyor. İşte ben de nihayet kargo paketini açıp plağı elime alınca Dünya’da çok az şeyin o anki mutluluğa eşit olduğunu bir kere daha idrak ettim.

abbath04Seasons Of Mist’in bastığı müthiş bir ürün olmuş bu plak sevgili okur. İçerisinden plağa ilave olarak, dev gibi bir Abbath posteri ve merchandise alışverişinde geçerli indirim kuponu çıktı. Plağın kabı gatefold. İç kısımda tüm şarkı sözleri yer alıyor. Albümün dış kabında “Limited to 250 copies worldwide” markası duruyor zaten. Şu an plak tüm distrolarda ve mecralarda tükenmiş durumda. Yok.

Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – To War!
A2 – Winterbane
A3 – Ashes of The Damned
A4 – Ocean of Wounds
B1 – Count The Dead
B2 – Fenrir Hunts
B3 – Root of the Mountain
B4 – Endless

Çok yakında bir başka bomba albüm daha elime ulaşacak sevgili okur. Tavsiyem sen de Dark Rituals Distro’ya bir göz at.

Müthiş Şok: Immortal Dağıldı!

Belki de mutlu Mesut bir akşam geçirecektim, şu haberi okumasaydım. Abbath, kahramanımız, Immortal‘ı sonlandırmış. En sevdiğim ilk on metal grubu arasında yer alan Immortal uzun bir süre albüm yapmayacak gibi görünüyor. Bunun yerine tıpkı Demonaz gibi Abbath da solo albüm çalışmalarına devam edecekmiş.

İnternetten olayı biraz eşeleyince yakın zamanda Abbath’ın Immortal’ın geleceğine yönelik yaptığı hiç de iç açıcı olmayan açıklamaları okudum. Abbath grubun diğer üyelerine grubu bırakmaları ve Immortal adı üzerindeki yasal haklarından vazgeçmeleri için dava açmış. Amacı Immortal adının tüm haklarını kendi üzerine almakmış.

Sons-of-Northern-Darkness

Abbath’tan yeni işler çıkacağını bilmek biraz ferhalatsa da Immortal’ın artık varolmayacağını bilmek üzücü. Ümidim Abbath’ın da Demonaz’ın da (ki kendisinden uzun süredir yeni ir ses çıkmıyor) yakın zamanda yepyeni çalışmalarla metal dinleyicisinin karşısına çıkması yönünde.

Yakın zamanda Immortal’ın bir plağını almış ve şu yazıyı yazmıştım hatırlarsanız. Belki de Immortal’la ilgili bir sonraki yazım Abbath’ın çıkaracağı solo albümle ilgili olacak. Kimbilir?

Güncelleme: Abbath cephesinden şöyle bir görsel yayımlandı. Nisan 2015

abbath

Immortal All Shall Fall Plağım

immor00    Gün geçmiyor ki yepyeni plaklar elime geçmesin sevgili okur! Evet, bu sefer de çok ama çok kıymetli bir plak daha arşivimdeki yeri aldı: Immortal – All Shall Fall. Kuzey efsanesinin 2009 yılında çıkardığı albümün sınırlı sayıda basılan 0271 seri no.lu olan gatefold kapaklı picture disk‘ine sahip oldum 🙂

Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan tanıştığım kral insan Uğur sayesinde bu güzide picture disk artık arşivimin en değerlileri arasında. Uğur, Türkiye’nin belki de en iddialı Immortal koleksiyoncularından, fanlarından birisidir. Grupta yaptığı bir paylaşımdan sonra kendisiyle iletişim kurdum ve Eskişehir’den Diyarbakır’a uzanan bir köprüyle plağı elde ettim.

immor04

immor02

All Shall Fall, Immortal’ın 2009 yılında çıkardığı ve şu anda yayımlanmış olanson albümüdür. Albüm herşeyiyle tipik bir Immortal albümüdür. Çıktığında epey heyecanlanmış ve albümün çıkış parçası olan All Shall Fall için çekilen video hakkında şöyle bir yazı yazmıştım.

immor03

Plak, yukarıda da belirtiğim üzere gatefold kapaklı picture disk formatında sınırlı sayıda basılmış. Numaratörden anladığımız üzere 1000 kopya basılan bu ürünün 0271 seri no.lu kopyası şu an elimde duruyor. Pek çok picture disk albümün aksine plak hem kapak hem de kartonet içeriyor. Bu, albümün kopyasını daha da değerli ve kaliteli hale getiriyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

