Tag Archives: koray

11.11 Dolunayı

Geride kalan ay boyunca, neredeyse her gece teleskop başında Ay‘ın her bir evresini -taa ki sana ulaşıncaya kadar- gözlemledim. Netlikle ilgili yaşadığım bir sorun vardı. Ancak ne olduysa oldu ve o sorunu da hallettim. Böylece artık kraterleri de sıkıntısız sorunsuz görebiliyorum. Yalnızca kendim görmekle yetinmeyip eşe dosta herkese de gösteriyorum, bakın da şu güzelliği görün diye.

betulturksoyGeçenlerde Eda sağ olsun, Instagram‘da şimdiye kadar gördüğüm en güzel Ay fotoğraflarını çeken bir hesabı benimle paylaştı. Betül Türksoy ismindeki bu kadın fotoğrafçı neredeyse her gün bir Ay fotoğrafı paylaşıyor. Bu alanda takip ettiğim profiller listesine hemen ekledim kendisini. Şu an için böyle fotoğraflar çekebilecek bir lense sahip değilim. Ama imkanlar her geçen gün gelişiyor, güzelleşiyor. Yakın zamanda umarım seni şaşırtabilirim.

Sende en çok sevdiğim şeylerden birisi de Atatürk‘e, Cumhuriyet‘e, büyük Türk devrimine, milletimize ve bayrağımıza olan tutkun. En az benim kadar önemseyip, ışık saçarak bunları sahipleniyor oluşun, oldum olası gönlümü çalmıştır. Ne yazık, 10 Kasım’da Atatürk’ün ölümünü saygıyla anıyor olan bizler, hemen ertesi gün “11.11 Alışveriş Çılgınlığı“na kapılıyoruz. Bu belki haksız bir eleştiri olabilir. Ancak yine de içten içe kızıyorum topluma. Keşke beni duyabilsen de, seninle sırf oturup şunları konuşsak.

Biz (Cansın, Alper ve ben) yine dayanamadık, 10 Kasım’da Atamızın en sevdiği şarkılardan birini, belki de ona küçücükken ayrıldığı Selanik‘i hatırlatan o türküyü çaldık: Çalın Davulları! Biz çaldık, sağ olsun Koray da montajladı. Ölünceye kadar içindeki Selanik hasreti, doğduğu toprakları anavatan topraklarına katamamış olmanın verdiği hayal kırıklığı ve üzüntü hiç dinmiş midir acaba? Bazıları gibi bencillik yapıp, sırf memleketi diye, Selanik’i geri almak için bir savaş açmayı düşünmüş müdür acaba? Sanmıyorum. O her zaman milletinin menfaatini, kendi hırslarının önüne koydu. O, ancak sevdiği türkülerle yetindi, şarkılarda sığındı Selanik’e. Peki sen de hala sevdiğin o şarkıları dinliyor musun?

Kasım ayı dolunayı, bir yılın daha senin peşinde tükendiğini anlatıyor. Bir sonraki dolunay yazısı, büyük ihtimalle yılın da son birkaç yazısından birisi olacak. O yüzden bu yazıyı yazmak için farklı bir mekanda olmak istedim. Buraya seninle hiç gelmedik. Akşamın son saatleri ve günün son ışıkları yavaşça soluyor. Aklıma düştün yine, bir gözüm gökyüzünde. Düşündüm. Belki şu kadın sana benziyor, belki şu araba senin, belki de tam karşı binadan beni izliyorsun. Böyle bir yalnızlığı ne zaman yaşasam seni istiyorum yanımda. Nasıl yorumlarsın peki bu durumu? O her şeye “derin” anlamlar yüklemeye çalışan sen, şu anda yanımda olsaydın, belki konuşmana izin verir, yüzünde titreşen her bir çizgiyi izlerdim. Senin de yapmayı en çok sevdiğin şey gibi. İlk ışıklar yanıyor, akşam yerini geceye bırakıyor. Işıksız evlerde belki birileri sırtını duvara dayamış açlık çekiyor, belki birileri özlüyor ve belki birileri çaresizce bekliyor.

Canon EOS 550D Günlükleri: EF 50mm, Türkçe Kılavuz, Çanta

Bu seri önümüzdeki dönemde hayli ilgi çekici bir seri olacak benden söylemesi.

