Tag Archives: istanbul

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

Reklamlar

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Dark Tranquillity The Gallery Plağım!

darktranqPerşembe ve cuma günü yaptığım İstanbul seyahatindeki ganimetlerden en değerlisi Dark Tranquillity’nin The Gallery plağı oldu şüphesiz. Yazının taa en başında Çağlan Tekil‘e teşekkür ederim.

The Gallery, İsveç Death Metal efsanesi Dark Tranquillity’nin 1995 yılında (ben o zaman ilkokul 2’deydim, hayat bilgisi dersimiz vardı) çıkardığı ve İsveç Melodik Death Metali‘nin bugün en kült kabul edilen üç dört albümünden birisi olan bir albümdür. Albümü, elinde bulundurmak zaten death metal dinleyicisi için farzdır. Hele ki plağını bulabilmek ise çok başka bir ayrıcalıktır. İşte bu ayrıcalığa, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan ulaştığım Çağlan Tekil sayesinde eriştim. Çağlan Tekil’in adını Google’a yazınca karşısınıza Blue Jean ve Head Bang dergileri çıkacaktır. Böylesi güvenilir bir satıcı çok komik bir fiyata bu plağı satılığa çıkardığında gördüğüm saniye mesaj attım kendisine. Cevap olarak, benden de önce davranıp ayırtan biri olduğunu söyleyince Çağlan Abi, epey bir hayal kırıklığına uğradım.

Güzel haberin gelmesi için iki gün daha bekledim ve İstanbul’a gideceğim günün öncesinde Çağlan Abi güzel haberi verdi. Plak onu almam için Taksim‘de beni bekliyordu. Perşembe akşamı, İstanbul’a ulaşıp otele yerleştikten sonra ürkünç bir macera atlatıp Taksim’e ulaştım. Cihan‘la ve Serhat‘la buluştum. Gidip heyecanla The Gallery’i aldım. Sonra bir pasajın derinliklerine  daldık. Burada plak, pikap ve müzik üzerine özlediğim bir muhabbet döndü.

gal03

gal02Biraz da The Gallery’den bahsedeyim. En sevdiğim formatta, açılır kapak yani gatefold olarak basılmış. Çift plak ve özel üretim kum rengi. Plaklardan birisinda A ve B yüz olarak The Gallery basılmış. Diğer plakta ise, hayatımda ilk defa gördüm, tek yüz basım halinde albüm bonusu olarak cover parçalar yer alıyor. Diğer yüzünde albümün logosu basılmış. Muhteşem bir görsellik  ne yalan söyleyeyim.

gal04

Fark ettiğim tek sıkıtı, galiba üretildiği malzemeden olsa gerek, parçalarda dip cızırtısı hissedilir seviyede. Ancak, elimdeki diğer plaklarla kontrol ettim, plağın kalınlığı da fazla. 180 gr.dan daha ağır gibi.

Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – Punish My Heaven
A2 – Silence, And The Firmament Withdrew
A3 – Edenspring
A4 – The Dividing Line
A5 – The Gallery
A6 – The One Brooding Warning
B1 – Midway Through Infinity
B2 – Lethe
B3 – The Emptiness From Which I Fed
B4 – Mine Is The Grandeur…
B5 – …Of Melancholy Burning
C1 – Bringer Of Torture (Kreator Cover-Version)
C2 – Sacred Reich (Sacred Reich Cover-Version)
C3 – My Friend Of Misery (Metallica Cover-Version)
C4 – Lady In Black (Mercyful Cover-Version)
C5 – 22, Accacia Avenue (Iron Maiden Cover-Version)

Yani ikinci plak, tamamen bonus bir plak olmuş. Baskısı, malzemesi, açılır kapağı ve her şeyiyle mükemmel bir ürün. Yukarıdaki fotoğraftaki mutluluğum bu yüzden 🙂 Bir de, senin için klişe olacağından, sormaya cesaret edemediğin parçayı kaydettim sevgili okur.

gal01

Bu üçlüye ilave edilecek bir albüm daha kaldı. Çok yakında…

Cam Ambalaj Sağlıktır Konferansı

cam00Perşembe günü akşamı ve cuma günü sabahı İstanbul‘daydım sevgili okur. Şişecam tarafından düzenlenen Cam Ambalaj Sağlıktır konulu konferansa katıldım. İstanbul’da yediğim içtiğim benim olsun, ben size ne gördüm ne duydum ve neler öğrendim onlardan bahsedeceğim. Birazdan okuyacaklarınız İngilizce ve Türkçe olarak yapılan sunumlardan derlediğim bilgiler. Atıklar ve geri dönüşüm, ambalaj atıkları ve özel olarak cam ambalajlarla ilgileniyorsanız muhakkak bir göz atın derim. Sunumlarda elbette pek çok husus birkaç defa tekrarlandığından bazı tekrarlar olacaktır içerikte.

