Tag Archives: Katı Atık Yönetimi

İtalya’ya Gidiyorum!

İtalya - Cagliari

Pek çok yakın arkadaşımın bir süredir bildiği üzere önümüzdeki pazar günü İtalya‘ya gidiyorum sevgili okur.

Geçtiğimiz yaz Volkan, Alper ve benim başvurduğumuz bir eğitim vardı İtalya’da. Daha önce bizim okulda 3 günlük bir eğitim veren Forgea International isimli kuruluşun düzenlediği bir eğitimdi bu. Katı Atık Yönetimi konusunda çeşitli başlıkları içeriyor eğitim. Şans mı dersin, yazdan beri yolunda gitmeyen işlerimin karşılığında bir ödül mü dersin ne dersin bilemem, bu eğitime ben seçilmişim.

Detaylar kesinleşinceye kadar kimseye bahsetmedim. Ama işte nihayet herşey tamamıyla belli olunca ben de yazayım dedim. Daha biletim iki gün önce geldi. Yani inan son dakikaya kadar ne olacağını ben de kestiremiyordum.

Eğitim çok uzun değil, bir hafta sürecek. İtalya’nın Sardinya Özerk Bölgesi‘nin başkenti Cagliari‘de küçük bir kasabada olacak. Şansıma aynı yere daha önce bizim Akif Hoca ile Özlem Hoca da gitmişler. Onlardan epey tavsiye aldım.

Yeşil olan yer Cagliari

Yeşil olan yer Cagliari

Pazar günü THY ile Roma‘ya gidiyorum. Oradan da aktarma ile Cagliari’de ilginç bir şekilde adı Elmas olan havaalanına iniyorum. Bu gittiğim bölgede İngilizce bilen insan sayısı azmış diyor Akif Hoca. Dolayısı ile ben de bir Pratik İtalyanca Konuşma Klavuzu aldım.

Gerginim biraz ne yalan söyleyeyim. İlk defa yurtdışına çıkıyor olmamın gerginliği bu elbette. Öyle görünüyor ki bir sonraki yazımı İtalya’dan yazacağım sevgili okur.

Gideceğim yer olan Cagliari hakkında elbette biraz araştırma yaptım. Şu aşağıdaki iki link epey faydalı oldu.

Cagliari’de şu otelde kalacağım. Küçük sevimli bir yere benziyor. Orada günlük olarak yaptıklarımı yazacağım. İnternet bağlantısı bulabileceğimi düşünüyorum. Hepinizi öpüyorum 🙂

Teknik Gezi Maceraları – Kocaeli

Birazdan okuyacağınız olayların tamamı yaşanmıştır.

Bu seneki Katı Atık Yönetimi dersi sebebiyle her proje grubunun proje konusu ile alakalı bir tesise teknik gezi yapması gerekiyordu. Biz de proje konumuz Kentsel Katı Atık Yakma Tesisi olduğu için ülkemizin ilk yakma tesisi olan İZAYDAŞ‘a gitmek istedik. Diğer bir yandan derste hocamızın elektronik atıkların geri dönüşümü sektörünü epey övmesi ve yükselen bir sektör olarak bahsetmesi üzerine Türkiye’nin ilk elektronik atık geri dönüşüm tesis olan Exitcom A.Ş. ‘ye gidelim dedik. İki tesisin de Kocaeli ili sınırlarında olması işimizi ve seçimlerimizi kolaylaştıran bir unsur oldu.

Görüşmelerimizi yaptık ve 3 Aralık Cuma günü için her iki tesisten de gerekli izin ve randevuları aldık. Grup toplantısı yaparak bu gezi için gerekli olabilecek ekonomik giderleri vs hesapladık.

