Tag Archives: KPSS

Unuttum mu Sandın?

01Dolunay, ah sevgili dolunay, unuttum mu sandın seni? Bu hafta sonu hep seninleydim oysa. Bir kentin en işlek caddesinde de seni aradı gözlerim, bir hastanenin acil servisinin bahçesinde de. Ya da bomboş bir sokakta sıra evlerin arasında hep seni izledi gözlerim. Ah dolunay ah 🙂 Şimdi içimde Hodor‘un acısı tazeyken yazıyorum bunları.

Unutmadım, hastaydım sadece. Hastaydım ve çok yoğundum sadece. Hem hasta hem yoğundum. Neden? Sercan geldi çünkü. Neden? Annem rahatsızlandı çünkü. KPSS vardı bir de. Eh, tüm bu yorgunluğa bir de hastalık eklenince pazar günü akşam 7’de uyuyup pazartesi sabahı 05.45’te kalkabildim.

02

Bu hafta sonu, uzun zamandır geçirmediğimiz kadar dolu ve keyifli geçti. Keyfimiz yerindeyken bir de kaldırdık baktık başımızı göğe, ne görelim? Seni! Gülümsüyorsun bizlere. Sen bizlere gülümserken, ben senin hikayeni anlattım en baştan. “Ne güzel güldün, o akşam bana.

03

Ancak bilmiyorduk, hasta da olsak, yorgun da olsak, bizi asıl tüketenin cahillikten doğan ihanet olduğunu… İnsanın aslında “güvenilmez” olduğunu kısa bir an unutmak bile bize çok pahalıya mal oldu. Durduk düşündük, üzüldük ve bir insan daha öldü gitti içimizden. Tüm klişeler, alışıldık laflar boşa çıktı. Kendi boyundan büyük kurulmuş dünyalar yerle bir oldular ayaklarımızın önünde. Biz, dürüstlüğün parayla satın alınamayacağını bir kere daha gördük.

04Bloga verdiğim bu kesinti, cidden çok fazla olayın yaşandığı bir dönem oldu. O yüzden kendimi zan altında bırakmak ve yazmaya mecbur bırakmak için yakın zamanda bloga eklenecek başlıkları yazıyorum buraya:

  1. Sercan’ın hafta sonu ziyareti – Airsoft
  2. Episode 13 Peyote Konseri
  3. Efendi Akustik Konseri
  4. Sabhankra – Revenge albüm kritiği
  5. Gojira’nın yeni videoları
  6. Getik Kafe açıldı

Görüşmek üzere.

Bir Yıllık Meslek Hayatım

Üniversiteden mezun olduktan sonra (Ocak 2012), yüksek lisansa başladım sevgili okur. Tam zamanlı olarak okulda bir bilimsel araştırma projesinde görev aldım. Dolayısı ile iş arama olayına hiç girmedim. O yılın şubat ayında hızlandırılmış KPSS kursuna kaydoldum. O yaz KPSS’ye girdim. Sonra puanım belli oldu ve o yıl, 2012 Aralık’ta da atandım. Göreve başlama kağıdımı getiren postacının azizliğine uğrayıp nihayet yılın son günü, 31 Aralık 2012’de Bilecik‘te resmi olarak görevime başladım.

Geçtiğimiz yılbaşı ve aslında bundan sonra hayatımın her yılbaşısı, mesleğimdeki bir yılın daha bittiğini haber verdi ve verecek bana. Tarihin böyle anlamlı denk gelmesi tek tesellim.

Bir yıl, evden ve Eskişehir‘den tamamen olmasa da 5/7 oranında uzak olduğum en uzun süre. Çok kaba bir hesapla 2013 yılında yaklaşık 260 gün Bilecik’te bulunmuşum. Onun dışında sadece iki haftasonu hariç, her hafta sonu Eskişehir’e, eve geldim. O eve gelmediğim haftasonlarından birinde Ocak ayında Bursa‘ya gitmiştim. Bir defa da geçtiğimiz Eylül ayında İstanbul’a gitmiştim.

Bu bir yıllık sürede Bilecik’ten en uzun ayrı kalışlarım ortalama onar günle üç defa oldu: Antalya’da bir biri ardına iki eğitim, bayram tatili ve aday memurluk eğitimi. Bunlardan en güzeli aday memurluk eğitimi idi.

Kurumda çalıştığım süre içerisinde iki şubem oldu. Göreve ilk başladığım zaman amirim olan protokolün hiç biri şu anda Bilecik’te değil. İlk şube müdürüm Cemil Bey‘di. İkinci ve halen şube müdürüm de Metin Bey. İlk şubede yaklaşık 3 ay çalıştıktan sonra iki adet olan şube sayısı tek adede düştü ve ÇED ve Çevre Hizmetleri Şube Müdürlüğü olduk.

5 Haziran

Yıl içerisinde pek çok iş yaptık. Ama şimdi durup düşününce beni en çok strese sokan ama en çok sevdiğim işim de Bilecik 2012 Çevre Durum Raporu oldu. Bunun dışında en hızlı biten ve en eğlenceli olan işlerden biri Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında düzenlediğimiz bisiklet turu oldu. Ve tabi ki organizasyon olarak da 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkiniği var.

