Tag Archives: Kızılcıklı Caddesi

Mezunlar Buluşması 2019

mezun01

Seda’on mezuniyet buluşması selfiesi.

Önceki gün, Eskişehir Teknik Üniversitesi‘nde Mühendislik Fakültesi Mezunlar Buluşması vardı sevgili okur. Okulumuzun her yıl düzenlediği bu organizasyonlara Alper‘le ikinci defa katılmaya karar verdik. Güzel haberi ise Ahmet verdi. Eşi Petra‘yla birlikte cumartesi günü Eskişehir’e geleceklermiş. Çok geçmeden İzmir’den bir telefon daha geldi. Dönemimizin abisi, Aslan Abi’miz de etkinliğe katılmak için yol çıkmıştı bile.

Tüm bu organizasyonun içinde bir de laboratuvarda bir bulaşık yıkama seansı çıktı. Öyle olunca bence cuma günü okula uğrayıp bulaşık için bazı ön hazırlıkları yaptım. Bu sayede cumartesi günü işimiz daha kolay olacaktı.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp tren garına gittim. Ankara’dan gelen bir başka arkadaşımı, doktora çalışmamdaki ortağımı, Tarık Abi’yi karşıladım. Çalıştığımız laboratuvarın anahtarını verdikten sonra yapılacak işlerle ilgili onu bilgilendirdim. Sonra o laboratuvara giderken ben de önce çarşıya uğradım, sonra da Ahmet ve Petra’yı karşılamak için geri döndüm. Üç yıldır görmediğim Petra, Ahmet ve Ahmet’in bıyığıyla  (Ahmet yanında küçük bir sürpriz getirmişti) nihayet buluştuk ve hemen yakında bulunan Hangover Sky isimli mekana gittik. Eşyalarını falan organize ettikten sonra kahvaltıya oturduk. Bu sırada Aslan Abi de çıktı geldi yanımıza. Ancak ortamda birisi eksikti: Alper. Günlerdir devam eden yorgunluk ve uykusuzluğa ne yazık ki mağlup olmuş, alarmları falan duymadan uyumaya devam etmişti. Neyse ki böyle durumlarda Caner her zaman yardımımıza koşup yan odada uyumakta olan abisini uyandırır.

Alper’in nihayet uyanıp yanımıza gelmesi on dakika sürdü. Hep birlikte nihayet kahvaltı edip Petra’yı şehir merkezine uğurladıktan sonra, 2007 yılından beri hayatımın değişmez bir parçası olan okulumuza, İki Eylül Kampüsü‘ne doğru yola çıktık. Bir önceki gün de okulda olduğum için hazırlıkları görmüştüm. Bahçeye tenteler kurulmuş, kürsü yerleştirilmişti. Çok kısa sürede tanıdık yüzleri görmeye başlayınca keyfimiz yerine geldi. Bu esnada ben yine bir kaçamak yapıp laboratuvarda bulaşık yıkamakta olan Tarık Abi’nin yanına koştum. Bir süre onunla birlikte epey bir deney tüpü yıkadıktan sonra tekrar fakültenin kantinine geldim.

mezun05

Serdar Hoca’mızla birlikte

Burada en eski mezunlarımızdan olan Hülya Hanımları (iki tane Hülya vardı), Sanem Hanım‘ı, onların arkadaşlarını, hocalarımızı, dönem arkadaşlarım Seda‘yı ve Esra‘yı, kariyerine işletmeci, üstelik adından söz ettiren bir mekanın işletmecisi olarak devam eden Nur‘u, başka bölümlerden onlarca eski arkadaşımı gördüm. Hocalarımızdan çok az katılmışlardı. Buna biraz üzüldüm. Belki ilerleyen dönemlerde daha çok katılım olur. Bu arada Rektör hocamız (hem de bölümümüzden hocamız) Tuncay Hocamızla da sohbet edebilme şansımız oldu.

mezun04

Okulda planladığımızdan daha çok vakit geçirip merkeze dönmeye karar verdik. Aslan Abi bizimle vedalaşıp İzmir’e doğru yola çıktı. Biz de o sırada Odunpazarı‘nda gezmekte olan Petra’nın keyfinin yerinde olduğunu öğrenip benim eve geçtik. Burada büyük bir hevesle müzik yaptık. Müzik faslı gerçekten güzeldi. Buradan bir hikaye çıktı hatta.

mezun03

Daha sonra çarşıdan Caner’i de alıp yeni açılan kitap fuarına gittik. Kitap fuarı bambaşka bir yazının konusu olacak. Burayla ilgili ilk defa hayal kırıklığına uğradım.

