Tag Archives: Kübra

Aydın Yavaş Quartet Konseri

afis

Geçtiğimiz perşembe günü Kıraathane’de, bir büyük ustanın, Aydın Yavaş‘ın ve öğrencilerinin, keyifli bir konseri vardı sevgili okur. Toplayabildiğim kadar müziksever toplayıp gittim konsere.

aydinyavas03

Aydın Yavaş üstat, yıllardır Eskişehir’de Öğretmenler Bulvarı‘nda Evrensel Müzik isimli adresinde, her yaştan onlarca ve yüzlerce kişiye müzik eğitimi veren, ülkemizin akademik anlamdaki tek pan flüt sanatçısı, bir akordeon duayeni ve yıl boyunca uluslararası turnelerde, -yaşayan pan flüt efsanesi- Gheorghe Zamfir‘e eşlik eden tek Türk sanatçı unvanlarına haiz, değerli bir insan. Kendisiyle tanışmam tamamen şans eseri olarak Evrensel Müzik’in üst katında oturmaya başlamam sayesinde oldu. Kendi çapımda müzikle ilgilendiğimden, ustaya da yakın olunca bir şekilde sohbetimiz ilerledi.

O akşam işi gücü bırakıp kıraathane’ye koştuk. Etkinlik saat 20.30’da başlayacak olmasına rağmen, henüz saat 20.00’de mekan tıklım tıklım doluydu. Hocadan ders almış ve halen almakta olan onlarca kişi ile aileleri Kıraathane’yi doldurmuşlardı. Biz şanslıydık. Çünkü saat 20.00’ye doğru mekana geldiğimizde Mustafa ve Kübra‘yı oturuyor halde bulduk. Bu sayede arkadan gelen Alper, Caner ve arkadaşlarına da yer tutabildik. Ayrıca masasını bizimle paylaşan, tüm gece kendi aramızda yaptığımız kritiklere katlanmak zorunda kalan, ancak ismini bilmediğim o kardeşe de sonsuz teşekkürler eğer okuyorsa. Okumaya devam et

Gerçek Bir Doğum Günü Sürprizi: 30 Yaş

18 Temmuz’u 19 Temmuz’a bağlayan gece saat 00:01’de telefonum çaldı. Arayan Alper‘di. Büyük bir panikle telefonu açtım. İyi ki doğdun, şarkısını duyunca paniğim yerini şaşkınlığa ve mutluluğa bıraktı. Böylece, bu yıl doğum günümü ilk kutlayan biricik kardeşim Alper oldu.

19 Temmuz’da doğmak, dünyanın en iyi burcu yengece denk geldiği için çok iyi bir durum. Ancak yaz tatili ve Dünya Fenerbahçeliler Günü’ne (19.07) denk geldiği için de çok kötü bir durum. İş yerinde tüm gün sessiz sakin geçti. Akşam mesai bitimine yakın, ilk sürprizi yaptılar iş arkadaşlarım sağ olsunlar 🙂 19 Temmuz aynı zamanda sevgili Veysel Abi‘mizin de doğum günüydü. Eskişehir’deki iş yerimde yaşadığım her ilk, benim için unutulmaz oluyor sevgili okur. Bu doğum günü de o unutulmazların arasında yerini aldı. Veyse Abi ile birlikte pastamızı kestik, mumlarımızı üfledik. Her bir arkadaşıma ayrı ayrı teşekkür ederim.

Aynı akşam evde de küçük bir kutlamayla günü tamamladık. Fazla bir atraksiyona girmedik. Çünkü hemen herkes şehir dışında, tatildeydi. Alper Kelebekler Vadisi‘ne doğru yola koyulmuştu. Sercan tatildeydi, otelden fotoğraf gönderiyordu. Utku ve Hazal yurt dışındaydı. Mustafa ve Betül kamptalardı. Sertan ve Ayşe‘nin düğün telaşı devam ediyordu. Yeni evlenen Hafize ve Mustafa balayındaydı. Ahmet‘in nerede olduğunu ise bilen yoktu. Herkes bir yerlerdeydi. Ben ise Temmuz doğumlu olmanın yalnızlığını yaşıyordum. Üstelik artık otuz yaşındaydım. O zamanlar olmak istediğim yaşta. Bu düşünceyle tüm akşamım ve gecem geçti.

