Tag Archives: Kırka

Sercan’la Arazi Çalışması Nasıl Yapılır?

Bu mevsimin arazi çalışmasını geçen hafta Alper, Sercan ve ben birlikte bitirdik dört günde sevgili okur. Şüphesiz en kayda değer olay Sercan’ın bu dört gün boyunca bizimle birlikte gelmesiydi. Sağolsun bu yakın dostumuz bizimle vakit geçirmek istemişti ve dört gün boyunca misafirimiz olmamış, bizden biri olmuştu.

Biz normalde arazi çalışmalarında çok güleriz. Bu sefer yanımızda Sercan da olunca daha çok güldük, hatta çoğu yerde gülmedik, yarıldık! Diğer arazilerden farklı olarak bu sefer aracın arka koltuğuna ben oturdum, hatta yayıldım. Çoğu yerde uyudum, içim geçti. Sercan da epey uyudu yol aralarında. Yazık Alper bir türlü gözünü kırpamadı.

Toprak numunesi almak çok kolay da kuyu sularından numune alma işi çok sıkıntılı be sevgili okur. Her kuyudan sorumlu bir adam oluyor köylerde. O adamı da vaktinde bulmak çok sıkıntı oluyor. Biz normalde kuyu arazisini ayrı yapıyorduk. Ancak bu sefer iki arazi çalışmasını birleştirdik. Ama bunun bedelini de çok ağır ödemiştik.

Baharatlanmış etler mangala koyulmak üzere

Perşembe günü hepimiz yorgunluktan tükenmiş; 2000 km‘ye yakın yol katetmiş, yaklaşık 600 liralık mazot yakmıştık. Son numunemizi de aldıktan sonra zamanında Alper ve Betül‘le birlikte keşfettiğimiz müthiş bir yere, bu sefer yanımızda Sercan’la pikniğe gittik. Aynı günün sabahında Kırka‘da hazırlattığımız tavukları mangalın üzerine dizmeye başladığımda hepimizin ağzından sular akıyordu. Ateş biraz zayıf gelmiş olacak ki bir miktar daha odun verip sağdan soldan topladığım kömürlerle ateşi iyice gazladım. Bu esnada Sercan ve Alper zımpara kağıtları ile dişlerini keskinleştiriyorlar, keskinliğini kontrol etmek için de arabanın sacını ısırıyorlardı. Alper, lan bari bi Angaranın baaları açayım da iştahımız körelsin, dedi. Açtılar. Neyse, en nihayetinde etler pişti. Yarım ekmeklerin içine girdi. Bizimkiler yanına közlenmiş biber ve yağ biberi de koydular. Yine soğan halkalarıyla kendi ekmeğimi de iyice şişirdim, öff nefis oldu valla.

Mangalı bitirdiğimizde hepimi “doymaktan” bıkmıştık artık. O denli doymuştuk 🙂 (Dikkat çok önemli bir ip ucu geliyor) Etleri Kırka’da hazırlattığımız kasap kendi karışımı olan baharatlarla eti yoğurduktan sonra üzerine maden suyu dökmüşü. Bu sayede etler pişince hafifçe şiştiler, kuruyup kalmadılar. Bu da galiba bizi biraz fazla şişirdi. Hemen Alper’le birer soda açtık ve Eskişehir’e doğru yola çıktık. Yolda da aha bu yanda gördüğünüz fotoğrafı çektim arabada.

Bu arazi çalışmamızın bir güzelliği de ehliyet sınavından sonra ilk defa araba kullanmam oldu 🙂 O açıdan da ayrı bir güzel oldu yani. Alper’in hocalığında yeniden hatırladım lan sürmeyi. Bizim Alper’le birkaç kere daha çalışsam demek ki on numara sürücü olurum. Evet.

Sercan’la arazi çalışması nasıl yapılır, sorusuna verilecek cevap aslında dört günün özeti olacak: Yemek, uyumak, sövmek, gülmek, ıslanmak, amele yanığı olmak 🙂

NOT: Fotoğrafları Alper’in telefonuyla çektik. Teşekkür ederim broya.

Bir Doğum Günüm Böyle Geçti

Malum dün doğum günümdü sevgili okur.

Yıllar geçtikçe insanın doğum günlerinden olan beklentisi giderek azalıyor, belki sen de bunun farkındasındır. Dün de aynen öyle oldu. Çok bir şey beklediğim bir gün değildi. Zaten pek bir şey de olmadı. Ama en nihayetinde güzel bir gündü, dostlarla hep birlikte olduk.

Sabahtan Alper ve Betül‘le buluşup iki haftadır devam eden arazi çalışmalarımızı bitirmek üzere Kırka tarafına gittik. Örnek alınacak kuyulardan örnekleri aldıktan sonra Ovacık Köyü‘ne bağlı İnlice Mahallesi‘nde oturan muhtar Arif amcamıza ziyarete gittik. Bahçede oturup adam başı üç bardak çay içtik. Bir ara Arif amca bahçeye dadanan gelinciği vurmak üzere tüfeğine falan davrandı, çok da dua ettik ama bir şey olmadı.

