Tag Archives: Kill Bill

Kill Bill I Soundtrack Plağım

killbill100Blogla biraz haşır neşir olmuşsan, Tarantino‘nun meşhur Kill Bill serisini sevdiğimi bilirsin. Filmdeki Uzakdoğu teması ve özellikle de müzikleri beni benden alır. Hiç sıkılmadan açıp açıp izlediğim filmlerin başındadır bu seri. Blogda da filmler hakkında pek çok yazı yazdım yıllar içinde. Şurada, serinin yönetmeni Quentin Tarantino‘yla ilgili güzel bir yazı yazmıştım. Şurada, yakın zamanda, bir arkadaşımın sürpriz hediyesinden bahsetmiştim. Ve nihayet şurada da serinin ikinci filminin soundtack albümünü plak formatında nasıl alabildiğimi anlatmıştım.

41sw7fjgvyLEpey bir zaman önce Kill Bill I‘in de soundtrack albümünü plak formatında aldım sevgili okur. Bu serinin film müzikleri, soundtrack kategorisinde dünyanın en çok satan albümleri arasında yer alıyor. Bu sebepten özellikle plak formatında bulmak bir süre önce epey zordu. Ancak herhalde yeni bir baskısı daha yapıldı ve şimdi pek çok dükkanda görebiliyorum. Ben de internetten, Opus3A isimli siteden aldım. Çok hızlı, çok özenli ve çok kaliteli bir alışveriş oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bilemiyorum, belki filmin yirminci ya da başka bir yıl dönümünde bu plakları gatefold yani açılır kapak olarak, double plak formatında basarlar. Ancak serinin diğer filminde de olduğu gibi, bu materyal de ne yazık ki tek plaktan oluşuyor. Açılır kapak değil ve tasarım olarak diğerinden biraz daha zayıf. Neyse ki güzel bir inner sleeve’i var.

killbill102

killbill103

Inner sleeve

Plakta bağımsız şarkılar ve filmden skitler olmak üzere toplamda 15 parça var. Ancak dediğim gibi bazı parçaların içerisine filmden bazı sahneler de eklenmiş. Plakta yer alan parçalar şu şekilde:

Sıra Sanatçı Parça
A1 Nancy Sinatra Bang Bang (My Baby Shot Me Down)
A2 Charlie Feathers That Certain Female
A3 Luis Bacalov The Grand Duel (Parte Prima)
A4 Bernard Herrmann Twisted Nerve
A5 Lucy Liu and Julie Dreyfus Queen Of The Crime Council
A6 The RZA Ode To Oren Ishii
A7 Isaac Hayes Run Fay Run
A8 Al Hirt Green Hornet
A9 Tomoyasu Hotei Battle Without Honor Or Humanity
B1a Santa Esmeralda Don’t Let Me Be Misunderstood
B1b Santa Esmeralda Esmeralda Suite
B2 The 5.6.7.8’s Woo Hoo
B3a The RZA Crane
B3b Charles Bernstein White Lightning
B4 Meiko Kaji The Flower Of Carnage
B5 Zamfir The Lonely Shepherd
B6 Uma Thurman, David Carradine and Julie Dreyfus You’re My Wicked Life

Bunlardan Bang Bang ve The Lonely Shepherd herkesçe bilinen, çok popüler parçalardır. Bu arada yazıyı yazarken baktım, plak iki defa 2003’te ve 2015’te basılmış. Benim yeni aldığım bu kopya ise 2003 yılında basılan ilk seriden. Şansa bak 🙂

killbill101

killbill-pack_1800x

Serinin her iki soundtrack plağı

Müthiş Bir Jestin Hikayesi

dvdler

İki hafta kadar önce Facebook’taki gruplardan birinde geziniyorken, şans eseri birkaç dakika önce atılmış bir mesaj gördüm. Bir arkadaş, elindeki fazla filmleri isteyenlere kargolayabileceğini söylüyordu. Gruptan tanıdığım diğer arkadaşlar, arşivlerine istedikleri filmlerin adlarını yazmışlardı bile. Filmlerin sahibi Alaattin de isteyen herkese üçer beşer rezerve etmişti filmleri. Hastası olduğum Kill Bill serisinin DVD’lerini görünce ben de hemen Kill Bill serisi diye yorum yaptım 🙂

Ancak şans bu ya, Alaattin hemen yorumuma karşılık olarak bu filmleri rezerve ettiğini yazdı. Şansıma sövdüm ben de. Bu aralar çok oluyor bu. Birkaç dakika sonra telefonda bir bildirim popladı ve heyecanla açtım. Alaattin, ne olmuşsa artık, Kill Bill DVD’lerini gönderebileceğini yazmıştı!

