Tag Archives: İzmir

7 Mart 2013 – Pentagram Eskişehir Konseri

Eh, uzun zaman olmuştu bir konser yazısı yazmayalı. Elimden geldiğince detaylı olarak yazmaya çalışacağım ki gelmeyenler pişman olsunlar 🙂

Image Hosted by ImageShack.usAynı gün Bilecik‘te akşam 17.00’de işten çıkıp Eskişehir‘e giden ilk arabaya bindim. Eve gelene kadar yaşadıklarımı bir sonraki yazıda anlatacağım. Eve geldikten sonra hızlıca almam gereken eşyaları alıp karnımı da doyurduktan sonra Alper‘e geçtim. Ertesi gün Antalya‘ya gideceğim için valizimi Alper’e bıraktım. Saat 21.00 civarında 222 Park‘a gittik. Burada İzmir‘den Barış Abi, Togay, Volkan ve Halil‘le buluştuk. Barış Abi “Bu Toprağın Metalikacıları” isimli belgesel için bizimle kısa bir çekim yaptı. Burada özellikle yer ayarlama konusunda yardımlarından dolayı Özgür Abi‘ye derin saygılarımı sunarım. Bu çekimden hemen sonra konser için kapılar açıldı.

Image Hosted by ImageShack.usAlper’e beraber kuyruğa girdiğimizde Koray ve Yakup‘u gördük. Bu adamları da uzun süredir görmüyordum. Dördümüz içeri girmek üzere beklemeye başladık. Sıra geldiğinde girdik içeri ve sahne önünde 4. sıraya kadar gelebildik ve demir atıp beklemeye başladık. Ben bilmiyordum, ancak bir de ön grup varmış meğer Pentagram‘dan önce: MEKANİK.

Mekanik

Bu grubun adını olumlu ve olumsuz pek çok yorumun içinde duyduğum için açıkçası merak ediyordum. Saat 22.00’yi biraz geçe Mekanik sahneye çıktı. Dediğim gibi daha önce hiç dinlememiştim, bana tarz olarak ilk dönem Metallica‘yı fazlasıyla anımsattı. Metallica konusunda benden daha bilgili olan Alper ise grubun tarzını fazlasıyla Metallica ve dönemdaşlarına benzetti. Ancak o da ben de bir konuda hemfikirdik, adamlar güzel yapıyorlar işlerini. Seek And Destroy çaldılar, müthişti. Overkill çaldılar, Yakup epey coştu. Kendi besteleri de fena değildi. Türkçe sözlü olması bilakis bir avantaj olmuş besteleri açısından. Sahne olarak da ben yeterli buldum. Ancak bir talihsizlik yaşadılar ve son şarkılarını çalamadılar, gitaristlerinin amfisi devre dışı kaldı. Mekanik sahneden alkışlarla indi ve saat 23.00’ü beklemeye başladı herkes.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.usSaat 23.00’e doğru salonu bir akustik Sonsuz dinletisi doldurdu. Tüm salon aynı anda şarkıyı söylemeye başladık. Şarkı bittiğinde Gökalp ve devamında diğer grup üyeleri sahneyi doldurdu ve Pentagram sahneye çıktı.

Her konserde Alper’le girdiğimiz iddiaya bu sefer Koray ve Yakup’u da dahil ettik: Pentagram konsere hangi şarkı ile başlayacak? Evi arabayı satıp tüm paramı “Sand” e yatırdım. Alper, Koray ve Yakup başka başka şarkılar söylediler. Pentagram “Sand”in ilk notalarını çalmaya başladığında artık zengin bir adam olmuştum. Pentagram şöyle bir playlist hazırlamış gece için:

  1. Sand
  2. 1000 In The Eastland
  3. Doğmadan Önce
  4. Unspoken
  5. Wasteland: Burada ses sisteminde bir arıza oldu, şarkının yarısına kadar baslar yoktu.
  6. It’s Down Again
  7. Give Me Something To Kill The Pain
  8. Disturbing The Peace
  9. Geçmişin Yükü
  10. Bu Alemi Gören Sensin: Hakan Utangaç vokale geçti.
  11. Şeytan Bunun Neresinde
  12. Anatolia (Türkçe): Burada da iddiaya girdik İngilizce mi söyler Türkçe mi diye. Yine ben kazandım.
  13. Beyond Insanity
  14. Now and Nevermore
  15. Gündüz Gece
  16. Apokalips
  17. Tigris + Bir