  • Aslında en sonda yazacağımı en başta yazıyorum. Konferanstan çıkardığım özet dört kelimeden fazlası değildi: Cam, en sağlıklı ambalajdır.
  • Camın hammaddesi çok basitçe “kum” olarak ifade edilir. Tamamen inert bir malzeme olduğu için içeriğindeki maddelerle (en azından gıda ambalajı olarak kullanıldığında) herhangi bir etkileşime girmiyor.
  • Avrupa’da kişi başına yıllık olarak 35-40 kg cam ambalaj kullanılıyor. Bu oran, cennet vatanımızda 13 kg/yıl civarında.
  • Camın bir ambalaj malzemesi olarak en büyük avantajı, %100 oranında ve sonsuz defa geri dönüştürülebiliyor olmasıdır. Bu, tüm malzemeler içinde eşşiz bir avantaj. Malzemenin kalitesi hiç kaybolmuyor.
  • Avrupa’da üretilen cam ambalajların geri dönüşümdeki payı %80’miş. Jeolopolitik konumu sayesinde Dünya’nın en önemli ve en güçlü ülkelerinden biri olan ülkemizde ise bu oran %20 civarında.
  • cam02Avrupa, cam ambalaj üreticileri birliği diye çevirebileceğimiz bir oluşum var: FEVE – The European Container Glass Federation. Türkiye’den Şişecam buraya üye. Ayrıca tüm Avrupa’da cam üreticilerinin %90’ı da (yaklaşık 60 firma) bu oluşuma üye.
  • Geri kazanılan cam malzemenin gıda saklamaya uygun olup olmadığı yönünde çekince duymaya gerek yokmuş. Kesinlikle uygunmuş.
  • Özellikle sıcak iklime sahip ülkelerde PET malzemeler çok sıkıntılı, mesela Hindistan. Sıcaklığın artmasıyla PET malzemenin yapısından çözünmeler oluyor ve içerdiği gıdaya karışıyor.
  • BPA denen bir malzeme var, bisphenol A. Bu maddenin 2011’den beri plastik malzemeden üretilen bebek malzemelerine katılması yasak. Bu maddeyi yasaklayanlar (Dünya Sağlık Örgütü) camı tavsiye ediyor.
  • Sağlıklı bir ambalaj malzemesi; inert olmalı, içerdiği malzemeye sızmamalı, ürünün orijinal tadını saklamalı, ürünü sıcaklık değişimlerine rağmen korumalıdır. Oksijen ya da nem gibi etkenler ürüne girmemelidir.
  • Sunumu yapan Adeline Farrelly, şöyle bir soru sordu: Satın aldığımız ürünlerin etiketlerinde her detay var da neden paketlemeyle ilgili bir bilgi yer almıyor? Etiketlerin arkasına bakmamızı tavsiye etti Adeline.
  • Bir ürünün, bir üretimin “sürdürülebilirliği”, yalnızca sağlık etkilerinin kontrolü değil, söz konusu gıda ambalajları ise, çok daha fazlasıdır.
  • Cam ambalajın sürdürülebilirliği sosyal etkiler, ekonomik etkiler ve çevresel etkilerdir. Bu sosyal etkiler iş imkanı ve iş sağlığı gibi hususlardır. Ekonomik etkiler ise üretimin kârlılığı ve vergilerin oranları üzerinedir. Çevresel etkiler ise, işte burada Adeline bombayı patlattı! Çevresel etkileri, LCA – Life Cycle Assessment(Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi) ile gözlemlenenler ve LCA ile gözlemlenmeyenler olarak ikiye ayırmış. LCA, henüz çok yeni bir kavram iken Adeline’ın bu yaklaşımı iki türlü ele alması, “Adamlar yapıyor abi” argümanını kullandırdı bana.
  • Camın geri dönüşümü, çok ciddi enerji tasarrufu ve depolama açısından avantaj sağlıyor, karbondioksit emisyonunu azaltıyor. Ayrıca nihai bertaraf amacıyla kullanılan depolama alanlarının da ömrünü uzatıyor.
  • Okyanuslarda, yüzen plastik atıklardan dolayı çok ciddi bir sorun oluşmuş durumda: Çöp adaları. Bu malzemelerin durumu, ne yazık ki LCA’da hesaplanamıyor.
  • Camın geri dönüşüm süreci kapalı bir döngü olarak ifade ediliyor. İki tür ekonomik model var: lineer ekonomik model ve döngüsel ekonomik model. Lineer ekonomik model, en eski yaklaşımdır. Kullan ve at mantığına dayanır. Artık yürümeyen bir model. Döngüsel ekonomik modelde ise kaynağı kullan, ürünü üret, atığını geri kazan yaklaşımı var.
  • Avrupa’da marketlerde yer alan cam ambalajların %77’si geri dönüştürülmüş malzeme.
  • Kullanıcıların %87’si bir ürün alırken özellikle cam ambalaj içerisinde olanları tercih ediyor.
  • Eğitimin ikinci yarısında sahneye Prof. Dieter Schrenk çıktı. O da sunumuna gıda ambalajlamanın amaçlarını anlatarak başladı: Gıdayı koruma, raf ömrünü uzatma, gıdanın kalitesini(tad, tazelik, koku ve renk) devam ettirme.
  • En iyi ambalaj, gıdayı ağaçtan toplandığı ilk andaki gibi taze tutabilendir.
  • Ambalaj, yiyeceği dışarıdan gelen her şeye karşı (oksijen, hava ve diğer etkiler) korumalıdır. Yiyeceklerin mikrobiyal ya da kimyasal bozulmalarını önlemelidir. Yiyeceğin kokusunu ve suyunu paket içerisinde saklayabilmelidir.
  • Plastik polimerlerin yapısı güneş ışınlarıyla bozuluyor. Malzemenin yapısındaki polimerizasyon süreci ise sürekli devam ediyor. Bu durum, içeriğinde kalıntı olarak monomer ve oligomerleri oluşturuyor.
  • Tetrapak, %100 güvenli bir ambalaj değil. Çünkü en içte gıdaya temas eden kısım yine plastik türevi.
  • Kağıt/karton ambalajlar iç kısımdan plastik tabaka ile kaplılar. Bunların üretiminde kimyasallar kullanılıyor ve koruyucular içeriyorlar. Bu ambalajların üst kısmında yer alan baskı mürekkepleri tamamen kimyasal içerikler.
  • Metal ambalajların dezavantajı ise kimyasal etkileridir. Burada demir ve çelik inert malzemeler değil. Benzer şekilde alüminyum da çok kararlı bir malzeme değil. Asidik reaksiyonlarla bozuluyorlar. Paslanmaz çelik, çok iyi bir malzeme ancak bu malzemeden gıda ambalajı yapılamıyor.
  • Teneke ambalajlar iç kısımdan korozyonu önlemek için polimerle kaplanabiliyor. Ama ne olursa olsun, metal gıda ambalajında gıdaya geçen “metalik tad” en büyük sıkıntı.
  • Cam üretiminde, gıdaya sızabilecek herhangi bir kimyasal kullanımı yoktur. Camın yapısında herhangi bir organik materyal kullanılmıyor. Tamamen inert malzemelerden oluşuyor.
  • Kağıdın geri dönüşümü iyi bir yöntemdir. Ancak geri dönüştürülmüş kağıdın ne için kullanılacağı da önemlidir. Zira, geri dönüştürülmüş kağıttan gıda ambalajı yapılamaz.
  • Son olarak, Prof. Schrenk, cam ambalaj %100 güvenlidir, diyerek noktayı koydu.
cam03

