Tag Archives: Kemer

Antalya Dönüşü ve Hödükler

Yazının ilk kısmı için buraya tıklayın.

business_logoEğitimin ilk günü yemekten sonra lobide oturarak ve pis yedili oynayarak geçti. Gece yarısına doğru uyudum. Ertesi gün, eğitimin ikinci gününe müthiş dinlenmiş olarak uyandım. Hatta uzun süredir böyle deliksiz uyumamıştım sevgili okur. Resmen yatağa girdiğim gibi çıktım. Saat 09.00’a doğru kahvaltıya gittik. Sonra saat 10.00’da eğitim başladı.

İkinci günün teknik eğitimi yarım gündü. Öğlen eğitim bittiğinde, eğitim sorumlusu Nesrin ÇOBANOĞLU’yla biraz muhabbett ettik. Meğer kendisiyle hemşeriymişiz! Kars Arpaçaylıymış! Ve bir efsanenin, Murat ÇOBANOĞLU’nun öz kızıymış! Biz böyle heyecanla sohbet ederken Kars İl Müdürlüğü’nden de iki kişi daha geldi. Bunlar da dahil oldular sohbetimize. Bu eğitimin en keyifli anlarından birisiydi bu dakikalar. lifekinetik

Günün diğer yarısında Life Kinetik isimli bir kişsel gelişim programının demosu vardı. Beynin her iki yarısını da etkin bir şekilde kullanımını sağlamaya yönelik egzersizler içeriyordu bu program. Akdeniz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Selma CİVAR YAVUZ ve asistanı, Life Kinetik programının ne olduğuna dair güzel bilgiler verdiler, eğlenceli bir de sunum yaptılar. Almanya’da pek çok futbol takımı bu programı sporcularında uyguluyormuş. Hatta ülkemizde de Ankaragücü ve Antalyaspor gibi takımlarda uygulanmaya başlamış.

Bazen çalıştığınız kurumda, iş yerinde sizlerle birlikte çalışan insanların hödüklükleri, cahillikleri sizi şaşırtır ve utandırır sevgili okur. Sürekli olarak bu insanlarla bir arada olunca ya da toplantı ve eğitimlerde böyle tiplerle, ağzından çıkanı kulağı duymayan, haddini aşan boş boğazlarla karşılaşınca canınız sıkılır. İşte bu eğitimin bende çoğunlukla uyandırdığı his bu oldu. Alakalı alakasız her şeye itiraz eden, 30 yıl öncesinin mantığıyla iş görmeye çalışan, misafir olarak gelen hocaya bile haddini aşan laflar atan tiplerle aynı Bakanlık bünyesinde çalışmak çok kötü. Çok üzüldüm. İlk defa bir eğitimde, bu tiplerle aynı kurumun bünyesinde çalıştığım için çok üzüldüm.

İkinci günün sonunda yemekten sonra yine lobiye indim. Burada önceki günden bitiremediğim işler vardı. Onları bitirmeye uğraştım. Sonra yeniden pis yedili oynadık. Bu oyunun en efsane olayı, masada benim oturduğum sandalyenin arkasında biriken yancılar oldu. Birkaç el sonra oynadığım oyuna tamamen bunlar hakim olmaya başladılar. Elimdeki kartlardan alıp atmaya falan başladılar 🙂 Yancılığın bokunu çıkartmak derler ya, aynen o şekilde yani. Sonra kalktım Erdem abiyle yer değiştirdim. Oyuna yeniden dönebildim böylece. Son elde de yedi atarak bitirdim.