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Konserle ilgili üzüldüğüm bazı şeyler var. İlki Hakan Utangaç‘ın sadece bir şarkı söylemesi oldu. Rotten Dogs söyleseydi mesela çok farklı olurdu herşey. İkinci olarak Alper de ben de This Too Will Pass ile Behind The Veil‘i çalmalarını bekledik. Ama çalmadılar. Çok üzüldük. Bir de 18 şarkıdan 7 tanesi Türkçe idi. Türkçe parçaların ardarda gelmesi biraz üzdü, özellikle This Too Will Pass için çok ümitlenmişken…

Image Hosted by ImageShack.us5 kişilik grubun 3 üyesi hastaydı. Vokal Gökalp Ergen, hastalığını performansına yansıtmamaya çalışsa da sahnede fazla hareket edemedi. Grubun en iyisi hiç şüphesiz Tarkan Gözübüyük idi. Ayrıca Cenk Ünnü‘yü de hiçbir zaman unutmuyoruz. Hakan Utangaç, iki yanında birer LED ampül bulunan komik bir gözlük takıyordu 🙂 Tüm fanlar için onun yeri ayrıdır ve ne olursa olsun Pentagram, Hakan Utangaç’sız olmaz, olamaz.

Konser hiç ara vermeden yaklaşık 2 saat sürdü ve müthiş bir şekilde bitti. Performanstan sonra dışarıda uzun süredir görüşmediğimiz epey bir adamla görüştüm. Serkan Abi, Ali, Serdar bunlardan bir kaçı. Bu şekilde muhabbet ederken kardeşim Murat yanıma geldi ve gruba imzalatmak üzere yanımda taşıdığım albümlerini istedi. Böylece hep beraber 222 Park’ın yan tarafından bekleyen tur otobüsüne gittik.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Şansımıza Gökalp Ergen otobüsün kapısındaydı ve hiç sıkıntı yaratmadan uzattığım MMXII albümünü imzaladı. Sonrasında sırasıyla Cenk Ünnü, Hakan Utangaç ve Tarkan Gözübüyük de geldiler ve albümü imzaladılar. Alper de efsane Bir albümünü yaratıcılarına imzalattı. Burada epey bir fotoğraf çektirdik. Eklediğim fotoğraflarn bir tanesini ben çektim. Gerisi Metin Ünlü‘ye ve Kağan Kılıç‘a aittir.

Sonuç olarak güzel bir konser oldu. Pentagram seven sevmeyen tüm metalci kitlenin de orada olması ayrıca güzeldi. Bu konuda en güzel cümleyi de Serkan Abi söyledi herhalde: “Biz çocukken adamlar metal müzik yapıyorlardı.

İmzalı MMXII Albümüm (Metin Türkcan hariç)

Pentagram’a saygı duymak gerek. Merak edenler için benim kameramdan Pentagram 7 Mart 2013 Eskişehir konseri: (Bu bir Proofhead.net hizmetidir.)

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Uzun Hikaye… Karışık

Hayatımda herşeye yeniden anlam verip, yeniden değerini ölçüp biçtiğim bir dönemdeyim yine. Bunu da doğrudan mezuniyetime bağlıyorum.Hala diplomamı alamadım orası ayrı bir sıkıntı konusu gerçi.

Tedirginim artık. Geçmiş kararlarımın beni geleceğe taşıayabileceğinden şüpheliyim sevgili okur. Mesela cimriyim. Üç kuruşun hesabını yapıyorum. çevremdeki herkese de bundan dolayı itici geliyorum. Üstelik bu öyle boğuyor ki insanları, böyle sürüp gitmez diyorlar. Ama ben mutluyum. İstediğim şeyi istediğim zaman yapabiliyorum. Yapmak istediğim ve beni mutlu eden şeyleri yani. Plak alıyorum mesela. Mutlu oluyorum. Lego alıyorum mesela mutlu oluyorum. O zaman ben cimri değilim. Ama hayır cimriyim. Çünkü birkaç işi birden yapmaya çalışıyorum. Cebimde param olmuyor ama cimri oluyorum. lan parası olmayan adam cimri olabilir mi? Olabilir. Misal ben.