Evet, bu yıl yola Canon‘la, EOS 550D ile devam etmemiz nedeniyle tüm dikkatimi markaya ve makinenin yeteneğine vermiş durumdayım. 2009 yılında üretilmesine ve aradan geçen 10 yıla rağmen halen, güncellenmiş versiyonlarına kafa tutabiliyor. SLR makinelerdeki en büyük olayın algılayıcı olması sebebiyle, üst versiyonlarda CMOS‘tan farklı bir tür kullanmadıkları sürece bu makine günümüz standartlarında bir kaliteyle iş üretmeye devam edecektir.

canongun03Cihazı aldıktan hemen sonra kullanma kılavuzunu İngilizce olarak bulup indirmiş ve hatta bastırmıştım. Kullanma kılavuzu özellikle çekim modlarıyla ilgili bir sürü fikir verdi bana. Geçenlerde şans eseri bu cihazın Türkçe çevrilmiş bir kullanma kılavuzu olduğunu da gördüm. Türkçe çevrilmiş diyorum çünkü firmanın resmi olarak yayımladığı Türkçe bir kılavuz yok ne yazık ki sitesinde. Bu Türkçeye çevrilen kılavuzu bir siteden bin bir güçlükle indirdim ve ne gördüm! Şifreli! Neyse, biraz uğraştıktan sonra şifresini kırdım. Tamamen şifresiz, yazdırılabilir bir hale getirdim. Tıpkı daha önce yaptığım gibi, kitap halinde bastırdım ve zaman zaman açıp inceliyorum. Bu yazının belki de en büyük güzelliği bu olacak. İndirmek için aşağıdaki linke tıklayın. Doğrudan indirebilirsiniz. Aradan uzun zaman geçmiş ve bir şekilde bağlantı ölmüşse lütfen bana haber verin.

Canon EOS 550D’nin Türkçe kullanma kılavuzunu indirin

canongun02Fotoğrafla ilgili teknik derslerin en başından beri üzerinde durulan önemli bir nokta var: Sabit odak uzaklıklı objektifler, hareketli olan zoom objektiflere göre çok daha kaliteli ve keskin görüntü üretirler. Dolayısıyla, özellikle profesyonel çekimlerde fotoğrafçılar zoom objektifler veya kit objektifler yerine her bir odak uzaklığı için ayrı ayrı objektifler kullanırlar. Çünkü üretilen görüntünün en kusursuz olması istenir. Kaldı ki bu adamların kullandığı algılayıcılar da Full Frame dediğimiz en yüksek kalitedeki algılayıcılardır.

canongun01Buradaki fikirden hareketle, bir süredir kendime 50 mm odak uzaklıklı bir objektif (lens) almak istiyordum. Kit lenslerden farklı olarak, 50 mm lensler özellikle portre çekimlerinde de kullanıldığı için çok düşük (çok açık) diyafram aralıklarına (1.8 gibi) izin verebiliyorlar. Evde de zaman zaman bu konuyu konuşuyorduk. Çünkü bizim ev hep böyledir: sanat, belgesel, jazz falan… Şaka bir yana, Merve sağ olsun bu isteğimi uzun süre ölçüp biçmiş ve bana sürpriz -doğum günü sürprizi- olarak Canon EF 50mm F/1.8 STM modelli lensi almış. Hiç beklemediğim bir anda gelen kargoyla şaşkına döndüm 🙂

Bu lensi önceki haftalarda gittiğimiz Side gezisinde çok fazla kullanma şansım oldu. Kit lense göre çok daha kaliteli işler başardık birlikte 🙂 Lens, 1.8 diyafram açıklığına kadar izin verebiliyor. Bu arada, kit lenslerin dış çapı 52 mm iken bu lensin 48 mm. Bu bilgiyi internette bulamamıştım. Lensi alınca bizzat kendim gördüm. Dolayısıyla yedek kapak vb. alacaksanız 48 mm.ye göre sipariş etmeniz gerekiyor.

canongun06

50 mm lens kullanarak çektiğim bir kare. Betül‘ün arka kısmındaki kısma dikkat edin. Alan derinliği çok düşmüş. Bu da çok açık diyafram değeri sayesinde oldu.

