Tag Archives: Kerem Bey

Eski Bilgisayarlar için Ekran Kartı Yükseltme: MSI GT710

Geçen yıl tam da bu sıralarda kendime bir masaüstü sistemi toplamıştım. Şu yazımda bahsettiğim sistemde de ekran kartı olarak Zotac marka DDR2 1 GB 128 bit (VGA + DVI) bir ekran kartı kullanıyordum. Bu kart, fena sayılmazdı ancak son günlerde bilgisayar zaman zaman durduk yerde kitlenmeye, ekranda çizgiler çıkmaya ve donmaya başlamıştı.

Şimdi böyle eski bir sistemle çalışınca elbette yapacağınız yatırıma da ona göre karar vermek gerekiyor. Söz konusu ekran kartları olunca bizi çıkmaza sürükleyen şey güç kaynağı oluyor. Yeni nesil bir ekran kartı (256 bit mesela) seçtiğinizde en aşağı 400-450 watt bir güç kaynağınız olması gerekiyor. Şu an kullandığım makinede 350 wattlık (peak 400 watt) Asus marka bir güç kaynağı mevcut örneğin. Şimdi benim şu durumda orta segment ve üst segment bir kart seçmem halinde kartla birlikte bir de güç kaynağı almam gerekiyordu.

Şu durumda eski nesil, DDR2 256 bit bir ekran kartı bulmak imkansız. En azından sıfır olarak. Nispeten yeni üretim bir DDR3 128 bit kart ise gerçekten mevcut sistemime göre alınmayacak kadar pahalı. (Üst segment DDR5 kartlardan bahsetmiyorum bile…) Ben de bu noktada kararımı verdim ve DDR3 64 bit ve 2 GB bir ekran kartı aldım: MSI GeForce GT710. Özellikle benimki gibi eski sistemlerde, kart için 300 wattlık bir güç kaynağının yeterli olması bakımından tavsiye ediliyor bu kart. 64 bit olması ilk başta bir dezavantaj gibi olsa da DDR2 bir karta göre DDR3 olması ve 2 GB olması bir artı. Ayrıca eski kartta VGA ve DVI çıkış varken bu yeni kartta ilave olarak bir de HDMi çıkışı var ki bu da uzun süredir aklımda olan bir proje için bana ilham veriyor. Kartın üzerinde soğutucu fan yok. Yalnızca soğutucu bloklar var. Ancak internette bu blokların üzerine de soğutucu fan takarak modifiye eden kişileri gördüm.

Pazar akşamı Amazon.com.tr‘den en ucuz fiyata bulup aldım. İlk defa Amazon Prime‘ın da deneme üyeliğini başlattım, kargo bedava oldu. Taksitte de vade farkı almadılar. Paket teslim edilene kadar da sürekli hem mesajla hem de telefonla bilgilendirdiler. Bu anlamda Amazon’un Prime hizmetini çok beğendim. Az önce kargo geldi ve heyecanla açıp kurmaya başladım.

Montajı yapıp bilgisayarı çalıştırınca kartı tanımadı. Şoka girdim! Görüntü temel çözünürlükte geldi. Kartın modelini girip kendi sitesinden sürücüsünü indirdim ancak kurulum yapılamadı. Tam umudu kesmişken bambaşka bir siteye doğrudan Google üzerinden ulaşıp “398.36-desktop-win8-win7-64bit-international-whql” yazan sürücüyü indirdim. Sorunsuz kuruldu. Şu anda da sorunsuz kullanıyorum. Umarım ilerleyen süreçte bir sıkıntı yaşamam.

Ekran kartı üzerinde soğutucu fan olmamasına rağmen, üzerinde fan olan eski ekran kartımla aynı sıcaklık seviyelerindeyim. Ben bilgisayarda oyun oynamadığım için bu kartın birkaç yıl bana yeterli olacağını düşünüyorum.

İşletim sistemi olarak Windows 7 kullandığımdan performanstaki rakamsal artışı kıyaslama imkanım da oldu. Eski Zotac DDR2 128 bit 1 GB ekran kartı takılıyken performans puanı 4,9 idi.