Kısa bir mesajlaşma faslından sonra adresimi ve telefonumu ilettim. Heyecanla beklemeye başladım. Öyle ya, durup dururken böyle bir jesti, böyle bir krallığı kimse kimseye yapmazdı.

Neyse, PTT Kargo geldiğinde parçalayarak açtım paketi. İstediğim Kill Bill dvdlerinin yanında, ekstradan Spiderman blurayi ve iki tane daha dvd film vardı. Bakın işte adamlık, insanlık bu noktadan sonra başladı. Zaten, bu filmleri hediye etmiş olmak büyük bir olayken yanına bir de çikolata ile kahve koymak? Bu düpedüz aşmışlık, büyüklük!

Kill Bill serisini çok seviyorum. Hem film olarak, hem kült olarak, hem de müzikleri bakımından benim için çok ayrı bir yere ve öneme sahip. Şu anda Kill Bill serisinden tek eksiğim ilk filmin soundtrack albümünün plak baskısı. İkinci filmi buldum ancak ilk ne yazık ki artık yok. Olur da ikinci elini bulabilirsem onu da alıp bu faslı kapatacağım.

Bu iyiliğin için ne kadar teşekkür etsem azdır Alaattin kardeşim. Yazıyı Kill Bill’den en az Alaattin kardeşim kadar efsane bir sahne ile bitiyorum. Büyüksün QT!

Quentin Tarantino‘yu Neden Severim?

03 25

Django (En iyi senaryo Oscar’ı)

Hemen yazının başında belirtmekte fayda var, bu yazıyı bir film eleştirmeni, sinema yazarı edasıyla yazmıyorum. İnternette spesifik olarak bu konuda yayımlanmakta olan yüzlerce kaliteli blog ve internet sitesi var. Dolayısı ile okuyacaklarınız hiç bir iddiası olmayan bir takım saptama ve beğenilerin dile getirilmesinden ibarettir.

07 5Benim Quentin Tarantino ile tanışmam 2004 yılında oldu. Sivrihisar ilçe pazarında bir korsan tazgahında Kill Bill isimli bir filmin sarı renk kapaklı bir korsan vcdsini almıştım. Yalan yok, Uma Thurman‘ın kılıçlı pozu etkilemişti beni. O sıralar Sivrihisar’da hayatı ezbere yaşadığımızdan ve şimdiki gibi geniş internet olanaklarımız olmadığından ne filmin yönetmenine dair detaylı bilgi bulma şansım oldu ne de filmin o sıralar dünyada fırtınalar kopardığından haberim oldu. Çok umrumda da değildi zaten. Ergen dönemlerimdi zira. Lise 1’e gidiyordum ve aşıktım.

Birkaç yıl sonra Eskişehir’de liseye devam ederken, muhtemelen lise son sınıfta, bir gün bu Kill Bill muhabbeti 05 15yine açıldı ve ben o zamana kadar halen Kill Bill II’yi izlemediğimi farkettim. Birkaç gün içinde ikinci filmi de bulup izledim ve o günden sonra sırasıyla Kill Bill ve Quentin Tarantino hayranı oldum.

Bu yazı bir Tarantino hayranlık yazısı olacağından birazcık da uzun olacak. Zira yazıyı IMDB, ekşi sözlük ve Vikipedi‘nin hem İngilizce hem de Türkçe sayfalarından alacağım bilgiler ile zenginleştireceğim.

Pornocu kılıklı bir herif Tarantino, ama bana göre bir sinema dehası. Pek çok kişinin popüler kültür sinemacısı dediği bu adam bence popüler kültürle, sinema klişeleriyle en zekice biçimde dalga geçebilen az sayıdaki adamlardan birisi. Tarantino, sadece bir yönetmen değil, yapımcı, oyuncu ve aslında çok iyi bir senaristtir. Sektörün her dalında proje üretebiliyor olması, belki de tezgahından çıkan karelerin bu denli ses getirmesinin yegane sebebi.

13

Kill Bill Vol. I’in soundtrack albümünde iç kapakta bu fotoğraf vardır.

09 4Kendisi hipster olarak tanımlanıyor. Röportajlarından anladığım kadarıyla bu yakıştırmadan hiç de rahatsız değil. Sonuç olarak övündüğü yegane şeyler ortaya koyduğu, koyabildiği şeyler. Yapabileceğinin üzerinde işlerle kendisini pazarlamaya çalışmıyor. Ancak belki de işin en kötü yanı, giderek Tarantino isminin markalaşıp sırf “Tarantula film yapmış, gidelim” bayat esprilerine mahal vermesi. Tarantino, eleştirdiği popüler kültürün karşısında giderek popülerleşen ve özellikle son dönemde de tavan yapan bir adam oluyor.

