Tag Archives: Kafa

Yepyeni Blue Jean

bluejean-kapakYıllar önce Blue Jean okurduk sevgili okur. Lisenin hazırlık sınıfıydı. O zamanlar Sivrihisar‘da internete bağlanmak, internete erişmek, aslında büyük şehirler haricinde tüm ülkede olduğu gibi, çok zordu. İlçedeki internet kafelerde internet yoktu, Counter Strike vardı sadece. Komşunun evinde çift çanak uydu anteni vardı. Onlara gittikçe Viva Polska ve MTV‘yi açardım kaçak göçek. Oradan görüp duyduğum gruplarla yetinmeye çalışırdım. Sonra ilçede haftada bir gün kurulan pazarda korsan cd satan elemanlara gidip gelmeye başladım. Böylece yabancı grupları tanıma fırsatım oluyordu. Ama bu bahsettiğim kaynaklar yine de çok ciddi bir bilgi sağlamıyordu bana. Okulda benden iki üst sınıfta Onur isminde bir arkadaşla tanışmıştım. Bu arkadaş bana “Blue Jean” isimli bir dergiden bahsetti. Düşün, o zaman dergiyi Sivrihisar’da satan bir tane gazete bayi var. O da her ay iki üç tane getirirdi. Muhtemelen birini Onur alırdı. Bir diğerini kim alırdı bilmiyorum, sonuncuyu hep ben alırdım 🙂 Daha sonra Eskişehir’e taşındık. Ben yepyeni bir ortamda buldum kendimi. Blue Jean’i de üniversite yıllarıma kadar aralıksız takip ettim. Geçen bu yıllar içerisinde benim dinlediklerim giderek sertleşmeye, derginin içeriği ise giderek yumuşamaya başlamıştı.

Bu yumuşama, belki de yıllar geçtikçe türeyen pamuk şekeri gruplar, şarkıcıların yüzündendi. Blue Jean üzerine basa basa söylüyordu, biz herhangi bir tarzın değil, tüm müzik tarzlarının dergisiyiz diye. Dergi giderek pembeleşti pembeleşti ve ben artık dergiyi almayı bıraktım.

blue01Yıllar sonra benim gibi sitem eden tüm eski Blue Jean okuyucularını sevindirecek bir haber geldi: Blue Jean, içeriğinde sadece rock ve  metal müzik olan yepyeni bir ekle piyasaya çıkacaktı artık. Head Bang isimli bu ek, bir süre Blue Jean’le birlikte yayımlandı. Aradan yine zaman geçti ve bir gün Head Bang’in artık Blue Jean’den bağımsız olarak yayımlanacağını öğrendik.

Bu blogda bağımsız Head Bang sayılarının tamamıyla ilgili yazılar okudun vakti zamanında. İşte bugün de yine güzel ve gecikmiş bir haberle karşındayım sevgili okur.

Blue Jean artık yenilendi! Ocak 2016’dan itibaren dergi, hem içerik, hem boyut olarak çok ciddi bir değişikliğe gitmiş. Son zamanlarda raflarda çoğalmaya başlayan, garip adlara sahip aylık kültür edebiyat dergileri dikkatini çekmiştir muhakkak. Kafa, Kafka Okur, Ot, Fil gibi adlara sahip bu dergiler, karikatür dergisi okumayı marjinallik sanan sikik tayfaya güzel bir alternatif oldular dopdolu içerikleriyle.

blue04İşte Blue Jean’in de yeni tasarımı ve içeriğini oluştururken, bir nebze de olsa bu dergilerden yararlandığını düşünüyorum. Hem içerik, hem boyut bakımından giderek küçülen bir derginin geriye dönüşü ancak böylesine kocaman ve dopdolu olabilirdi! 70 sayfalık bu ilk geri dönüş sayısının konsepti tabiki Star Wars olmuş. Ancak dergide sadece Star Wars değil, diğer pek çok farklı konuda da muhteşem yazılar yer alıyor. 70 sayfada tam 36 yazarın emeği var. İlüstrasyonlar çok çok başarılı olmuş.