Eski Zotac 1 GB 128 bit DDR2

Şimdi yeni MSI GeForce GT710 DDR3 64 bit 2 GB ekran kartı takılıyken performans puanı 5,2’ye yükseldi. Oyun grafikleri de 5,9’dan 6,6’ya çıktı.

Yeni MSI 2 GB 64 bit DDR3

Bu bilgisayarla ilgili yazdığım her yazıda olduğu gibi, bu yazıda da Kerem Bey‘e ve Lütfi Abi‘ye sonsuz teşekkür ediyorum. Onların sayesinde bu makineye hayat vermeye devam ediyorum.

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Grafik Tablet Aldım: XPPen Star G640S

Aslında alalı bir süre oldu ancak geçen hafta Kerem Bey‘e de tavsiye edip aldırınca bloga da yazayım istedim.

Bu yıl korona virüs pandemisi nedeniyle eğitim sektörü çok radikal bir karar alıp dersleri evden yapma yoluna gitti. Bu plan öyle tuttu ki önümüzdeki eğitim öğretim yılında da en azından ilk dönemin büyük oranda, evden yapılan derslerle geçeceği belli oldu.

Merve de bu dönemde uzaktan yapacağı dersler için uzun süredir grafik tablet almak niyetindeydi. Bundan yıllar önce Serdar Hoca‘nın bir grafik tabletini ödünç alıp denemiştim ve açıkçası çok da memnun kalmamıştım. Daha doğrusu, bu tableti kullanmak için bir nedenim de yoktu. Aradan yıllar geçip de karşımıza böyle bir zorunluluk doğunca iş başa düştü.

Beni de bu tablete yönlendiren sevgili Mustafa oldu. Geçen dönem kendisi de bu tableti kullanmış, memnun kalınca da bu dönem bir tane daha sipariş etmişti. Bana da tavsiye etti.

Milli Eğitim Bakanı’nın “Okullar ilk dönem uzaktan olabilir” açıklamasını yaptığı gece, tüm çizim çizim tabletlerine zam geldi. Fırsatçı satıcılar daha birkaç gün önce 400-500 TL bandında olan fiyatlara, 50-150 lira zam yaptılar. Öyle ki benden haftalar sonra aynı tableti almasını tavsiye ettiğim arkadaşım benden 100 TL daha pahalıya aldı. Neden? Çünkü burası Türkiye. Burada fırsatçılık geçim kaynağıdır.

Gelelim tablete. Ortalama bir okul öğretmeninin ders anlatma esnasında kullanabilmesi için fazlasıyla yeterli. Cihazı Windows 10 otomatik olarak tanıyor. Windows 7 de tanıyor ancak internetten araştırıp driver’ını kurmakta fayda var. Çünkü bu küçük yazılım sayesinde hem kalemin hem de tablet üzerindeki fonksiyon tuşlarının görev atamasını yapabiliyorsunuz. Windows otomatik olarak tanıdığı için Paint, Photoshop gibi çizim programlarının yanı sıra Whiteboard, One Note gibi ofis programlarıyla ve Zoom programıyla sorunsuz olarak kullanabiliyorsunuz. Örneğin ders yapacak bir öğretmenimizin doğrudan Zoom’un arayüzünde kullanabiliyor. Ekrana paylaştığı bir pdf dosyasındaki soru üzerinde çözüm yapabiliyor. Kaleme alışmak için birkaç gün sürekli yazı yazın ve el hassasiyetiniz alışsın. Kalem gerçekten başarılı. Ürünün yazma alanı yaklaşık olarak A5 ebatında yani bir A4 kağıdının yarısı kadar. Siz kalemi yüzeye yaklaştırdığınızda ekrandaki imleç konumunu gösteriyor. Yan taraftaki 6 fonksiyon tuşuna da komut atayabiliyorsunuz. Örneğin “Geri al”, “Kopyala”, “Kaydet” gibi.