Lensin kutusunun içerisinde bir yatağı var. Benim tavsiyem kullanmadığınız zaman alt ve üst kapaklarını örterek bu kutu içerisinde saklayıp tozdan, kirden koruyun. Hemen Canon’un resmi sitesine girip diğer ekipmanların olduğu gibi bu objektifin de kaydını yaptırdım. Bu, ileride çalınma vb. durumlarda bir tür delil niteliği taşır. Ayrıca, Canon zaman zaman kullandığınız ürüne göre bazı güncellemeler (elektronik aksamlar için) gönderiyor.

canongun04

Yazının son kısmında ise bir diğer güzel doğum günü hediyesinden, çok kaliteli bir fotoğraf makinesi çantasından bahsedeceğim. Sağ olsunlar biricik kardeşlerim, dostlarım benim için almışlar. Fotoğrafçıların sırt çantası kullanımı giderek yaygınlaştı, artık eski tip el çantalarına rağbet azalıyor. Sırt çantası hacmi sayesinde çok daha fazla ekipmanı, sıkış tepiş olmadan muhafaza edebiliyor. Bir de iç kısmındaki portatif yastıklar sayesinde çantanın içerisini organize edebiliyorsunuz. Petrix markalı çantanın iç kısmında ve ön yüzünde de bir sürü cep ve bölme var. Dahası askı aparatları üzerine fazladan askılar konulmuş. Bu sayede isterseniz tripodu ya da monopodu çantanın yanına asabilir ve bağlayabilirsiniz. Bu çanta için Alper, Utku, Hazal, Özge, Koray, Mustafa ve Caner‘e endless sevgilerimle 🙂 Her kullandığımda, hatta her elimi sürdüğümde aklıma şu güzel fotoğraf karesi gelecek 🙂

canongun05

Şile Ağva Kerpe Kefken Gezisi

Şu yazımda anlattığım düğün macerasından sonra, dönüş yolunu biraz daha eğlenceli hale getirmek niyetindeydik. Düğünün ertesi sabahı erkenden yola çıktık. Hedefimiz sırasıyla Şile, Ağva, Kerpe ve Kefken‘e gitmekti.

Gittiğimiz düğünün gerçekleştiği Tekirdağ‘dan İstanbul‘a dönüşümüz çok problemsiz oldu. İstanbul’da ise köprü trafiğine takıldık. Bakım çalışması nedeniyle müthiş bir yoğunluk vardı. Planımız şu şekildeydi. Önce Şile’ye uğrayacak, ilçe merkezinde biraz dolaşacaktık. Sonra Ağva’ya uğrayacak, eğer denizi ve plajı beğenirsek biraz denize girecektik. Daha sonra o gece konaklayacağımız Kerpe’ye geçecektik. Ertesi gün ise Kefken’e uğrayıp buradan Ceyhun‘u geri İstanbul’a uğurlayıp biz yola devam edecektik.

kefkenmap

Rotamız

Böylece üç araçlık bir konvoy olarak yola çıktık. Elbette İstanbul’da, o trafikte bunu yapmak fazlasıyla zor bir olaydı. Arabanın yakıtı da azalınca Alper, Koray, Merve ve benden oluşan ekibimizle bir istasyona girdik. Burada hem yakıt aldık hem de bozulan sinyallerden birini tamir ettik. Tam hareket edecektik ki Alper’in telefonunun olmadığını fark ettik! Arabanın altını üstüne getirmemize rağmen telefon çıkmadı. Defalarca aradık, telefon çalmasına rağmen ne biz sesini duyduk, ne de bir başkası cevap verdi. Galiba yolculuğumuzun ilk hırsızlık olayıyla karşı karşıyaydık. İstasyondaki çalışanlardan yardım istedik. Alper, araçtan inmeden telefonuyla oynadığını çok iyi hatırlıyordu. Galiba yakıt alıp lavaboya gittiğimiz sırada birileri aldı diye düşünmeye başladık. Son çare olarak kameralara bakmaya karar verdik. Tam o anda aracın ön kısmında göğsün üstünde telefonu gördüm. Beyefendi, telefonu tamamen sessize alıp oraya bırakmış ve unutmuş. O kısım da camın en önüne denk geldiği için görememişiz.

sile01sile02

Böylece hırsızlık heyecanımızı yatıştırıp yol devam ettik. Geldik çıktık Şile’ye. Özgür bize öncülük etti. Girdik Şile’ye. Lan bomboş bir yer. Denizin içerisinde birkaç güzel kayalık ve bir burçtan başka bir şey yoktu. Okumaya devam et