Ertesi sabah inanılmaz yoğun bir gün olarak devam etti mesai. Sabahtan göreve gidip geldikten sonra resmi yazışmalarla uğraşıp durdum. Mesai çıkışında Merve‘yle buluşup biraz dolaştık. Yemek yedik. Saat 20.00’ye doğru balkonda çitlemek için çekirdek alıp eve geldik. Dış kapının üst kilidinin normalin dışında kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Bunun tek bir açıklaması vardı: Eve hırsız girmişti!

bir001Aklıma yıllar önce Ferhat abimin evine giren hırsız geldi. Kapıyı açar açmaz elindeki tornavidayla saldırmış, savurduğu tornavida abimin kazağını yırtmıştı. Birkaç santim önde olsa karnını deşecekti yani. Hırsızı orada yakalayıp diğer kuzenim Cihat’la birlikte bayıltana kadar dövmüşlerdi. Birkaç saniyede aklıma gelen bu senaryoyla birlikte alt kilidi açıp eve adımımı attım ve duyduğum çığlıklarla korkudan yere düştüm: SÜRPRİZZZZZ!

Şehir dışında olduğunu sandığım Alperler (Ankara’dan geldiler), Koray, Ahmet, Yeşim, Sertan, Ayşe, bizim çocuklar Murat, Mustafa ve Gökçe meğer iki gündür çok büyük bir organizasyonun içindelermiş. Gerçek bir sürpriz olması için hiç ummadığım bir anda yani ertesi gün yapmak istemişler kutlamayı. Merve, tüm ekibin koordinasyonunu sağlamış. Korkudan kalbimin çarpması durup da kendime geldikten sonra, nihayet bir009salona geçtim. Üzerine smokin giymiş simsiyah bir doğum günü pastası, üzerinde altın sarısı upuzun mumlarla duruyordu. Kurabiyelerin üzerinde ise ben vardım! İki tane eşşek kadar balonla 30 yazmışlardı. Lan hayatımda ilk defa uçan balonum oldu: Üç ve Sıfır. Tam pastayı üfleyecektim ki beni durdular ve kapı çaldı. Hani “Evim Şahane” benzeri programlarda gözleri kapalı olarak yenilenmiş evlerine giren insanların attığı bir çığlık var. Heh işte. O çığlıktan attım. Tatilde sandığımız Sercan karşımızdaydı! Herif benim için tatilini bitirip Eskişehir’e gelmişti. Şaşkınlıktan aptallaşmıştım.

bir004

Ne yediğine dikkat edeceksin

Nihayet pastanın başına geçtim ve aklımdan o tek dileği geçirip mumları üfledim. Çok zaman geçmemişti ki bir diğer Mustafa ve Kübra geldiler. Ev, tarihinde hiç olmadığı kadar kalabalıktı artık. Üç tane Mustafa vardı evde.

bir002

bir000Yazının buraya kadar olan kısmında belki de en dikkat çekici şey pasta değil mi? Şimdi hazır ol: Bu pasta tamamen evde ve elde imal edildi. Merve’nin pasta imalatında geldiği noktayı görebiliyorsun değil mi sevgili okur? Ellerine sağlık. Limonatayı da Ayşe’nin yaptığını söylemezsem olmaz 🙂

bir003

Çok yakında yayında…

bir010Doğum gününden sonraki hafta sonumuz Sercan’la birlikte ve dopdolu geçti. Pazartesi sabahı Sercan’la önce iş yerime gittik. Daha sonra da onu tren garından İstanbul’a yolcu ettim. Canım kardeşim, geçen yaz yapamadığımızı bu yaz yapabildik sayende.

Otuz yaş elbette önemli. Hayatımın bu önemli yol ayrımını, böylesine güzel bir sürprizle hatırlayacağım için çok mutluyum. Bu yazıyı da yine “hatırlamak” için yazdım. Unutmak istemediğim için, tebessüm etmek için yazdım. O gün orada olan herkesle birlikte buraya kadar okuyan senin için de keyifli olmuştur umarım. Öpüyorum.