Fuardan sonra Ahmet’in ricasıyla Donas‘a gittik. Birer zurna yedik. Seviyoruz, bunda utanılacak, inkar edilecek bir şey yok. Donas’tan sonra da Caner’i bırakıp, stüdyo planımızı Ahmet’in biraz grip oluşu nedeniyle iptal edip Odunpazarı’na gittik. Buradan Petra’yı ya da bizim bilmediğimiz ismiyle Cansu‘yu alıp sürpriz bir tatlıcıya gittik. Burası çok başarılı künefe yapan bir mekandı. Geçtiğimiz günlerde tanıştığım bir arkadaşımız işletiyordu. Yolda giderken arabada Anadolu Üniversitesi‘nin resmi radyosu, Eskişehir’de yayın yapan en kaliteli radyo, Radyo A çalıyordu. Program sunucusu istekler için bize ulaşın deyince, hemen radyonun sitesine girip “mezuniyet buluşmasındaki arkadaşlarım” için bir parça istedim. Sağ olsun, biz araban inip mekana girdiğimiz sırada anons etmiş. Mekana girince bir baktık aynı radyo açık ve Bohemian Rhapsody çalıyor. Bu radyonun sürekli bir dinleyicisi olan Halil Abim mesaj attı hemen, “bu şarkı sizin için çalıyor proofhead helal olsun” 🙂

mezun02Tatlı faslından sonra dördümüz de masadan mutlu ve mesut olarak kalktık. Kısa bir yürüyüşten sonra, işten yeni çıkan Merve‘yi de alıp bu sefer Kızılcıklı Caddesi‘ne gittik. Burada bir mekanda oturduk. Epey komik bir muhabbet oldu burada. Daha sonra Petra’nın “Barlar Sokağı” isteğine uyup önden Ahmet ve Petra’yı gönderdik. Biz arkadan yetiştiğimizde, sokakta geçirdikleri birkaç dakika içerisinde Barlar Sokağı’nın artık eski tadının kalmadığını anlamışlardı ve sokağın dışında başka bir mekana geçmişlerdi.

mezunyt036Burada da dönüş otobüslerinin saatine kadar oturduktan sonra, yıllardır sağa sola, eve okula, çarşıya, otogara, hava alanına, annemlere bırakma derdimizi çeken Alper önce, Ahmetleri otogara bıraktı. Sonra da beni eve.

Ulan ne muhteşem bir gündü. Uzun süre, cidden çok uzun bir süre sonra böylesine güzel, dolu dolu bir gün geçti. Ahmet’i, Petra’yı, Aslan Abi’yi çok özlemişim. Uzaktan gelen tüm dostların, kardeşlerin ayaklarına sağlık. Ömrünüz uzun ve mutlu olsun. Herkesin ismini tek tek yazmadım, kimse kızmasın, gücenmesin. Hepinizi seviyorum.

Bu arada, Ahmet’in yanında sürpriz olarak getirdiği tek şey bıyığı değil, bir çift de Vic Firth nylon tip 5A baget oldu. Çok çok teşekkür ederim, fazlasıyla mutlu etti beni.

mezun00

Üşenmeden solda sağa: Hülya, Esra, Hülya, Serdar Hoca, Sanem, Esra, Fadime, Alp, Seda, ben, Tuncay Hoca, Aslan Abi, Alper, Deniz (balonlu olan), Eftade Hoca, Sinem, Esra Hoca, Zehra Hoca, Özlem Hoca, Nur

Alper’in Yeni Evi

Dönem başından beri orada burada, kuytularda, köşelerde barınan, yatıp kalkan dostum; güzel insan Alper‘e nihayet bir ev bulduk. Pazar günü de onun taşınması işiyle meşgul olduk. Aslında ev taşıma işleri artık hayatımızın sıradan bir parçası olduğundan dolayı bunu yazmasam da olurdu ancak bu sefer anlatılmaya değer olay ev taşıma değil, bunun sadece küçük bir kısmında yaşadığımız komik olaylardı.

Sercan‘ın sınıf arkadaşı Bilge‘nin bir akrabasının eviymiş Alper’in tuttuğu ev. Ev sahibinden, depozito zart zurt yok. Kirası da 400 lira. Yeni bina olduğundan biraz ısınma sorunu olacak gibi duruyor ama bakalım. Sağolsun Bilge sadece eve aracı olmakla kalmamış, kendi evindeki kullanmadığı birkaç parça eşyayı da vermeyi teklif etmiş.

