Tag Archives: Kütahya

Korkunç Bir Dolunay Macerası – 1

auqasixioBüyü yapabilmek, doğuştan gelen bir yetenek değildir. Evet, belki uyduruk çocuk masallarında belki öyledir, ancak gerçek dünyada “muggle” doğmak diye bir şey yoktur. Büyü isteyen, yöntemlerini bilen ve sonuçlarına katlanmayı göze alan herkes tarafından yapılabilir.

Herkesten gizlediğim bu ilmim, hayatımın erken dönemlerinden beri benimle birlikte oldu. Öyle ki pek çoğu bilmese de çevremdeki dünyayı hep bu şekilde yönlendirdim, şekillendirdim. Gördüğüm rüyaların, “rüya gördüm” diye anlattıklarımın hep bir sebebi oldu. Bir süre sonra ise “rüya görebilmek” için büyü yapmaya başladım.

İlk kez düğümlere üflediğim zamanlarda, on üç ayda üç büyü hakkım vardı. Herkesin bir yılı on iki aydan ibaretti. Ancak benim o zaman ki ömrüm, her on üç aylık döngüyü bir yıl, hayatıma yeni bir neşe, bir güç olarak katıyordu. Tabi sonraları yaşım büyüdükçe gücüm, gücüm büyüdükçe de erişimim arttı. Kaynaklara erişimden bahsediyorum. Bir belge cenneti olan Mezopotamya, Dünya’nın diğer tüm alemlere açıldığı kapıydı. Tüm sihir buradaydı. Unutulmuş tarih, uydurulmuş tarih, dinler, efsaneler hep bu topraklardaydı. Dünya’nın değil belki ama bu alemin merkezi burasıydı.

“Her şey, yaşam ve para hariç” düsturu olmasa, büyü ve büyücüler Dünya’yı bir gecede kavurur, ateşle içerisinde bırakabilirler. Büyü yaparken her şeyi isteyebilir, bağlayabilir, rastlaştırabilirsiniz. Ancak cebinize para istemek ve yitip giden bir yaşamı geri istemek mümkün değildir. İşte bu saklı sanatın da ezelden beri süre gelen dedikodusu buydu: Bu ikisini yapabilmenin bir yolu var mıydı? Kim öğretebilirdi?

Büyü yapabilmek için semavi dinlerden birine inanmak, iman sahibi olmak, cezayı ve cezanın tedirginliğini taşımak -ama gerçekten taşımak- çok önemlidir. Geceleri yastığa başımı koyduğumda gözlerimi kapatır kapatmaz çekeceğimi düşündüğüm azabın korkusuyla terlemeye başlıyorum. Uykularım ise dayanılmaz birer cezaydı. Dedim ya, başlarda bana yol gösteren rüyalarımı görmek için bile büyü yapar olmuştum.

Çektiğim bu ıstıraba rağmen iki şey hariç her şeyi yapabiliyordum. Büyünün mantığı gariptir. İstediğinizi size doğrudan vermez. Dolaylı olarak elde etmek gerekir. Büyücülüğün belki de en ustalık isteyen kısmı da budur. Bu işin ustalığı doğru büyüyü yapabilmenin yanı sıra çok iyi bir analiz ve gözlemleme yeteneğine sahip olmaya ve sosyal mühendislik alanında uzman olmaya bağlıdır. Örneğin bir kadını kendinize aşık edemezsiniz. Ancak o kadının size aşık olmasını sağlayacak bir fırsat yaratabilirsiniz.

Yıl boyunca insanın enerjisi değişiyor, artıyor ve azalıyor. Ancak dolunay gecelerinde tam bir denge haline kavuşuyoruz. Sadece o gecelerde her neredeysem, ne haldeysem umursamıyor, işi gücü bırakıyorum. Ruhumun en dipte bir yerlerde, kendini yenilediğini hissediyorum.

Yine böyle bir günde aklıma giriverdi o melun düşüncenin kırıntısı. Güçlüydüm, iradem çok engindi. Hemen hiç zaafım yoktu. Nefsim benim emrimdeydi. Öyle ya da böyle gelmiş geçmiş en kudretli büyücülerden biri olabilirdim. Peki, bunun önünde duran şey neydi? Para ve yaşam büyüsü. Para umurumda bile değildi. Oysa yaşam? İsa‘dan beri, kaç kişi yitip giden bir yaşamı geri getirebildi? Belki birkaç kişi. Onlar da tarihin gizli saklı köşelerinde, kuytularında öldüler ya da öldürüldüler.