Çok Kapsamlı Bir Hafta Değerlendirmesi

Çok tembelim. Blogu da çok ihmal ediyorum. Ama o çok vefakar. Beni asla bırakmıyor koçum benim 🙂 Geçen hafta olan biten olayları yazayım istedim notlar halinde. Merak ederseniz okuyabilirsiniz 🙂

Geçen haftasonu Bilecik‘e Onur Abi‘yle birlikte döndük. Dönmeden önce Eskişehir’de biraz dolaştık. Şehre sinen o pazar günü burukluğunu hissetmeye çalıştık. İnsancıl Sahaf‘taki müthiş kitap indirimini de o burukluğun bilmem kaçıncı kıvrımında farkettim. Hemen yanaştım ve 6 tane kitap aldım. Unutulmuş Diyarlar – Şarkılar ve Kılıçlar Serisi‘nin dördüncü kitabı Diken Hisar bu kitaplardan ilki. Bu serinin kitaplarını şimdi değil ama ileride okurum belki diye nerede görsem toparlamaya çalışıyorum. Bir diğer kitap da yine benzer amaçla aldığım Margaret Weis‘in Dragonvarld Üçlemesinin üçüncü cildi, Ejderhaların Efendisi. Dünya Klasiklerini şiddetle okuyan ve tavsiye eden biri olarak Monteigne Denemeler, Balzac Eugenie Grandet ve Victor Hugo‘nun Notre Dame’ın Kamburu isimli ölümsüzlerini de sırf arşivlik olarak aldım. Ha bir de Recaizade Mahmut Ekrem‘nin Araba Sevdası isimli romanını da yine kitaplığıma ekledim. Bildiğiniz üzere edebiyatımızdaki ilk realist roman örneği olarak kabul ediliyor bu eser. Romanı hiç okumadım ancak yakın zamanda okumayı planlıyorum. Kitaplardan bahsettim ve son bir kitapla devam edeyim. Çarşamba akşamı Şemre ile canımız sıkıldı ve akşam dolaşmak için çarşıya indik Bilecik’te. Orada

Kerberos

bir kitap sergisi açılmıştı. Oradan da uzun zamandır aklımda olan bir kitabı indirimli fiyatı ile gördüm: Mitoloji Sözlüğü. Sözlük olunca tabi yayınevi falan farketmiyor. Hemen açıp aklıma gelen üç beş karakteri araştırdım. Artemis, Kerberos ve İkarus‘a baktım. Bunlardan Kerberus’u biraz anlatayım hadi. Kerberos, Cehennem’in bekçisi olan üş başlı köpeğin adı. Bu köpeğin kuyruğu yılan kuyruğu gibiymiş. Isırıkları da zehirliymiş. Kerberos’u yakalamak Herkül‘ün 12 görevinden sonuncusu imiş. Tabiki Herkül yakalamış köpeği ve Atina’ya getirmiş. Hatta bu esnada köpeğin ağzından yeryüzü topraklarına saçılan salyalardan ilk zehirli bitkiler türemiş.

Bu hafta cuma gecesi dolunay vardı. Dolunayın üzerimdeki malum etkileri iki sene önce kurtadam saldırısına uğrayıp yazdığım taa şu yazıdan beri biliyorsunuz. Bu etkileri biraz da ben anlatayım istedim. Ben de yarattığı fiziksel değişimleri bir kenara bırakırsak, aslında dolunayın biz kurtadamlarda yarattığı mental etki çok daha fazladır. Dolunaylarda özgüvenimiz çok fazla artar. Zamanla kendimizi çok daha iyi kontrol edebiliriz ancak bu özgüvenin bizde yarattığı o harekete geçme içgüdüsü de inanılmaz boyutlara ulaşır. Tipik bir kurtadamın Superman gibi iki karakterli bir hayatı yoktur. Yani dönüşüm bizleri tamamen farklı kişilere dönüştürmez. Sadece karakterimizde nispeten daha az baskın olan özgüven ve cesareti diğer hislerimizin üzerine çıkartır. Popüler kültürde anlatılanın aksine bilincimizi ve kontrolümüzü tamamen kaybetmeyiz. Yani bir dolunayda kalbinde size yer olan bir kurtadamla yürümenizde hiçbir sakınca yoktur, bilakis size o gece zarar verebilecek hiçbir canlı yoktur! Cuma gecesi çıkan dolunayda canım çok sıkıldı dönüşmedim. Televizyon izlerken uyumuşum. O yüzden gece dışarı da çıkamadım. Neyse önümüzdeki ayı bekleyeceğim artık.