Buna benzer bir kamyonetti

Pazar günü saat 12.00’de evin önünde buluştuk Sercan, Alper ve ben. Alper’in ev arkadaşı Salih de ailesi ile kısa bir süre sonra geldi. Salihlerin kamyondan yatak, çamaşır makinesi, fırın ve birkaç parça koliyi yukarı çıkardık. Herşey sorunsuz, sıkıntısız halloldu.

Bir sonraki aşamada ise daha önce hiç gitmediğimiz bir yer olan Karabayır Bağları‘na gidip, Bilgeler’in evi bulup Alper’e vereceği çekyat yatak benzeri eşyaları alacaktık. Üç kişilik bu kamyonete dört kişi nasıl sığacağımızı düşündük önce. Salih şofördü. Yanındaki 2 kişilik koltuğa önce ben oturdum Salih’in yanına. Sonra Alper oturdu. En son da Sercan, Alper’in dizlerine oturdu ama nefes alamamaya başladı. Bir süre sonra biz de alamamaya başladık. Bu halde yola çıktık.

Hyundai marka kamyonete binip Kütahya Yolu‘na doğru hareket ettik. Öncesinde Alper arayıp bir yol tarifi almıştı. Buna güvenip devam ettik. Osmangazi Üniversitesi yol ayrımından Sazova‘ya doğru döndük önce. Sonra yanlış döndüğümüzü anladık. Yola devam edip bir U dönüşü yaptık. Geri dönüp bu sefer köprünün üzerinden Osmangazi Üniversitesi’ne doğru yol almaya başladık. Bu esnada Sercan’ın telefondaki GPS‘ten yardım aldık sözde. Ekranda görülen yolun sonuna bakmadan yine gittik Osmangazi Üniversitesi’nin oralarda bir yerlerde U dönüşü yaptık yine. Gerisin geri gelip bu sefer şehre doğru sürmeye başladık.

Bir süre gidince bu yolunda yanlış olduğunu anladık. Ancak çoktan İl Tarım, Gıda ve Hayvancılık Müdürlüğü‘nün önünde gelmiştik. Alper arabadan inip oradaki görevliye sordu aradığımız adresi. O adam da sağolsun bize tarif etti.

Meğer az önce üzerinden geçip gittiğimiz köprünün altından geçip hemen sağa dönmemiz gerekiyormuş. Zaten köprünün altından geçince aradığımız yerin gösteren bir tabela gördük. Tarımsal Araştırma Enstitüsü 6 KM diyordu levhada. Tam 6 kilometre yol yaptık. Sağlı sollu villalar gördük. Köpekler kediler gördük. Süper tepelerden geçtik. Buraları bana hep Sivrihisar‘ı anımsattı sevgili okur. Şaka maka çocukluğumu özlemişim ben.

Gittiğimiz rota. (tıklayınca büyür)

Epey bir yol gidip artık buradan ileride de ev mev olmaz diye düşünmeye başladıktan sonra gördük enstitüy: Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü. Burada hemen Bilge’yi arayıp evlerinin yerini öğrendik ve evi nihayet bulabildik. Burası mükemmel bir doğanın ortasında sessiz, sedasız, tepelerde çevrili acayip otantik bir yerdi. Tam bir piknik mabediydi burası. Gerçi bakış açısına göre de değişirdi.

Bizi Bilge’nin annesi, muhtemelen ablası (Bilge’den büyük görünüyordu) ve Bilge karşıladı. Hemen eşyaları arabaya yükledik. Salih güzelce sardı. Sonra dönüş yolculuğu başladı. Gelirken çektiğimiz sıkıntıdan bahsetmiştim. Bundan dolayı uyanık davranan Alper ve Sercan benden önce hareket edip kamyona oturdular. Bu ayazda kasaya oturamayacağıma göre bir tanesinin dizlerine oturmak icap ediyordu. Önce üzerlerine zıplamayı denedim, izin vermedi hırtlar. Neyse, bende çıktım üzerlerinden kayıp tam ortalarına oturdum. Neden bilmiyorum Alper epey saydı sövdü bana, ulan az önce ben böyle mi oturdum, diye. Her neyse gayet rahattım sonuç olarak. Sercan cam açmaya kalktı, soğuk geliyor diye açtırmadım. Alper yine sövdü. Bu esnada yine yanlış yola girdik. Alper iyice çıldırdı bana vurmaya başladı. Kafamı kamyonun tavanına çarptım. Sercan’ın suratı da cama yapıştı. Daha sonra gülme krizine girdik. Sercan yine nefes alamadı, ölüyordu.