Bilecik’teki ilk gecemden bugüne kadar istisnasız tek bir çatı altında uyudum: 7 No.lu misafirhane odası. Burayı o kadar çok sevdim ki “ev” demeye başladım. İlk aylarda çok bakımsız yıkılıp dökülen bir yerdi. Ancak özellikle son aylarda eli yüzü düzeldi, süper oldu. Misafirhanede Şemre ile birlikte ilk zamanlar (yaz sonuna kadar) abimiz canımız ciğerimiz bir kişi daha kalıyordu: Onur Abi. Tayini çıktı ve Bursa’ya gitti.

Haftasonlarımı Eskişehir’de geçirmemden dolayı tüketim seviyelerim normal düzeyde kaldı yıl boyunca. Yıl içinde küçücük odada neler yapmadım ki! Ama en güzel zamanlar kendi çapımda eğlendiğim, müzik yaptığım zamanlar oldu. Bu yıl epey de kitap okudum Bilecik’te.

Yemek olayını dışarıdan halletik çoğunlukla. Ama eve de düzenli olarak alışveriş yaptım. Özellikle Şemre ve Gizem‘le birlikte ekip halinde yaptığımız alışverişlerin eğlencesi paha biçilemezdi. Eve yakın olması sebebiyle en çok gittiğim market A101 oldu. Hepimizin favorisi. Şimdi inanmayacaksınız ama ben Bilecik’te taa ilk günden beri yaptığım hiçbir alışverişin fişini atmadım. Evet, şimdi o fişlerdeki toplamı söylemeyeceğim ama şöyle bir şey koyacağım.

Evet, fişleri yan yana dizince şöyle bir yol oluyor. Zorunlu ihtiyaçlardan devam ediyoruz yine. Dediğim gibi haftasonları Eskişehir’de, gün içerisinde de mesaide olduğum için evin içinde pek bir vakit geçiremiyordum uyku hariç. Bilecik’e geldiğim 3. gün Erikli Su‘ya abone olmuştum. Yıl içinde içtiğim hiç bir damacanın da kapağını atmadım ve toplam 9 damacana su içmişim. Tabiki bu miktar gün içerisinde içtiğim miktarlardan ayrı olarak sadece geceleri ve sabahları içtiğim su miktarı. Dokuz damanaca kapağından ufak bir demlik altlığı yaptım. Banyo için 4 kalıp Hacı Şakir sabun harcamışım. Beşinci kalıp ise yarıda şu anda. 4 şişe Colgate ağız gargarası bitirdim ki bu miktar yaklaşık 6 aylık miktar. Ondan önce başka bir ürün kullanıyordum. 1.5 kutu şampuan harcamışım yıl içinde. Şampuanı abartı miktarda kullanmayı hayatım boyunca sevmedim zaten. 12 ayda 5 rulo tuvaet kağıdı kullanmışım. Hiç unutmam bir rulo da temizlik yaparken tamamen ıslanmıştı da atmıştım. Temizlik biz de İran’dan geldiği için çok titiz davranırız. Yıl içinde iki bidon çamaşır suyu ve bir bidon Porçöz kullanmışım. Bulaşık çok olmuyordu ama yine de 3 bulaşık süngeri eskittim. Özellikle toz almak için ıslak mendilleri çok kullandım. İki tane 120’li paket ıslak mendil harcamışım. 3 rulo kağıt havlu bitirdim. 4 tüm oda spreyim bitti. 36 dakika da bir pıs şeklinde ayarlamıştım.

İş yerinde çok şükür kimseyle ciddi kavga dövüşüm olmadı. Sadece 10 günlük bir ızdırap dönemim oldu.

Şemre’yle Çorum’dayız

En çok sinir olduğum anlar mesleğimin, devam eden eğitimimin ve yapabileceklerimin küçümsendiği anlar oldu. Buna da kim olsa sinir olurdu herhalde. Bir defasında da bir kurum yemeğinde birlikte göreve gittiğim arkadaşlarımla neden yan yana oturup yemek yediğim soruldu. Epey bir kişi kahkahalarla eşlik etse de güldükleri şey kendi acizlikleri oldu.

Hani şu yazının sondan ikinci paragrafında yazmıştım sen de okumuştun. Bu sene Bilecik’in bana en büyük hediyesi küçük arkadaş grubumuz oldu. Şemre, Gizem, Sinem. Herkesi sevdim, ama bunları bir başka sevdim. Birlikte güzel zamanlar geçirdik. Gittiğim en iyi iki eğitim Şemre ve Sinem’le gittiğim Aday Memur Eğitimi (Çorum) ve Bülent Abi ve Gizem’le (o başka bir eğitim için) gittiğim Hava Kalitesi İzleme İstasyonu Eğitimi (Antalya) oldu.

Bülent Abi’yle Antalya’dayız

12 ay içerisinde tam dört ofis değiştirdim. Kısa bir süreliğine Sinem’le oda arkadaşı olduktan sonra, Bülent Abi’yle uzun süreli bir oda arkadaşlığımız oldu. Daha sonra da Adnan Beylerin odasına geçtim, halen de onlarla oturuyorum.