Refika Birgül

Sunumlardan sonra NTV‘de yayımlanan “Refika’nın Mutfağı” programından tanıdığım Refika Birgül sahneye çıktı. Tamamı cam ambajlarda yer alan onlarca farklı malzeme ile sağlıklı tariflerinden birini paylaşacağını anlattı. Güzel, eğlenceli ve samimi bir sunum oldu.

Nihai olarak, cam ambalajlarla ilgili olarak aklımda kalan iki soru var:

  • Aynı miktar gıdayı cam ambalajda, plastik ambalajda, tetrapak ambalajda ve teneke ambalaj içerisinde tüketiciye sunmanın maliyeti nedir? Cam ambalaj kullanmanın tüketiciye maliyeti nedir?
  • Cam ambalajların tamamına yakını plastik kapaklarla ya da plastik kaplanmış metal kapaklarla kapatılıyor. Bu durum, ambalajın tamamen cam olmasının faydasını ne oranda etkiliyor?
  • cam01

    Etkinliğin yapıldığı mekandan boğaz manzarası

Efendi Roxy Müzik Günleri’nde Finalde!

roxy1Türkiye’nin en köklü müzik yarışmalarından biri olan ve bu sene 19’uncusu düzenlenen Roxy Müzik Günleri‘nde bu senenin finale kalan grupları geçtiğimiz günlerde açıkladı ve finale kalan 16 gruptan birisi de EFENDİ oldu! Üstelik İstanbul ve Ankara gruplarının sayısal üstünlüğüne rağmen Eskişehir’den finale kalan tek grup oldu!

Efendi ile ilgili olarak My Resort’te yazdığım diğer yazılara ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

roxy2

18-19-20 Mayıs tarihlerindeki finallere katılmak için Pazar günü İstanbul’a gidiyoruz. Bu harika deneyimlerinde Efendi’ye destek vermezsek olmazdı. 19 Mayıs’ın tatil olması iyi denk geldi doğrusu. İstanbul’daki dostlarımızla buluşmak için de güzel bir fırsat olacak bu.