İşte bu yukarıda okuduğun paragraf benim iç sesim. Kafam karmaşık anlayacağın sevgili okur.

Masumiyet hakkında yazdığım yazımı yeniden okudum da ne kadar sönük bir yazı olduğunu görüp kendime sövdüm az önce. Cimri olmadan önce yani. Filmi bugün online film izlenen bir siteden yine izledim. Yine doldum, yine gözlerim doldu, yine içim doldu lan. Ciddi anlamda çok iyi bir film. Şu an Kader‘i izlemeye elim varmıyor. Masumiyet, bendeki tüm o masum anıları canlandırdı. Bekir oldum. Zagor‘a sövdüm yine eve dönerken. Üzüldüm.

Başlık da zaten Bekir’in o meşhur iki lafından biri: Uzun hikaye, karışık. O karaktere bir saygı duruşu yollamak istedim. Bekir gibi düşünmeye çalışıyorum mesela. Bana da kurtuluş kaçıştaymış gibi geliyor.

Sürekli genişleyen bir dünyam var. Ama bir eksen genişliyor hep. Bir eksen de milim oynama yok. Eksenleri eş zamanlı olarak genişletebilsem rahat rahat kurulacağım hayatımın üzerine. Ama yok. Bendeki duruma göre ya hep ayakta kalmak zorundayım ya da hep yatmak.

Evet planlarım var kısa vadede. Önce şu diplomayı alıp yüksek lisansa başvuracağım. Sonra Ankara‘da bir takım işlerim var. Ve bir de İzmir işi var. Ayrıca başlayıp da devam edemediğimiz bir klip var ki çok içimi acıtıyor. Tüm bunlar için yeterli para bakalım nasıl gelecek 🙂

Para konusunda düşüncelerim, en büyük mutluluk kaynağının para ve biraz akıl olduğu şeklindedir. Akıl şarttır. Ama para çok daha gereklidir. Parasız akıl eskiden işe yararmış ama bizim zamanımızda yaramıyor artık. Saygılar.

1989 Yılında Proofhead

Tam olarak bu fotoğrafta görüldüğü gibiymişim. Farkedebileceğiniz üzere tombiş, şişman, pofuduk mofuduk bişeymişim. Çömeldiğim zaman bacaklarımın yanlarından etler pörtler çıkarmış. Acayipmişim.

Farkedebileceğiniz üzere yine kafam normallere göre epey büyükmüş. Zaten halen de büyüktür gerçi. Neyse, işte o zamanlardan beri ben düştüğüm zaman kafam hep yaralanırmış. Annemler sonraları korkmuşlar bu çocuğun başında ur falan olmasın diye. Gitmişler doktora. Yokmuş ur falan. Başım büyükmüş sadece. Tosun olmak başa bela.

Biraz daha götü başı toplayıp yavaştan yürümeye falan başlayınca daha bir acayip olmuşum. Popomun ağırlığını farkedip bunu kullanmaya başlamışım. Mesela ezan okunurken “eppetteminna” diyerekten önce popomu koyarmışım yerden az yüksek bir minderin üzerinde. Onun yarattığı ağırlıkla ve yer çekimi etkisiyle savrularak mindere yerleşirmişim. Annemin anlattığı böyle.

İzmir‘de üç yaşına kadar kalmışız. Bu şişmanlık günlük hayatımı da zorlaştırıyormuş. Hep daha büyük yaşlara ait olan elbiseleri, tulumları falan giydirmişler. Ayakkabı mevzısı hep sıkıntı olmuş ayağımın üzerindeki löp etlerden dolayı. Hamur gibi birşeymişim. Ama sevimliymişim. İzmir’in İzmir olduğu zamanlarda İzmir’de yaşamışım. Şu anda en küçüğü 40 yaşında olan ama o zamanlar 15 yaşında olan mahallenin kızları, İzmir’in güzelleri, annemle beni görünce hemen gelir beni öperlermiş.