Bir yıl geçti gitti. Yakında askere gidiyorum. Asker dönüşü neler olur, neler değişir hep birlikte göreceğiz sevgili okur. Mesleğimdeki 1. yılımı aldığı küçük hediyeyle taçlandıran tavşancığa ayrıca teşekkür ederim.

Yaşasın çevre mühendisliği!

2012 Yılımın Değerlendirmesi

özSabhankra – Tribute Band

Tüm yıl boyunca bir sürü yazı yazdım. Sizler de okudunuz, yorum yaptınız. Hepinize teşekkür ederim. Tıpkı bir önce yaptığım gibi bu sene de geride bıraktığımız yıla dair bir değerlendirme yazısı yazacağım. Bu yazımda kısa notlar halinde 2012’yi özetleyeceğim. Bunu aylar bazında yapacağım. Yazının sonunda bir takım istatistiksel bilgiler de vereceğim sizlere. Her ayda olan herşeyi buraya yazmayacağım elbette. Sadece bloga o zaman yazdığım başlıkları tarayıp en kayda değer olanları aktaracağım.

OCAK 2012

Bu ayda tam 27 yazı yazmışım. Bu çok iyi bir performansmış. Bu ayın şüphesiz en büyük olayı mezun olmamdı.

ŞUBAT 2012

Ocağa göre nispeten daha sakin bir ay olmuş. 20 yazı yazmışım. Yüksek lisansa başlamam bu ayın en önemli gelişmesi oldu. Ayrıca KPSS kursuna da gitmeye karar verip kayıt oldum.

MART 2012

21 yazı yazmışım bu ay da. Hayatımın sıradan bir zamanıydı. Tek eğlencem, cuma günleri gittiğim Bilim Etiği dersleri idi.

NİSAN 2012

Elbetteki yeni televizyonum bu ayın en güzel gelişmesi oldu. O kadar ay geçti, halen daha oynatamadığı bir video çıkmadı. Bloga 17 yazı yazmışım. Yazı sayısının az olmasının sebebi bu ay içerisinde özellikle iş yerinde çok fazla yapılacak şeyin olmasıydı.

MAYIS 2012

Bu ay 19 yazı yazmışım. Bu ay yılın en kötü zamanı idi. Çünkü Neşe ablam vefat etti. Bunun etkilerini üzerimizden yeni yeni atabildik. Özellikle ölümü sonrasında yaşananlar bizi en az ölümü kadar üzdü. Bu ay içerisinde yıllar sonra ilk defa Kars’a da gittim. Dedemi gördüm yıllar sonra.

HAZİRAN 2012

17 yazı yazdığım bir diğer ay daha olmuş. Okulun kapanması, tatilin başlaması derken eğlenceli bir ay olmuş. KPSS hazırlıklarına da tam gaz devam ettiğim bir aydı bu ay.

TEMMUZ 2012

Yaz sıcağının en güzel zamanlarıydı ah ulan ah. KPSS falan da geçtikten sonra bir rahatlamıştım ki sormayın gitsin. Hayatımın temmuz ayları hep böyle dolu dolu geçmişti. Bu ay da toplam 20 yazı yazmışım bloga. Gangnam Style, bu ay piyasaya çıktı.

AĞUSTOS 2012

Bu ay 14 yazı yazarak yılın en düşük ikinci ayını geçirmişim. Bu ayın en güzel iki olayı Mustafa ile barışmam ve İhsan Oktay Anar‘ın Yedinci Gün kitabı idi.

EYLÜL 2012

Yılın en düşük ayıymış bu ay, 13 yazı yazabilmişim. Bu çok kötü bir ortalama. Yıllardır bu ortalamaya düşmemiştim. Ancak bunun en büyük sebebi neredeyse ayın 10 gününü arazi çalışmasıyla geçirmemiz oldu.

EKİM 2012

Bu ay 16 yazı yazmışım. Epey de yer gezmişim. Güzel bir ay olmuş. Eğlenmişiz epey.

KASIM 2012

18 yazı ile geçtirdiğim bir ay olmuş. Çok güzel bir aydı. Midi klavye almam, Eskirock Konseri, hayatımızdaki en güzel haftasonu tatili ve tabiki yerleştirilme sonucum bu ayın en müthiş olaylarıydı.

ARALIK 2012

Yılın son ayını 15 yazı ile tamamladım. Bunun sebebi de hem atanma işleri ile uğraşmam hem de dayımların bize gelmeleriydi. Sude ile oynadım bir hafta boyunca 🙂 Ancak yılın en güzel ayı bu ay oldu. Çok fazla mutluluk yaşadım. Geçen sene olduğu gibi bu sene de en çok okunan yazım aralık ayı içerisinde okundu. En çok görüntülenme rekorumu bu ayda kırdım.

Bu yılın en popüler yazısı Hepimiz Hackerız: Windows 7 0xC004F200 Hatasını Çözdüm yazısı oldu. Bana en çok ziyaretçi Facebook üzerinden gelmiş. 96 farklı ülkeden ziyaretçi gelmiş. Türkiye haricinde en çok okur Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya, Bosna Hersek’ten gelmiş. Bu yıl bana en çok yorumu kardeşim Alper yapmış.