All Shall Fall (A1)
5:58
The Rise Of Darkness (A2)
5:48
Hordes To War (A3)
4:33
Norden On Fire (B1)
6:16
Arctic Swarm (B2)
4:02
Mount North (B3)
5:08
Unearthly Kingdom (B4)
8:31

Sevgili Uğur’a bu plağa sahip olmamı sağladığı için teşekkür ediyorum.

immor01

Bir Yıkım Senfonisi

Müzik ve savaş kavramları, insanlık tarihinde belki de geçmişi en eski ve nadir iki kavramlardır. Savaş insanlığa nasıl hüznü ve acıyı getirmişse çağlar boyunca, müzik de eğlencenin ve neşenin kaynağı olmuştur aynı insanlığa. Ne yazık ki sadece eğlence ve neşe ile sınırlı kalmamış müzik, savaşın yıkımlarının ardından yükselmiştir savaş meydanlarından. Geride kalanların çektiği acıyı anlatmış, hüznü taşımıştır notalarında. Ve yine ne yazık ki sadece bununla da kalmamış, müziğin manevi gücünü keşfeden insanoğlu tarafından belki de karıştırılması gereken son duyguya, yok etme duygusuna karıştırılmış ve fetih marşları, zafer marşları ortaya çıkmıştır. Müzik, yıkıma alet edilmiştir.

Savaş, her ne kadar istemesek de, içerdiği çok farklı duygular ve insan manzaraları ile aslında müzikle anlatılmaya çok uygundur. Millete, coğrafyaya göre bu anlatımın şekli ve özellikleri değişir. İskandinav müziğinde savaşın getirdiği yıkım övülür, yakıp yıkmak büyük bir coşku ile anlatılır genellikle. Anadolu türkülerinde savaşmak zorunda kaldığımıza vurgu yapılır ve onurlu bir ölümle gurur duyulur. Savaşın hem öncesi, hem sonrası hem de savaşın kendisi yani savaş anı müziğe konu olarak kullanılabilir. Savaş sonrasını anlatan eserlerde zafer ve hüzün bir arada anlatılır. Anadolu türkülerinde gördüğümüz budur en azından. Çanakkale Türküsü, Yemen Türküsü ve Plevne Marşı şu an aklıma ilk gelen eserler. Tamamı da savaştan sonra yazılmıştır ve tamamına hüzün ve kahramanlık edası hâkimdir. Ortak tarihimizin savaşlarla dolu olmasını ve “savaşçı millet” olarak nitelendirildiğimizi düşünürsek, aslında Türk müziğine savaşın etki etmemiş olması garip olurdu. Bugün neredeyse tüm Kafkas milletlerinin müziklerine baktığımızda sözlerin muhakkak bir savaş, sürgün, yıkım teması içerdiğini görürüz. Bu kesinlikle bir acındırma değildir; bu, tamamen yaşanmışlığın, duyguların tam da olması beklediği üzere müziğe yansımasıdır.