Ülkü ve Sercan’ın Düğünü

sercono02

Söz konusu Sercan olduğunda akan sular duruyor elbette. Bu bloga her yıl bir başka dostumuzun, kardeşimizin düğün haberini yazıyorum. Yaşıtlarımızın, okul arkadaşlarımızın hemen hepsi birer ikişer evlenmeye, evli olanlar da çocuk sahibi olmaya başladılar. Tüm bu kalabalık grup içerisinde Sercan’ın yeri çok ayrıdır. Blogun, çok az sayıdaki “Çok Yazarlı” yazılarından birisine daha hoş geldin sevgili okur. Düğün şimdi başlıyor.

Sercan, belki de birkaç sene önce evleneceğine kendisi bile şüpheyle bakarken hayatının aşkını buluverdi. Olaylar çok hızlı gelişti. Bizler daha Ülkü‘yü birkaç kere görebilmişken ve hatta hala tanışmamış olanlar varken, Sercan davetiyeyi yollayıverdi Whatsapp‘tan!

Okumaya devam et

Levent Yüksel Konseri – 20 Mart IF Eskişehir

blx-get_fileMüthiş bir dolunay gecesinde, harika bir konser izledik sevgili okur. Yıllar önce verdiğim sözü nihayet tutabilmenin verdiği mutluluk, dostlarla birlikte olmanın huzuru ve siyatik ağrısının sızısıyla birlikte unutulmaz bir gece oldu gerçekten 🙂

Eskişehir‘de yeni açılan IF Performance Hall, çok kısa sürede bir biri ardında bombaları patlattı sevgili okur. Aldığımız haberlere göre, her biri tıka basa dolu bir sürü konser gerçekleştirdiler. Özellikle Mart ayına neredeyse boş gün kalmayacak şekilde doldurmuşlar ki bu konserlerin en dikkat çekici olanlarından birisiydi Levent Yüksel. Şubat ayının ilk haftalarında bileti aldım. Odaya bir köşeye koydum ve sessiz sedasız konser gününü beklemeye başladık.

Konser günü iş yerinden heyecanla çıkıp eve geldim. Ufak bir antrenmandan sonra, hemen üzerimi değiştirip fırsat olursa imzalatırım diye Levent Yüksel’in Med Cezir albümünü aldım. İmza için kalem bile aldım. Sonra da Utku ve Hazal‘la buluştum. Doğruca gidip Merve‘yi de aldık. Oradan da sözleştiğimiz mekana geçtik. Konserin kapı açılışı 21.00 idi. Bir şeyler yedikten sonra saat 20.00 civarında IF Performance Hall’e gidecektik. Bir saat önceden evet, çünkü önceki konserlerden tecrübeli olanlar kapıda inanılmaz kuyruk olduğunu, arkalarda kalanların konseri de arkalarda izlemeye çalıştığından bahsetmişti.

Yemek yiyeceğimiz mekana birkaç metre kala Hazal, Utku’ya internetten aldıkları biletin çıktısını alıp almadığını sordu. O anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ve bir çığlık attım: Biletleri evde unutmuştum ! Hemen yemek yiyeceğimiz mekana girdik. Caner bizi bekliyordu içeride. Ekip yemeği sipariş ederken biz Caner’le arabaya atlayıp gerisin geri eve geldik bileti almak için. Sonra alıp hızlıca mekana geri döndük. Biz masaya oturduğumuz anda da yemekler geldi 🙂 O esnada Alper de işten dönmüştü. Koray ve Özlem de uğrayıp kalkmışlardı.

levyuk04

Neyse, yemekten sonra hep birlikte konserin yapılacağı mekana gittik. Üçüncü kattaki mekanın önündeki kuyruk katları aşıp merdivenlerden inip zemine ulaşmıştı bile. Üstelik daha saat 20.00 idi. O sırada IF’nin Instagram hesabında konserin 23.00’te başlayacağı şeklinde bir post gördük. Dedik olamaz. Neyse bekledik. Biraz önümüzde duran Burak‘la konuştuk, lafladık. Taa yukarılardan Mehmet koptu geldi yanımıza. Onunla sohbet ettik biraz da. Saat 21’de kapı açıldı. Kısım kısım içeri alındık. İçerisi küçüktü. İşin kötüsü bir de ortadan bölüp ön kısma loca ayırmışlardı. Böylece 20 kişi için 3 metrelik bir mesafe ayrılmışken, 400 kişi için de aynı 3 metrelik bir mesafe bırakılmış. Haliyle sıkışık bir halde beklemeye başladık. Saat nihayet 22.00 olduğunda, inşallah daha önce yazdıkları gibi saat 22.00’de başlar konser, son dakikada dedikleri çok mantıksız, diyerek beklemeye başladık. Öyle ya, kapıyı açıp fon müziğiyle sıkış tepiş tam iki saat bekletmek müthiş saçma ve fiyasko bir hareket olurdu değil mi? Ama oldu sevgili okur… Okumaya devam et