Yarışma ile ilgili tüm detaylar şu adreste: http://www.roxymuzikgunleri.com/

18 Mart ve 19 Mart’ta İstanbul’da olacağız sevgili dostlar. Bu sizlerle buluşmak için açık bir davettir.

In Flames Plakları Koleksiyonum

infdisco01 Şu yazıda anlattığım İstanbul seyahatimin en önemli getirilerinden birisi de In Flames koleksiyonuma çok ciddi parçalar kazandırması oldu şüphesiz. In Flames albümlerini bulabildiğim her formatta topluyorum. CD formatında eksiğim kalmadı (elbette ki en son albümü saymıyorum). Plak formatında ise taa şu yazıdan beri heyecanla beklediğim şey gerçekleşti ve yeniden basılıp Türkiye’ye gelen tüm In Flames plaklarına nihayet sahip oldum 🙂

Aldığım ilk In Flames plağım Sounds Of A Playground Fading olmuştu. Yıllar önce, 2012’de almıştım bu plağı. Henüz çalışmıyordum bile. Gatefold, double LP ve clear vinyl olarak basılan bu nadide eser arşivime girdiğinde sevinçten çıldırmıştım. Bu albüm yeni dönem In Flames’in kaydettiği en iyi albümdür. Bunun üstüne bir albüm daha yaptılar ama olmadı. Bu albümdeki çizgiyi yakalayamadı. Fear Is The Weakness ve Where The Dead Ships Dwell isimli parçalar albümde en sevdiklerim.

Aldığım bir sonraki In Flames plakları ise Whoracle ve The Jester Race albümleri oldu. Bu albümler, In Flames’in ilk dönem albümleri ve yıllar önce çok sınırlı sayıda olarak plak formatında basılmış. Ancak bu albümler basıldığında ben daha ilkokul 2. sınıfta olduğum için bırak elde etmeyi, grubu dinleme imkanım bile yoktu 🙂 Yıllar sonra bu albümler yeniden plak formatında basılınca benim gibi fanlara gündoğdu ve Hammer Müzik sayesinde bu başyapıtları olabilecek en iyi formatta, plak formatında arşivlerimize kattık.  The Jester Race ve Whoracle, sadece In Flames’in değil, melodik death metal tarihinin de en iyi albümleri arasında gösterilmektedir. Bu albümleri aldığımı müjdelediğim şu yazımda bir de hedef koymuşum kendime: “Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.”

plak1 Kendime koyduğum bu hedeften sonra nihayet beklediğim fırsat geldi ve İstanbul’a bir eğitim için dört günlüğüne gitme şansı doğdu 🙂 İşte bu şansı da Akmar Pasajı‘nda, Hammer Müzik‘te değerlendirdim sevgili okur. In Flames’in Colony (1999), Clayman (2000), Reroute The Remain (2002) ve Soundtrack To Your Escape (2004) albümlerini plak formatında aldım. İlkan abi ve ÇŞB’nin katkılarıyla tam dört albümü daha arşivime katmış oldum. Bu dördü içinde en sevdiklerim Clayman ve Colony. Ancak Reroute The Remain ve Soundtrack To Your Escape de orta dönem In Flames’in ilk albümleri oldukları için çok önemli albümler. R2R, Trigger şaheserini barındıran albüm mesela. Albümler, orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık k, bu plaklar da gatefold değil. İçerisinden çıkan kartonette, albümlerin cd formatındaki kartonetlerinde yer alan içeriğin tamamı yer alıyor.

colonyColony (1999), efsane beşlinin kaydettiği albümlerden. Albümde en sevdiğim parçalar Embody The Invisible, Ordinary Story ve Resin. Özellikle Resin, karanlık Bilecik gecelerimin soundtracklerinden birisidir.

claymanClayman (2000), dinlediğim ilk In Flames albümüdür. Albümün açılış şarkısı Bullet Ride da muhtemelen ilk dinlediğim In Flames parçasıdır. Sahip olduğum ilk In Flames albümü de Clayman (kaset formatında) albümüdür. Yani neresinden tutarsan tut sevgili okur, diskografideki benim için en önemli albümlerden biridir. Albümdeki tüm şarkıları ve trafiklerini ezbere biliyorum. Albümdeki tüm şarkılar hittir, ancak benim favorim Swim‘dir. Saygılar 🙂

plak2

rerouteReroute The Remain (2002) yılında çıktığında muhtemelen grubun hayranları büyük şoka uğramıştı. Çünkü grubun soundu çok ciddi değişiklikler geçirmiş bu albümde. Bir kere clean vokal kullanmaya başladı grup. İlginç bir istatistik daha vereyim, bu albüm muhtemelen grubun en çok dinlediğim albümüdür. Hatta bir yıl boyunca aralıksız dinlediğim albümüdür. Lise 3 süresince telefonumda bu albüm vardı ve evden çıkıp okula gidene, okuldan çıkıp eve gidene kadar hep bu albümü dinledim. Bu da ezbere bildiğim albümlerden biridir.

styeSoundtrack To Your Escape (2004), diğer üçü arasında en az sevdiğim albümdür. Plak formatında almayı açıkçası çok düşünmüyordum ancak görünce dayanamadım 🙂 Superhero Of The Computer Age, Dial 595-Escape ve My Sweet Shadow albümdeki favorilerim.