Buradan sonra iki haftadır topladığımız tüm numuneleri teslim etmek üzere Afyon‘a doğru yola çıktık. Yol, bol müzik ve bol sohbetle geçti. Afyon’da önce ortak çalıştığımız hocanın laboratuvarına gittik. Örneklerimizi bırakıp boş kapları toparlayıp arabaya yükledik ve bu sefer şehir merkezine doğru yola çıktık.

Şu yazımdan hatırlayacağınız kazığı yediğimizden dolayı bu sefer doğrudan Afium‘a gittik. Burada bir süre mağazaları gezip tişörtlere falan baktık. Ya güzel tişört bulamadık, ya da uçuk fiyatlara dudak büktük. Vay be. Sonra da ayıptır söylemesi Sbarro‘ya geçtik. Alper ve ben kendimize birer Mega Menü söyledik. Betül de 2 kişilik pizza aldı. Hepsini karıştırıp yedik. Deliler gibi doyduk.

Sonra Betül’ün TEMA‘dan bir arkadaşı olan Doktor Yusuf’la buluştuk. Daha sonra da şehir merkezine geri döndük. Burada bir mevlevihane vardı: Sultan Divanı Mevlevihane Müzesi. Burayı gezdik biraz. Sonra eski bir hamamdan dönüştürülmüş bir kültür sanat evine gittik. Burada da oyalandıktan sonra, birer meyveli soda, üç litre de soğuk su alıp Eskişehir’e doğru yola çıktık.

Eskişehir’e saat 18.30 civarında girdik. Aşağı yukarı 1 saat kadar laboratuvardaki analiz işlemleri sürdü. Sonra ben bizimkilerle vedalaşıp Hera‘ya doğru koşar adım yürümeye başladım. Hera’ya geldiğimde Yağız, Volkan ve Togay‘ın beni beklediğini gördüm. Biraz muhabbet ettik. Birer çay içtik. Sonra da kalkıp Peyote‘ye doğru hareket ettik. Peyote’yi çaldığı müziklerden hiçbir şey anlamadığım için pek sevemesem de şu an için, Mert‘le de orada buluşacağımız için kalkıp gittik. Şu yazımda anlatmıştım Mert’in diploma hikayesini. Diplomasını bu sabah gelip almış, artık mezun olmuştu.

Peyote’de çok güldük. Volkan ve Togay’ın şakaları bizi kırdı geçirdi. Zavallı Yağız’ın gülmekten karnı sızladı. Ah çocuk! Şakalar o kadar komikti yani. Saat ilerledi, Togay ve Yağız kalktı gittiler. Biz de Volkan’la Mert’i bekledik.

Yarım saat kadar sonra Mert geldi. Mert’i epey özlemiştim. Oturduk, konuştuk epey. Daha sonra Mert’in kuzeni Alper ve arkadaşı Eda da bize katıldılar. Ancak ben birkaç dakika sonra kalktım, zira artık iki haftanın yorgunluğu bitirmişti beni.

Eve geldiğimde saat 10’u geçmişti. Çok bir şey yapamadım. Canım epey sıkılıyordu. Oturdum tek tek facebook’tan doğum günümü kutlayan dostlara, değerli insanlara cevap yazdım. Her cevap yazdığım kişi de aklıma o kişiyle ilgili bir anım geldi. Pek bir mutlu oldum. Ve işte doğum günümün en mutlu anları da bunlardı. Afyon’dan dönerken bir yer görmüştüm tam da güneş batarken. Derbent Köyü‘nün girişindeki durağa konulmuş ahşap bir banktı bu. Güneş batarken son ışıkları bu banka değiyordu. Lan dedim içimden, genelde kendimle lanlı lunlu konuşurum, keşke insan her akşam gelse bu banka otursa, dedim. Yaşlanmaz valla insan, diye de ekledim kendime.

Benim kendime yaptırdığım tişört

Doğum günümde kendime bir hediye verdim. Uzun süredir arayıp da bulamadığım, en son olarak kendim yaptırdığım bir tişört bu. In Flames‘in Trigger videosunda Anders’in giydiği tişört. Yaz olduğu için siyahı tercih etmedim yalnız. Evet, doğum günüm kutlu olsun.

Anders’in klipte giydiği tişört

Bundan önceki son dört yılın doğum günü yazılarına bakmak isteyenler aşağıdaki linklere tıklayabilirler:

2011 yılı yazısı
2010 yılı yazısı
2009 yılı yazısı
2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Afyon’a Gittik

Alper görünmese de ekibimiz buydu

Salı günü Afyon Kocatepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü‘nden bir hocaya bir takım su, toprak ve pancar numuneleri götürmek üzere Afyon‘a gitmemiz gerekti sevgili okur.