Müziğin en büyük elementi olan maneviyat, elbette ki müthiş bir güçtür. Savaş tekniğinde fiziksel güç ve manevi güç neredeyse eşit derecede önemlidir. Fiziksel olarak daha güçlü orduları, sayıca daha az ama daha çok inanmış ordularımızla yendiğimiz onlarca savaş hikâyesi vardır tarihimizde ve insanlığın savaş tarihinde. Müzik gibi doğrudan maneviyata etki eden bir kavramın savaşta kullanılmasının keşfi tüm milletler için hiç de zor olmamıştır. Asya milletlerinin savaş davulları, düşmana gök gürültüleri gibi geliyor, özellikle korkunç bir aksaklıkla çalınan bu davullar karşı askerleri daha tek bir hamle yapamadan oldukları yerlere çiviliyordu. Osmanlı mehteranı imparatorluğun en güçlü dönemlerinde rakip devletlerin en son duymak isteyecekleri melodiler icra ediyordu. Mehter takımları, temelde vurmalı ve tiz sesli üflemeli çalgıları esas alan bir yapıdaydı. Hücum Marşı, Fetih Marşı gibi allegrodan prestoya değişen tempolar ve tamamı kreşendo yapıda eserler, savaş anında savaşan askerlere müthiş bir moral kaynağı oluyordu. Aynı mehter takımı sadece savaş esnasında değil, savaşa giderken ve savaştan dönerken de askerin maneviyatına hitap ediyordu. Savaş yolu boyunca askere deyim yerindeyse gaz veriyor, zafer kazanılmışsa zafer türküleri çalıyordu. İskandinav milletlerinin ataları olan Vikingler’in savaş boruları meşhurdur. Dünya’ya da savaş borusu kavramını Vikingler getirmişlerdir. Geceleri karanlığın içerisinden gelen boru sesleri kıyı kentlerde yaşayan ve saldırıya uğrayan kentleri halklarının kâbusları olmuştur tarih boyunca. İlkel dönem tarihte durum böyleyken, modern zamanlarda da değişen tek şey orduların silah gücü olmuştur. Amerikan iç savaşında Güneylilerin ve Kuzeylilerin, Avrupa savaşlarında Fransızların çaldıkları hücum borularını pek çok filmde duyarız. Bugün bir enstrüman olarak ortaya çıkan French Horn’un kökeni de bizzat savaş borularıdır. Enstrüman olarak güçlü ve tiz sesler veren üflemeli çalgılar ve davullar savaş müziğinin en önemli unsurlarıdır.  Savaş filmleri için ya da içerisinde savaş sahnesi olan filmler için hazırlanan soundtrack’lerin neredeyse tamamında bu enstrümanların çoğunlukla kullandığını görebiliriz. Bir diğer önemli nokta ise çağımız müzik anlayışında savaş müziğinin orkestra ile çok daha etkili ve başarılı icra edilebiliyor olmasıdır. Yüzüklerin Efendisi ve Karayip Korsanları serilerinin soundtrack’leri bu hususta verebileceğim en popüler örnekler. Özellikle Yüzüklerin Efendisi serisinde besteci Howard Shore, bu konuya adeta yepyeni standartlar getirmiştir. Sadece Yüzüklerin Efendisi serisi için hazırladığı besteleri için geliştirdiği yöntem ve teknikler bile savaş müziği besteciliği olarak yepyeni bir dalı doğurmuş olabilir. Filmdeki her ırk için apayrı elementler kullanması ve bunu senfoniye müthiş aktarması filmin başarısına başarı katmıştır. Bugün ben halen Rohan savaş borusunun tüm detaylarını biliyorsam bunu Howard Shore’a borçluyum.

İkinci Dünya Savaşı boyunca Rus radyolarının sürekli olarak senfoni yayını yapması hem askerler hem de savaşın yıkımıyla mücadele etmeye çalışan halk için müthiş bir moral oluyordu. Hatta bu senfoni ile ilgili olarak çok bilinen bir olay vardır. Stalingard Savaşı’nda Almanlar şehri kuşatmışlardır. Şiddetli çatışmalar devam ederken Ruslar askerlere moral vermek için cepheye bir senfoni orkestrası getirirler. Konser başlar, bir süre sonra Almanların ateş etmeyi kestikleri fark edilir. Bir süre sonra orkestra çalmayı bitirdiğinde Almanlara Ruslara seslenirler, “Biraz daha Bach çalar mısınız? Söz, ateş etmeyeceğiz.

Klasik müzik yapısı itibariyle bu tür bir etki yaratırken, diğer müzik türlerinde durum daha çok eleştirel boyutlarda gelişmiştir. Rock müzik özellikle seksenli yıllardan itibaren savaş karşıtı bir duruş geliştirmeye başlamıştır. İlk dönemlerinde böyle bir duruş çok göze çarpmasa da seksenlerde Rock ve barış olguları iç içe geçmiş durumdaydı. John Lennon’un “Elvis askere gittiği gün ölmüştü” sözü sanırım bir fikir veriyordur bu konuda. The Beatles, Jim Morrison, Bob Dylan ve Jimmy Hendrix savaş karşıtlığının ilk temsilcilerinden olmuşlardır. 1969’da Vietnam Moratorium Günü konserinde Give Peace A Chance (Barışa Bir Şans Verin) şarkısını John Lennon 500.000 kişiye söyletmiştir. Bu halen daha kayda değer bir rekordur.

Yazıyı yazmak için yaptığım araştırmalarda okuduğum bir makalede yazar çok başarılı bir tespit yapıyor ve bugün sözüm ona savaş karşıtlığı yapanların sadece yukarıda saydığım isimleri taklit ettikleri, söylemlerinin sadece sözde olduğunu ve hayatlarında söylediklerinden en ufak bir iz bile taşımadıklarını söylüyordu. Bugün müzikte savaş karşıtlığı bile artık ticarileştirilmiştir. Bono ve pek   çok sanatçının sırf bu temayla popüler kaldığı bir gerçek haline gelmiştir. Belki de bu konudaki en güzel tespit de South Park dizisinin 11. sezonunun 9. bölümünde anlatılmıştır. Buradan izlenebilir.