Eski Doğum Hastanesi’nin önünden Kızılcıklı Caddesi‘ne girişi kaçırınca Salih bu sefer yine yok yere şehir içi trafiğine daldık. Çok rahatmışız gibi neredeyse 15 dakika daha ekstradan bu eziyete katlandık. Birkaç defa trafik polisinin önünden geçtik. En nihayetinde Sakarya Meydanı‘na çıkabildik. Oradan Seval‘e geçip Alper’e vereceği yatağı aldık.

O kadar yorulmuştum ki anlatamam. O noktada Alperler’den ayrıldım. Benden sonra neler oldu bilmiyorum.Ama şunu öğrendim, eğer Alper rahat olmayı umarken siz bir şekilde ondan daha rahat olursanız Alper sizi dövüyor.

Alper’in yeni evi hayırlı olsun. Bilge’ye ve Seval’e de yardımlarından dolayı ayrıca teşekkür ederiz.

Doğan SL & Fotoğraf Çekimi

A'khuilon

Bizim Volkan‘ın pek çok sıfatının yanında bir de A’khuilon Resmi Fotoğrafçısı diye bir sıfatı var. Grubun official fotoğrafçısı diye geçiyor. Hatta bu pazar konsere götürüyorlar. Her neyse, ben de Volkan’a bu ve bunun gibi bir takım fotoğraf işlerinde yardım ediyorum. Taşıma, ışık ayarı gibi konularda elim değiyor falan.

Dün de yine  grubun bir fotoğraf çekimi vardı. Grubun yeni elemanı Öztürk‘ün önerisi ile kalktık bilenler bilir, Üniversite Evleri diye bilinen yerin arkasındaki Kent Ormanı‘na gittik. Ormana gittik lan 🙂 Her neyse, ormana giderken daha hesaplı olur diye Volkan’ın baba emaneti Doğan SL‘ini kullandık ve kendi çapımızda bir rekorun sahibi olduk: 8 kişi! Ortalama 75 kilodan 600 kilo! Hepimiz iri insanlar olduğumuzdan ciddi anlamda bir rekor bu sevgili okur. Öyle hemen okuyup geçme bu satırları, geri dön bir daha oku. Neyse, ön sağ koltuğa iki kişi; arkaya oturan 4 kişi, kucakta bir kişi ile ölmeden varabildik ormanın kıyısına.

Şunu farkettim ki ormanın kıyısındaki dubleks evler tam anlamıyla yaşanabilecek, harika, süper evler. Param olsa düşünmezdim heralde. Ya da kısa bir süre düşünürdüm. Neyse, ormanın içerisinde grup fotoğrafı için uygun olabilecek bulabildikleri her nesnenin önünde fotoğraf çekti Volkan. Kaya, ağaç, boşluk, daha büyük bir kaya, yol ayrımı falan. Ancak zaten öncesinde Volkan’la benim Esgaz‘a gidip 20 lira  açma kapama parası yatırmamız ve yaklaşık 150 kişilik bir sırayı beklememiz, bu esnada Volkan’ın bir kızı görüp aşık olması derken bir miktar gecikmemiz dolayısı ile günün kullanılabilir ışığını büyük ölçüde kaybetmiştik. Bu sebepten kelli çekebildiği kadar fotoğraf çekti Volkan. Sonra oturduk bir kaç lokma bir şeyler yedik. Sonra dönüş yoluna başladık. Bu noktaya kadar ben günün en bomba olayının Öztürk’ün 75 liraya yaptırdığı redingot‘u olduğunu düşünüyordum. (Canım çekti bu arada kendime yapabilir miyim lan acaba?) Ancak gerçek ve saf komedi meğer dönüş yolunda olacakmış.

Bu araba yanımızda durdu

Osmangazi Üniversitesi‘nden dönerken Hasan Polatkan Caddesi üzerinde bir ışıkta durduk. Yanımıza bir BMW Z4 geldi durdu. Otomatikman bizimkilerin hepsi o sıkışıklığa aldırmadan camlara yapıştılar. Hareket edince Volkan’ın çok ağırına gittiği için yolu ortalayıp adamın bizi geçmesine fırsat vermedi 🙂 Sonra adam bir şekilde bizi geçip aynen bizim döneceğimiz istikamate gitmeye başladı. Biz de Mehmet‘in gazıyla takibe başladık 8 kişi bir tüplü Doğan SL’nin içinde. Neyse, doğum hastanesinin civarına geldiğimizde Volkan iyiden iyiye havaya girmiş BMW’nin yanında ara gazı falan vermeye başlamıştı. Tabi o esnada benim arkada gülmekten kasıklarım falan ağrımaya başlamıştı. Kırmızı ışıkta da BMW gelip yanımızda durunca Volkan son hamlesini yapıp yine ara gazı vermeye başladı ve efsanevi bir kalkışla Kızılcıklı Caddesi‘ne girdik. Sonra BMW’ye ne oldu göremedik 🙂