Arçelik’in ilk cd çalan müzik setlerinden vardı o zaman bizde. 6-7 yaşındayken galiba, Kayahan‘ın Üsküdar şarkısını açar, kendi etrafımda dönerek dinlermişim, sonra başım döner, düşermişim yere. Tipik salak çocuk hareketidir ama izleyenleri güldürür.

Bu şişmanlık tabi sürdü bir yedi sene kadar. İlkokul 2 gibi yavaş yavaş ayarımı buldum. Ama bu fotoğraflarım hep o sevimli yıllarıma dair bir hatıra olarak kaldı. Bugün de hazır vaktim varken yazayım dedim. Hem dünden sözüm vardı, onu da yerine getirmiş oldum. Sevgiyle kalın üşümeyin.

İzmir Petkim Teknik Gezisi

Bir süre önce bölümdeki özellikle 3. ve 4. sınıftaki arkadaşların isteği ile İzmir Aliağa‘da yer alan Petkim Petrokimya A.Ş.‘ne teknik gezi talebinde bulunduk. Sağolsun onlar da talebimizi geri çevirmediler ve bize 22 Aralık Perşembe günü saat 13.30’da randevu verdiler.

Okulda yaptığımız toplantıda çoğunluk gezinin günü birlik yapılmasını isteyince biz de ona göre planımızı programımızı yapıp tüm evrak işlerini hallettik. Buna göre Perşembe saat 00.30’da Yunusemre Kampüsü önünden hareket edecek, sabah 07.00’de İzmir’de olacak. Saat 12.00’ye kadar serbest zaman verecek, 12’de Petkim’e dorğu hareket edecektik. Petkim’de işimiz bitince de geri İzmir’e dönüp gece yarısına kadar serbest zaman verecektik. Böylece gece yarısı İzmir’den hareket edip cuma sabahı 07.00 civarında Eskişehir’de olacaktık. Bu süper bir plandı. Ancak elbetteki planladığımız gibi gitmedi herşey.

Geziden bir gün önce okuldan arayıp verdiğimiz planın geçersiz olduğunu, bizi götürecek otobüsün cuma saat 02.00’de başka bir görevi olduğunu yani saat 01.00’de Eskişehir’de olmamız gerektiğini söylediler. Bunun üzerine ben de okulun Ulaştırma Birimi‘ne gidip detaylı bilgi aldım.

Özellikle bu zamanlarda yoğunluğun çok fazla olduğunu, bizi İzmir’e götürecek otobüsün de şu anda İstanbul’dan geldiğini, bizi Eskişehir’e bıraktıktan sonra tekrar yola gideceğini söylediler. Bu durumda otobüsün Aliağa’dan çıktıktan sonra tekrar İzmir’e dönmesinin mantıksız olduğunu çünkü yetişebilmek için İzmir’den saat 18.00’de çıkması gerektiğini söylediler. Aliağa’dan çıkıp gelirken Bursa üzerinden geçtiklerini, istersek Bursa’da otogar civarındaki alışveriş merkezlerinde bir süre vakit geçirebileceğimizi, yoksa otobüsün doğrudan Eskişehir’e geleceğini söylediler. Bunun dışında bir rota olamayacağını söylediler. Durum böyle olunca bizim acele edip 15 gün önceden verdiğimiz planın da programın da bir geçerliliği kalmadı. Ben de mecburen tamam dedim.

Neyse, perşembe gününün ilk saatlerinde Yunusemre Kampüsü’nüm önünde toplandık. Volkan da gelecekti ancak son anda gelmekten vazgeçti. Alper ile ben çıktık gittik kampüse. Saat 00.30 civarında otobüsümüz geldi. Toplam da 27 kişi olarak hareket ettik İzmir’e doğru. Ancak şu çok garipti ki bizden bu geziyi yapmamızı talep eden arkadaşlarımızın çoğu gelmemişti. Bunda elbette son dakika ortaya çıkan telafi vb durumların etkisi olduğunu biliyorum. Neyse, son dakika iptallerini saymazsak zaten 30 kişilik liste bildirdiğimizden çok sıkıntı çıkmadı.