Yola Alper, Merve, Betül ve ben olarak çıktık. Altımızda şu an markasını hatırlayamadığım Çin Malı, full donanımlı, 1600 motor ve lpg’li bir minibüs vardı. Bu Çinliler’e helal olsun dedim. Neden dedim? Arabada süper bir konsol var. Burada dokunmatik LCD ekran var. Navigasyon

LCD Ekran

var, geri vitese geçince bu ekranda arkayı görebiliyorsunuz. Ancak bu Çinli arkadaşımızın sıkıntısı gaza basınca gitmemesi 🙂 Yani bunda lpg’nin de etkisi var ama arabanın kalitesizliği de en büyük etken. Zira bu minibüsün (baya bildiğiniz kasalı minibüs) sıfırı 20 bin lira imiş 🙂

Saat 10.00’da bizim okuldan hareket ettik. Hava mükemmeldi. Sorunsuz bir şekilde başladı yolculuğumuz. Saat 10.35 civarında Seyitgazi‘ye geldik. Seyitgazi ilçe merkezi gözüme bir kasabadan farksız geldi. Çok küçük bir yermiş burası. Biraz daha ilerleyip saat 1100’de Kırka‘ya geldik. Burası Dünya’nın bor merkezi denilebilecek bir belde. Zira Boraks Tesisleri bu beldeye kurulmuş. Bunun etkisiyle de zenginleşmiş burası. Seyitgazi’den daha büyük geldi gözüme.

Saat 11.25’de Afyon il sınırına girmeden hemen önce ormanlık iki alanın ortasındaki geniş yemyeşil bir düzlükten geçtik. Aklıma Moria‘dan çıkan Yüzük Kardeşliği’nin koşuşturduğu o düzlük geldi. Mükemmel bir yerdi burası. Buraya ölmezsek ileride pikniğe gelip kamp yapmaya karar verdik Alper’le.

Yaklaşık 10 dakika sonra yıllar önce ailemle geldiğim Gazlıgöl‘den geçtik. Buranın çehresi çok değişmiş, sanki güneyde bir tatil beldesinden geçiyormuşuz gibi hissettim.

Fakülte Binası

Saat tam 12.00’de Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Kampüsü‘ne vardık. Burada beklediğimiz misafirperverliği göremedik. Hesapta olmayan işler yapmak zorunda kaldık. Getirdiğimiz tüm numuneleri 2 kat yukarı taşıdık bir de o açlıkla 🙂 Bu esnada Fen Edebiyat Fakültesi’nin tüm kızları Alper’e baktılar. Alper’i kestiler. Bana kimse bakmadı. Beni kimse kesmedi.

Laburatuvarda çalışırken

Saat 12.30’da taşıma işi bitti. Hemen araca binip uzaklaşırken arkadan bir telefon gelince gerisin geriye dönmek zorunda kaldık o kampüse. Saat 13.15’e kadar tanımadığımız bu laboratuvarda çalışmak zorunda kaldık. Sonra gül lokumu ile uğurlandık.

Ben

Bizimkiler

Numuneler

Afium

Kampüsten yine çıkıp Afyon’a, şehir merkezine gittik. Burada Betül’ün bir arkadaşı olan Yusuf‘la buluştuk. Daha sonra Özdilek AVM‘ye gidelim dedik. Ancak buranın uzak olduğunu bilmiyorduk. Neyse en sonunda buraya da varıp gezmeye başladık. Ancak çok acıktığımızdan ve Afyon’da yiyecek çok pahalı olduğundan biz de Afium diye bir yere girip buradaki Sbarro Restorant’ına girdik. Hayatımda hiç Sbarro’dan bir şey yememiştim. Burada Alper’le 18 liraya ikili bir menü aldık. 2 Çeyrek dilim pizza, bir tabak makarna, bir tabak patates kızarması, iki tabaka salata ve iki süper lezzetli dürüm ve de iki büyük boy kola. Pizzalar gerçekten çok iyiydi. Yani çok çok iyiydi. Memnun kaldık.

Saat 14.40’da bu mekandan çıkıp Eskişehir’e doğru yola çıktık. Yolculuk heyecabla devam ederken önce gazımız bitti. Sıralı sistem bizi bezine geçirdi. Benzinimiz 2 çizgi kalmıştı. Ancak bu Çin Malı minibüsün benzin anlayışını bilmediğimizden ufaktan tereddüt yaşamaya başladık. Tam bu anda benzin tek çizgiye indi. Saat 15.30 civarın telefon çekmeyen bir düzlükte ilerlemeye devam ediyorduk. Aracın benzini bitti bitecek derken ufukta Kırka’yı gördük 🙂

Kırka’da 20 liralık gaz alıp son sürat yola devam ettik. Gelirken bizim Merve’nin eski Deftones fanı olduğunu öğrendim. Benim mp3 çalardaki Deftones’ları açtım, öff nasıl koptuk anlatamam. Zavallı Betül için de işkenceye dönüştü bu anlar 🙂

Saat 17.00 civarında geldik Eskişehir’e. Ancak işimiz yine bitmemişti. Bu sefer de kendi laboratuvarımızda bir takım işlerimiz vardı. Onları hallettik, sonra da evimize geldik.

Böyle bitti Afyon olayımız da.