Geçen sene kendime bazı hedefler koymuştum Bakalım bunların hangilerinde ne durumdayım?

  • Klavye çalmayı epey ilerletmek (Evet, geçen seneye göre epey ilerledim)
  • İkinci bir yabancı dili temel düzeyde de olsa konuşabilmek (Almanca hariç) (Evet, Rusça öğrendim.)
  • Radyo yayınlarını düzenli hale getirebilmek (Hayır, bu olmadı işte.)
  • Godspel’in albümünü yayınlayabilmek (Hayır, bu da olmadı işte. Ancak yakın zamanda tamam gibi)
  • Alper’le planımızın yarısını tamamen halledebilmek (Evet, bu oldu. Planın yarısını hallettik.)
  • Doğa ve Çevre Kulübü ile Çevşen 3′ü efsane olacak şekilde organize edebilmek (Efsane olmadı belki ama hallettik)
  • Rock Kulübü ile AU Rock Konserleri Vol. II etkinliğini düzenleyebilmek. (Hayır, olmadı.)
  • Eskirock Metal Fest Vol. IV’ü yapabilmek (Evet, hem 4’ü hem de 5’i yaptık.)
  • Kendime bir şekilde bir IPod Touch alabilmek :) (Bu olmadı malesef, ancak bir noktadan sonra ben de vazgeçtim)

Ve şimdi de gelecek sene kontrol edebilmek adına yine bazı hedefler koyuyorum:

  • Yüksek lisans tezimi hazırlamak
  • Klavyede Sabhankra’nın Cursed Sword’u çalabiliyor duruma gelmek
  • Yeni bir işlemci ve anakart almak
  • Öğrenim Kredisi borcumu tamamen ödemek
  • Alper’le birlikte planın diğer yarısına dair somut adımlar atmak
  • Godspel’in albümünü yayınlamak
  • Samsung Galaxy Note II ya da benzeri bir alet alabilmek
  • Uygulamalı Matematik dersini geçmek
  • İşimle ilgili o hedefi gerçekleştirmek

Şimdi de bu yılın en güzel anlarının fotoğraflarını koyuyorum.

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Kolin Hotel

Image Hosted by ImageShack.us

İstanbul Mitsubishi Road Trip ekibi

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale 57. Alay Şehitliği

Image Hosted by ImageShack.us

Dragon Yarışları

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Merve mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Anzak Koyu

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Şehitleri Abidesi üzerindeyiz

Unuttuğum olaylar ve fotoğraflar olabilir, onları da güncelleme ile eklerim. Bu yeni yılın hepimize uğurlar ve başarılar getirmesi dileğiyle sevgili dostlar, okuyucular.

KPSS 2012/2 Yerleştirme Sonucum: Bilecik Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü

https://i2.wp.com/imageshack.us/a/img827/4225/ekranalntsiku.pngBu hayat bana iyi şeyleri de kötü şeyleri de hep peş peşe verdi sevgili okur. Yani kötü olaylar hep üst üste geldi. İyi şeyler hep aynı zamanda oldu. Hayatımın bu dönemi de galiba yine iyi şeylerin zincirleme geldiği bir dönem oldu.

Kısa süre önce Mitsubishi Road Trip ’12‘yi kazandık. Topladığımız puanlarla Türkiye’de ilk sırayı aldık ve yarın yolculuğumz başlıyor. Temmuz’da girdiğimiz KPSS‘den 88 puan almıştım ve o günden beri yerleştirmelerin yapılmasını bekliyordum. Yarışmayı kazandığımızı öğrendiğimiz gün yerleştirmeler için tercihler de başlamıştı. Şaşırılacak bir şekilde bugün, yani tercih süresi bittikten iki gün sonra, Bilecik Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne yerleştirildiğimi öğrendim.

İstanbul’da Arkaoda isimli bir barda otururken babam aradı ve yerleştirme sonuçlarının açıklandığını söyledi. Alper‘le elimiz ayağımıza dolaştı ve hemen siteye girdik bakmaya. Ancak ben şifremi hatırlamıyordum. Hemen evi arayıp not aldığım yerden öğrendim şifremi ve Alper’e söyledim. O da bakıp müjdeli haberi bana veren adam oldu.

Beni nelerin beklediği konusunda en ufak bir fikrim yok. Bilecik’e mi taşınırım, git gel mi yaparım, ne yaparım en ufak bir fikrim yok. Pazartesi ya da salı günü Alper’le gidip bakacağız nasıl bir yer, nedir, ne değildir diye. Kayıt için ne istiyorlar onu da bilmiyorum. Anlayacağınız kafam çok karışık sevgili okurlar. Çok daha iyi pozisyonlara umarım sizler de gelirsiniz ya da yükselirsiniz bir gün.

Rüyamda Anders Friden’i Gördüm

 

KPSS‘nin olduğu cumartesi günü neler yaptığımı şu yazımda yazmıştım.

Aynı gece rüyamda çok garip şeyler gördüm sevgili okur. O gün Tuborg Gold Fest kapsamında In Flames sahneye çıkıyordu. Dolayısı ile Togay‘la buluştuğumuzda epey bir In Flames muhabbeti yapmıştık. Gece yatağa başımı koyduğumda hemen uyumuştum günün yorgunluğuyla.