Herşeyi halledip cuma gününü bekledik. Toplamda 9 kişi olarak Kocaeli’ye gidecektik. İki araçta 2 grup olarak gidecektik. İlk grupta Volkan (sürücü), Alper, Selma ve ben vardım. Diğer grupta ise Cem (sürücü), Turgut (aşırı sürücü, co-pilot, ileri sürüş teknikleri uzmanı, E sınıfı ehliyet sahibi), Emre, Seval ve Şebnem vardı. Perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 04:45’te kalkıp Volkanlara gittim. Volkan’ın arabasının aküsü bitik olduğu için aracı vurdurarak çalıştırmamız gerekiyordu. Neyse saat 05:30’a kadar çalıştıramayınca Alperler diğer araba ile geldiler. Çalıştırdık Volkan’ın Doğan SL‘sini. Planladığımız üzere Alper, Sapanca Gölü‘nü kıyısında yapacağımız piknik için arkaya bir de mangal yükledi. (Ancak hava kararacağından pikik yapamayacaktık.) Açık bir börekçiden poğaça, börek falan alıp nihayet saat 06:00’da Eskişehir’den hareket ettik.

 

Diğer araba

Ortalama 95 km ile saat 06:30 civarında Bursa Bilecik kavşağını gördük. Hava da yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Saat 06:50’de aydınlık iyice arttı ve biz de arabada kahvaltı etmeye başladık. Bu esnada sevgili okur tam 2500 metrelik bir tünelden geçtik 🙂 Hemen ardından bi de 750 metrelik tünel geldi.

 

Bizim araba

Bu arada ben de Volkan’a yardımcı oldum. Sigarasını yaktım, çayını doldurdum, böreğini verdim falan. Alper de teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıp Blackberry‘nin GPS’i ile yolu bulmamıza yardım etti. Biz öncü araçtık. Arada Cemler gençliğin verdiği heyecanla bizi solladılar falan.

Saat tam 08:00’de Sapanca Gölü’nü gördük. Bu noktada yol ikiye ayrıldı. Bir taraf paralı yol gölün aşağı kısmından, diğer taraf parasız yol gölün yukarı kısmından geçiyordu. Biz parasız kısma girdik. Saat 10:00’da randevulaştığımız İZAYDAŞ’a Alper’in olağanüstü gayretleri ve yol tarfileri, Volkan’ın 100-110 arası değişen hızlarla sürüşü sayesinde 08:45’te vardık. Volkan’ın araba tamamen iptal oldu. Yağ lambası yanıyordu ve aküsü tamamen bitmişti.

 

İzaydaş Genel Müdürlük

İzaydaş’ın kapısında 15 dakika oyalandıktan sonra içeriden bir araç bizi tesie aldı. Bu esnada Volkan’ın arabayı yine itekleyerek otopark’a çektik. Toplantı salouna girip oturduğumuzda saat 09:00’du.

İzaydaş’a daha önce de gitmiştim. Ancak bu sefer gittiğimiz gibi olmamıştı. Bu gezimiz gerçekten çok verimli ve çok başarılı oldu. Burada öğrendiğimiz teknik olayları anlatmayacağım. Onları teknik gezi sunumuna saklıyorum. Ancak diğer bazı olaylardan bahsedeyim.

 

İdari bina

İzaydaş’ın kalbine indik sevgili okur. Baretleri, maskeleri takıp tesisin fırınını, gaz temizleme kısmını ki epey büyük bir kısım, atık depolarını, atıkların fırına yüklendiği yeri, sistemi, enerjinin üretildiği türbinleri, kısacası herşeyi gördük. Özellikle bunker denilen deponun üzerinde vinci yöneten operatör ile epey eğlenceli vakit geçirdik. Bize

Baretler

sağolsun karıştırma falan yaptı. Tesisin kontrol merkezini de gördük. Bu esnada bizimle ilgilenen kimya mühendisi Sibel Hanım‘la Turgut ortak bir noktalarını buldular: İkisi de biyogaz çalışıyorlarmış. Sibel Hanım bize ileride Turgut’un bizi çok şaşırtacağını

Vinç Operatörü

müjdeledi. Turgut’ta “Ben iyi bir mühendis olucam Alper” dedi.

Saat 12:00’de öğle yemeğine davet edildik. Burada özellikle Alper, Volkan ve beni görmeliydin sevgili okur. Bu kadar söylüyorum sana 🙂  Yemeğimizi yedik ancak hareket etmek için Araç Bakım Ünitesi’nin cuma namazından dönmesini bekledik.