02 29Tarantino denince akla gelen ilk unsurlardan birisi elbette ki oluk oluk akan kandır. Hemen her filminde vurulma, yaralanma sahneleri, abartı denecek kadar kanlıdır. Bir noktadan sonra bu abartı artık sizi rahatsız etmemeye başlar. Evet, bugüne kadar hiç “Ayy çok kanlıydı dayanamadım kapattım” diyen duymadım. Burada Tarantino, şiddetin aslında sürekli olarak etrafımızda bulunduğuna vurgu yapar.

Tarantino, çok iyi bir Western izleyicisidir. Kill Bill’de ve son filmi Django‘da bunu çok açıkça görebiliyoruz. Filmleri için seçtiği soundtracklerde çoğunlukla Ennio Morricone‘nin efsaneleşmiş Spagetti Western müzikleri yer alır. Filmlerindeki müzik kullanımı çok başarılıdır. O sebeptendir ki filmlerin soundtrack albümleri de en az filmleri kadar ünlüdür ve satış 01 33başarısı yakalamıştır. Benzer şekilde filmlerinde Spagetti Westernlere ve Japon sinemasına yaptığı atıflar daha çok bir saygı duruşu niteliğindedir. Pek çok filmindeki pek çok sahne (düello sahneleri) Western filmlerinden alınmadır. Çoğunluğu Spagetti Western’lerin de özellikleri arasında yer alan özel kamera açıları, karakterlerin gözlerine yapılan yakın çekimler, kadraj dışındaki karakterinin sesinin duyulurken uzun süre konuşmayan başka bir karaktere yapılan yakın çekim, kapı açma/kapama sahneleri, karakterlere verilen takma isimler ve bu karakterlerin çoğunlukla melez ırklardan oluşması (Japon-Fransız, Çinli-Amerikan,  birer klasikleşmiş Tarantino özellikleridir.

Filmlerindeki detaylar hiç şüphesiz bir diğer Tarantino sevme nedenini teşkil ediyor. Kahvaltılık gevrek takıntısı pek çok filmde ön plana çıkar. Hayali markalar yaratması da yine bu detayların sürekli olanlarındandır. Meksika açmazı denilen ve üç ya da daha fazla karakter aynı anda birbirlerine silah doğrulttuğu sahneleri Tarantino filmlerinde görebiliriz.

06 10Rezervuar Köpekleri filmi adamın üslubuna ve sinema anlayışına yönelik müthiş bir eserdi. Filmin başında aralıksız 5 dakika boyunca bir birlerine küfreden adamlar, olay örgüsü, kameranın çekim açıları vs. Herşeyi görmeye çalışıyor; sözlüklerde, internet sitelerinde okuduğum detayları filmin içerisinde bulmaya çalışıyordum. Tarantino’nun ses getiren ilk filmi olması ve yıllardır biriken sinema deneyiminin ekrana yansıması sebebiyle vizyona girdiği zaman inanılmaz bir ilgiyle karşılanmış. Bu film vizyona girdiğinde ben 5 yaşındaymışım. Muhtemelen de Tunceli’de oturuyorduk ya da Eskişehir’e yeni taşınmıştık.

04 20Inglorious Basterds, belki de İkinci Dünya Savaşı dönemini anlattığı için, bana hep diğer filmlerinden ayrı gelmiştir. Elbette bu sadece bir his. Yoksa filmde klasik Tarantino özellikleri fazlasıyla yer alıyor. Kill Bill projesinden de önce çekilmesi planlanmış bu filmin. Ancak izlemesi taa 2009’a nasipmiş. Bu filmde biraz da ticari bir kaygı ile Brad Pitt oynamıştır ama ön plana çıkan adam başkadır. Hans Landa rolünde oynayan adam ile Django’da King Schultz rolündeki adam aynı kişi, Christoph Waltz. (Zaten bu sene de Django’yla oscarı aldı.) Tarantino filmlerinde aynı aktörleri görmeye alışmak gerekiyor. Önceki projelerinde de aynı şeyi yapmıştı zira. (Samuel Jackson, Uma Thurman gibi.)

Çok iyi bir senarist olması onun filmlerinde kullandığı öykü anlatma şekillerini de çeşitlendirmiştir. Geriye dönük ve bölümler halinde anlatım Tarantino’nun öyküleme 08 5biçimleridir. Özellikle Kill Bill’deki bölümlemeler gayet başarılıdır.