Şu an elimdeki In Flames plağı sayısı 7 oldu. Almayı istediğim ve beklediğim albümler Come Clarity ve Subterrenean kaldı. Bunları da çıktıklarında alacağım.

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, İlkan Abi’ye, ÇŞB’ye, Keyb’ye, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

infdisco02

Proofhead İstanbul’da!

Yolculuğun en başında İlkan Abi’yle ortak aldığımız piyango bileti

  Fizik Mühendisleri Odası‘nın düzenlediği A-2 Tipi Mühendislik Akustiği Eğitimi‘ne katılmak için İlkan Abi‘yle birlikte cuma günü İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul’a ilk defa hızlı trenle gideceğimiz için ben kendi adıma biraz heyecanlıydım. Her sabah Bilecik’e giderken altından sağından solundan geçtiğim o yüksek hızlı tren köprülerinin bizzat üzerinden geçecektim. Bir de yolun Bilecik’ten sonra olan kısmını merak ediyordum.

Saat 16’da İlkan Abi’yle trene bindik. Tren 10 dakikalık bir gecikmeyle hareket etti. Saat 16.30 civarında Bozüyük’e gelmiştik bile. Ancak tren durmadan devam etti. Tren Bozüyük’ten sonra acayip yavaşladı, hatta yer yer durdu. Saat 17’e doğru Bilecik İstasyonunu da transit geçtik. Bu esnada ben tetrisle oynuyordum, İlkan Abi de Kelimelik oyununda yaratıcı sözcükler üretiyordu.

Saat 18.30’da nihayet Pendik İstasyonu’na ulaştık. Yaklaşık iki buçuk saat sürmüştü yolculuğumuz. Pendik’te indikten sonra Burak bize metroya binip Kadıköy‘e geçmemizi söyledi. İnince öğrendik ki Pendik’te metro yokmuş! Neyse, orada biraz ileride dolmuş durakları vardı. Atladık bir dolmuşa ve tam bir buçuk saatlik bir yolculukla Pendik’ten Kadıköy’e geldik. Tam bir buçuk saat!

Rıhtım’da indik ve birkaç dakika sonra Burak’la (yazının kalan kısmında KeyB olarak anılacaktır) kucaklaştık. Karnımız aç olduğundan hemen yakında bir yerde yemek yedik ve Burak’ın epey kötülediği evine doğru yola çıktık. Bu ev, Kadıköy’ün arka sokaklarında, Fener’in stadyumuna karşıdan bakan bir yerde. Ancak Burak’ın kötülediğinden farklı olarak, gayet hoş, temiz bir yerdi. Bizim Burak’ın böyle huyları vardır.

Eve gittik, eşyalarımızı döktük ve tekrar dışarı çıktık. Biz yolu yarılamıştık ki yağmur başladı. Hemen oradaki bir kafeye girip oturduk. Yağmur dinince ertesi gün gideceğimiz kursun yapılacağı yeri aramaya başladık. Bu nasıl büyük bir şans? Meğer kursun yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası ile Akmar Pasajı yan yanaymış.

Akmar Pasajı, Hammer Müzik‘in yer aldığı pasajdır. İstanbullular pek aşinadır, ancak İstanbul’da yaşamayan bizler için İstanbul’a gelince muhakkak uğranması gereken bir mabettir. Gelmeden, buradan alınacakla ilgili hazırlıklarımı yapmıştım. Çok güzel bir jesti de İlkan Abi yapacağını söyledi sağolsun.

O gece hayatımın gerçeği yüzüme nasıl çarptı bilemedim. Gece bitmek bilmedi. Yorgunluk, üzüntü ve bilimum eziyet üzerimde tepindi, tepindi ve uyutmadı beni. Neyse ki sabah oldu ve yataktan kalktım. Hazırlandık, saat 8’de çıktık evden. Önceki gün iyice öğrendiğimiz yolu takip edip doğruca eğitimin yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası’na geldik. Burası bir apartmanın 3. katında bulunan bir daireydi. Gittiğimizde bir görevliden başkası yoktu. Bu zaten bizim huyumuzdur, en önce gideriz.