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Antalya Dönüşü – İşler Güçler

Şu yazımda ilk günlerini anlattığım Antalya seyahatim, nihayet geçtiğimiz cuma günü bitti ve aylar sonra ilk defa İlkan Abi‘yle buluşup Eskişehir’e döndük.

antdonus04

Sınavın dehşet anı

Eğitim nasıldı? Teknik ve hizmet içi bir program olması dolayısıyla fazlaca detay vermek istemiyorum ama sonunda sınav yapılan bir eğitimdi. O sebeple, huyum kurusun, tüm derslere sonuna kadar girip notlarımı aldım. Başta biraz umursamasak da sınavın ne kadar ciddi bir sınav olacağını cuma günü görecektik. Kimse o anda farkında değildi zira. Sınav günü Emre‘nin ve aslında hepimizin yaşadığı korku anı görülmeye değerdi.

Otelde müthiş bir “puan lobisi” faaliyeti dikkatimi çekti. Bu zamana kadar hiç bir eğitimde görmemiştim böyle bir şey. Akşam lobide takılırken ya da restoranda yemek yerken

antdonus01

Hayatın iki yolu: Acı ve Tatlı

ellerinde tabletlerle otel görevlileri gelip halinizi hatırınızı soruyorlar. Bir şeye ihtiyacınız var mı diye üsteliyorlar. Muhabbet ilerledikçe sizden hemen o anda ellerindeki tabletten otelpuan.com veya tripadvisor sitelerine üye olup otele tam puan vermenizi istiyorlar. Bu da gitmeden önce otelin puanlarında neden ardı ardına 10 puanlar olduğunu açıklıyordu. Bu işi çok ciddiye alıyorlar anladığım kadarıyla. Ölü sezonda zaten bir beklenti içinde olmadım. Ancak bu şekilde olunca da düşük puan riskini tamponlayabiliyorlar demek ki. Emrin Bey, tuttu güzel bir eleştiri yazdı ve düşük puan verdi. İnanmazsın, birkaç saat içinde aradılar. Özür dilediler. İnanılmaz bir takip sistemi var.

Sağanak yağmur biz gittiğimiz sabahtan, otelden başımızı çıkartana kadar aralıksız devam etti. Dolayısıyla ilk gün haricinde bir kere bile sahile gidemedim. Perşembe günü, otelin yakınındaki bir atıksu arıtma tesisine saha çalışması için gittik. Ancak iki ekip halinde gittiğimiz çalışmayı sağanak yağmur altında pek de doğru dürüst tamamlayamadık. Olsun.

antdonus02

Saha çalışması

Günlerimiz Murat Abi ve Emrin Bey’le birlikte muhabbet ederek geçti. Arada sağ olsun İhsan Bey de bize eşlik etti. Bir de uzun süre sonra gördüğüm Koray ve Orhan kardeşlerim vardı. Bir türlü Çukurova Üniversitesi mezunu bir çevre mühendisiyle karşılaşmayan Emrin Bey, aynı zamanda hemşehrisi de olan Orhan’la çok iyi anlaştı. Epey muhabbet ettiler. Orhan’la aynı dönemde atandık biz. Denizli’de çalışıyordu. Sonradan Adana’ya geçti.

antdonus03

Adanalılar ve ben

Cuma günü sınav için salona gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık. Kapılara isim ve oturma sırası listeleri asılmıştı. Listeden numaramızı bulup yerimize oturduk ve C grubu soru kitapçığım geldi önüme. Tam dört farklı grup kitapçık vardı! Kırk soruyu çözdük yarı şaşkın çıktık sınavdan. Eşyalarımızı gece topladığımız için, İlkan Abi’yle önceki gün anlaştığımız üzere beklemeye başladık. Bu sırada hava nasıl güzel anlatamam. Günlerdir yağan yağmurdan eser yoktu. Güneş pırıl pırıldı. Öylece kös kös baktık. Sonra İlkan Abi gelince valizlerimizi yükledik Emrin Bey’le ve yola koyulduk.