Müzikle savaşa karşı verilen mücadelede belki de kitlesel boyuttaki en önemli hareket, hippi hareketi oldu. Çıkış noktasında müziği ve salt barışı planlayan bu hareket de yine zamanla yozlaştı ve uyuşturucu batağında, bırakın savaşı barışı, hayatın kendisini umursamayan insanlar sürüsüne dönüştü. Dolayısı müziğin savaşla olan mücadelesine olan güven kayboldu. Ben kendi adıma bugün bu amaçla yapılan çalışmaların çoğunun samimiyetine inanmıyorum. Bu sözde samimiyetin ödül törenleriyle perçinlenmeye çalışılmasını ise kaldıramıyorum açıkçası. Bir memesi açıkta şarkıcının sahneden “peaceee” diye bağırmasını bir popülerizm pornosu olarak adlandırıyorum.

Savaş karşıtı duruşuma rağmen belki de en büyük zaafım, savaşı anımsatan simgelerin müzikte kullanılmasını destekliyor olmamdır. Yukarıda yazdıklarıma ne kadar da tezat bir ifade oldu bu. Ancak durun ve anlatacaklarımı dinleyin. Özellikle metal müzikte, sözlerle alakalı olsun olmasın, müzisyenlerin kılıçlarla, baltalarla süsledikleri imajlarını çok şiddetli bir şekilde destekliyorum ben. Bu tamamen fantastik ve simgesel bir duruştur, bir role play’dir aslında. Immortal’a, Amon Amarth’a, kliplerinde eli kılıç tutan herkese buradan saygılarımı iletiyorum. İskandinav metalini seviyor olmamın belki de bir sebebi bu yoğun simge kullanımıdır. Ülkemizde de savaş simgeleri kullanan ve şarkı sözlerinde savaştan bahseden metal gruplarımız var. Sabhankra, Garmadh ve Forgotten bu grupların önde gelenleri. Özellikle tema bakımından Garmadh, şarkılarında Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını anlatmaktadır. Yerli ve yabancı grupların savaş temalı albüm kapaklarını birer sanat eseri sayıyor ve dijital ortamda topluyorum. Çok iyi olanları poster bile yapıyorum.

Yazıyı bir sonuca bağlamayacağım. Çünkü yazarken aklımda herhangi bir çıkarım yoktu. Tek bir çıkarım yapabildim, o da doğrudan kendimle alakalı: Müziğin içerisinde kılıç görmek hoşuma gidiyor.

NOT: Yazıyı yazmayı bitirdiğimde Megadeth’in müziğine ve kliplerine bol bol konu ettiği savaş karşıtlığından ve Symphony Of Destruction’dan bahsetmeyi unuttuğumu farkettim. Ancak yazının bütünlüğünü bozmamak adına herhangi bir ekleme yapmaktan kaçındım.  Bu sebepten dolayı yazının başlığını değiştirip “Bir Yıkım Senfonisi” yaptım. Yazıyla bir alakası olmadığını göreceksiniz.

Demonaz March Of The Norse Plağım!

04 19

Bu gece bir efsaneyi seninle paylaştığım için inanılmaz bir mutluluk duyuyorum sevgili okur! Demonaz‘ın March Of The Norse albümü artık plak olarak arşivimde!

Bu albüm hakkında bir buçuk sene önce işte şu yazıyı yazmıştım. Yazıyı okumaya devam etmeden önce tıklayıp yeni sekmede açın o yazımı da. Burada detaylı olarak bahsedemeyeceğim noktaları orada okuyabilirsiniz.

March Of The Norse, o tarihten beri hiç bıkmadan dinlediğim bir albüm oldu. Sadece ben değil, çevremdeki neredeyse tüm metal müzik severlerin de fazlasıyla beğendiği ve ilgilendiği bir albüm oldu. Yukarıda linkini verdiğim yazıda da bahsettiğim üzere o tarihten beri bu albümün sınırlı sayıda üretilen ve Picture Disk olarak basılan plağını arıyordum. Ancak ya stoklarda bitmiş oluyordu ya da fiyatı çok uçuk oluyordu.