Benim bebeklerim

Geçenlerde kendime uzun süredir almayı istediğim bir şeyi aldım: Dekupaj makinesi! Beş ay önce aynı marka, Black & Decker‘dan bir de matkap (CD714CRES) almıştım. Matkaptan gayet memnun kalınca dekupaj makinesini (KS800S) de almakta bir sakınca görmedim. Ekibe katılan bu yeni arkadaşla birlikte kesme sorunumu çok büyük oranda halletmiş bulunmaktayım. İkisini de görüyorsunuz. İkisi de benim bebeklerim. Geçen gün banyo için bir dolap yaptım bunlarla.

Mutlu kitap okuyor!

Bu hafta eve geldiğimde yatağımın üzerinde beni bekleyen yen bir misafirimiz olduğunu gördüm: Mutlu! Annem sokakta parçalanmış bir halde bulduğu bir bebeği eve getirip güzelce tamir etmiş. Üzerine de bizim Sudegül‘ün eski elbiselerini güzelce geçirmiş. Ortaya sevimli şeker bir bebiş çıkmış. Adını da Mutlu koymuş. Mutlu erkek ismidir diyeceksiniz, hayır. Mutlu diye çok şeker bir kız tanımıştım bir zamanlar 🙂 Mutlu, evimizin uzun süredir beklenen torunu oldu böylece. Fantastik bir bebek! Aramızda Erdal Bakkal ile yavrisi arasındakine benzer bir bağ oluşmaya başladı.

Sabhankra yine beklenmedik bir hareketle Yonca Evcimik‘in 1994 yorumu Tut Elimi parçasını coverlamış! Benim “Pop Müziğe Tahammülümüz Yok(!)” sloganıyla paylaştığım bu cover, yine çok farklı olmuş. Sabhankra parçayı alıp başka bir ruh haline sokmuş. Bu gelişmeyi şimdilik bu kadar kısa tutuyorum ancak birkaç gün içerisinde ayrı bir yazı yazacağım bununla alakalı olarak.

Bugün yaklaşık altı aylık bir aradan sonra Dragon Yarışları‘na katıldık. Son katıldığımız yarışla ilgili olarak yazdığım şu yazıya göz atabilirsiniz. Bu seneki yarışta da çok büyük oranda geçen seneki takımımızla yarışıyoruz. Bu sene tamtamcımız ve iki kürekçimiz değişti. Bunlardan Filiz, zaten eski kürekçimizdi. Ekibe tamamen yeni katılan arkadaşlarımız ise Halil Ceylan ve Kübra oldular. As takımımız hazır olmasına rağmen bugün antrenmanımızı yedeklerle yaptık. Uzun süre sonra dragon botuna binince çaktırmadım ama acayip bir heyecan sardı beni 🙂 Gerçi bu sene yarışan takımlar içerisinde herhalde en deneyimli birkaç takımdan birisiyizdir. Dolayısı ile bu deneyimimizi elimizden geldiğince kullandık. Antrenmanda kürekçilerimizin dört tanesi ilk defa kürek çektikleri için istediğimiz hıza ulaşamadık ama gerçek yarışta herşeyin farklı olacağını umuyorum. Ha, bu arada bu sene takım kaptanı Alper oldu.

Vega‘nın Elimde Değil parçasını bilirsiniz. Çok uzun süredir dinlememiştim. Bugün mp3 çaları karışık moda aldım. Türkçe klasöründen gitti bu şarkı başladı. Dolmuştaydım tam. O kadar senedir dinleyip de hiç farketmediğim bir şeyi farkettim: Bu şarkı bir kadına yazılmış. Grubun vokali kadın olunca sanki şarkılar da bir kadının ağzından bir adama yazılmış gibi geliyordu hep. Bugün şarkının sözlerini dikkatle dinleyince şu dörtlükle kendime geldim:

Dizime başını düşür uyu
Saçlarım yüzünde gezsin
Geceler uzun geceler boyu
Ben yorgun sen güzelsin

Şarkı güzel bir şarkı, sözler de fena değil. Ama bu kadın söylüyorsa kesin erkeğe söylüyordur önyargısının beni nasıl kör ettiğini farketmek çok can sıkıcı oldu. Aynı ön yargı ben de Şebnem Ferah şarkılarına karşı da var mesela. O şarkıları da muhakkak bir erkeğe yazılmıştır diye dinliyorum.

Aklımda kalanlarla birlikte böyle bir hafta geride kaldı. Yeni gelen haftanın daha egzantirik şeylere gebe olması ümidiyle öpüyorum her birinizi.