Oyundan sonra yine yatmaya gittik. Bir önceki gece kadar olmasa da yine iyi bir uyku çektim. Eğitimin son günü sabah uyandığımda oda arkadaşım çoktan gitmişti. Iğdır’a Antalya’dan tek sefer olduğu için erken çıkmak zorunda kaldı. Kahvaltıya yalnız indim. Kahvaltıdan sonra saat 9.30 gibi salona girdiğimde eğitimin çoktan başladığını gördüm. Eğer bugün erken başlayacakmış. Sağolsun Talat Müdürüm, ikimizin de otel faturasını almış. Sabah erkenden gitmek zorunda kalan adaşım oda arkadaşımın faturasını da ben aldım. Öğlene kadar aralıksız ders yaptık. Aradan önce de sertifikalarımız aldık. Sonra odaya çıkıp eşyalarımı aldım ve otelden çıkış yaptım.

Öğleden sonra 14.30’a kadar devam etti ders. Ders bitiminde aceleyle çıkıp Kemer’den Antalya Otogarı’na gitmek üzere yola çıktık. Şansımıza hemen bir otobüs geldi. Yaklaşık bir saat sürdü yol. Böylece saat Kamil Koç’un saat 15.30’daki Eskişehir arabasına yetişemedik. Biz de daha iyi bir alternatif bulamadığımız için saat 18.30’daki arabaya bilet aldık. Böylece Antalya Otogarı’nda öldürülecek tam 2.5 saatimiz oldu.

Bomboş geçirdik bu vakti. Epey goygoy yaptık. Sonra bir de baktım ki saat gelmiş, araba yanaşmış perona. Bindik, yerleştik. Biraz kitap okudum. Sonra otobüsün film arşivinden Troll Hunter isimli, daha önceden de izlediğim, filmi izlemeye başladım. Güzel film lan, keyifle izledim.

Filmden sonra uyudum. Off, nasıl uyumuşum. Elim ayağım şişmiş, boynum tutulmuş. Afyon Otogarı’ndan hareket etmek üzereyken bir ara uyandım. Yunus Emre ağzıma bir çikolatalı kestane şekeri tıkıştırdı, nefisti tadı. Sonra ben yine uyumuşum. Gözümü açtığımda Osmangazi Üniversitesi’nin oralardaydı otobüs. Yavaştan toparlanmaya çalıştım. Otobüs otogara girdi. Antalya’da bindiğimden beri koltuğumdan hiç kalkmadığımı fark ettim. Ayaklarımın üzerine basınca acımaya başladı.

Erdem Abi ve Yunus Emre de eşyalarını aldıktan sonra hızlıca servislerin kalkacağı yere doğru gittik. Hareket etmek üzere olan bir servise bindik. Ancak Yunus Emre binmedi bir sonraki servisi beklemek için. Servis beş dakika sonra Haller Gençlik Merkezi’ne vardı. Burada inip beş dakikada eve ulaştım. Saat gece 02:00 olmuştu. Hızlıca üzerimi değiştirip yatağa atladım. Yayıla yayıla uykuya daldım.

_MG_9201 Eğitimin ardından aklımda kalan birkaç şeyi de yazayım. Grand Haber Hotel, şimdiye kadar eğitim için gittiğim otellerden en yetersizi idi. Teknik imkanları berbattı. Projeksiyonu kötü, ses sistemi kötü, ışık sistemi çok kötüydü. Özellikle son gün iki defa elektrikler kesildi aniden. Tüm sistem kapandı. Acayip zaman kaybı yaşadık. İkinci gün mikrofonlarda çok sorun yaşandı, yine zaman kaybettik. Otelde odalarda internet parayla! Sadece lobide ücretsiz internet var. Ancak o da inanılmaz yavaş, çekilmez bir dert oluyor. Yemek, içmek konuları kişiye göre değişeceğinden yorum yapmıyorum. Eğitim süresince Talat Bey’in telefonuyla çektiğimiz birkaç fotoğraf haricinde hiç foto çekmedim. Fotosu çekilecek bir durumla da karşılaşmadım.

Proofhead Antalya’da!