Kızılcıklı’da Öztürk’ü, Oğuz‘u ve beni hemen arabadan indirip gazlayıp gittiler. Biz de çay içtik 🙂

Bu yazıdan çıkarılabilecek dersler: Ormana fotoğraf çekmeye gitmeyin. Doğan SL, dayanıklı bir arabadır. 75 TL’ye redingot yaptırabilirsiniz.

Tadına Doyamadık Sabhankra

Sabhankra

Bu yazıya çok başlık düşündüm. Savaş Abi’den “Patlayan Dudak” diye bir öneri geldi hatta. Her neyse, bu yazı dün (21 Şubat 2010) tarihinde Eskişehir Artis Kafe Bar‘da gerçekleşen Chaos Fest V organizasyonunda sahne alan Sabhankra grubunun konser kritiğidir. Ya da en azından öyle olmasını temenni etmekteyim. Ama biliyorum ki yazının ortalarından itibaren konuyu dağıtacağım.

Sabhankra

Neyse efendim, o gün saat 3’te tren garında karşıladım olanca heyecanımla sevgili grubumu. Bunu, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız sizi görmeye geliyor diye düşünün. Hepsi ile iyi kötü konuşmuşluğum olduğundan dost canlısı insanlar olduklarını kestirebiliyordum, ve öyle de çıktılar sağolsunlar. Yanıltmadılar beni. Epey kalabalık bir kafile ile gelmişlerdi. Kısa bir tanışma faslından sonra hemen mekana geçtik. Klavyecileri Elif‘in o ağır Yamaha MO6′sını sırtlanıp grubun önüne düştüm ve  mekanın yolunu tuttuk. Mekan dediğim yer Artis Kafe Bar diye bir yer. Burası Kızılcıklı Caddesi‘nin ortasında eskiden Leman Kültür diye bildiğimiz bir mekan. Buraya sadece 1 kere gelmiştim. Onda da masalardan dolayı mekanın büyüklüğü konusunda kafamda pek birşey oluşmamıştı. Dün hep beraber mekana gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık o yüzden. Mekanın sahnesi yoktu en başta 🙂 Zeminle yükseltisi aynıydı. Ve mekan gerçekten çok küçüktü. Etkinlik sayfasında geleceğini söyleyen 600 kişi nasıl sığacaktı ki buraya? Şimdi bu noktada tüm oklar organizatör Murat Abi‘ye dönse de, işi bilenler bunda onun bir suçu olmadığını biliyor. Zira bu organizasyon Glow Bar‘da yapılacaktı. Mekana iki ay öncesinden haber verilmişti ancak Glow Bar ne hikmetse o gün tadilatta olduğundan son anda organizasyonu iptal etmek yerine buraya taşınması söz konusu oldu. Burada açıkça yapılan bu yakışıksız hareketin karşılıksız kalmamasını temenni ettim içimden.

Süha ve Elif

Grup, Murat Abi’den gerekli bilgileri aldıktan sonra Murat Abi’nin ayarladığı üzere hep beraber Donas‘a gittik. Şimdi takip eden okur hemen diyecektir Mesut daha geçenlerde Donas’a laf ediyordun diye. Hayır, Eskişehir’deki bozmayan tek Donas’a – Kızılcıklı Caddesi’ndeki- gittik. Grubun Donas hakkındaki genel fikri kendi sözcükleri ile “ÇOK BAŞARILI” oldu 🙂 Yemek faslından sonra da kendilerini yalnız bırakıp sırf benim ısrarım üzerine işlerini güçlerini bırakıp Sabhankra izlemeye gelen dostlarımın (ki adlarını tek tek saymazsam ayıp olur Koray, Sercan, Utku, Savaşalp, Alper, Selma, Burcu, Merve, Murat) yanına gittim. Volkan‘ı yazmadım, kendisi zaten her türlü gelecekti etkinliğe 🙂 Merve’ye de ayrıca teşekkür ederim, bu günün benim için önemini bildiği ve beni kırmayıp yanımda olduğu ve geceyi benim için unutulmaz yaptığı için. Evet. Murat ise kardeşim olur, ilk defa böyle bir olaya dahil oldu. Çok da mutluydu.