Aha bize gelen Anders de aynen böyle şapkalıydı

Rüyamda In Flames’in solisti Anders‘i gördüm lan! Artık neden nasıl bilmiyorum, Anders bizim eve gelmiş. Mutfakta annem, babam ve kardeşlerimle oturuyor. Neyse, sohbet muhabbet oluyor. Ben Anders’e getirsem albümlerimi imzalayabilir mi diye soruyorum. O da, Elbette imzalarım, diyor. Tabi biz bu konuşmayı İngilizce yapıyoruz rüyamda. Gerçi gerçekte de olsa İngilizce yapardık ya, neyse.

Ben içeri benim odaya geçiyorum. Hani albümlerimi bulacağım da Anders’e imzalatacağım. Lan arıyorum, arıyorum yok! Bulamıyorum. Hemen diğer odaya koşuyorum. Orada albümleri buluyorum. Diyorum geri dönüp geçen gün aldığım plağı da getireyim ikisini de imzalatayım. Hava atıcam ya Anders’e, o açıdan yani. Ulan rüyada bile olsa insan artistliği bırakmıyor arkadaş. Bu sefer deliler gibi plağı arıyorum ama plak yok! Lan artık evin içinde koşturmaya başlıyorum. Çıldıracağım, zira az önce bulduğum CDler de yok olmuş!

O arada nasıl oluyor anlamıyorum, mutfağa dalıyorum. Anders’e “abi kusura bakma” diyorum, “bulamıyorum ama aramaya devam edeceğim” diyorum. O da bir yandan elindeki tavuk butunu yiyor, bir yandan da önemli değil gibilerinden elini sallıyor. Annem Anders’e tavuk haşlama yapmış. Bizimki de nasıl iştahla yiyor anlatamam. İstersen bir flyer imzalayabilirim, diyor bana. Ben de abi ne flyer’ı yav, dur bulayım diyorum.

Evin içinde yine deli gibi dolaşıyorum ama yok. Koşuşturuyorum, bir yandan babam fırça atıyor, manyak gibi koşma diye. Kardeşim Murat’a diyorum, lan sen mi aldın CDleri bak doğru söyle, diye. Yok, o da almamış.

Neyse, sonra uyandım. Ama nasıl yorulmuşum sevgili okur! Valla bildiğin tüm o koşuşturmayı sanki cidden evde yapmışım gibi yorulmuş olarak uyandım. Dolayısı ile önceki günün yorgunluğunu da atamamış oldum. Ama böyle absürd bir rüyayı görmemi sağlayan muhabbetinden dolayı Togay kardeşimi bir kez daha öpüyorum.

 

Bir KPSS Böyle Geçti

Taa şubat ayında yazdığım şu yazıyla sana duyurmuştum KPSS‘ye gireceğimi, dershaneye yazıldığımı falan hatırlarsın kesin sevgili okur.

Geçen cumartesi günü nihayet vakit geldi ve KPSS’ye girdik bir cümle alem. Daha önce girdiğim sınavlarda sınav yerlerim hep akıllı, mantıklı yerler olmuştu. Ama bu sefer bana sınav yeri olarak Şeker İlköğretim Okulu çıktı! Batıkent‘te oturduğumu düşünürsek burası benden nereden baksan 1 saatlik uzaklıkta, taa Otogar‘ın yanındaydı.

Sınav sabahı saat 7’de kalktım. Pek bir şey yiyemedim. Hazırlanıp saat 07.30’da evden çıktım. Önce dolmuşa bindim. Sonra indim tramvaya bindim. Kolumda saat, üzerimde telefon olmadığından tamamen kontrolsüz bir şekilde yoluma devam ettim. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, Gökmeydan Tramvay Durağı‘nda indim. Sınava üzerine bakar da kopya çekeriz diye bozuk para sokmak da yasak olduğundan kelli, cebimdeki 3.5 lira bozuk paranın 50 kuruşunu su almak için ayırır kalanını Eskart‘a yükletirim diye düşündüm. Lan ne oldu ne bitti anlamadım kafam karıştı verdim paranın hepsini Eskart’a yüklettim. Durumun farkına varamadım. Bu arada büfedeki adama saati sordum 08.05 dedi. Yola devam ettim. Gökmeydan da bir yokuş vardır bilen bilir. Oradan aşağı indim. İmam Hatip Lisesi‘ni ve oradaki başka bir ilköğretim okulunu geçip bir ara yola döndüm. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra nihayet varabildim okula. İşte o anda dank etti su almak için bozuk para kalmadığı. Üzerimde para vardı ama bu parayla su alırsam yine bir sürü bozuğum olacaktı. Sıkıntı çıkacaktı.

Kendimi bu susamanın “psikolojik” olduğuna inandırıp, evet öyle yapıp, sınav salonuna girdim. Yaklaşık 15-20 dakika sonra da sınav başladı.