Ben

Cuma’dan geldiklerinde Alper gitti buldu o birimden bir kişiyi. Otopark’a gittik her beraber. Meğer Volkan’ın yağı bitmemiş, yağ lambası bozulmuş. Onu yapmaya çalıştı abi. Akü ölmüş bu arada onu öğrendik. Bu arada Turgut’ta kendi teşhisini koyup “Akü işemiş” dedi. Gerekli düzenleme ve son kontrolleri yapıp İzaydaş’tan ayrıldık. Saat 13:45 falandı. Yolda giderken gaz aldıp iki aracı da yıkattık.

 

Exitcom’un Önünde

GPS’imize bu sefer de internetten bulduğumuz Exitcom A.Ş.’ye dair adresi girdik. Alper yine tarif etti yolu. Gittik, gittik, gittik… Ana! Hiç bir yerdeyiz! Ciddi anlamda hiçbir yerdeydik. Meğer aynı isimde başka bir caddeye gitmişiz. Saat 14:40’ta nihayet Exitcom’u bulabildik. Bulana kadar herahalde 30 km boşuna yol gitmişizdir. Bir kişi de yanlış yol tarif etti bize. Neyse, Exitcom’a varınca burada da inanılmaz bir samimiyetle karşılandık. Gecikmeden dolayı özür dileyip hemen teknik muhabbetlerimize başladık. Burada da ne konuştuğumuzu anlatmayacağım.

 

Şebnem Selma Seval Alper

Tesisi daha önce gördüğüm için fazlaca etkilenmedim arka tarafta. Ancak Volkan, etraftaki onca kırık anakart, harddisk, dvdrom, fotokopi faks makinesini görünce çıldırdı! Exitcom işte tüm bunları alıyor, kırıyor, ve geri dönüştürülebilir kısımlarını dönüştürüyor. Burada Esra Hanım‘ın bize karşı olan samimiyetine ve ilgisine hayran kaldık grupça. Bu esnada grup olarak yorgunluktan yavaş yavaş dağılmaya başladık. Volkan elindeki çay bardağını tabağıyla düşürdü. Tabağı kırıldı. Turgut herkes çay istediğinde nescafe isteyerek ne kadar kaliteli ve aranan bir insan olduğunu yine sergiledi. Burada da Esra Hanım’la Turgut Bey’in ortak bir noktası çıktı: Denizli. Turgut yine “Ben iyi bir mühendis olucam Alper” dedi. Bu esnada yukarıda ilk toplantı odasındayken masadaki sodalarla yetinmeyip dışarıdan çay ve kahve söyleyen Selma ve Cem gözümden kaçmadınız.

 

Esra Hanım’la

Neyse, Esra Hanım’ın yemek davetini nazikçe reddedip buradan da karşılıklı iyi temennilerle ayrıldık. Saat 17:15’te tesisten ayrıldık. Bu esnada GPS bozuldu. Allaha sığınıp çevre yolunu bulabildik. Saat 18:15’te Sakarya‘ya girdik. Zira Selma’yı tren garına bıraktık burada. Buradan ayrıldığımızda saat neredeyse 18:45 falandı. Tüm o bekleme süresi boyunca araba tekrar çalışmaz diye korktuk ve arabayı stop ettirmedik. Sakarya’yı hiç sevmeyip hemen ayrıldık.

 

Köfte ekmek yerken

Saat 19:05’te adını hatırlamadığım bir yerde tuvalet molası verdik. Araba yine çalışmadığı için yine vurdurduk. Burada yemek çok pahalı geldi, yaklaşık yarım saat sonra Pamukova‘da bir pideciden köfteleri tam pişmemiş ekmek arası köfte aldık. Hemen yedik arabayı yine durdurmadan. Pamukova’da yemekten sonra artık durmamak özere sözleşip hareket ettik. Saat 20:05’te Eskişehir’e 123 km kaldığını gördük. Saat 20:33’te yine o 2.5 km’lik tünelden geçtik. Diğer araba bastırıp bitti ancak bizim arabada gaz bittiği için Eskişehir girişinde yine 20 liralık gaz aldık. Burada Emre gaza gelip siz binin ben iterim dedi ve arabayı tek başına ittirip çalıştırdı. Bu arada Selma gittiği için arabada artık Emre’de bizimleydi. Neyse nihayet saat 21:40’da varış noktasına ulaştık ve yolculuğumuz bitti.