Oysa şimdi devir değişti. Artık insanlar mucizelere açlar. Yaşamı geri verebilir miydim? Ölümü yenebilir miydim? Bu tutku tüm damarlarıma doldu, aklımı fikrimi ele geçirdi. Gece gündüz aklımdan çıkmaz oldu. Biraz oturup düşününce, bu korkunç isteği umursamamaya karar verdim. Aklımı hep bambaşka şeylerle doldurdum. Ancak bir süre sonra artık bu isteğe tamamen teslim olup kendime açık açık ne istediğimi söylemeye başladım. Başlarda duyulmayan iç sesim artık bir çığlığa dönüştü. Ölümü yenebilir miydim? Çaresizdim.

İşte bu çaresizlik hayatımın en büyük derdi haline dönüşüverdi. Bir gün oturduğum yerden kalktım ve civarda bulunan ilçelere, köylere gitmeye, buralarda kimi zaman büyü bozdurmak isteyen, kimi zaman büyü yaptırmak isteyen sıfatıyla ilim sahibi kişileri araştırmaya başladım. Şarlatanlar, hocalar, karanlık kimseler ve daha niceleriyle karşılaştım. Yaşadığım ilde bulunanlar bitince, bu sefer Kütahya‘ya gittim. Orada çok daha fazla şarlatanla karşılaştım. Bu adam veya kadınlardan bazen çok kolay, bazen de bin bir güçlükle randevular aldım. Gerektiği yerde büyü bile yaptım görüşebilmek için. Ancak gerçeği sahteden ayırmak benim için yıllardır çok kolaydı. Büyünün enerjisi ortamdan silinmeyen bir iz bırakıyordu. Böylece gerçek ilim sahiplerini enerjilerinden anlayabiliyordum.

Böylece iki yıl içerisinde İç Anadolu’da ve Marmara’da gitmediğim yer kalmadı. Artık umudu kesmiştim. Bu yoksunlukla öleceğimi kabul ettim. O fikrin zihnime ekilmesinden dört ekinoks daha geçmişti. Ancak bir arpa boyu yol alamamıştım. Fikrini sorduğum birkaç ilim sahibi kişiler de benim deli, cahil, çılgın, cehennemde dahi en derin çukurda olacağımı söyleyip beni kovdular.

Kafamı biraz olsun dağıtabilmek için sağa sola haber yollamıştım. “Her türlü büyü çözülür” kabilinden işlerle meşgul oluyordum ki biraz oyalanabileyim. Bir gün yaşlı bir kadın bana kızının fotoğrafını getirdi. Kısmetinin bağlı olduğunu, bu kızın üzerinde kötü bir iz varsa kaldırmamı rica etti. Fotoğraftaki kadını gördüğümde nutkum tutuldu. Bu kadına bir büyü yapılmış olamazdı. Çünkü bu kadının kendisi büyük ihtimalle bir büyücü idi. Daha önce hiç hissetmediğim bir sıcaklık yayıldı içime. Sonraları adına aşk diyeceğim bu enerji beni olduğum yere çivilemişti. Fotoğraftaki yorgun bakışlar, geniş bir yüz, keskin yüz hatları, dudak kıvrımları ve kısacası her bir detay daha o anda aklıma kazınmıştı. Yaşlı kadına kızının ismini sordum. Bu ismin hayatıma nasıl bir yön vereceğini o anda anlayamadım.

Yıldızname‘den fotoğraftaki kadını araştırdım. İzini bulmam çok uzun sürmedi. Çalıştığı ya da çalışıyor göründüğü yere gittim. Eğer bu kadın büyücü ise varlığım onu huzursuz edecekti, anlam veremediği bir şekilde o da benim enerjime tepki verecekti. Bir öğleden sonra, daha önce gittiğim şehirlerden birinde çalışan bu kadının iş yerine gittim. Neredeyse nefes almadan, koskoca binanın içerisinde katları çıkmaya başladım. Onlarca yüzlerce insan gelip geçiyor, kapılarda isimler, unvanlar yazıyor, ancak benim aklım tek bir isimde. O ismin tek bir harfinde.