Dergide en sevdiğim yazı, Elif Key‘in “Hayaller Rihanna” isimli yazısı oldu. Bu tam da benim birkaç hafta önce İlkan Abi, Gizem ve Zekiye Hanım‘la Bursa’ya giderken arabada konuştuğumuz konudan bahsediyordu: O Ses Türkiye‘deki samimiyetsizlikten. İçeriğinden bahsetmeyeyim ki merak edip dergiyi alın.

Dergi bu sayısında konsept olarak, bu zamana kadar Star Wars hakkında okuduğum en kapsamlı “süreli yayın”. Bunda hiç şüphe yok. Bir sonraki sayıda konsept ne olacak ve yine yazarların yarısından çoğu bu konuda neler yazacak merak ediyorum.

blue03Dergide çok merak ettiğim bir diğer yazı ise Paris’teki Bataclan katliamından sağ kurtulanlar arasındaki tek Türk’ün başına gelenleri anlattığı yazı oldu.

Yeni Blue Jean’de müzik bolca var, sinema var, edebiyat var, eleştiri var, bilgisayar oyunları var, mekan tavsiyesi var… Muhakkak size göre bir içerik var yani. Derginin sevindiren güzel bir yanı Çağlan Tekil‘in blue05hazırladığı Plak köşesi. Bu arada unutmadan dergide yazar olarak yer alan ve ilgimi çeken bazı isimleri yazayım: Çağlan Tekil, Doğu Yücel, Çizenbayan, Feridun Düzağaç, Elif Key, Tuna Kiremitçi, Yekta Kopan, Ahmet San, Kutlukhan Kutlu, Genç Osman Yavaş ve Güven Erkin Erkal.

Blue Jean, bu yepyeni içeriğiyle kesinlikle beni mest etti. Emeği geçen tüm yazarlara bir kere daha teşekkür ederim bir okuyucu olarak. Aylık olarak takip ettiğim dergilere bir yenisini eklemekten mutluluk duyuyorum 🙂

blue02

Trakya Gezisi – Edirne Tekirdağ

edirne02Vay be! Günler olmuş bloga yazmayalı. Bu biraz tembellik, biraz vakitsizlik ve biraz da hastalık sonucu gelişen bir durum sevgili okur. Her neyse. Bu yazıda, geçen hafta sonu Alper‘le birlikte Sercan‘ı ziyaret ettiğimiz iki günlük Trakya gezimizden bahsedeceğim.

11 Haziran perşembe günü canım sıkkın bir şekilde işten eve döndüm. Yolda inip annemlere doğru yürürken Alper’i aradım. Hafta sonu Bursa‘ya gideceğimden bahsettim. Zira pazartesi günü Bursa’da iki günlük bir çalıştay vardı. Annemlerle hafta sonu gidip dayımlarda Sude ile vakit geçirecektik. Annemler ise İzmit‘e geçecekti. Alper sürpriz bir şekilde cuma akşamı Bursa’ya gideceğini ve birlikte gidebileceğimizi söyledi.

Böylece cuma akşamı buluşup her birlikte Bursa’ya doğru yola çıktık. Alper, hafta sonu Sercan’la buluşmak için İstanbul’a geçecekmiş. Hafta sonu Bursa’da yapacak bir işim olmadığını söyleyince beni de çağırdı. Böylece Sercan’a süper bir sürpriz yapabilecektik. Deniz otobüsüne bilet aldım hemen. Bursa-Yenikapı arası İDO‘nun seferleri vardı. Daha önce hiç deniz otobüsüne binmemiştim. Birkaç defa Çanakkale‘de feribota binmişliğim vardı.