Çok şükür kaza bela olmadı. Tatsız bir olay da yaşanmadı.

Toplamda arabalar ortalama 100 lira yaktı. Volkan’ın arabasını Sakarya’da ve yemek yerken hiç stop ettirmedik, ayrıca şehir içinde de baya yol gittik. Volkan’ın arabası 1600 motor Doğan SL, birim fiyatı 2.25 TL’den toplamda 110 liralık; Cem’in arabası 1500 motor Kia Shuma II brim fiyatı 2.25 TL’den toplamda 90 liralık gaz yaktı. Bu bilgileri veriyorum çünkü olurda birinin işine yarar diye.

Hava Kirliliği Kontrolü Hezimeti

 

Google vize haftası araması

Olmadı sevgili okur. Bir sınav haftasını daha %50’nin üzerine çıkamadan bitirdim. Temel İşlemler sınavım bile iyi geçti ama son sınav, son gün akşamın bir köründe gördiğim son sınavım berbat geçti. Hava Kirliliği Kontrolü isimli bu sınav bana hava ile ilgili derslerde başarısız olduğum gerçeğini bir kere daha ispatladı. Ya çalışmayı bilmiyorum, ya da gerçekten matematik özürüm gibi bir de atmosfer ve hava özürüm var.

 

Neyse şimdi kısa kısa girdiğim sınavlar hakkında bilgi vereyim. Pazartesi günü sabah 9’da Akışkanlar Mekaniği sınavı ile başladı bu uzun hafta. Sınavdan 50 alabileceğimi ümit ediyorum. Lütfen alayım. Aynı gün öğlen 2’de de Erdem Hoca‘mızın Environmental Modelling isimli dersinin sınavı vardı. Erdem Hoca’nın deyimiyle “kalakaldım“. Kötü geçti. Ertesi gün Wastewater Engineering isimli dersin sınavı vardı. Onun direk sonucunu söyleyeyim, Mine Hoca hemen okumuş, 58 aldım. Çarşamba ki benim en korktuğum günlerden biriydi, Katı Atık Yönetimi dersinin sınavı vardı. Dersin hocası tam 4 sayfalık bir sınav soru kağıdı ile çıktı karşımıza. İlk derste öğrettiği BANANAdan, LULU‘dan başlayıp son ders çıkarken söylediği cümleye kadar herşeyi sordu. Yaptım ya hadi bakalım. Kötü gelmese bari. Yalnız o Avrupa Birliği sorusu vardı, çok gıcık bir soruydu hala hatırladıkça sinirlerim bozuluyor.

Perşembe günü Saint Unit Operations and Processes sınavı vardı. Temel İşlemler sınavına ciddi anlamda organize olarak çalıştım ve çok şükür sınavım iyi geçti. Sınav kağıdını verip çıkarken hayatımda ilk defa bir Temel İşlemler sınavında tüm soruları çözmüş olarak çıkmanın haklı gururunu yaşıyordum. O gün eve gelirken yolda dilencilere sadaka falan verdim o kadar bak! Taklaya gelmem inşallah.

Ve bu gün sevgili okur. Sevgili Ozan Hocamızla Eftade Hocamızın ortaklaşa yürüttüğü Air Pollution Control dersinin sınavı vardı. Sınavdan bir aksilik olmazsa yani yapabildiğim iki sözel sorudan 25-28 arası puan bekliyorum, başka da bir beklentim yok. İlk soruyu da çözecektim. 1000 MW güç vermiş, ordan kömür miktarını, kül miktarını hesaplayacaktım ama birimler tutmadı. Benim de direncim kırıldı artık verdim kağıdı ve ilk sınav haftası böylece bitmiş oldu.

Üzüldüm. Son sınavın böyle geçmesi beni üzdü. Ama elden ne gelir? Hiç birşey. Daha da çok çalışmam lazım ya hadi bakalım. İşte böyle geçti bir vize haftası sevgili okur işte böyle.