Sadece Windows değil, Android cihazlarda da sorunsuz kullanabiliyorsunuz. Samsung Galaxy Note 5 cihazıma sorunsuz bağladım. Windows’un aksine, telefon ya da tablette verimli kullanabilmek için kendi uygulamasını indirmeniz şart.

Kutu içeriği de çok önemli. Çünkü tam 20 tane yedek uç çıkıyor. Evet, tabletin uçlarının belli bir ömrü var. Paket içeriğinde ayrıca kendi orijinal USB kablosu ve bu kabloyu mobil cihazlara bağlayabilmek için gerekli micro/type-c dönüştürücüler var. 

Şunu yinelemekte fayda var. Ders anlatmak, basit çizimler yapmak, konferans esnasında notlar almak için fazlasıyla yeterli bir cihaz. Ancak özellikle grafik tasarım ve reprodüksiyon işlerinde kullanılır mı? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü kalemin hassasiyeti iyi. Aynı fiyattaki ürünlere göre en iyisi diyebilirim. Hayır, çünkü çizim alanı buna müsaade etmeyebilir. Eğer hala böyle bir grafik tablet araştırıyorsanız fiyat/performans ürünü olarak bu marka ve modeli tavsiye edebilirim. Sağlıklı günlerde kullanın 🙂

Nihayet Masaüstü Sistemi Topladım

2015’ten beri özlemini çektiğim bir şeye nihayet kavuştum: Masaüstü bilgisayar. Yıllardır emektar netbook’umla çalışmalarımı yürütüyordum. Hakkını ödeyemem. Hem lisans hem de yüksek lisans tezlerimi o bilgisayarda yazdım. 2013’te beri bloğa yazdığım yazıların neredeyse tamamını o bilgisayarda yazdım. Yaptığım irili ufaklı tüm grafik işlerini o bilgisayarda yaptım. Sağ olsun, bir kere bile üzmedi beni. Ama ben de ona çok iyi baktım. İlk günkü gibi korudum ve sakladım. Onu, ulaşabileceği en yüksek donanımlarla destekledim. Ancak elbette bir noktadan sonra özellikle bazı işlerde elinden geleni yapsa da yetersiz kalmaya başladı. Şu da bir gerçek ki bilgisayar kullanmaya masaüstü bilgisayarda alışıp tabiri caizse “söke taka” bilgisayar kullanmayı öğrenenler için dizüstü sistemleri hep daha mesafelidir.

Bu isteğimi yıllarca yılımın özeti yazılarında bir hedef olarak yazdım durdum: Kendime bir masaüstü sistem toplamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. Olabildiğince ucuza mı? Hadi bakalım kolay gelsin.

Yaklaşık 17 yıllık bilgisayar maceram boyunca hiçbir zaman “oyuncu” olmadım. Bilgisayarıma oyun kurmadım. Herhangi bir oyunun hayranı olmadım. En basit çok oyunculu oyunlar dahil, hiçbir oyunda becerim yoktur. Buna futbol, yarış, savaş, RPG gibi türlerin tamamı dahil. Ben bilgisayarda daha çok grafik, yazı, çizi işleriyle uğraştım. Son yıllarda bu işlemlerin de artık sosyal medya platformları ve bulut uygulamalar yardımıyla çocuklar tarafından bile kolaylıkla ve -ciddi donanımlar gerektirmeden- yapılmaya başlamasıyla eskiden ihtiyaç duyduğumuz devasa ramli, olağanüstü işlemcili, kamyon genişliğinde ekran kartlı bilgisayarlara en azından kendi adıma ihtiyaç duymuyorum.

ramssdGeçen gün iş yerinden Kerem Bey’e ait eski bir bilgisayar olduğunu öğrendim Lütfi Abi’den. Artık bir işine yaramadığını ve alabileceğimi söyleyince hemen sırtlandım makineyi ve eve getirdim. Sağ olsun Kerem Bey’in verdiği makinede Core 2 Quad 2.33 GHz, dört çekirdekli bir işlemci vardı. Aynı gece sistemi güçlendirmek için iki tane Kingston 2GB 800MHz DDR2 ram ve SanDisk SSD Plus 120GB 530MB-310MB/s Sata 3 katı hal diski siparişi verdim. Hemen ertesi gün Hepsiburada’nın Hepsiexpress teslimatıyla SSD geldi. Hatta hızımızı alamayıp bir tane de Lütfi Abi’ye sipariş ettik. Daha sonraki gün ise ramler geldi.