O gece Bursa’da indik ve ertesi gün buluşmak üzere vedalaştık. Ertesi sabah erkenden kalktım ve saat 9’a doğru Alper ve babasıyla Kent Meydanı‘nda buluştuk. Buradan arabayla Mudanya‘ya gittik. İDO’nun iskelesi buradaydı. Saat 10’u biraz geçe feribota bindik. Şanslıydık. Feribotlar, deniz otobüslerinden çok daha iyiydi. Daha büyük ve daha rahattı. Alper’le koltuklarımıza oturduk. Biraz muhabbet, biraz sağı solu izleme, biraz uyku derken nihayet Yenikapı’ya geldik. Bursa’dan İstanbul’a gitmenin en iyi yolu kesinlikle İDO’nun seferleriymiş sevgili okur.

Yenikapı’da feribottan inip Sercan’ın bizi alabileceği yeri kestirmeye çalışıyorduk. Tabi Sercan’ın benim geleceğimden hala haberi yoktu. Alper tek taraflı olarak iletişim kurmaya çalışıyordu Sercan’la. Her neyse, aradan yarım saat geçmişti ki Sercan geldi iskelenin önüne. Alper önden gitti. Arkadan da ben gidip biniverdim arabaya. Sercan, “Ohaa, Mesut’ta gelmiş!” diye şaşkınlıkla bir kahkaha attı. Şaşkınlıkla bir süre yola devam ettik. Sercan’la birlikte arkadaşı Aşkın da arabadaydı. Aşkın’la tanıştık. Tıpkı onlar da bizim gibi açıklıktan kırılıyorlardı. O yüzden Forum İstanbul‘da bulunan IKEA Mağazası’na gittik. Niye böyle bir tercih yaptık? Çünkü Sercan kendine bir de koltuk alacaktı.

Sercan’ın aldığı koltuk

IKEA’nın önce restoran kısmına girdik. Yemeğimizi yerken iki günlük planımızı da yaptık burada. Epey bir yol yapacaktık. Neredeyse tüm Trakya’yı gezmiş olacaktık. Yemekten sonra Sercan’ın daha önceden almayı planladığı koltuğu aramak için mağazaya girdik. Neyse ki çok zorlanmadan bulduk. Mağazanın içinden çıkmamız 20 dakika sürdü! Koltuğu aldıktan sonra arabaya yükledik ve Edirne‘ye doğru yola çıktık.

Edirne! En son Keşan‘a gitmiştim askerdeyken. Biz Merkez’e gidecektik. İstanbul’dan Edirne’ye uzun bir yolculuk oldu. Yolda Penguen‘in yenilenmiş sayısını buldum arabada. Ahmet Ümit yazmaya başlamış! Ayrıca yine Kafa adında bir dergi gördüm. Başta karikatür dergisi sandım. Ancak başlı başına bir edebiyat dergisi çıktı. Yol boyu okuyup durdum. Pek çok farklı yazar vardı çünkü. Sonra uyumuşum.

edirne01Ne kadar yol gittik bilmiyorum, gözlerimizi açtık ve Selimiye Camii‘nin iki minaresini gördük. Bir dakika, Selimiye’nin dört minaresi yok muydu? Vardı! Burada Mimar Sinan‘ın dehasına şapka çıkardık. Kentin girişinden bakınca öndeki iki minarenin arkasına gizlenmiş diğer iki minareyi göremiyorsunuz. Kentin tam girişinden ve hatta her yerinden görülüyor bu cami. Kente yaklaştıkça solda ve arkadaki  minarenin biraz biraz görünmeye başladığını fark ettik. Sağdaki yine gizliydi.

Edirne‘de Karaağaç‘ta Sercan’ın sık sık gitti bir mekan varmış: Limon Kafe. Buraya gitmek için sırasıyla Tunca Köprüsü ve Meriç Köprüsü‘nün edirne04üzerinden geçtik. Epey yorulmuştuk ve akşam yemeği için Sercan’ın güzel planları vardı. O yüzden bu kafede yalnızca susuzluğumuzu giderdik. Sercan mekanı pek bir övmesine rağmen ben hiç sevmedim. Servis yavaş, fiyatlar pahalıydı. Daha sonra kalkıp Lozan Caddesi boyunca dolaştık. İşte Edirne’nin bu kısımlarını çok sevdim.