Yolculuk güzel başladı. Hiçbir problem çıkmadı. Gittik önce Afyon‘da durduk. Bir süre sonra bu durduğumuz tesisin, Kolaylı Tesisleri, daha önce bir kere Volkan‘la Antalya’ya giderken, bir kere de Alper‘le Afyon’a gittiğimizde durduğumuz tesis olduğunun farkına vardım.

Yol boyunca şakalar, komiklikler biribirini izledi. Ezgi, Latife ve Gülşah‘a takıldım. Levent‘e asıldım, Orcan‘a nanik yaptım, Alper’e dil çıkardım. Acayiplikler oldu. yani.

Sonra bir yerde bir uyumuşum ki uyandığımda İzmir’de idim. Salaklaşmış bir halde uyanıp Alper’le birlikte Levent’in ardına takıldım. Dayımı aradım, ulaşamadım. Levent’le sahil boyunca ilerledik. Arkamı dönüp bir de baktım ki bizim kızlar da bizi izliyor 🙂

Alper

Neyse gezdik, dolandık, dolaştık, nihayet bize katılan gruptan Yetkin, sahilde bir yer gördüğünü, full kahvaltının 9 lira olduğunu, grup indirimi de olduğunu, sınırsız da çay olduğunu söyleyince, geri sahil kenarına döndük. Mekanın adı Sunset‘di galiba. Oturduk kısa aralıklarla diğer arkadaşlarımız da bize katıldı. Aşağı yukarı 20 kişi kadardık. Kahvaltımızı yapıp yaklaşık 1 saat kadar burada oyalandıktan sonra kimdi bilmiyorum, belki Yetkin’di, belki de Oğuz Beygo‘ydu, birisi Karşıyaka‘ya gitme teklifinde bulundu. Dayımı bir daha arayıp ulaşamayınca bu teklif çok mantıklı geldi 🙂

Hep beraber hareket edip yürüme mesafesindeki limana gittik. Burada bir Kent Kart alıp 1.75 TL değerindeki “transatlantik ücretini” 20 kişi için yüklettik. Transatlantiğe çok uzun süredir binmiyordum. Binince yine içimden “gemilerde talim var, bahriyeli yarim var” şarkısını söyledim. Süperdi. Alper’le sağlıklı yaşama inanıp birer de karışık meyve suyu içtik.

Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Karşıyaka’ya ulaştık. Hemen inip caddeyi geçerek Alper’in hadi binelim lan dediği aracın yaşlı ve engelliler için olduğunu farkettik. Neyse, limanın hemen karşısındaki caddeye dalıp yürümeye başladık.

ex Aflliction ve ben

Bir süre yürüdükten sonra karşıdan eski Affliction, yeni Pitch Black Process üyeleri Kerem ve Emrah‘ın geldiklerini gördüm. Togay bana Karşıyaka’da yaşadıklarını söylemişti. Aslına bakarsanız emin olamadım. Çok da emin olamadan Emrah’ın sırtına dokunup “Abi Affliction Emrah mısın?” dedim. Doğrudur, dedi. Hemen ayaküstü muhabbet ettik. Sağolsunlar, gördüğüm kadarıyla alçakgönüllü adamlar ikisi de. Hızlıca muhabbet edip, kendilerinin yeni grupla bir turne planları olduğunu öğrendim. Adamları uzun süre tutmadım. Sağolsun Alper de bir fotoğrafımızı çekti hatıra olaraktan sonra ayrıldık.

Karşıyaka'ya gelen ekip

Aynı caddenin sonuna gelince yağmur yağmaya başladı. Pek güzel oldu yağmur altında hızlı hızlı yürümek. Yağmur hemen dindi. Biz de limanın sağ tarafında bulunan bir heykelin yanında doğru yürüdük. Oralarda da biraz takılıp fotoğraf motoğraf çektirip yine limana döndük. Bu sefer Konak yönünde hareket edecek olan bir “gemiye” bindik. Bu gemide çok eğlendik. Oğuz Beygo martılarla şov yaptı. Oğuz amca vardı bir de bizim aile dostumuz. Onunla konuştum. Alper’le falan epey güldük eğlendik gemide. Nihayet hareket ettik. Bir süre sonra da Konak’a geldik. Yıllar önce bir kere geldiğim bu meydana yıllar sonra yine geldim. Meydandaki kulenin, caminin fotoğraflarını çektik. Güvercinlere arpa marpa attık. Sonra da yine ilerleyip kıyıda bir alışveriş merkezine gittik. Ama sadece tuvalet için. Burada işimizi halledip hemen otobüsle buluşacağımız yere geldik.