Saat 9.30’a doğru herkes toplandı. On iki tane kursiyer ve bir öğretici. Hocamız Prof. Dr. Ayşe ERDEM AKNESİL, Türkiye’de akustik konusunda çalışan az sayıdaki hocalardan bir tanesi. Gayet harika bir üslubu var ve kursun öğleden önceki kısmında ses ve sesin yapısına dair güzel bir sunum yaptı. Özellikle bazı temel kavramlarda çok ciddi yanlışlarım olduğunu farkettim. Öğlen saat 12.30’da yemek arası verdik.

Eğitimi düzenleyen oda yemek için “Benusen Restoran“la anlaşmıştı. Yemeği burada yedik. Benusen, “ben ve sen” demekmiş. Hikayesi şurada yazıyor. Yemekten sonra Akmar Pasajı’na gittik İlkan Abi’yle ve alacağım plakları ayırttık Enis Abi‘ye. Vaktimiz kalmadığı için, tekrar eğitime döndük. Eğitimin öğleden sonraki kısmında hocamız Prof. Dr. Neşe YÜĞRÜK AKDAĞ idi. Öğleden sonraki kısım genelde hesaplamalarla ilgili olacağından derse girerken büyük bir ön yargıyla girmiştim. Ancak Neşe Hoca, gayet detaylı ve insanı yormayan bir anlatımla kendi adıma beni mest etti. Tıpkı Ayşe Hoca gibi, Türkiye’de akustik alanında çalışmalar yapan öncü hocalardanmış kendisi de. Elbette eve döndüğümde adlarını Google’da arattım ve ben de çalışmaları hakkında fikir sahibi oldum.

Ben – Cihan – Serhat- Keyb

Akşam kurs bitti ve doğruca Akmar’a gittik. Cihan‘la konuşmuştuk ve o da orada bekleyecekti. Gün içindeki ilk buluşmayı böylece Akmar’da Cihan’la yapmış oldum. Buluştuk, sarıldık, sonra Hammer Müzik’e girip ayırtığımız plakları aldık. In Flames – Clayman, In Flames – Colony, In Flames – Soundtrack To Your Escape ve In Flames – Reroute The Remain! Bu dört plakla ilgili ayrıca bir yazı yazacağım zaten. Bu plaklardan Soundtrack To Your Escape, İlkan abinin bana hediyesi oldu. Bir diğer plak ise ÇŞB’nin hediyesi oldu. Mükemmel 🙂

Cihan ve yanındaki arkadaşı Serhat ve İlkan abiyle birlikte Kadıköy’de bir yerde oturduk yemek yedik. Daha sonra Cihan ve Serhat’ı Keyb ve ev arkadaşıyla buluşak üzere gönderdim. Biz de İlkan abiyle birlikte bir önceki gün anahtarını aldığım eve doğru yola çıktık. İlkan abinin efsane haritacı sezgileri sayesinde yolu epey kısaltmış olarak eve ulaştık.

İlkan abi bu efsane sezgilerini şöyle tanımlıyor: “Gözlerimi kapatıp yükseliyorum ve sanki Google Earth’deymişçesine sokakları yukarıdan görebiliyorum.

Tüm bunlar olurken, aslında bir önceki günden beri içimde büyüyen bir isteğim, bir bağımlığım baş gösterdi. Bu aslında bir ızdırap. Hayatıma sarılmış dolanmış saçak saçak olmuş bir bağımlılık. Yapmam gerekeni yaptım ben de. Direnmedim.

Merve – ben – Umur

Evden çıktık ve KeyB ile buluştuk. Adını hatırlamadığım bir kafeye gittik oturduk. Bir süre sonra İlkan abi ve Keyb’nin ev arkadaşı ayrılıp maç izlemeye gittiler. Biz de Keyb, Cihan ve Serhat’la aynı yerde kaldık. Henüz 10 dakika geçmemişti ki Umur aradı ve vapurdan indiğini söyledi. Onu da tek bildiğim yer olan Akmar Pasajı’na yönlendirdim. Muhtemelen Cihan’la kucaklaştığımız yerde Umur’a ve kız arkadaşı Merve’ye rastladım. Nasıl bir kucaklaşma öyle yarabbi! Kız, kucaklaşmamızı kıskandı, o kadar! Ben, Mesut Proofhead Çiftçi, Umur Fırtına’yı nasıl da özlemişim. Askerden terhis olduktan sonra buluştuğum ilk kez buluşuyordum bu can yoldaşıyla.

03Umur ve Merve’yle birlikte önce yemek yiyecekleri bir yere gittik. Oradan da bizimkilerin olduğu kafeye geçtik. Şimdi benim olduğum arkadaş ortamlarında genelde iki farklı ortamımdan arkadaşlarım varsa konu hep benim ve ben de olduğunu iddia ettikleri gariplikler üzerine döner. Ve aynen öyle de oldu. Herkes hayatındaki bir “Mesut’un komik/garip/ hıhıhı salak” anısını anlattı. Ama iyi de oldu, güzel ortamdı. Umur’un kız arkadaşıyla uzun süre sonra nihayet tanışmış olduk. Askerdeyken bana gıcık oluyordu bu kız. Uzun süre ortadan kaybolup döndüğümde Umur, “Aha Mesut geldi, ben telefonu kapatıyom” diyip kapatırdı hep. Kız da beni bir tür “kuma” olarak görmeye başlamıştı.