Nihayet akşam yemeğini yemek üzere yola çıktık. Edirne Merkez’de bulunan Meşhur Aydın Tava Ciğercisi‘ne gidecektik. Edirne’de Aydın ciğercisi 🙂 1998’de açılan bir işletmenin böylesine tutulmasına şaşırdım. Çarşıda iki dükkanın önünde kuyruk vardı.  İki dükkan da Aydın Tava Ciğercisi’ne aitmiş. edirne03Adamlar ilk dükkanın önünde kuyruk oluyor diye ikincisini açmışlar. Onun da önünde kuyruk var. Diğer ciğerciler ise bomboş! İlginç değil mi?

Kısa bir süre kuyrukta bekledikten sonra dışarıda bir masaya iliştik. Nihayet siparişlerimiz geldi. Masadaki ezme, domates, soğan ve diğer şeyler ücretsiz ve sınırsız olarak yenileniyor. Ciğeri ise kesinlikle tek porsiyon olarak söyleyin. Çok fazla geliyor çünkü. Buralarda alıştığımızın aksine ciğer küp küp değil, yaprak şeklinde kesiliyor. Tadı gayet güzel. Bir de muhakkak cacık sipariş edin. Harika.

Yemekten sonra kısa bir Edirne turu attık ve Sercan’ın her geldiğinde arabasını park ettiği o otoparktan arabayı alıp Tekirdağ’a doğru yola çıktık. Yemekten tıka basa doymuş olarak kalktığımız için sağa sola dönemiyor, adeta nefes alamıyorduk. Neyse, yol boyunca muhabbet ettik.

tekirdag01

Binemediğimiz Ranger’ın ışık oyunları

Yine biraz uyukladık ve Tekirdağ‘a geldik. Şansımıza 51. Kiraz Festivali vardı. Arabayı park etmemiz biraz zaman aldı. Bir adamın sigarasını bitirmesini bekledik ve nihayet park edebildik. Sahil boyunca irili ufaklı tezgahlar kurulmuştu. Çeşit çeşit şeyler satılıyordu. Çerez, meyve, kıyafet, oyuncak vs. Sahil boyunca yürüdük ve festival alanına geldik. Burada bir lunapark kuruluydu. Lan yalvardık yakardık Sercan’a, gel şu ranger’a binelim dedik. Binmedi. Biz de birazcık daha dolaştık ve Tekirdağ Merkez’de bulunan Look isimli mekana gittik. Burada ilk defa oturup ciddi ciddi bir beysbol maçı izledim. Hiç birimizin neler olup bittiği hakkında fikri yoktu. Öylece baktık.

tekirdag02

Gece yarısını biraz geçe toparlanıp kalktık ve bu sefer de Tekirdağ’ın ilçesi, Çerkezköy‘e doğru yola çıktık. Zira Aşkın burada oturuyordu ve biz de Aşkın’ın evinde kalacaktık. Yarı uykulu bir şekilde Aşkın’ın evine girdik. Fazla muhabbet etmeden yatakları serip uyuduk.

Lan nasıl güzel uyudum anlatamam. Böyle bir uykuyu uzun süredir arıyordum. Uyanıp diğerlerinin de uyanmasını bekledim. Sonra kahvaltı için Çerkezköy’ün merkezine indik. Aşkın’ın evi şehrin birazcık dışındaydı. Kahvaltıyı açık büfe olan bir yerde yaptık. Galiba ilk defa hepimiz açık büfenin hakkını verdik. Kahvaltıdan sonra Çerkezköy’ün biraz dışında oturan teyzemlere gittik. Teyzemlerin evine ilk defa geliyordum. Gürcan Abimin kızını da daha önce hiç görmemiştim. Biz oradayken teyzemin kızı Ayşe de geldi yanımıza. Yaklaşık yarım saat kadar teyzemlerde oturduktan sonra vedalaştık ve yine Tekirdağ’a doğru yola çıktık.