Tarantino filmlerinde erotizm pek fazla bulunmaz (Inglorious Basterds’ta vardı gerçi bir ufacık sahne). Ancak Tarantino açıkça bir ayak fetişisti olduğu için hemen her filminde bir kadın ayağına yakın çekim yapılır. (Kill Bill’de gaza basma sahnesi, domuzcuklar sahnesi; Death Proof’un giriş sahnesi; Jackie Brown‘da Bridget Fonda ayak yüzüğü; Karanlıktan Şafağa bar sahnesi vb.) Özellikle yönetmediği ama senaryosunu yazdığı Karanlıktan Şafağa filminde kendisinin bu fetişik arzularını tamamen doyurduğunu görebiliyoruz 🙂

Yönetmenliğini yaptığı filmlerde Tarantino küçük, çoğunlukla önemsiz ve çabuk ölen roller oynar. (Django’da havaya uçtuğu sahne bugüne kadar en sevdiğim oldu bu arada.)

Yönettiği, oynadığı, senaryosunu yazdığı, yapımcılığını üstlendiği onlarca filmiyle bence Tarantino yaşayan bir efsane, pornocu kılıklı herifin tekidir. Şu anda tüm dikkatimizi Kill Bill 3’ün ne zaman çekileceğine vermeliyiz. Aferin Quentin.

tarantinodeathlist

Tarantino filmlerinde ölenlerin sayısı ve ölüm şekilleri

NOT: Tarantino filmografisini aşağıya yazıyorum. Oturup izleyin.

  1. Django Unchained (2012): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  2. Inglourious Basterds (2009): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  3. Death Proof (2007): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  4. Grindhouse (2007): Senarist (kısmen), Yönetmen (kısmen)
  5. Kill Bill Vol. I (2003): Yönetmen, Senarist
  6. Kill Bill Vol. II (2004): Yönetmen, Senarist
  7. Jackie Brown (1997): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  8. Pulp Fiction (1994): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  9. Reservoir Dogs (1992): Yönetmen, Oyuncu, Senarist
  10. From Dusk Till Down (1996): Senarist, Oyuncu
  11. Skuyaki Western Django (2007): Oyuncu
  12. Planet Terror (2007): Oyuncu

10 4

 

Vakizaşi

Abandoned By The Lords

Geçen gün Volkan‘a pipo almak için Esnaf Sarayı‘na gittiğimizde hiç aklımda yokken uzun süredir almak istediğim vakizaşi‘yi gördüm bir dükkanın unutulmuş bir vitrininde. Çok kaliteli birşey olmadığı içinde çok kalitesiz bir fiyata aldım ve dolayısı ile mutlu da olduğumu söyleyebilirim.

Bu bendeki kılıç sevdasını taa şu yazımda yazmıştım sevgili okur. O gün o katanayı duvarıma asınca hevesim körelmedi, aksine daha bir arttı. Bu katananın yanına bir de vakizaşi alayım dedim. Ancak bir türlü denk gelmiyordu. Sonunda alabildim. Şimdi abi kardeş takılıyorlar duvarımdaki dünya haritasının üzerinde. Peki hevesim köreldi mi? Hayır 🙂

Bunu aldığım yerde bunun yaklaşık 20 katı fiyata herhalde buralarda bulabileceğim en gerçekçi katana vardı. Onu almayı planlıyorum ya dur bakalım.

Finallerden dolayı bu ara birazcık uzak kalsamda, internetten bu japon kılıçları hakkında detaylı araştırmalar yapıyorum sevgili okur. İnanın okudukça okuyasım geliyor. Özellikle bu katana ile ilgili ekşi sözlükte bilen de yazmış bilmeyende. Neler neler sallayanlar var. Bulun okuyun gülün.

Yukarıdaki çalışmamı da bu küçük dostum vakizaşime adıyorum. Ayrıca deviant profilime bir yıldan sonra yüklediğim ilk çalışma da bu oldu. Nasıl da kıpkırmızı parlıyor değil mi teyzeleri amcaları?

Vakizaşim

Vakizaşi, 脇差 şeklinde yazılıyor Japonca. Taner falan okuyabilir mesela burada ne yazdığını. Ama işte biz okuyamıyoruz. Samuraylar ya da silahşörler diyelim, bunu daha büyük olan katanalarının yanında bellerine sokarak taşırlarmış. Yani çift kılıç taşıma durumu. Ancak katanayı öyle ha dediğinde kullanamadıkları ve edep adap gereği bazı yerlere girdiğinde çıkarmak gerektiğinden (mesela birisinin evinde misafir olduğunuzda ya da uyurken ya da başka şeyler yaparken) bu vakizaşileri üstlerinden, yastıklarının altından hiç ayırmıyorlarmış. Bir de tanto diye bir olay var ama o bildiğimiz bıçak.