antdonus05

Ayrıldığımız sabah Antalya

Bu noktada ayrı bir parantez açmak hatta apayrı bir yazı yazmak gerekiyor. İlkan Abi, şu dünyadaki en naif, en kaliteli insanlardan birisi, birlikte çalıştığım en güzel iş ortaklarından birisiydi sağ olsun. Onunla yolculuk yapmak da güzeldir ama eğer onun huyunu biliyorsanız… Zira İlkan Abim müthiş dikkatli bir sürücüdür, asla riske girmez ve mola verir. Ama güzel mola verir 🙂 Epey mola verir. Yolda önce Isparta’da mola verdik. Burada Bilecik’ten eski bir dostumuz Abdurrahman Abi‘yle buluştuk. Sonra yola devam ettik, Afyon’da mola verdik. Böyle mola vere vere geldik akşam 20.00 civarında Eskişehir’e. Emrin Bey’i uğurladık önce. Sonra, uzun süredir abi kardeş görüşmemenin eksikliğiyle bir saat kadar da Eskişehir’de takıldık. Birkaç ufak detayı halledip yeniden yola çıktı ve Ankara’ya geçti sağ olsun. Böylece bu yılın son Antalya macerası da sona ermiş oldu.

antdonus06

Isparta (Davraz Dağı)

antdonus07

Afyon

antdonus08

Gerçek bir kraldır

O yorgunlukla eve girip hiç dinlenmeden geri çıktım. Neden? Çünkü Bülent Abi‘nin doğum günü vardı. Kral o gün yeni yaşını kutlayacaktı. Gecikmiş olarak gittik mekana. antdonus09Neyse ki bizi beklemişler. Bülent Abim bekler beni. Sever. Bu arada Bülent Abi’den bahsetmişken, geçtiğimiz haftalarda babası Prof. Dr. Süleyman ÖZDEMİR‘in yazdığı tam 584 sayfalık bir otobiyografi, “Bir Yaşam Öyküsü – Eğitime ve Bilime Adanmış Bir Ömür” isimli kitap yayımlandı. Bu kitap, babasının hayatını anlatıyor olsa da Bülent Abi’yle ilgili güzel detaylar da barındırması bakımından ilgili çekti. Sağ olsun, Süleyman ÖZDEMİR hocamız bizim için bir tane imzalayıp göndermiş. Teşekkür ederim. Aynı gece Mustafa‘nın yeni aldığı Samsung Galaxy Note 8 epey olay oldu. Tıpkı Alper‘in aldığı günkü kadar sevindim anlatamam. Umarım bir gün ben de alırım.

notlar.JPGBu arada önceki hafta girdiğimiz Açık Öğretim Fakültesi sınavlarının sonuçları açıklanmış. Bir ders hariç sonuçlar gayet iyi sevgili okur. Final sınavını bekliyorum ancak başımda bundan çok daha büyük bir dert var. 2019’un Ocak ayının ilk günlerinde, devam ettiğim doktora programının yeterlilik sınavları olacak iki gün süreyle. Tarih yaklaştıkça karın ağrılarım artıyor. Planlı bir şekilde hazırlanmak gerektiğinden neye ne şekilde ihtiyacım olduğunu belirliyor ve o şekilde çalışıyorum. İşler umarım tersine dönmez.

Bu haftadan itibaren o tarafa yoğunlaşacağım. Yıl sonuna kadar umarım doğru dürüst hazırlanıp yeni yılda da bu işi bitiririm. Her şey gönlünce olsun. Çok öptüm. Unutmadan, şu da İlkan Abi’ye söz verdiğim video:

Yazın Son Parlak Gecesi

roadmoonBayram tatilinin son günü Ankara’da Gölbaşı’ndaydık Alper ve Koray’la. Bir kere daha hatırlattı kendini ölüm bir bayramın ardına. Arkadaşımız Özgür, elim bir trafik kazasında babasını kaybetti. Babasının cenaze töreni için düştük yollara. Özgür’e bir nebze olsun destek olabilmek için. Mekânı cennet olsun Sadık Amca’nın.