06 9Başta Plamen olmak üzere birkaç arkadaşımdan da yardım istedim hatta bu albümü yurt dışından getirtmek konusunda. Ancak yine şanssızlığım yakamı bırakmadı ve stoklar bitmiş oldu. Bir gün şansım yaver gitti ve Almanya’da bir distroda bulduğum aradığım plağı. Hiç vakit kaybetmeden bir Paypal hesabı açıp ödemeyi yaptım ve heyecanla beklemeye koyuldum.

Geçtiğimiz hafta cuma günü öğleden sonra kargo nihayet geldi işyerine. Çocuklar gibi sevindim sevgili okur. Kendim sevinmekle kalmadım hatta Gizem‘le Sinem‘i de bu sevince ortak ettim. Albümün jelatinini ellerim titreyerek açtım. Plağı elime aldığımda söylediğim şey şu oldu: “Her kuruşuna değdi lan…

03 2401 31

2011 yılında, sakat bir gitaristin bu kadar epik bir albüm yapabileceğini eminim ki kimse tahmin etmiyordu. Üstelik yıllarca bir grupta çaldıktan sonra solo albüm yapıp başarılı olan o kadar az müzisyen varken belki de kimse Immortal‘dan sonra Demonaz’a şans tanımıyordu. Yıl oldu 2013, bakıyorum halen daha yorumlanıyor albüm, halen daha dinleniyor. Albümü ifade ederken kullandığım sıfatı, “epik” sözcüğünü, Unholy Innocent’tan ödünç aldım. Albüm için bloga yazdığım yazıdan sonra bir kere oturup konuşmuştuk ve beğenisini bu şekilde ifade etmişti. Bu albümle ilgili olarak o kadar çok arkadaşımla konuştum ki inanın çoğunu karıştırıyorum artık.

05 14

Evet, plaktan bahsedeyim artık. Plak gatefold dediğimiz, açılır kapak formatıyla geliyor. Picture Disk, yani albüm kapağı ve şarkı listesi görsel olarak plağın üzerine basılmış. Aslında plağın üzerine basılmış demek yanlış. Picture Disk’lerde görseller şeffaf plak tabakaları arasında konulur ve o şekilde preslenir. Plak çok ciddi anlamda “evladiyelik” kalitede. PVC koruma kılıfı ile geliyor.

09 3

Albüm sınırlı sayıda baskı olduğu için plakla beraber ekstra materyal de çıkıyor içinde. A2 boyutunda bir albüm kapağı posteri, sözlerin yazılı olduğu ve Demonaz’ın yakışıklı bir veskalığının yer aldığı bir kartonet de albümün içerisinde yer alıyor. Albümün plak baskısında 9 parça yer alıyor. Dying Sun Bonus parçası yer almıyor.

08 4

A Yüzü Süre
1 – Northern Hymn 00:57
2 – All Blackened Sky 05:10
3 – March Of The Norse 03:42
4 – A Son Of The Sword 04:41
5 – Where Gods Once Rode 05:11
B Yüzü Süre
1 – Under The Great Fires 06:35
2 – Over The Mountains 05:06
3 – Ode To Battle 00:43
4 – Legends Of Fire And İce 04:12

Türkiye’de kaç kişide vardır bilmiyorum, ama ben de var. Görmek isteyenlere, bir Proofhead My Resort hizmeti olarak, bize gelmeleri halinde gösterebilir; muzlu kakaolu gofret ve çay ikram edebilirim. Şu saatten sonra Demonaz’dan beklentim ya bu albümden bir parçaya klip çek ya da arayı fazla uzatmadan ikinci bir albüm yap.

Yazıda ticari görselleri ve kendi çektiğim fotoğrafları birlikte kullandım. Ticari görseller yüksek çözünürlüklüdür. Albümün içerisinden çıkan posteri ve picture disk’in her iki yüzünü de net bir şekilde görebilirsiniz.

NOT: Bu albümü değerli dostlarım Unholy Innocent ve Plamenism’e atfediyorum.

02 28

Yeni Keşfim: I – Between Two Worlds

I - Between Two Worlds

Bundan 7 sene önce Immortal dağıldığı zaman Abbath piyasayı bırakamamış, makyajını silip yepyeni bir oluşumla, bir “süpergrup“la dinleyenlerin karşısına çıkmış. Ben bu grubu, bizzat grubun vokalistliğini yapmış olan Abbath sayesinde öğrendim. Bir süredir Abbath’ı facebook’tan takip ediyorum söylemesi ayıptır. Norveçli bir oluşum olan I, kendilerine esin kaynağı olarak Bathory grubunu aldıklarını ifade etmiş.