Artık sistemi tam anlamıyla kurmak için gerekli her şeye sahip olunca akşam oturdum, Windows 7 Ultimate 64 bit sürümüyle sistemimi kurdum. Kurulumun ardından tüm güncellemeleri yüklemeye başladım. İşte bu noktada bir sorun yaşadım. Çünkü hangisi olduğunu anlayamadığım bir güncellemeyi yüklemek, bilgisayarımın tam 6 saatini aldı. Bu güncellemeden sonra ise bilgisayar başlayınca ekranda hiçbir yazı yoktu. Sadece simgeler ve görseller vardı. Hayatımda karşılaştığım en akıl almaz hatalardan biriydi bu. Sadece masaüstü geldiği, herhangi bir şeye tıklanmadığı için ekran görüntüsü de alamadım. Gerçi telefonla çekebilirdim ancak olayın vahametiyle o da gelmedi aklıma.

yenipc01

Anakart üzerinde ramler ve işlemci fanı

Sonra Windows kurulum CD’sini takıp sistem geri yükleme yapmaya çalıştım olmadı. Sonra “Windows Başlangıç Onarma” ekranı geldi şans eseri. Bazı güncelleştirmeler geri alınmaya başladı ve bingo! Bilgisayar düzelerek açıldı. Böylece 48 saatlik bir kaos sona erdi.

ssd2

Kasa içerisinde 2.5 inç harddiskler için yuva olmadığından 3.5 harddisk bölmesine tek vida ile sabitlemek yeterli oldu.

Bilgisayarda sistem derecelendirmesi yapınca, ekran kartsız onboard olarak kullandığım sistemin 2.0 puan aldığını gördüm. Zaten olabilecek en yüksek ram (4 GB) takılı olduğundan performans anlamında verimli olmayacağı görünüyordu. Derken paatt! Bir anda kapanıverdi bilgisayar: İşlemci aşırı ısındığı için bilgisayar kendini kapatmıştı. İşlemcinin sıcaklığını sonradan gördüm ki 99 dereceler civarındaydı.

zotac

Ekran kartı

Böyle olunca önce kendime, Zotac marka 1 GB 128 bit (VGA + DVI) klasik denebilecek türde bir ekran kartı buldum. Buna hiç para vermedim. Daha sonra ise iyi bir termal macun aldım. Son olarak da bilgisayarın üzerinde güç kaynağı 200 Watt’lık çok eski bir donanım olduğu için, eski bilgisayarıma ait ASUS marka 350 Watt’lık güç kaynağını bağladım. İşlemciyi sökünce önceki macun uygulamasının sadece soğutucudaki işlemciye temas eden yüzeye sürüldüğü için işlemci üzerinde büyükçe bir alanın hiç termal macunla kaplanmadığını gördüm.  Şansıma kendi kişisel arşivimde bu tip 775 soket işlemciler için kullanılan daha büyük fanlı bir soğutucu vardı. Bu yeni fanı, işlemcinin tüm yüzeyini macunlayıp tam ortalayacak şekilde monte ettim. Daha sonra ekran kartını da iyice temizleyip anakarta taktım.