Dönüş yolu sessiz oldu. Geride kalan günlerin yorgunluğuydu belki de bilmiyorum. Hava iyice kararmıştı. Karşı şerit ışıl ışıldı. İlginçtir, biz kendi yolumuzda o aydınlığı göremiyorduk. Herkes dönüyordu. Ancak, sanki bir tek biz ayrılıyorduk. Gökyüzünde altuni bir dolunay vardı. Ardımızda kalıyordu, görebilmek için aynaya bakıyordum sürekli. Koray’ın gözü yolda, Alper ise kim bilir kaçıncı uykusunda…

Gölbaşı Mezarlığı, beni çok etkiledi. Sarstı hatta. Bembeyaz bir anıt gördük. Mezar ama sanki bir anıt gibi inşa edilmişti. Gencecik göçmüş bir doktora ait mezarda yazıyordu: “Her sabah ‘Gün Doğudan’ doğacak… Yeniden uyanmak ve mahşer budur işte”. Uzun bir şiirin en yaralayan dizeleri. Senin varlığını da en çok ölümle hatırlıyorum artık. Kendimi bu karşı konulmaz fanteziye kaptırdım. Bazen tek bir gece, bazen bütün bir ay düşünüyorum. Kavuşmak bazen sadece “bu yolla” olabiliyor.

Yaz bitti. Yüreğimde senin tohumlarının yeşerdiği o sıcak, bunaltıcı günler geride kalacak artık. Ve artık, tohumların kök salacağı, yüreğime dolanacağı aylar başlıyor. Sonbahar geliyor. Ah râz, bilmiyorsun ben ne haldeyim.

Bu Dolunay hüzünlüyüm. Şu son gördüklerim beni derinden sarstı. Derinden gelen darbenin sarsıntısı yüzeye nasıl vurur bilirsin. Geç gelir belki ama kıyametler kopar. Bir zamanlar, o yönüne nasıl da hayrandım. Sessizce ağlardın. Gökyüzünde. Yalnız başına, gök yatağına uzanıp ağlardın. Yüreğim yanardı. İzlemekten başka ne yapabilir ki insanoğlu? Yirmi on üçte başladı her şey ve artık şunu biliyorum, bir dolunayda öleceğim. Sen nereye gidersen git.

“Yokluğun cehennemin öbür adıdır, Üşüyorum, kapama gözlerini.”

Gerçek Bir Doğum Günü Sürprizi: 30 Yaş

18 Temmuz’u 19 Temmuz’a bağlayan gece saat 00:01’de telefonum çaldı. Arayan Alper‘di. Büyük bir panikle telefonu açtım. İyi ki doğdun, şarkısını duyunca paniğim yerini şaşkınlığa ve mutluluğa bıraktı. Böylece, bu yıl doğum günümü ilk kutlayan biricik kardeşim Alper oldu.

19 Temmuz’da doğmak, dünyanın en iyi burcu yengece denk geldiği için çok iyi bir durum. Ancak yaz tatili ve Dünya Fenerbahçeliler Günü’ne (19.07) denk geldiği için de çok kötü bir durum. İş yerinde tüm gün sessiz sakin geçti. Akşam mesai bitimine yakın, ilk sürprizi yaptılar iş arkadaşlarım sağ olsunlar 🙂 19 Temmuz aynı zamanda sevgili Veysel Abi‘mizin de doğum günüydü. Eskişehir’deki iş yerimde yaşadığım her ilk, benim için unutulmaz oluyor sevgili okur. Bu doğum günü de o unutulmazların arasında yerini aldı. Veyse Abi ile birlikte pastamızı kestik, mumlarımızı üfledik. Her bir arkadaşıma ayrı ayrı teşekkür ederim.

Aynı akşam evde de küçük bir kutlamayla günü tamamladık. Fazla bir atraksiyona girmedik. Çünkü hemen herkes şehir dışında, tatildeydi. Alper Kelebekler Vadisi‘ne doğru yola koyulmuştu. Sercan tatildeydi, otelden fotoğraf gönderiyordu. Utku ve Hazal yurt dışındaydı. Mustafa ve Betül kamptalardı. Sertan ve Ayşe‘nin düğün telaşı devam ediyordu. Yeni evlenen Hafize ve Mustafa balayındaydı. Ahmet‘in nerede olduğunu ise bilen yoktu. Herkes bir yerlerdeydi. Ben ise Temmuz doğumlu olmanın yalnızlığını yaşıyordum. Üstelik artık otuz yaşındaydım. O zamanlar olmak istediğim yaşta. Bu düşünceyle tüm akşamım ve gecem geçti.