Yeni Dönem Yeni Dersler

Hafta başından beri internetim kesik olduğu için blogdan uzak kaldım bir süre. Bu hafta okulun başlamasıyla yine o yoğun, sıkıntılı ve çoğu zaman sinirli geçen döneme girdim. Bu sene çok acayip, çok zor, çok sıkıntılı dersler programımda.

Ülker Hoca ile Yusuf Hoca okulda olmadıklarından onların dersleri boş geçti bu hafta. Ancak hemen hemen diğer derslerin hepsinde hocalarımız konulara başladılar. Ülker Hoca’nın olmayışından dolayı derslerimi bu sene sağolsun Ümran Hoca onayladı.

Bu sene farkettiğim bir şey şu ki galiba artık biz mühendis oluyoruz. Yani tüm hocalar bu noktaya dikkat çekiyorlar. Her neyse bu dönemin en iddialı derslerinden birisi Katı Atık Yönetimi olacak anlaşılan. Dersin hocası gayet etkileyici anlatıyor dersi, acayip çıkışlar yapıyor; örnekler veriyor. Laf aramızda pek çok konuda da hocayla aynı fikirleri paylaştığımızı farkettim. Mesela her sene artan bu üniversite kontenjanları ile ilgili söyledikleri cidden tastamam doğru şeyler. Velilere, öğrencilere bir aylık bir sevinç için kontenjanları arttırıyorlar, 4 yıl sonrasında bu çocuk mezun olduğunda ne olacak, iş verebilecek miyim diye düşünmüyorlar. Süper tespit!

Katı atık dersinin daha henüz başında pek çok acayip kısaltma, yöntem ve mesleki jargon öğrendik. Olurda birisi google’dan falan aratır diye yazıyorum. Belki bir faydası dokunur:

  • end of pipe treatment: bire bir çeviride “boru sonu arıtım” demek. Ama buradaki mantığı “atık çıksın da çaresine bakarız” şeklinde. Elbette eskimiş ve artık geçersiz bir düşünce.
  • MCDM (Multiple Criteria Decision Making): Çok ölçütlü karar verme ve yaşam döngüsü analizi yöntemi. Bunu özellikle endüstri mühendisleri kullanıyor. Burada hoca endüstri mühendislerine de ufaktan bir giydirme yaptı. Böylece bir sonraki gün Alperle dalga geçmeye çalışan endüstri mühendisi adayı salakla elektronik mühendisi adayı salağın intikamını peşinen almış oldu. Bakteri sayma makineleri ile IQ’larını saysınlar artık.
  • PP (Polution Protection): Yeni trend. Kirliliği daha oluşmadan azaltmaya yönelik çalışma.
  • LCA (Life Cycle Analyse): Yaşam döngüsü analizi. Bu olayın üzerinde çok durdu hoca. Bu sene epey görecekmişiz bunu.

Bu derste öğrendiğimiz bir diğer çok ilginç bilgi ise LCA sonrasında bir bakmışlar ki bizim yıllardır cam sağlıktır, cam şöyledir böyledir diye savunduğumuz şey yanlışmış. LCA, tetrapak‘ın camdan uygun olduğunu ortaya çıkarmış. Zira üretimi daha temiz. Tetrapaklar ticari orman adı verilen yerlerden temin edilen ağaçlarla ile üretiliyorlarmış. Bunu bulan da ve Türkiye’nin ilk LCA uzmanı olan da bizzat bu dersin asistanlığını yapan hocamız.

Katı Atık dersi bu şekildeydi. Bir de dün Hava Kirliliği Kontrol dersine girdim. Bu derste geçen seneki Hava Kirliliği dersinin devamı. Tek farkı dersi Ozan Hoca ile Eftade Hoca‘nın ortaklaşa veriyor olması. Ozan Hoca bu derste taa 4 yıl önce birinci sınıfta söylediği ve kafiyesinden dolayı da benim aklımda tuttuğum bir cümleyi yine söyledi. Bir garip oldum aynı cümleyi taa birinci sınıfta duyduğumu hatırlayınca. Cümle de şu: “The solution to pollution is dilution.” Anlamı, kirlenmeye çözüm, (o kirliliği) seyreltmektir.

Bugün ders yok. O yüzden kendime küçük bir tatil verdim. Blogumla vakit geçireyim birazcık.