Saat geldi ve otobüse bindik. Yolda da iki arkadaşımızı alıp Aliağa’ya doğru yola çıktık. Yolda gene ben uyumuşum. O kısımlar çok bulanık. Yanlışlıkla önce liman girişinden girdik Petkim’e. Sonra rotayı düzeltip doğru kapıdan girip doğru yere geldik.

En büyük ortağı Azeriler olan bu firmanın girişinde Türkçe ve Azerice olarak Hoş Geldiniz yazıyor. Güvenlik acayip sıkı. Hepimizin kimliklerini kontrol edip daha önceden yolladığımız katılımcı listesi ile karşılaştırdılar. Daha sonra içeri alıp önce 25 dakikalık bir gene sunum yaptılar. Ardından da Çevre Yönetim biriminden bir çevre mühendisi bize şirketin çevre yönetim anlaşıyışı hakkında bilgiler verdi. Sorularımızı yanıtladılar ve saha gezisi başladı.

Petkim çok büyük bir alana kurulu sevgili okur. Otobüsümüze binip önce gezeceğimiz yere gittik. Burada önce atıksu arıtma tesisini gördük. Adamların çok ciddi yağ problemi var. Ancak dediklerine göre yağı ve gresi çok iyi arıtıyorlarmış. Ama KOİ değerleri daima çok yüksek oluyormuş.

Artıma tesisini dolaşıp yakma tesisine gittik. Burası elbetteki İzaydaş‘tan küçük bir yerdi. Kullandığı alan da daha azdı dolayısı ile. Şimdi burada teknik detaylara girmeyeceğim.

Yakma tesisini de gördükten sonra vedalaşıp dönüş yolculuğuna başladık. Ancak acayip acıkmıştık. Yemek için durmayı planladığımız hiçbir yerde duramadık. Uygun bir yer bulamadık. Aradan 1.5 saat geçtikten sonra artık iyice sabrım tükenmişti. Neyse ki Soma‘da uygun bir yer görüp hemen yanaştık. 25 kişi pide kebap salonundan içeri girince iş yeri sahibi mutlu oldu 🙂 Alper’le ben  kıymalı, bir kuşbaşılı pide aldık. Bir de sağolsun Latife’nin yiyemediklerini yedik. İki de ayran içtik 🙂 Salata malata derken 13 lira kadar hesap ödedik. İyice doyup otobüse bindik.

Otobüse binmeden önce şoförlerle rotamızdaki küçük bir değişiklik için bir istişare de bulunduk ama olumsuz yanıt aldık. Otobüse binip yarım kalan filmi bitirdik. Sonunda trene birşey olmadı ve treni durdurabildiler.

Ondan sonra gece çok acayip geçti yolda. Hiçbir yerde durmadan Eskişehir’e geldik. Yol boyunca olanlar yer yer komik, yer yer garip, yer yer şiddet doluydu. Yarı uykulu, yarı uyanık, yarı acayiptim yani. Güzel bir geri dönüş yoluydu. Kimse sorun çıkarmadı. Herkes uyumluydu, herkese çok teşekkür ederim bundan dolayı.

Otobüs Bursa yolu üzerinden gelirken Batıkent yol ayrımında Çamlıca‘da oturduğunu öğrendiğim arkadaşım Serhat‘la ben indik.  Ben kendi evime, Serhat da kendi evine doğru yollandık.

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Bir insan tek günlük bir festivale neler bekleyerek gider? Elbetteki bu sorunun cevabı sahne alacak gruplarda gizlidir. Elbette ki o gece tanıdığınız bir grup vardır ve onu izlemeye ve yanında da diğerlerinin deyim yerindeyse tadına bakmaya gidersiniz. İşte bu gece benim için tadına bakmak şöyle dursun, tıka basa doyduğum bir gece olarak geçti. Hayal Kahvesi‘de buna şahit oldu.