Süpergrup “supergroup” denen olay, elemanlarının hali hazırda başka ünlü gruplardan olduğu gruplar için kullanılan bir tabirmiş. Buradan hareketle “I” için de aynı şeyi söylüyoruz. Zira grubun tek bir albümü var ve kadrosu da gerçekten tarzında en bilinen isimlerden oluşuyor:

  • Abbath (Immortal) – vokal, gitar
  • T.C. King (Gorgoroth) – bass
  • Ice Dale (Enslaved) – Gitar, prodüktör
  • Armagedda (eski Immortal) – davul
  • Demonaz (Immortal) – sözler

Grubun kaydettiği tek albümün adı “Between Two Worlds“. Albüm tür olarak black metal vokalli trash ve heavy metal karışımı bir albüm olarak karşımıza çıkıyor. Parçaları ilk defa dinlediğinizde bunu açıkça anlayabiliyorsunuz. Immortal’ı anımsatan, aslında son dönem Immortal’ın ipuçlarını veren gitar riffleri çoğunlukla geliyor kulağınıza. Ama bunlar black metal riffleri değil tabiki. Sololar ise klasik heavy metal sololarına benziyor. Sadece vokalde yine o klasik Abbath vokalini görüyoruz. Bazı şarkılarda bu vokal eğilip bükülüyor hatta, komik oluyor.

I

Albümde 8 + 3 olmak üzere 11 tane parça var.  Açılış parçası The Storm I Ride, epey eğlenceli, epey lezzetli bir parça bana göre. Bu parça ve diğer parçaların şarkı sözleri bana çok fazla biçimde Immortal’ı anımsattı ilk dinlediğimde. Az önce bu yazıyı hazırlarken yararlandığım kaynaklardan albümün söz yazarının Demonaz olduğunu görünce şaşırmadım bu tespitime. Şarkılarda yine bolca mountain, sky, warriors, kingdom sözcükleri geçiyor anlayanlara. Bu da grubun Immortal etkisinden kurtulamadığını gösterdi bana. Birkaç şarkıda ani melodi değişimleri oluyor, onlar apayrı bir hava katmış albüme. Kaliteli olmuş müzik. Albümdeki parçalardan en tuttuklarım The Storm I Ride, Between Two Worlds, Battalions, Far Beyond The Quiet oldu. Albümün kapağı çok başarılı olmuş. Grubun tek harflik adını dolduran bir kapak tasarımı olmuş.

Grup sadece bir defa sahneye çıkmış, kurulduğu yıl olan 2006 yılında Norveç’te olmuş bu olay. Grubun arkasında Nuclear Blast durmuş elbette Immortal’dan dolayı. Dinlenmesi gereken bir grup bana göre.  En azından bir kulak aşinalığınız olsun derim.

Grubun resmi sitesi: http://www.i-metal.net/

Başucu Albümlerim – Part 2

90912705Demonaz – March Of The Norse (2011): Serkan Abi‘nin deyişiyle “epik” bir albüm bu. Immortal‘ın söz yazarı Demonaz’ın albümü, salt black metal olmamakla birlikte teması ve müzikal kalitesi ile henüz bir yıllık bir albümken bile efsane olmuştur gözümde. Bu güzide çalışma sınırlı sayıda Picture Disk formatında basıldı. Eğer şanslıysam bu picture disklerden birisi de yakın zamanda benim olacak sevgili okur. Biz de Dağlar Dağlar diyince akla Barış Manço gelir, Norveç’te de Demonaz.

67462478.jpgAt The Gates – Slaughter Of The Soul (1994) (Remastered 2002): At The Gates’in dağılmadan önce çıkardığı son albümdür. İsveç Death Metali‘nin en önemli dört albümünden bir diğeridir. Tipik bir melodik death metal albümüdür. Yine kendi tabirimle akışkan bir albümdür. Özellikle Cold parçası olmak üzere her parçanın ayrı bir havası vardır. Bu albümün 2002 yılında çıkarılan bir Remastered versiyonu vardır ki orjinal albüm parçaları haricinde içerdiği bonus tracklerle de albüme yeni bir tat katmıştır. Melodik Death Metal dinliyorum diyen metalseverlerin muhakkak dinlemesi gereken bir albümdür SOTS.