Ertesi sabah inanılmaz yoğun bir gün olarak devam etti mesai. Sabahtan göreve gidip geldikten sonra resmi yazışmalarla uğraşıp durdum. Mesai çıkışında Merve‘yle buluşup biraz dolaştık. Yemek yedik. Saat 20.00’ye doğru balkonda çitlemek için çekirdek alıp eve geldik. Dış kapının üst kilidinin normalin dışında kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Bunun tek bir açıklaması vardı: Eve hırsız girmişti!

bir001Aklıma yıllar önce Ferhat abimin evine giren hırsız geldi. Kapıyı açar açmaz elindeki tornavidayla saldırmış, savurduğu tornavida abimin kazağını yırtmıştı. Birkaç santim önde olsa karnını deşecekti yani. Hırsızı orada yakalayıp diğer kuzenim Cihat’la birlikte bayıltana kadar dövmüşlerdi. Birkaç saniyede aklıma gelen bu senaryoyla birlikte alt kilidi açıp eve adımımı attım ve duyduğum çığlıklarla korkudan yere düştüm: SÜRPRİZZZZZ!

Şehir dışında olduğunu sandığım Alperler (Ankara’dan geldiler), Koray, Ahmet, Yeşim, Sertan, Ayşe, bizim çocuklar Murat, Mustafa ve Gökçe meğer iki gündür çok büyük bir organizasyonun içindelermiş. Gerçek bir sürpriz olması için hiç ummadığım bir anda yani ertesi gün yapmak istemişler kutlamayı. Merve, tüm ekibin koordinasyonunu sağlamış. Korkudan kalbimin çarpması durup da kendime geldikten sonra, nihayet bir009salona geçtim. Üzerine smokin giymiş simsiyah bir doğum günü pastası, üzerinde altın sarısı upuzun mumlarla duruyordu. Kurabiyelerin üzerinde ise ben vardım! İki tane eşşek kadar balonla 30 yazmışlardı. Lan hayatımda ilk defa uçan balonum oldu: Üç ve Sıfır. Tam pastayı üfleyecektim ki beni durdular ve kapı çaldı. Hani “Evim Şahane” benzeri programlarda gözleri kapalı olarak yenilenmiş evlerine giren insanların attığı bir çığlık var. Heh işte. O çığlıktan attım. Tatilde sandığımız Sercan karşımızdaydı! Herif benim için tatilini bitirip Eskişehir’e gelmişti. Şaşkınlıktan aptallaşmıştım.

bir004

Ne yediğine dikkat edeceksin

Nihayet pastanın başına geçtim ve aklımdan o tek dileği geçirip mumları üfledim. Çok zaman geçmemişti ki bir diğer Mustafa ve Kübra geldiler. Ev, tarihinde hiç olmadığı kadar kalabalıktı artık. Üç tane Mustafa vardı evde.

bir002

bir000Yazının buraya kadar olan kısmında belki de en dikkat çekici şey pasta değil mi? Şimdi hazır ol: Bu pasta tamamen evde ve elde imal edildi. Merve’nin pasta imalatında geldiği noktayı görebiliyorsun değil mi sevgili okur? Ellerine sağlık. Limonatayı da Ayşe’nin yaptığını söylemezsem olmaz 🙂

bir003

Çok yakında yayında…

bir010Doğum gününden sonraki hafta sonumuz Sercan’la birlikte ve dopdolu geçti. Pazartesi sabahı Sercan’la önce iş yerime gittik. Daha sonra da onu tren garından İstanbul’a yolcu ettim. Canım kardeşim, geçen yaz yapamadığımızı bu yaz yapabildik sayende.

Otuz yaş elbette önemli. Hayatımın bu önemli yol ayrımını, böylesine güzel bir sürprizle hatırlayacağım için çok mutluyum. Bu yazıyı da yine “hatırlamak” için yazdım. Unutmak istemediğim için, tebessüm etmek için yazdım. O gün orada olan herkesle birlikte buraya kadar okuyan senin için de keyifli olmuştur umarım. Öpüyorum.

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et