Witness

Witness

Konserler tam da olması gerektiği gibi 6’da başladı. Önceki pek çok deneyimiz sonucu biz en erken 7’de başlar diye beklerken tam da saatinde başlaması güzel oldu. Ancak mekanın boşluğu gözden kaçmadı. İlk olarak Bursa’dan pek çoğumuzun tanıdığı trash metal grubu Witness çıktı. Grup, kendilerini evsahibi olarak hissettikleri için açılışı yaptıklarını söylediler. Witness’ın performansı çok iyiydi. Kendi şarkılarını çaldılar. Gecenin ilk grubu olmalarının tek kötü yönü, insanların azlığından dolayı ister istemez önlerin boş kalmasıydı. Bu arada yine kendi fikrim olarak söylüyorum, Witness’in davulcusu Ömer çok iyiydi. Özetle, Witness sahnedeyken ilginin biraz az olması sebebiyle bence hakettiği değeri göremedi. Helal olsun hepsine.

Serkan Abi

Serkan Abi

Witness Ömer

Witness Ömer

Akhuilon

A’khuilon

Gecenin ikinci grubu Eskişehirli melodik death metal grubu A’khuilon‘du. Grubun yanılmıyorsam ilk performansıydı. (Yanılıyormuşum, yorumlara bakınız.) Grup harika coverlar çaldı. Ama gecenin beni kahreden olayını da yaptılar. Dark Tranquillity‘nin Focus Shift‘ini çaldılar. Peki ben o esnada neredeydim? Arkada tuvalette Witness davulcusu Ömer ile konuşuyordum. Şarkının sonuna yetiştim. Çok bağırdım bir daha çalın diye ama çalmadılar. Canları sağolsun, daha çok izleriz diyorum.

Prime Object

Prime Object

Vee işte en başta dediğim şekilde, konsere gelme sebebim olan gruba sıra geldi. Aslında bu grubu tanıyalı belki bir hafta olmuyordur. Tamamen şans eseri dinlediğim 4 parçasının mükemmelliği ve sonrasında Eskişehir’e gelecek olmalarını duymam bu konsere gelme sebebimi sağlamlaştırdı:) Evet, üçüncü olarak sahneye İzmirli melodik death metal grubu Prime Object çıktı.

Prime Object Sedat

Prime Object Sedat

Grubun özellikle bayan vokal ve syntheiser altyapıları ile güçlendirip çeşitlendirdikleri müzikleri benim tam da hastası olduğum tarzın kendisidir. Melodileri bana Dark Tranquillity’i anımsatsa da grup üyelerinin In Flames‘i sevdiklerini öğrendiğim de ise epey bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Grup eğer hafızam ve müzik bilgim beni yanıltmıyorsa kendi parçalarınından oluşan bir set çaldılar. Bazı yerlerde mekandaki ses sisteminden dolayı bayan vokali duymakta zorlansak da, tamamı harika bir performanstı. Beklediğimden çok çok yukarıda çıkmıştı. Bu grupla ilgili bir diğer ilginç nokta davulcuları ve vokalistlerinin yeni olması. Davulcuları

Prime Object

Prime Object

Sedat, çok genç olmasına karşın 10 numara çaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, gecede çalan davulcuların çoğu kendi yaşıtlarımdı. Yani 25 yaş altı 🙂 Süper, bizim jenerasyon geliyor gümbür gümbür 🙂 Prime Object o ana kadar ki en coşturan grup oldu. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Lan hatta aklıma ilk etapta aklıma gelmese de çok kral birşey daha yaptılar, okumaya devam edin.)