İki gün boyunca ilk defa yol bu kadar uzun geldi sevgili okur. Tekirdağ’a nihayet ulaştık ve Sercanlar’ın evine gittik. Önceki gün aldığımız koltuğun parçalarını yukarı çıkardık. Biraz dinlendik. Koltuğun montajını yaptık. Bir saat kadar oturduktan sonra Aşkın’la vedalaştık. Son defa, İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul, dönüş yolu demekti. Yol boyunca muhabbet ettik.

Nihayet İstanbul’a girdik. Yine Forum İstanbul’a gittik. Sercan’ın işleri de vardı çünkü. Hayatımda bu kadar  saçma bir AVM görmedim. Karmakarışıktı. Tuvaleti bulmamız 1o dakika sürdü. Burada bir asker arkadaşımı gördüm, Gökhan. Adımı hatırlamadı 🙂 Acayip acıktığımız için yemek katını aramaya başladık. KFC Restoranı’nı da 15 dakikada bulduk. Üçümüz birlikte en son yıllar önce kova yemiştik. Güzel, abartılı bir yemek yedik. Dönüş saatimize iki saat kala Sercan’la vedalaştık, helalleştik.

Sercan gittikten sonra bu AVM’nin hemen yakınındaki metro istasyonuna gittik. Yenikapı’ya kolaylıkla gidebilecektik böylece. Gittik, jeton aldık ve metroya bindik. 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra Yenikapı’da indik. İDO’nun iskelesine gittik yürüyerek. Deniz otobüsünün saati yaklaşıyordu. Biraz oturduk Alper’le. İki günün değerlendirmesini yaptık, birer dondurma yedik.

İkimizde yorgunduk. Deniz otobüsüne bindikten sonra pek bir şey konuşmadık. Arkamda oturan çocuğun koltuğumu tekmelemesi bittikten sonra nihayet uyuyabildim. Alper uyandırdı ve “Gardaş geldik” dedi. Mudanya’da indik ve Alper’in ailesiyle buluştuk. Saat gece yarısını geçmişti, sağ olsunlar bizi almaya gelmişlerdi. Mudanya’dan Altıparmak‘a gittik. Alperler’e uğradık. Alpi eşyalarını aldı ve yine yola çıktık. Dayımlara uğrayıp önceki gün bıraktığımız annemleri aldık. Onlar Eskişehir’e dönerken ben de dayımlarda kalıp ertesi günün getireceği şeyleri düşünerek uykuya daldım.

Son zamanlarda geçirdiğim en harika hafta sonu bitmiş oldu böylece. Şimdi, yolculuk boyunca gördüğüm şeylerden kısa notlar aktaracağım sizlere:

  • Edirne’ye giderseniz muhakkak şu bahsettiğim ciğercide ciğer yiyin. Yanında cacık söylemeyi unutmayın.
  • İKEA’da İsveç köftesi diye satılan şeyin tek numarası üstüne döktükleri sos. Tadında özel bir şey yok.
  • KAFA Dergi’yi bir yerlerde görürseniz muhakkak inceleyin. Kapağı sizi aldatmasın. Güzel bir edebiyat dergisi. Yazarları çok seçme isimler.
  • Fiat Linea, çok saçma sapan bir araba. Ayağımızı yerden kesti evet, ama verdiği o saçma sapan arıza ile gözümde bitti tükendi.
  • Edirne’de tarihi köprüler var. Gerçekten muazzam eserler. Üzerinden geçecekseniz ileride bir yerlerde park ettikten sonra geri dönüp köprüleri inceleyin.
  • Mimariyle ilgileniyorsanız Selimiye Camii’yi muhakkak görün. Hakkında anlatılan sayısız efsaneyi de küçük araştırmalarla bulabilirsiniz.
  • Tekirdağ’a festival zamanı gidiyorsanız yanınızda Ranger’a binmekten korkmayan kişiler olduğundan emin olun 🙂

Yazı nihayet bitiyor. Bu güzel vakitler için Sercan’a ve Aşkın’a sonsuz teşekkürler. Ayrıca Alper’e de özel bir teşekkür 😉