Saat 17:10 da kapı açıldı bizde içeri doluşup mekanın oturma imkanı olan iki koltuğundan birini hemen kendimize rezerve ettik 🙂 İlk grup Chopstick Suicide ismindeki gruptu. Önceki yazılarımda bahsetmiştim bu gruptan. Şarkıları birden bire değişiyor, bi caz havası giriyor, acayip oluyor falan. Güzel gruptu kendileri. Tebrik ettim.

Saat 18:10’da beklediğim an geldi ve Sabhankra sahneye çıktı. Kafamda aşağı yukarı 11 parçalık falan bir çalma listesi yapmıştım kendimce. Ancak önceki gruba bakaraktan kesin 7-8 parça çalarlar diye düşündüm. Öyle de oldu. Grup hızlıca bir ses kontrol aldı. Şimdi bu konularda çok uzman olmadığım için fazlaca yorum yapamıyorum. Ancak sahne önüne gelen ses iyiydi ilk parçalarda. Ancak ortalara doğru (Prophet’ten sonra) Savaş Abi’nin vokal ve gitarının sesi epey düştü.Konseri anlatmaya başladım madem dur parça listesini de vereyim:

  1. Powercraft
  2. Our Kingdom Shall Rise
  3. Prophet
  4. Tomorrow Never Comes
  5. You Will Die
  6. Hunt
  7. Buried In Dust

Savaş

Evet, 7 parça çaldılar sadece 😦 Beklediğimin neredeyse yarısı yani. Sonradan grubun planladığı listeyi aldığımda gördüm ki 10 parça düşünmüşler ve bunların arasında Sorrowland‘de varmış meğer. Ama işte kısa olunca adamlar Sorrowland’i iptal edip yerine acayip gaz You Will Die’ı koymuşlar. Keşke Hunt’ı iptal etselerdi ama neyse. Anlayacağın doyamadım tadına grubun. Grubun iddialı bir fanı olduğumdan bütün şarkıları aynı tatta çaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sonradan Savaş Abi’nin kendini duymadan ezbere çaldığını öğrendim. Yine de iyiydi. Ancak işte sesler biraz daha yüksek olsaydı keşke. Şarkılardan Powercraft ve Our Kingdom Shall Rise mükemmel bir gazda geldi geçti. Ortalık karıştı. Benim payımda var elbette bunda. Sonradan Alper’den ağzımda salyalarla sağa sola saldırdığımı falan öğrendim. Ne olmuştu lan bana 🙂 Pogo esnasında mikrofon Savaş Abi’nin dudağına çarpıp patlatmış, Süha sallanırken kafasını ride ziline çarpmış falan 🙂 Yerin kısıtlı olmasının azizliği oldu dunlar hep. Bir de davul setup’ı çok yetersizdi. Neyse, You Will Die da zaten en sevdiğim parçalardan olduğundan iyi kopardım onda da. Şimdi tekrar bakıyorum da ayırt edemiyorum ya. Hepsinde de coşmuşum. O esnada Volkan onlarca kare fotoğraf aldı, Sercan’da konseri eksiksiz kaydetti videoya.

Süha

Konserden sonra grubumla fotoğraf çektirdik. Konseri yorumladık. Grubun davulcusu Yağız’ın biraz canı sıkıldı ve erken ayrıldı o. Sonra bende grubun bastırdığı kupayı ve Our Kingdom Shall Rise EP’sini alıp çeşitli istenmeyen sebeplerden ötürü erken ayrılacağımdan vedalaştım grubumla. Hepsi de 10 numara insanlar. Beklediğimin çok çok üstünde bir samimiyetle sağolsun katlandılar bana. İmzaladılar albümlerini. Hatta onlarda olmayanları bile 🙂 Süha, Savaş, Gürkan, Elif ve Yağız, hepside hem müziklerine hem de kendilerine hayran olunabilecek kadar iyi insanlar. Penalarını topladım bir canavar edasıyla 🙂 Koleksiyonumdaki yerini aldı hepsi.

Gürkan

Şiddetli bir boyun ağrısı ile yazmaya devam ediyorum. Grup açıkçası beğenmedi bu konserlerini. Hatta en kötüsü bu oldu dediler. Ancak dediğim gibi bunun en büyük sorumlusu mekanın kendisi ve ses düzeneğindeki yetersizlikler oldu. Ulan Glow! Artık kesinlikle kafama koydum, madem Eskişehir’de olmadı, bende gidip İstanbul’da izleyeceğim adamlarımı.