UNdertakers

UNdertakers

Gecenin dördüncü grubu İstanbulluUndertakers oldu. Grubun vokalistini arkada maske takarken gördüm. Heyacan olsun biraz, diyerek beni güldürmeyi başarınca boynum iyiden iyiye ağrımaya başlamasına rağmen yine sahnenin önüne geçtim. Undertakers yıktı! Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, Undertakers sahneyi yıktı! Vokalleri Arsen aşağı indi, ‘kafa salladı‘ seyircilerle 🙂 Undertakers, süprizi sonda yaptı ve ne çaldı? Redneck

Undertakers uçuyor

Undertakers uçuyor

çaldı! Evet yaptılar bunu. (Hayır yapmamışlar, Redneck’i Prime Object çalmış, yorumlara bakınız. Bende oluyor böyle geçici hafıza kayıpları olsun lan 🙂 ) Gerçi kimse Wall-Of-Death yap(a)madı ama olsun lan süperdi yinede. Undertakers’le ilgili bir not daha, davulcuları o kadar rahat, o kadar kasmadan çalıyordu ki cidden sinir oldum. Ulan insan hiç mi zorlanmaz be 🙂

Seyirci!

Seyirci!

Undertakers Arsen

Undertakers Arsen

Kene

Kene

Gecenin son grubu yine Eskişehirli Kene grubuydu. Grup bence gecenin en eğlendiren grubu oldu. Bassçılarının çalarken ki hareketleri, hatta bir şarkıda beni yaran vokali, vokalistlerinin çok iyi performansı ve şu an hatırlayamadığım çok harika bir şarkıları sebebiyle Kene iyiydi. Boynum ve belim ağrıdığından dolayı gruba gerilerden eşlik etsem de gruba önlerden çok fazla sayıda insan katıldı.

Kene

Kene

Kene

Kene

Ve gece saat 23:30’da bitti. Bu da güzel oldu, izlemeye gelenler her grubu dinlemiş oldu.

Organizasyonun en byük eksiği tanıtımın az yapılmış olmasıydı. Çünkü ben eminim ki zamanı ve fiyatı ile çok cazip bir etkinlikti ve herkes gelebilirdi. Gecenin en büyük ayıbı ise Hayal Kahvesi’nce yapıldı. Kene grubu sahnedeyken ve insanlar sahnenin önünde pogo yaparken mekanın sahipleri oradaki insanları hiçe sayarak sahne önüne masalar yerleştirdiler ve masaların üzerine rezerve yazıları koydular. Bunu grup sahnedeyken yapmaları ayıptan başka bir şey değildir. Acaba aynı şeyi bir Gökhan Özen konserinde de yaparlar mı diye aklımdan geçirmedim değil. Kene grubu sahneden indiğinde bizde toparlanmaya başladık. Bu esnada mekan görevlilerinin arkadaşlar boşaltın hadi club başlayacak uyarısı ile alelacele çıkmak zorunda kaldık. Hayal Kahvesi’ne önceden acırdım da yok abi haklıymış insanlar.

Gecenin benim açımdan güzel yanları; pek çok insan ve grupla tanıştım. Hiç hesapta yokken uzun süredir görmeyi istediğim İlkim Oulanem ile tanıştım. Witness ve Prime Object grubu üyeleri ile samimi sohbetler yaptık. Bu insanlarla aynı şeylerden dert yakındığımızı görmek beni mutlu etti 🙂 Ha, şunu unutmadan söyleyeyim, çıkan tüm grupların üyeleriyle gayet samimi muhabbetler edebildik Volkan’la. Volkan bir de Pantera t-shirt’ü yakaladı:) Bende her gruptan gecenin hatırasına pena aldım. Koleksiyonum baya genişledi.

Gecenin üzücü bir olayı Witness’dan Serkan Abi’nin fotoğraf makinesinin çalınmasıydı. Çok üzüldüm.

Eskişehir’de giderek artan bu tip etkinlikler metal müzik severler için tanışma ve buluşma imkanları sunuyor. Eskişehir, giderek öne çıkıyor. Yazıyı Prime Object gitaristinin beni epey bir gaza getiren şu sözü ile bitireyim:

Eskişehir, Türkiye’nin Gotenburg’u!” (anlayana 🙂 )

Grupların Myspace adresleri:

Witnesshttp://www.myspace.com/witnessthrashmetal

A’khuilonhttp://www.myspace.com/akhuilonband

Prime Objecthttp://www.myspace.com/primeobject

Undertakershttp://www.myspace.com/undertakers_tr

Kenehttp://www.myspace.com/keneband