Uzun bir aradan sonra yine Antalya’dayım sevgili okur. Hava Yönetimi Mevzuatı Eğitimi kapsamında, Antalya Kemer’de Grand Haber Otel’deyim. Pazar günü Eskişehir’den Kemer’e direkt olarak giden tek otobüse, Pamukkale Turizm’in saat 13.30 arabasına bindim. Eskişehir İl Müdürlüğü’nden Yunus Emre ve Erdem Abi de bu eğitime gideceklerdi. Önceden herhangi bir plan yapmadan, otogarda buluştuk. Otobüsün hareket edene kadar muhabbet ettik. Erdem Abi, Iğdır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yeni atanan Eskişehirli bir arkadaşın da eğitime geleceğinden bahsediyordu. Yolculuk tam zamanında başladı. Son durak olan Kemer’e saat 21.00’de varacaktık. Ben, bu yolda geçecek süreyi nasıl geçireceğimi önceden planlamıştım.

Otobüs hareket ettikten kısa süre sonra henüz Seyitgazi ilçesine varmamışken, otobüste bir kadın rahatsızlandı. Ambulansı aradık hemen. Kısa sürede ambulans gelip kadını otobüsten aldı. Aklıma İlkan Abi geldi bu esnada. Okuyorsa kesin gülecektir. Rahatsızlanan kadını otobüsten ambulansa aktardıktan sonra yolculuğa devam ettik. Önce Penguen’nin son sayısını okuyup bitirdim. Daha sonra otobüsün görüntü kalitesi berbat Türkçe dublajlı film arşivine bir göz attım. Machete (Ustura – 2010) filmini hiç izlememiştim. Onu izledim. Filmin ortalarına doğru Afyon Otogarı’na girdik. Burada hiçbir özelliği, artı lezzeti olmayan sucuk dönerden yedik bizimkilerle. Çok fazla durmadık. Zaten dönerden sonra otobüs hareket etti. Filmi yeniden açıp izledim ve bitirdim. Filmden sonra havanın yavaştan karardığını fark ettim ve bir süredir okuduğum kitabı aldım elime. Şansıma kitabın süper keyifli bir kısmı gelmiş ve yaklaşık bir saatim de böylece gitmiş oldu.

Kitap okumaya ara verdim. Otobüsün içerisi çok gürültülü olduğundan kulağımda kulaklık vardı. Müzik açık değildi, sadece ses yalıtımı için kullanıyordum. Kulaklığı çıkarınca otobüsün içinin hala çok fazla gürültülü olduğunu fark ettim. Bir şeyler yazsam mı diye düşündüm. Ancak bu gürültüde yazmak çok da verimli olmayacağından yine otobüsün film arşivinden The Bank Job (2008) filmini açtım. Film cidden güzelmiş. Bittiğinde Antalya’ya girmiştik. Saat tam 20.00’de Antalya Otogarı’na girmiştik. Ancak hala Kemer’e yarım saat kadar yol vardı. Bu son yarım saatte hiçbir şey yapmadan gece karanlığına baktım durdum.

Nihayet Kemer Otogarı’na vardığımızda hiç vakit kaybetmeden bir taksiye atladık. Beş dakikada bizi otele getirdi. Kayıt işleminden önce resepsiyonun tavsiyesiyle akşam yemeğinin son kırıntılarına yetiştik. İyi ki böyle yapmışız, çünkü epey acıkmıştık. Yemekten sonra gidip otele kayıt yaptırdık. Yolda gelirken Yunus Emre ve Erdem Abi’nin aynı odada kalacaklarını öğrendim. Eğitime birlikte geldiğimiz Şube Müdürüm Talat Bey de benden daha erken saatte otele gelmiş ve single odaya rezervasyon yaptırmıştı. Ben içimden umarım oda arkadaşı olarak kafa dengi birileri denk gelir diye geçirmeye başladım. Bana rastgele bir oda verdiler. Odaya çıktım ve benden önce kimsenin gelmediğini gördüm. Acayip yorgun olduğumdan hemen duşa girdim. Duştan çıkınca odada ikinci bir çanta fark ettim. Kısa süre sonra da kapı açıldı ve içeri biri girdi.