05Umur ve Merve’yi uğurladıktan sonra bizimkilerle daha “deep” muhabbetlere girdik. Sonra İlkan abi ve Burak’ın ev arkadaşı geldiler. Biraz da o şekilde oturup nihayet kalktık.  Cihan ve Serhat’ı metrobüse bindirip biz de eve geçtik. Eve geldiğimizde saat 22’yi biraz geçmişti. Oturduk, bir demlik çay içtik.

Sonra İlkan abiye, hediye olarak aldığım kitaba o an aklıma gelen dörtlükleri yazdım ve verdim. Pek beğendi sağolsun.

Uyumadan önce aldığım plaklar ve KeyB ile bir fotoğraf çektik. Sonra da “aslında hayat ölmek içinmiş” diyip uyudum.

Yazının ikinci bölümü için tıklayın.

Hammer Müzik İle Bir Alışveriş Deneyimi

Eh, metal müzikseverler için Türkiye’de yaşamak biraz sıkıntılı bir durumdur. Ülkemizi çok sevmemizin dışında, bu sıkıntıların kaynağı sosyal yapı ve ülkemizin yer aldığı ekonomik bloktur. Sosyal yapı sebebiyle yaşadığımız sıkıntıları bir kenara bırakıp ekonomik yapıya dönelim.

Türkiye’de herhangi bir Avrupa ülkesinden bile daha zor oluyor metal gruplarının albümlerini bulmak. Bulgaristan‘da bile ne albümleri, ne grupların sınırlı sayıda basılan albümlerini bulabilirken, söz konusu ülkemiz olunca çok ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. Gerçi şimdiki durum, bundan bir on sene öncesine göre çok daha iyi. En azından internetin gücünü kullanabiliyoruz şimdi.

Hammer Müzik, Türkiye’nin en köklü extreme müzik firmalarından birisiydi. Zamanında Zihni Müzik‘le birlikte ülkemizdeki pek çok grubun albümünü basmış, yine yurt dışından da pek çok extreme metal grubunu ülkemize tanıtan firma olmuş. Ancak malum, piyasa şartları değişince albüm basma işine son vermişler. Şu anda Türkiye’de metal müzik mağazası olarak muhtemelen en büyük ve erişilebilir arşive sahipler.

Şu yazımda anlattığım İstanbul seyahatimde buraya uğradım ve çok değerli iki albümü özel basım CD ve plak formatlarında aldım. In Flames – Subterranean (özel basım) cd’si ve Ghost B.C. – Infestissumam özel baskı plağı.

www.hammermuzik.com adresinden ulaşabileceğimiz sitede, arşivlerinde yer alan albümlerin listesine ulaşabiliyoruz. Burada fiyatlar da yazıyor. İşin en güzel yanı bu fiyatlar kredi kartı ile mail order yoluyla almak isteyenler için hazırlanmış. Eğer alışveriş için Hammer Müzik’e giderseniz daha ucuz fiyatlarla karşılacaksınız. Söz gelimi, ben aldığım iki ürün için üç haneli bir fiyat hesapladım internet sitesinden bakıp. Ancak gittiğimde iki haneli (hem de gayet güzel bir indirimle) bir fiyat ödedim. Hee, şimdi diyeceksiniz Mesut aldığı malların fiyatlarını neden yazmadı? Bilerek yazmadım. Girip siz de bakın diye Hammer Müzik’in sitesine.

Bu aldığım iki üründen Ghost B.C.’nin plağını, bir önceki yazıda inceledim. Buraya tıklayıp okuyabilirsiniz. Bir sonraki gidişime kadar umarım ellerine daha çok In Flames materyali geçer. Özellikle Reroute The Remain albümünü bulamıyorum. Bir de 1999 öncesi döneme ait plakları yine az sayıda olduğu için bulunmuyor Türkiye’de.

Hammer Müzik’in arşivinin %99’u sıfır ürünlerden oluşuyor. Yeri Kadıköy‘de, Akmar Pasajı‘nda. Biz gittiğimizde Cihan‘la epey bir dolandık, ama bulduk yani. Çok zor bir yerde değil. İstanbullular zaten biliyordurlar  da benim gibi İstanbul dışında yaşayan, ama arada İstanbul’a gezmeye giden metal müzikseverlerin mutlaka uğraması gereken bir yer.

Ghost B.C – Infestissumam Plağım!