Sınavın Allah belasını versin. Türkçe çok kazıktı. Matematik nispeten daha kolaydı. Tarih ve coğrafya bizim dershanede gördüğümüz gibiydi. Vatandaşlık da zordu bana göre. Zaten 2 saatin sonunda gelen İngilizce testini hiç sormayın. Artık beyin yoruldu ondan mıdır nedir, bu teste hiç konsantre olamadım. Çok zorladı beni.

Sınavdan çıktıktan sonra evime giden bir otobüsün geçtiği ilk durağa gelebilmem yarım saat sürdü. Buradan da eve gittim.

Eve geldikten sonra biricik dostum Alper‘i aradım. Seval de aramış sağolsun. Onu da aradım. Daha sonra Togay kardeşim aradı. Sınavdan önce verdiğim sözü hatırlatarak buluşma yerine çağırdı beni. Ben neden oldu nasıl oldu anlamadım, saat 7’deki buluşmaya saat 6’da gittim. Hera‘da 10 dakika oturduktan sonra Togay’ı arayıp durumu anladım. Neyse, tam saatinde geldi Togay kardeşim. Ardından Halil, Yunus ve Volkan akrabam da geldiler. En son olarak aşırı etkileyici yepyeni sakal kesimiyle Yağızhan kardeşimiz geldi. Epey güldük, konuştuk. In Flames muhabbeti yaptık (Aynı gece rüyamda Anders‘i bizim evde gördüm, onu da anlatacağım).

Ben Ayberk Savaşalp Duran Tayfun Gil (Fotoğrafı çeken Volkan)

Volkan’la birlikte Hera’dakilere veda edip bu sefer Peyote‘ye geçtik. Savaşalp, Duran, Ayberk, Tayfun ve Gil de bu mekan da oturuyorlarmış. Hepsini de uzun süredir görmemiştim iyi oldu, görüştük. Gil ile Ayberk’in şirket kurdukları haberini aldım, epey sevindim. Bu arada Ayberk’in babasının ajan olduğunu öğrendim (Bununla ilgili bir yazı yazacağım). Savaşalp, Duran ve Tayfun’la da okul hakkında muhabbet ettik biraz.

Sonra hepsine veda edip eve geldim. Üzerimde birkaç günün değil, tam 4 ayın yorgunluğu vardı. Önce The Woman In Black‘i izleyip yatayım dedim. Sonra, izlerken uyuklamaya başlayınca kapattım, yatağıma girdim ve en başından beri soramadığım o soruyu sordum: “Nasıl geçti lan bu gün sınav hakkaten?

Yaz Sıcağında Evde Oturmak

Bence en mantıklı iş sevgili okur! Yaklaşık 5 gündür evden dışarı çıktığım yok ekmek çarpsın. Sıcak basınca tişörtü çıkarıyorum, camı açıyorum, buz gibi ayran, kola artık ne varsa mis gibi gidiyor 😀

KPSS yaklaştığı için hocadan izin alıp evde ders çalışıyoruz ekip olarak. Canım çok sıkılıyor ama yapacak da bir şey  yok. En azından bir süre daha katlanmak gerekecek.

Evdeki tüm kitaplıkları boşaltıp düzenledim. Önceki gün elbise dolabımın içine de bir tane raf yapıp elim değmişken eski kıyafetlerden kurtuldum. Kıyafet dolabım artık daha düzenli duruyor. Kitaplığa eskisinden çok daha iyi bir görünüm verdim. Tam 7 çöp torbası eski okul kitabı, taranmış okul ödevi, ıvır zıvır attım. Ansiklopedilerimi ve tüm diğer ders kitaplarımı bir düzene soktum.

Koleksiyonların olduğu kutuları da elden geçirdim güzelce. Kırık dökük eşyaları attım. Epey yer açıldı.

rs100_6818Uzun süredir aklımda bir olay vardı sevgili okur. Komşumuzdan aldığım bir müzik seti vardı. Onun plakçaları sapasağlamdı. Ancak eski düzen müzik setlerini bilirsiniz. Tüm kısımları üst üste durur, devasa bir boyuttadır. Bu sette o şekildeydi. Plakçaları ile CD çaları sapasağlam olduğundan bunları ayırıp bağımsız olarak kullanabilir miyim diye düşünüyordum. Dün neredeyse tüm günümü o işe verdim ve sonunda başardım! Elimdeki eski bilgisayar hoparlörlerini de neredeyse tüm kablo tesisatını yenileyip sağlam ve çalışır hale getirdim. Şimdi yaptığım sistemde plakçaları müzik setinden bağımsız olarak çalıştırıp bu hoparlörlerden ses alabiliyorum. O açıdan çok başarı oldu yani.

parmak

Tıklayınca büyür

Tabi bir de aksilik oldu. Maket bıçağıyla sol el işaret parmağımı kemiğe kadar kestim yanlışlıkla. Kan uzun süre durmayınca doktora gideyim mi lan acaba diye düşünmeye başladım. Ama nihayet kan durdu. Şu an parmağım komple sargıda.