16441_b

Hayat çok garip sevgili okur. Merhaba ben Mesut, dedim. Aaa, ben de Mesut, dedi. Erdem Abi’nin Eskişehir Otogarı’nda bahsettiği Iğdır Çevre Müdürlüğü’nden gelen arkadaştı bu kişi: Mesut Ahmet. Ailesi Eskişehir’de oturuyormuş. Kendisi de Iğdır’a yeni atanmış. Tanıştık, epey kafa dengi çıktı. Saat 23.00’e doğru uyudum. Sonrasını hatırlamıyorum.

Sabah saat 08.30’da acayip dinlenmiş olarak uyandım. Hazırlandık ve kahvaltıya indik. Burada Yunus Emre ve Erdem Abi’yle buluştuk. Mesut’la bunları da tanıştırdım. Kahvaltıdan sonra önce denizin kıyısına gittik. İlk defa bir plajın otelin dışında olduğunu gördüm. Ana kapıdan dışarı çıkıp yolun karşısına geçiyorsunuz. Karşıda plaj var. Deniz çok dalgalıydı. Bir halta yaramadı, geri döndük. Lobide beklemeye başladık. İlk defa internete burada girdim. Bir önceki gece internete girmeyi denediğimde, bu otelde odalarda internetin “ücretli” olduğunu öğrendim. İnternet yalnızca lobide ücretsiz. Ona da internet derseniz ayıp olur. Bu kadar yavaş bir internet ancak eskiden çevirmeli modemle girerdik, onlarda olurdu. Hani 100 kb.lık bir görsel indirdiğimizde indirme çubuğunun yavaşça dolmasını beklerdik. Aynı yavaşlık işte. Facebook’u açıyorsunuz, sayfanın kendine gelmesi bir buçuk dakika sürüyor.

Bu ölümüne yavaş interneti geride bırakıp saat 10.00’da eğitime girdik. Eğitimin teknik içeriklerinden bahsetmiyorum. Saat 12.30 civarı yemek arası verdiler. Restorana gittiğimizde kuyruğun kapıdan taştığını gördük. Zira o esnada otelde üç farklı kurumun tam dört farklı eğitimi vardı. Restoranda zor bela oturacak bir yer bulup beklemeye başladık. Baktık olacak gibi değil, ufak tefek doyurduk karnımızı. Bir sonraki ders saat 14.30’da başlayacağından yine lobide dönüş yolu alternatiflerini konuştuk.

Öğleden sonraki eğitim tam planlandığı saatte bitti. Erdem Abilerle ve Talat Bey’le vedalaşıp adaşımla odaya çıktık. Şortumuzu terliğimizi alıp havuza koştuk. Pek bir hevesle gittik ama apıştık kaldık. Bir grup havuzun yarısını işgal etmişti. Diğer grup da havuzun diğer yarısında kontrolsüzce eğleniyordu. Adaşımla fazla durmadık, tekrar odamıza çıktık. Bu yazıyı yazmaya başladım. Saat 19.00’da akşam yemeğini için aşağıya indik. Yemekten sonra iki saat kadar lobide takıldık. Yazıyı yazmayı bitirdim. Şimdi yayımlayacağım. Bakalım yarın neler olacak. Antalya’dan sevgilerle sevgili okur.

Tıbbi Atık Mevzuatı Eğiticileri Eğitimindeyim

Tıkla büyüsün, kocaman olsun

Bu hafta da yine 3 gün süre ile Antalya’da olacağım sevgili okur. Tıbbi Atık Mevzuatı Kapsamında Eğiticilerin Eğitimi isimli bir görev dâhilinde buraya geldim. Geçen seferden farklı olarak bu sefer Sinem bana eşlik etti.