01 1

01_1Ghost B.C. ile ilgili olarak daha önce şu yazıyı okumuştunuz. O yazıyı yazdığım tarihten beri Infestissumam’ı aşağı yukarı her gün dinledim. Tarz olarak çok extreme olmadığından dolayı iş yerinde de rahatlıkla dinleyebiliyorum. Geçen hafta İstanbul’a giderken Hammer Müzik’in internet sitesini biraz inceledim. Galiba biraz da şans eseri olarak Infestissumam’ın kırmızı plağa basılı olan sınırlı sayıdaki versiyonundan bir tanesinin Hammer Müzik’te olduğunu gördüm. Bu, Türkiye’de satılık olan tek Ghost B.C. plağıydı üstelik.

İstanbul’a gittiğimde planladığım gibi Hammer Müzik’e gittim ve plağı orada buldum. İnternet sitesinde yazan fiyattan daha uygun bir fiyata (güzel bir indirimle) aldım. Dün gece de ilk defa paketini açıp dinledim. Sonuç: Çok iyi!

04 12Albüm’ün clear vinyl denilen şeffaf tabakaya (kırmızı renkli) basılmış. Gatefold, yani açılır kapak. Ancak Limited Edition’larda görmeye alıştığımız üzere herhangi bir ekstra materyal içermiyor. İç kapakta grubun fotosu ve şarkı sözleri yer alıyor. O kadar. Kapak, mat kâğıda basılmış. Dolayısı ile parlaklığı yok hiç.

Albüm kapağının tasarımı (Bp Necropolitus Cracovienses yapmış) 10 üzerinden 10 verilecek kadar güzel bence. Hatta bastırıp tişört yaptıracağım. Ya da ben yaptıramazsam siz yaptırın bana hediye verin. O kadar güzel yani 🙂

02 17

03 13

Albümden şu yazıda bahsettiğim için bu yazıda çok detaylı bahsetmeyeceğim. Şu adreste gayet detaylı bilgiler de yer alıyor. Parça listesini vereyim ama:

No. Parça Süre
A1. “Infestissumam” 1:42
A2. “Per Aspera ad Inferi” 4:09
A3. “Secular Haze” 5:11
A4. “Jigolo Har Megiddo” 3:58
A5. “Ghuleh / Zombie Queen” 7:29
B1. “Year Zero” 5:50
B2. “Body and Blood” 3:43
B3. “Idolatrine” 4:24
B4. “Depth of Satan’s Eyes” 5:25
B5. “Monstrance Clock” 5:53
Toplam Süre:
47:47

Kısacası çok iyi, başarılı bir albüm ve kesinlikle koleksiyonluk bir plak sevgili okur. Öpüyorum.

Yakın Zamanda Bloga Eklenecek Başlıklar

Image Hosted by ImageShack.us

Aykut Aydoğdu’nun portfoliosundan bir çalışma

Eh, tembellik yaptığımın farkındayım. Ama işler yoğun bu ara sevgili okur. Kafam da pek dalgın. Her gün hayatım daha da bir garip marip oluyor. Şaşırıyorum. Blogu zaten okuyorsanız bu “Yakın Zamanda Bloga Eklenecek Başlıklar” yazısına da aşinasınızdır. İlk defa okuyan biri için belki blog yeni açıldı da hani bir hevesle yazıyormuş havası yaratabilir. Hayır. Bu hem bir liste, hem de kendime ve sizlere verdiğim bir söz gibi oluyor. Ona göre ayarlıyorum kendimi.

Evet, başlıkta da belirttiğim üzere yakın zamanda bloga aşağıdaki konularda yazılar ekleyeceğim. Geçtiğimiz hafta İstanbul’a gitmem ve bu ara hayatımın acayip garipleşmesi bu başlıkların ortaya çıkmasında çok etkili oldu.

  1. In Flames – Subterranean Özel Baskı Albüm
  2. Ghost B.C. – Infestissumam Plağım
  3. Hammer Müzik‘le Bir Alışveriş Deneyimi
  4. Yeni Elime Geçen Kitaplar
  5. Dokunmatik Telefonlar İçin Harika Bir Keşif
  6. Bu Aralar Yaşam Alanım ve Ben
  7. Grafik Sanatçısı Aykut Aydoğdu
  8. “I Die With Your Love” Üzerine
  9. Solacide – Waves Of Hate EP

Yazmayı düşündüğüm yazılar bunlar. Yarın akşamdan itibaren kıçımı kırıp, yazacağım artık. Bitsin, aklımdan silinmeden buraya aktarabilmiş olayım. İçimden geldi söyleyeyim, telefonumu çok seviyorum yav. Valla bak. Sırf bu sevgim için bir şiir bile yazarım.

Ha, geçenlerde yazdığım ama artık elimde olmayan bir şiircik var. Onu da bulursam araya bir yere sıkıştırırım. Sevgiyle kalın.