22563668Atheist – Elements (1993): Bu listeye koyup koymamakta çok kararsız kaldığım bir albümdür bu. Dinlediğim ilk anı hatırlıyorum. Volkan‘ın 2+1 evindeydik. Volkan uyuyordu. Ben albümü indirip ilk şarkı Green ile başlamıştım dinlemeye. O an bana nasıl inanılmaz gelmişti o parça! Yıllardır halen aynı tadı verir bana. Teknik Death Metal‘in çok önemli bir albümü olduğunu sonraları araştırıp öğrendiğim bu albüm’den tam 18 sonra grup yeniden toplanıp bir albüm kaydetti, Jüpiter. Atheist grubunun üyelerinin görüntülerine baksanız aklınıza hayatta gelmez bu adamların bu müziği icra edebilecekleri:)

Yazının bundan sonraki kısmında metalin dışında yer alan ama benim için yine önemli olan albümlerden bahsedeceğim.

45042398.jpgLinkin Park – Meteora (2003): Dinlediğim ilk Linkin Park albümüdür. Sivrihisar‘da MTV‘yi bırak Kral TV bile olmadığı için müziğe anında erişimimiz kolay değildi. Bu albümü bir çarşamba günü Sivrihisar Halk Pazarı‘nda korsan cd satan bir adamdan almıştım. Albümün ilk şarkısı Don’t Stay‘i o kadar çok sevmiştim ki winamp‘ta repeat track‘de çalıyordum. Bence Linkin Park’ın en başarılı albümüdür. Sertliği ayarındadır, rapliği ayarındadır, tam Linkin Park’tır. Bir önceki albüm Hybrid Theory‘i tekrar etmektedir gerçi ama olsun. Albümün orjinal CD’sini de yıllar sonra Eskişehir’e taşındığımızda şans eseri bulmuş ve neredeyse iki haftalık paramı verip almıştım. Meteora, benim her zaman sevip dinleyeceğim bir albüm olmuştur.

86873087.jpgAthena – Herşey Yolunda (2001): Athena’yı tanıdığım ve büyük kitlelerce de tanınmasını sağlayan albümdür. Üflemelilerin aşıp coştuğu, gerçek Athena havasını ilk kez dinleyiciye sunan albümdür bence. Çocukluğumdan beri dinlerim, tüm Türkiye dinler. Her şarkısı bilinir, her şarkısı dinlenir bir albümdür. Kaset formatından hemen her Türk gencinin elinden geçmiştir. Yeşil renktedir kaseti de.

11678155.jpgKurban – İnsanlar (2005): Lise 2’deyken çıkmıştı bu albüm ve önceki albümlerinin aksine Kurban’ı ben doğru dürüst olarak bu albümle keşfetmişimdir. Dolayısı ile benim Kurban anlayışımla ilk albümlerinden beri onları dinleyenler arasında fikir ayrılığı vardır (Bkz İlker Erdoğan vs ben). Albüm tamamı hit olacak şekilde hazırlanmıştır bana göre. Bir baş ucu albümüdür benim için zira içerisinde davul merakımın başladığı yıllarda çalmaya çalıştığım parçalar barındırır. Bence gerçek bir Rock albümüdür.

88309533.jpgPink Floyd – Dark Side Of The Moon (1973): Benim için çok geç bir keşiftir. Yıllardır Volkan dinlerdi, ben de ha iyi parçalarmış der geçerdim. Ancak ciddi anlamda ilgi duymam belki birkaç senedir söz konusu bu albüme ve Pink Floyd’a. Bu durumun benim için bir avantajı şu oldu: Albümün tadına bilinçli olarak varabildim, keşfettim çünkü. Ve tabi hemen bu gazla albümün long play’ini buldum aldım. Pink Floyd’un baş yapıtıdır. (Ancak kimileri de gerçek başyapıt olarak The Wall albümünü gösterir, evet The Wall çok iyi bir albümdür. Ancak bence her parçası hit değildir.)

49732763Kill Bill II – Original Sound Track (2004): Filme özgü bir parça yoktur içerisinde. Tarantino‘nun efsane fimlerden, bestecilerden toplarladığı parçaları içermektedir. Ancak öyle bir toplamadır ki bu filmin etkisiyle dinlediğinizde film yeniden oynamaya başlar kafanızda. L Arena, Goodnight Moon, Can’t Hardly Stand It gibi harika parçalar içerir. Bu albüm long play olarak arşivimde gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.