Güç düğmesine baktığımda makul bir seste çalışan, yıllar sonra kavuştuğum bir masaüstü sistemim olmuştu bile. Bir önceki puanlamada 2.0 olan “Oyun Grafikleri” puanı, yeni puanlamada 5.9 olmuştu. Ancak sistem puanını belirleyen en düşük puan “Grafik” puanı olarak 4.9 oldu. İşlemci ve bellek puanının 7.1 olduğunu, SSD için ise 6.9 puan verdiğini ekleyeyim.

ilkpuan

Onboard çalışan sistemin derecelendirmesi

ikincipuan

Ekran kartı takıldıktan sonraki sistem derecelendirmesi

Evet, umarım bir süre sorunsuz kullanabilirim bu yeni topladığım sistemi. Yakın zamanda ikinci bir hard disk ekleyeceğim. Ayrıca bulabilirsem bir de 256 bit ekran kartı eklemem gerekecek. Ancak büyük ihtimalle bu durumda da güç kaynağını değiştirmek gerekecek. Şimdilik bana yeterli. O yüzden bu şekilde devam edeceğim gibi görünüyor.

Bu sistemi toplamamda destek olan Kerem Bey’e ve Lütfi Abi’ye çok selamlar sevgiler.

Bir Seçim Macerası

secim03

Seçimlerde görev almayı yıllardır isterim sevgili okur. Hem ortalıklarda dolaşan iddiaların, söylentilerin, efsanelerin doğru olup olmadığını görmek, hem de müthiş bir sosyal deneyin bir parçası olmak için seçimlerde görev almanın müthiş bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Bilecik‘te çalışırken ikametim orada olmadığı için görev almıyordum. Geçen sene Eskişehir‘e gelince de görev istedim ancak çıkmadı. Son yıllarda ülkede her sene bir seçim olduğundan fırsat da çoktu hani. Neyse ki bu sene şans yüzüme güldü ve Odunpazarı bölgesinde sandık üyesi olarak görevlendirildim.

Seçimden birkaç gün önce Kerem Bey, İpek Hanım, Murat Abi ve ben, birlikte İlçe Seçim Kurulu‘nun eğitimine gittik. O ana kadar, olayın boyutları hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Eğitimde gördüm ki, üye olmak neyse de, “Başkan” olmak başlı başına bir bela imiş. O kadar fazla prosedür, yetki ve sorumluluk var ki, şaka yapıyor olmalılar dedim.

Seçimden bir gün önce sandık başkanımız sağ olsun aradı. Tanıştık. Ertesi günü beklemeye başladım. Seçimin olduğu sabah, saat 05.30’da evden çıktım ve saat 05.50 civarında taksiyle görevli olduğum okula geldim. Polisler gelmişti. Bir siyasi partinin müşahitleri ve sandık üyeleri de oradaydı. Ben de görevli olduğum sandığın bulunduğu kata çıktım ve başkanı beklemeye başladım. Kısa süre sonra başkan geldi. Bina sorumlusunun hala gelmemesi nedeniyle seçimle ilgili her şeyin bulunduğu çuvalı teslim alamadığını söyledi. Saat 06.30’u  geçiyordu. Beklemeye başladık.

secim01.jpgSaat 07.00 civarı sandıkta görevli olan diğer üyeler de geldiler. Bu arada başkan, herkes geldikten sonra bize bir yemin ettirdi ve çuvalı açtık. Başkan, siyasi parti temsilcisi olan üyelere görevlerini verdikten sonra imza kontrolü işini de bana verdi. Sonra hemen pusulaları saymaya başladık. Ancak pusulaların hiç biri deste üzerindeki koçanda yazdığı kadar değil, üç beş adet fazlalardı. Her bir pusula türünü ve zarfları en az üç kere sayıp adetlerini belirledik. Daha sonra üzerinde sandık numarasının yazılı olduğu mühürle her birini bir diğerine bulaşmayacak şekilde dikkatli bir şekilde mühürlemeye başladık. Başkanımız çok tecrübeliydi. Bu tecrübesinin faydalarını da gün boyu görecektik. Sonrasında mahalle muhtarı adayları kendi bastırdıkları pusulaları getirip  kabinlere bıraktılar. Başkan bizi uyardı. Şöyle bir sıkıntı varmış: Rakip muhtarlar, kabinlerden kendileri ya da yandaşları aracılığıyla birbirlerinin pusulalarını çalıyorlarmış. Böylece oy vermek isteyen seçmen oy vereceği muhtarın pusulasını bulamıyormuş içeride. Okumaya devam et