Güzel bir gelişme şu oldu: Hayatıma artık sporu dahil ettim! İki hafta önce tartıya çıktığımda 89 kilo olduğumu gördüm. Göbeğim falan da acayip büyüdüğü için artık spor yapmaya başladım sevgili okur. Okuldaki spor salonuna kayıt oldum ama bir türlü gidemedim. Geçen gün Alper çağırdı. Anneannem geldiği için gidemedim. Ama ben de boş durmuyorum, evde mekik falan çekiyorum. Bir de kollarımı çalıştırıyorum. Ekmek yemeyi de kestim. Bol meyve yiyorum karpuz şeftali falan. Şimdilik bu tip ufak önlemler aldım kendimce. Mutluyum.

KPSS için çalışmak çok sıkıcı oluyor bu arada. İnan sıkılıyorum. Kendimi çok zorluyorum ama. Test mest çözüyorum. Yapacak da bir şey yok zaten. Birkaç yeni albüm buldum, onları dinliyorum ama pek bir şeye benzetemedim.

rs100_6817Bu arada yazmayı unutmuşum, geçen gün bir yerden denk getirip Jules Verne‘nin tam 9 tane kitabını aldım çok uygun fiyata. Elimden geldiğince toplarlıyorum bütün eserlerini.

Volkan Denizli’de, Sercan Tekerdağı’nda, Savaş bugün gelecekti Eskişehir’e, Halil Antalya’da, Seval tatile gidecek, Merve Ankara’ya gitti çoktan, Togay ve Yağız buradalar. Geçen gün onlarla görüştük. Togay’ın gruba galiba davulcuyu bulduk sevgili okur. Eğer bir aksilik olmazsa çok sevdiğim bir arkadaşım artık Fire and Forget davulcusu olacak.

Tas Kebabı Kola

 

İnternet bağlantımda bu akşam bir sorun var sevgili okur. Kopmalar yaşıyorum. Neden oluyor anlayabilmiş değilim. Turkcell Superonline ne yapıyorsun, bana da bilgi ver.

Sıkıntılıyım sevgili okur. Kafamda onlarca şeyi tartıp, kurutuyorum. Ölçüp biçiyorum ama yine de bu sıkıntılarım bitmiyor. Bu yazımda biraz da bu sıkıntıları unutabilmek adına bir takım sözcükleri yanyana getirmeyi deneyeceğim.

Biliyorsun KPSS‘ye hazırlanıyorum. Artık buna ne kadar hazırlanmak denirse… Deneme sınavları oluyor, yaprak testler oluyor. Tüm bunlar beni tedirgin ediyor. Mesela cumartesi günü yine bir deneme olduk. Neden bilmiyorum, korkuyorum lan artık. Cevaplarımı kontrol edeyim dedim az önce. Türkçe’yi kontrol ettim 3 yanlış çıktı. Sonra matematiğe bakamadm. Kitapçık şurada duruyor, belki birazdan içimden gelir de bakarım diye umutla bekliyor zavallıcık.

Çalıştığım ortamda şimdi yeni bir döneme girdik. Ben bu döneme “hesap kitap abonman” dönemi demeye karar verdim. Yapılacak bir sürü iş baş gösterdi yine. Bunlar ne zamana bitecek, ne zamana kafam rahat olacak kestiremiyorum. Sadece yapmak gerek anlaşılan. Mantığını aramadan yapmak. Ama bunu da benim vicdanım kaldırmıyor. Dolayısı ile kendi içimde büyük bir vicdan muhasebesi yaşıyorum.

Bu ara yine çerkez müziklerine sardırdım. Çalışırken açıyorum bir yandan ufak ufak çalıyor. Hepsi dans müziği olduğu için melodikliği had safhada. Hayatın anlamı bana göre melodilerdedir sevgili okur. Düşün bakalım sence de öyle değil mi?

Normal işimin yanında bir de Doğa ve Çevre Kulübü ile yapacağımız bir etkinliğin organizasyon sıkıntıları var. Levent‘le birlikte bugün yine koşuşturduk. Alper eğer araç desteği sağlamasaydı mahvolmuştuk sevgili okur.

Mesela bak sana sevgili okur diyorum. Sana karşı doğrudan ve samimi bir hitap kullanıyorum. Çünkü ben bunun çok daha güçlü olduğuna inanıyorum. Şuraya kadar yazdığım 250 sözcükten belki bir tanesini bile okumayacak sevgili okurlarım da olacak. Ama sevgili okur sen, bu kardeşinin yine bunaldığı, canının sıkkın olduğu bir anda onu dinlediğin için benden taraf artı puan kazanacaksın.

Bugün mesela Togay ve Yağız‘la buluştum. Mervik, Togay ve Yağız’la Hera’da birkaç saat öldürdüm. Ama güzel bir “birkaç saat” oldu. Dolayısı ile faydalı bir iş için ölmüş oldu.

Tas kebabı

Dolmuşta gelirken daha geçen Yağız’a anlattığım “dolmuşta o kadar boş yer varken bu kız niye benim yanıma oturdu tribi“ni bir kez daha yaşadım. Eve geldim sonra. Ayıptır söylemesi annem tas kebabı ile patates püresi yapmıştı. Ufak kardeşimi gidip kola almaya ikna edemedim. Hava karardı diye evden çıkmadı lan çocuk. Kolasız, ayransız yedim yemeğimi. İçeri geçerken kaktüsümün rahatsızlandığını gördüm. Hayvancağız saksısında boynunu bükmüş, birkaç yaprağı da sararmıştı. Yarın bir bakım yapayım diye aklımın bir ucuna not ettim.