Bu şekilde kelle koltukta gezmek, sevdiğine, aşık olduğuna doyamamak bir türlü aslında sıkıntı bir yaşam biçimi bence. Ama acayip onurlu ve karizma da bir duruşu var ne yalan söyleyeyim.

Şimdi bu kılıç konusunda bir diğer beklentim de yukarıda link verdiğim yazımda da bahsettiğim Kill Bill serisinin üçüncü filminin çıkması. İlk iki filmin doğrudan katana üzerinden ve soundtrackleri ile prim yapmasından hareketle son filmin de bu şekilde olmasını umut ediyorum. Ne zaman göreceğiz? Taa 2014 diyor IMDB. Yani 2012’de kıyamet kopmazsa bundan tam 3 sene sonra. Harry Potter‘ın ilk filmini izlediğimde “Ohoo bunun 7.si çekilene kadar ölürüz lan biz aamet…” dediğimi hatırlıyorum. Ölmedim.

Şunlara 17 Lira Verdim;

Dream Theater - Metropolis

Geçen gün yine arşivci şansım yaver gitti ve bir yerde tanesi 1 liraya kaset satıldığını gördüm. Hemen yanaştım ve bakın neler neler aldım;

  1. Gregorian – Masters Of Chant
  2. Gregorian – Masters Of Chant Chapter II
  3. Gregorian – Masters Of Chant Chapter III
  4. Gregorian – Masters Of Chant Chapter IV
  5. Def Leppard – X
  6. Joe Satriani – Strange Beautiful Music
  7. Ogün Sanlısoy – Üç (Güzel albümdür ne yalan söyleyeyim)
  8. Dire Straits – Making Movies (Romeo ve Juliet bu albümde!)
  9. Korn – Greatest Hits (Dream TV toplaması)
  10. Korn – Take A Look In A Mirror (Y’all Want A Single bu albümde)
  11. Linkin Park – Reanimation (Arşiv değeri var gözümde)
  12. Korn – Untouchables (Thoughtless bu albümde)
  13. Iron Maiden – Dance Of Death
  14. Ozzfest 2001 – The Second Millenium (toplama albüm)
  15. Kill Bill Vol. 2 Soundtrack (Efsane L’arena bu albümde)
  16. Cradle Of Filth – Damnation And A Day
  17. Dream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory

Özellikle şu son albümü (Dream Theater), 1 liraya almanın sevincini halen yaşıyorum. Sonra Gregorian’ın da ardarda 4 albümünü birden alabilmek iyi oldu. Bu grubu bana tanıttığı için Volkan kardeşime teşekkürü bir borç bilirim. Yaşasın koleksiyonculuk ulan 🙂

Katana Aldım!

Kill Bill serisi izleyiciye ve izleyenin bakış açısına göre çok farklı yönlere çekilebilecek, Dünya’nın en iyi ya da en kötü filmi ünvanını farklı otoritelerden alabilecek türde filmlerdir. Şüphesiz Tarantino‘nun baş

İzole bant! (Taner’e sevgilerle)

yapıtlarından da biridir. Lakin bu filmin biz Türk gençliğine kazandırdığı bir diğer olay da Katana merakıdır. Katanayı ilk defa Cüneyt Arkın sayesinde tanıyan bizlerin bu film sayesinde alete olan bakış açımız tamamen değişmiştir. Yalan yok benim de taa o zamanlardan beri aklımda bir katanaya sahip olmak, ne bileyim duvarıma falan asmak gibi bir isteiğim vardı içimde.

Geçen gün fırsat ayağıma geldi ve bu isteğime sonunda kavuştum. Hem de beklediğimden çok çok aşağı bir fiyata! Fiyatı söylemeyeceğim, nereden aldığımı da. Ancak şu an için bu mutluluğumu sizlerle paylaşayım dedim. Elbette ki kılıcın ağzı keskin değil, zaten keskin olan bir kılıcı da öyle zırt diye gündüz gözüyle alamazsınız, alsanız nereye sokup eve getireceksiniz? Yalnız bu alet insana acayip bir özgüven veriyor onu da ekliyim. Geceleri elime alıp balkona çıkıyorum, sanki tüm mahalle secdeye yatıyor lan! Öyle hissediyorum yani.

Biraz zaman geçsin, gidip iyice parlattırıcam bir de yanını keskinleştiricem. Bakalım, o zaman daha bir kral olacak.