Grupla vedaşlatım ve mekandan ayrıldım diğer grupları izleyemeden. Bu yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Sabhankra, sizi seviyorum. Aklımdakileri notaya döktüğünüz için, tek bir kötü parça bile yapmadığınız için, hepiniz ayrı ayrı çok kral olduğunuz için 🙂

OUR KINGDOM SHALL RISE!

NOT: Bu yazı bir iki gün içerisinde yeniden güncellenecektir. Video eklenecektir, yorum eklenecektir. Bu yazıya Volkan Vardar‘ın fotoğrafları eşlik etmektedir.
Grubun Our Kingdom Shall Rise EP‘sinden elimde orjinal olarak bulunmaktadır. Fiyatı 5 TL’dir. Koleksiyonuna almak isteyen, grubun tadına doyamayanlar lütfen buraya tıklayıp benimle iletişsin.

Düzenleme: Şarkı sıralamasını hatalı yapmışım. Onu düzelttim. 
Konserden bir performans videosu ekledim.

Göğe doğru haykıran benim

Donas Neden Tırttır?

Donas

NOT: Bu yazı bir işletme karalama yazısı değildir. Bu yazı bir işletme uyarı yazısıdır. İşletme, uyarı alır kendine gelir. Müşterisi de memnun olur, işletmecisi de. O yüzden artistik yorumlara kapalıyız efendim 😀

Bakma sevgili okur başlığın böyle olduğuna. Bu yazıyı yazan kardeşin bir zamanlar Donas dürüm hayranı bir insandı. Çarşıya her gittiğinde mutlaka ziyaret ederdi o mekanı. Ancak şimdilerde çok seyrek giderek oldu. Bunun sebebi de tamamen Donas’ın işi bozmasıdır. Bu yazı da bu durumla ilgili bir yazı olacak. Bir zamanların efsanesi Donas, nasıl oldu da gözümden düştü böyle? Bunu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bir fast food’tan ne beklersiniz? Çabuk olmasını, lezzetli olmasını, temiz olmasını ve o mekandan sonuçta memnun bir şekilde ayrılabilmeyi. İlk olarak Donas, en başından beridir çok hızlıdır. Özellikle bu kasada ödeme sistemini getirdikten sonra neredeyse masaya oturduktan hemen sonra siparişiniz gelir oldu. (Bilmeyenler için Donas ilk açıldığında şimdiki gibi fiş alma olayı yoktu. Hesabı klasik bir biçimde çıkarken ödüyordunuz.) Donas hız olarak iyi. Peki lezzet? Malesef hayır. İşte donasın, “bozdu abi” dedirten en önemli yanı bu. Donasın ilk lezzeti ile şimdikinin arasında dağlar tepeler, iki ay bir güz kadar fark var artık. Kattıkları sosun tadı acayip, tavuğun tadı nedense sizi bir türlü tatmin etmiyor. Ayrıca donasın boyu da küçüldü ya. Hatırlıyorum eskiden daha uzundu. Belki içeriğindeki malzeme aynı miktardadır diyerek buna ses edemiyorum.

Donas temiz mi peki? Yok zannetmiyorum. Ha, yiyorum orası ayrı. Ama istisnasız her seferinde masadaki birinin ya da tekseniz sizin donasınızdan bir kırıntı, çiğnenemeyen, ağza sert gelen ve dolayısıyla bayansanız özellikle, donası yarıda bırakmanızı sağlayan bir madde çıkıyor. Buradan da tavuğun etlerini o şişe dizerken nasıl bir “titizlik” içerisinde olduklarını anlayabiliyoruz. İnternette araştırın bakın. İnsanlar neler neler çıktığından şikayet ediyor. Donası hazırlayan ustanın da bu işi aslında ne kadar sallayarak, özen göstermeden yaptığını görebiliyorsunuz. Bir dürümde olması gereken o eşit dağılım ilk başlarda donasta mevcut iken şimdilerde unutulmuş. Etler donasın göbeğinde birikiyor, donasınızın altına sosu sızıyor, patatesler acayip acayip geliyor ağzınıza. Yalnız şu noktaya dikkat etmek lazım. Yıllardır donasımın altına en ufak bir sos dökmemekle, paketin altına 1 gram bile malzeme kaçırmamakla övünürüm. Halen de öyleyim 🙂