Demonaz – March Of The Norse

Yorum yazılacak mükemmel bir albüm daha!

demonazsolo2Black metalin belki de en bilinen grubu Immortal‘ın meşhur iki elemanından birisi olan Demonaz‘ın (diğeri malum Abbath) March Of The Norse isimli albümünü dinliyorum yaklaşık bir haftadır. Demonaz kolundaki sakatlıktan dolayı (muhtemelen tendonlarının yırtılması sonucunda) artık gitar çalamıyor. Bu yüzden Immortal’da Abbath gitara geçmiştir. Bir süre önce şu yazımda Demonaz’dan kısacık da olsa bahsetmiştim.

Adam sakatsa nasıl albüm yapmış diye sordum kendime. Sonra araştırınca gördüm ki albümün tamamını kendisi yazmış. Ancak kayıtlarda gitarı ve bas gitarı başka birisi çalmış. Demonaz vokal yapmış. Bu albümde duyduğumuz vokal scream vokal değil. İlk dönem Immortal albümlerinde duyduğumuz vokale biraz benzetiyorum ama tıpatıp aynısı değil. Belki sadece bana öyle gelmiştir ama bu albüm bir black metal albümü de değil. Yani bu tarza ne denebilir bilmiyorum ama ben black metal diyemiyorum.

Albümü dinlerken Demonaz’ın Immortal geçmişinden ötürü hep kıyaslama yaparak dinledim istemeden. Benzerliklerin ve farklılıkların olduğu çok açık. Örneğin albüm teması Immortal ile aynı. Yine kar, kış, dağ, tepe, alüvyon. Tamamen kuzey temaları. Parça akışları yer yer Immortal dinliyormuş hissiyatı veriyor. Bir şeyi peşinen söylemekte fayda var o da şudur ki bu albümde tekrarlar çok fazla. Yani üstün körü dinlediğinizde çoğu parça aynı gibi geliyor insana. Özellikle parça geçişlerinde bu hissiyatı fazlasıyla yaşıyorsunuz.

02 28Ancak hayatımda ilk defa bir tekrar albümünü bu kadar sevdim sevgili okur. Albümü açınca sıkılmadan baştan sona dinleyebiliyorsunuz. Vokal çok da kirli olmadığından sözleri de anlayabiliyorsunuz. Az önce yazmıştım üstün körü dinleyince parçaların riffleri aynı gelebilir diye. İşte kendinizi verince aslında her parçanın hissiyatının ayrı olduğunu görüyorsunuz. Bence bu albümün bir artısı hissiyat barındırıyor olması. Albümün tamamına, karamsar diyebileceğim bir ton hakim. Gitar melodileri çok sağlam. Davullar monoton gidiyor biraz. Albüm kadrosu şu şekilde:
Demonaz – Vokaller,
Ice Dale – Gitarlar & Bass
Armagedda – Davullar.

Bir söylenti bass’ları Abbath’ın çaldığı yönünde. Ancak bu bilgi sadece albüm çıkmadan önce yayınlanan haberlerde geçiyor.

Albümde aslında tüm parçaları sevmeme rağmen en çok öne çıkanları; Where Gods Once Rode, A Son Of The Sword, Over The Mountains. Albümü dinleyip bu kadar sağlam bulunca Demonaz sevgim kabardı gerçekten. İnternetten araştırıyorum bakalım bulabilirsem alacağım bu albümü. Tam arşivlik zira.

No. Parça Süre
1 “Northern Hymn” 00:50
2 “All Blackened Sky” 04:27
3 “March Of The Norse” 03:41
4 “A Son Of The Sword” 04:35
5 “Where Gods Once Rode” 05:11
6 “Under The Great Fires” 06:34
7 “Over The Mountains” 05:07
8 “Ode To Battle” 00:39
9 “Legends Of Fire And Ice” 04:24
10 “Dying Sun” (Digipack bonus) 04:03

Demonaz’ın da en az Abbath kadar başarılı olduğunu bir kez daha görmüş oldu tüm metal severler kanımca. Bu keşfi kaç kişi yapmıştır bilmiyorum ama albümün kapağındaki dede acayip şekilde Yüzüklerin Efendisi‘ndeki Ölülerin krallarına benziyor. Albüm kapağı ile karşılaştırmalı olarak bakabilirsiniz.

demonaz