Kafamı yeterince dağıtabildiğime göre herkese iyi geceler diliyorum, sevgili okur.

 

Yeni Sömestr Başlıyor

Yorucu, üzücü, tempolu, heyecanlı ve mutlu sonlu bir dönemi geride bıraktım sevgili okur. Yarın 2011-2012 öğretim yılının bahar dönemi başlıyor. Bu sene bir yandan Arzu Hoca‘nın projesinde çalışacağım, bir yandan da yüksek lisansıma devam edeceğim.

KPSS kursu devam ediyor tabiki. Temmuz ayında KPSS sınavına gireceğizm. Bu sınavın sonucu ne olur, neler değişir, şu an bir şey söylemek için çok erken.

KPSS denemesinde sorulan bir soruydu: 2012, Türkiye'de aşağıdakilerden hangisinin yılı olarak ilan edilmiştir? a) Çin Kültür Yılı b)Tarımsal çeşitlilik Yılı c)Nano teknoloji yılı d) AB yılı e)Evliya Çelebi Yılı

Cumartesi günü KPSS denemesine girdim. Hayatımın ilk KPSS sınavı oldu bu deneme. Gördüm ki tarihten ciddi bilgi eksikliğim var. Ancak bu eksikliği giderebileceğimi de düşünüyorum. Ha bir de geometriden çuvalladım. Zaten lisede de pek sevmezdim. ÖSS’den sonra karşıma çıkmaz diyordum, valla çıktı işte. KPSS kursunda tarih dersini anlatan hocadan pek memnun değildik. Hoca, iyi birisiydi ama pek doğru dürüst anlatamıyordu. Biz de bunu yönetime sınıfça bildirdik. Hocayı değiştirmişler, ders programı da değişmiş doğal olarak. Yeni tarih hocası nasıldır bilmiyorum ama diğer hocalardan gayet memnunum ben şu anda.

Bahar dönemi için ders seçimimizi yaptım geçen gün. Epey sancılı oldu. Malum bizim okulun sistem kitlenmeleri, server çökmeleri meşhurdur, eziyet oldu yine. Ama almak istediğim dersleri alabildim. Hatta bu konuda şanslı bile sayılabilirim zira Bilim Etiği dersini tam da bana uyan bir saatte alabildim.

Şu an ders programım aşağıdaki gibi oldu:

Ders programım

Şimdi de aldığım derslere bakalım:

  • Çevre Kalitesinin İzlenmesinde Biyomonitorlama ve Teknikleri
  • Bilim Etiği
  • Coğrafi Bilgi Sistemlerinde Yorumlama ve Analiz Teknikleri
  • Uygulamalı Matematik

Bu dersler arasında beni en çok korkutan şu Uygulamalı Matematik dersi oluyor sevgili okur. Gerçi dersi veren hoca Diferansiyel Denklemler dersini de aldığım hoca Yılmaz Dereli imiş. Umuyorum ki çok zor olmaz hayat benim için!

KPSS Kursu

Aslında kursa falan gitmek çok aklımda yoktu sevgili okur. Yoktu ama Alper ve Merve‘nin ısrarlarına dayanamayıp kaydımı yaptırmış oldum. İhtiyaç Akademi denen kursa yazıldık 5 kişi.

Kurs Binası

Hafta içi çarşamba, perşembe ve cuma günleri işten sonra gidiyoruz. Saat 19.00’da başlıyor ve 22.00 gibi bitiyor. Tarih, coğrafya, vatandaşlık, türkçe ve matematik dersleri var. Tarihi falan zaten çok sevdiğimden ardarda üç saat tarih dersi hiç koymadı ilk gün. Dün de %99 metal müzik dinleyen coğrafya hocamızla ve sonrasında da vatandaşlık dersi hocamızla tanıştık. Bu arada programımızda üç saat tarih, birer saat türkçe, coğrafya ve vatandaşlık, iki saat de matematik var. Ayrıca ek dersler falan da olacakmış. Bir de internetten online olarak dersleri takip edebiliyormuşuz, henüz denemedim ben.

Kurstan çıkıp eve gidince ağır bir yorgunluk oluyor üzerimmde. Bakalım bunu dönem içinde nasıl atlatabileceğim. Alper şu an olmadığı için kursa da gelemiyor. Ancak ben, Merve, Ahmet, Betül, Esra ve Gonca devam ediyoruz kursumuza. Sınıfta 7 tane çevre mühendisi, bir o kadar maden mühendisi, 3 tane hukukçu, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi, jeologlar falan var. İktisatçı ve fizikçi de var hatta.

Bugüne kadar KPSS hakkında en ufak bir düşüncem olmadı. Nedir, nasıldır pek bilmiyordum. Kursta zaten sınıfta daha önce KPSS’ye girmeyen bir ben bir de arkamda oturan Sertaç isimli maden mühendisi çocuk var.

Yoğun bir dönem olacak gördüğüm kadarıyla. Sonu da güzel olur umarım.