Donas mekan olarak, bir zamanlar Eskişehir’in en entel mekanlarına ait olan konumlarda açmış şubelerini. İlk şubesi Şair Fuzuli Caddeside Eskişehir’in en ciks kebapçısı Ar Kebab‘ın hemen yanında açıldı. İkinci şubesi yine aynı cikslikle bilinen Kızılcıklı Caddesi‘ne açıldı. (Yeri gelmişken, burası Donas’ın halen daha lezzet olarak bozmayan tek yeridir. Bir ara kapandı falan diyorlardı. Bilemiyorum, epeydir o taraflara yolum düşmüyor.) Ve Donas son şubesini de çok mükemmel bir noktaya; Anadolu Üniversitesi‘ne, Haller Gençlik Merkezi‘ne ve Kanatlı Alışveriş Merkezi‘ne yakınve Eskişehir’in kalbi dediğimiz İsmet İnönü Caddesi üzerinde olan bir yere açtı. Bu mekanda da önceden acayip entel, pahalı bir restoran vardı. Donas böyle bir anısı olan mekanı alıp yeniden kendine göre restore etti ve para basmaya başladı. Evet para basmaya! Önce zam yaptı, sonra donası küçülttü falan. Enteller, zengin insanlar ne kadar dirense de dayanamadılar ve onlar da donas yemeye başladılar. Böylece donas Eskişehir’de fastfood piyasasını ele geçirdi. Lakin zamanla bozmaya başlayınca bir anda insanların ilgisi Espark‘taki KFC, Burger King ve hatta Pino gibi mekanlara kaymaya başladı. Bunun üzerine Donas’ta yepyeni bir dekor yaptı ama ne dekor! DONAS TURKISH FAST FOOD! Ve altında minicik minicik yazılar falan. Havalı iç kaplamalar, posterler vs. Ancak o posterlerin altındaki minicik minicik yazılara hiç dikkat etmemişler. O yazılarda da Boston‘da 1800lerde kurulmuş bir kereste fabrikasına ait bilgiler yer alıyor. Her tür kereste işi itina ile yapılırın ingilizcesi yani 🙂 Google’dan mı buldular altı boş kalmasın diye yoksa birebir başka bir şeyden kopyalayıp silmeyi mi unuttular orasını meçhul. Ve işte Donas, bu yüzden çakmadır, bu yüzden kolpadır! Bu grafik tasarımı yaptırdın eyvallah, be adam merak edip bir bakmadın mı ulan ne yazıyor burada diye. Eğer sizinde dikkatinizi çekmediyse yarın gidin bakın. DONAS TURKISH FASTFOOD yazan levhaların hepsinde var bu geyik. Yarıla yarıla gülün, sonra sipariş almaya gelen garson yüzünüze baksın ters ters:)

Söz garsonlardan açılmışken Donas’ın bir diğer kötü yanı ise özellikle bir ara (ki bu yaklaşık 4-5 ay öncesi oluyor) çalıştırdığı garsonları. O garsonların istisnasız tamamında ya da dur hakkını yemeyeyim biri hariç hepsinde aşırı bir laubali tavır hakimdi. Sipariş alırken sağa sola bakması, sizi sallamaması, siparişinizi verirken ki hareketleri, sizin içinde olmasın dediğiniz bir şeyin genelde gözden kaçmasına sebep olması, getirdiği turşuların diğer tabaklardan artanlardan oluştuğu hissiyatını yaratması, turşu istediğinizde nedense size düşmanca bakması ve daha pek çok şey. (Donas’ın tuvaletinde bugün gördüğüm şeyi yazmayacağım buraya.) Gidin KFC’ye ya da ne bileyim Mc Donald’s a, sorduğunuz en saçma soruya, en uçuk isteğinize bile nasıl cevap verildiğini görün.

Şimdi bunların toplamında bakıyorum ki Donas ne kadar kötü bir yer olmuş. Ama bunları bilen ve yazan ben az önce donastan geldim. İnsan bir şeyi başlarda severken sonlara doğru böyle bozulduğunu görünce üzülüyor. Volkan‘dan yine kırıntı çıktı mesela. Ancak şunu da inkar etmiyorum. Ben, o özlediğimiz donasın geri gelmesini inanın sabırla bekliyorum. Yoksa donasın kendisi kaybedecek. Pek çok alternatif mekan açıldı çünkü Chicken, Katık, Samsa gibi. Haydi Donas, inanıyorum başarabilirsin. Yeniden bizi mutlu edebilir ve daha güzel bir fiyata daha kaliteli hizmet verebilirsin. Ben inanıyorum sana. Eskişehir sana inanıyor!