Pazartesi gecesi saat 23.00’te Bilecik’ten Kamil Koç otobüsüne bindik birlikte. Normalde bu otobüsün 22.30’da gelmesi gerekiyordu ancak yarım saat gecikmişti. O yüzden otogara girdikten sonra aşağı yukarı 5 dakika içerisinde yolcusunu alıp hemen yoluna devam etti. Oturduğumuz koltukta ufak bir sıkıntı yaşadım başta. İnanılmaz rahatsız bir koltuktu. Öndeki koltuk neredeyse sonuna kadar yatırılmıştı, bir türlü dik pozisyona getiremedim. Kendi koltuğumu da yatıramadım.

Otobüsle yarım saat yol gitmiştik ki Bozüyük’teki Kamil Koç dinlenme tesislerinde yarım saatlik bir molaya girdik. Bu molada koltuk sorununu çözdüm. Ancak yarım saat çok uzun geldi. Sinem’le birlikte biraz oyalandık. Sonra yine yola devam etti otobüs.

Bu sefer de yaklaşık bir saat geçmemişti ki Kütahya’da mola verdi otobüs saat 00.40’da. Ancak muavin “molamız 00.30’da bitecektir” deyip araçtan indi. Muhtemelen saate bakmadan söylemişti bunu. Neyse, burada da 20 dakika oyalandık ve yine yola devam ettik. Yol boyunca kulaklıklardan gelen sesler, ekranların ışıkları vs. sebebiyle bir türlü uyuyamadım. Tam uykuya daldım ki otobüsümüz sanki az mola vermiş gibi bu sefer de Afyon’da bir tesiste yarım saat mola verdik. Bulduğu her delikte mola veren Kamil Koç, artık bıktırmış oldu bizi.

Image Hosted by ImageShack.usMoladan sonra galiba biraz uyuyabildim. Sabah saat 7’de Antalya Otogarı’na indik. Hiç vakit kaybetmeden ilçeler terminalinden Kemer’e giden minibüse bindik. Yaklaşık bir saat on beş dakika sonra Kemer’de bir yerde indik. Buradan da bizi nihayet otele, Limak Limra Otel, götürecek dolmuşa bindik. Nihayet saat 9’da otele giriş yaptık. Oda arkadaşım Bitlis’ten gelecek olan Ali abi idi. Henüz gelmemişti ama. Sinem’i odasına bırakıp kendi odama geçtim. Hemen eşyamızı bırakıp kahvaltıya geçtik. Ortalama bir kahvaltıdan sonra yine odalarımıza çekildik. Ben bir duş aldıktan sonra uyumuşum. Taa ki Sinem arayıp Image Hosted by ImageShack.usbeni uyandırana kadar. Saat 12’de öğle yemeğine geçtik. Yemekten sonra da sahile indik. Elbette ki yaz kadar değildi ama denize giren bir sürü Alman turist vardı yine. Sahilde biraz yürüdükten sonra lobiye geçtik. Lobide akşama kadar oyalandık. İnternete falan girdik. Giremedik hatta sıkıntı vardı internette. Sonra bu sefer fotoğraf makinesini alıp yine sahile indik. Güneş batarken sahilde herhalde 1 saatten fazla oturmuşuzdur.

Akşam yemeğinde bu sefer yanımızda oda arkadaşım Ali abi de vardı. Akşam yemeğinden sonra Gizem aradı Bilecik’ten, çok mutlu etti bizi. Sonra yine sahile indik. Biraz yürüdükten sonra nihayet odalarımıza çekildik. Şu anda odamda yalnızım. Ali abi yok. Az önce Oğuz, Cemil Bey ve annem aradı. Şu anda ise arayan yok yine. Erkenden yatmayı düşünüyorum. Dün yaptığım yolculuğun yorgunluğunu atamadım zira halen.

Bir Antalya klasiği

Bu eğitimle ilgili günlük yazmayacağım. Muhtemelen bir sonraki yazımı eve döndüğümde yazacağım. O yüzden bunu devamlı seriler kategorisinde yayımlamıyorum.