Nihayet seneler gibi süren dakikalardan sonra ismini gördüm. Kalabalık bir ofisin en köşesine sinmiş gibi oturuyordu. Henüz ben kapıda belirir belirmez odadaki herkesten önce bakışları kapıya döndü. Göz göze geldik. Onun da heyecanlandığını hissettim. Birkaç saniye sonra odadaki herkes kapıya dönüp bana bakmaya başladı. Durum böyle olunca daha fazla ilgi çekmemek için geriye adım atıp koridora çıktım. Hızlı adımlarla binanın girişine yöneldim. Bir anda tüm vücudumun terlediğini fark ettim. O kısacık bir bakışma bile yüreğimi oynatmaya yetmişti. Ne yapacağımı bilemeden saatlerce oturdum. Bana gelen yaşlı kadının söylediğinin aksine kızına büyü yapılmış falan değildi. Bizzat kızın kendisi büyücüydü. Bu düşüncelere dalmışken mesailer bitmiş, bina yavaş yavaş boşalıyordu. Aklıma durumu bir kere daha kontrol etmek geldi. Kimseye görünmemeye çalışarak binanın içerisinde yürümeye başladım. Herkes asansörleri kullandığı için merdivenler neredeyse bomboştu. Böylece katları çıktım ve öğlen geldiğim ofisin önünde durdum. Niyetim odada kimse yokken, içeriye sinmiş bir iz bulabilmekti. Bunu niye yapıyordum? Yaşlı kadını arayıp büyüyü bozdum diyerek parasını almak daha kolaydı. Ama bu kıza saplanmıştım adeta.

İçeride ve hatta katta kimse yok gibiydi. Hızlıca ofise girdim. Bakışlarımı en köşedeki masaya çevirdiğimde şok oldum. Bana bakan bir çift göz adeta beni hapsetmiş gibiydi. Kız ayrılmamıştı yerinden. Beni bekliyordu. “Geleceğini tahmin ettim” dedi. “Kimsin sen?” Cevap vermemeyi düşündüm, yine hızlıca kaçıp gitmeyi. Ancak konuşmaya çalışmanın daha mantıklı olacağı ortadaydı.

Gittim, önündeki koltuğa oturdum. “Anneniz bana geldi” dedim. Gülümsedi. Gülümsediği an dünya durdu sandım. “Biliyorum, ben gönderdim onu” dedi. İşte şimdi karmakarışık bir hikaye başlıyordu. “Nasıl yani?” dedim. Bana ismimle hitap ederek, “M…, senin yıllardır aradığın şeyi ben de arıyorum. Önceki yıl Kırşehir‘de ziyaret ettiğin bir zat bana senin amacından bahsetti. Aslına bakarsan çok uzun süredir istediğim şeye benden daha uzak, ancak bu konuda benden daha cesur olduğunu anladım.

Olayın rengi tamamen değişmişti. Belki de aşık olduğum için peşine düştüğüm kadın, işte şimdi yine beni yıllardır peşinde koştuğum o tutkuma yönlendiriyordu. Oysa şimdi şu anda kalksam gitsem ya da tam tersi sarılıp öpsem onu, hayatım bambaşka bir yola girecekti. Onu öpme fikri aklımdan geçtiği anda kadın sanki anlamış gibi kulaklarının kızardığını fark ettim. Bendeki şaşkınlığı ve suskunluğu görünce konuşmaya devam etti. “Harut ve Marut‘u hiç duydun mu? Biliyor olmalısın, bugün insanlığın bildiği ve uyguladığı tüm büyüleri onlardan öğrendik. Asırlardır insanoğlu onlardan öğrendiği bu gizli ilimleri uyguladı. Ancak onlarla kimler nasıl konuştu, bunu bilen yok. Onlar, kendilerinden sorulan her büyüyü bir şartla öğrettiler.” “Cehennem…” deyiverdim. Bu esnada kapıda bir güvenlik görevlisi belirdi. “…. hanım çıkıyor musunuz? Tüm odaları kilitliyorum.” Birlikte çıktık. Bu sefer asansöre bindik. Bir adım önümde duruyor, bir heykel gibi kıpırdamıyordu. Ya hiç umursamıyor ya da gerçekten o da beni merak ediyordu.

Aşağı inince önceden sözleşmişiz gibi aynı yöne yürümeye başladık. Arabasına kadar gittik. Binmem için işaret etti. Ön koltukta duran kazağı arka koltuğa bıraktı ve kazağı yerinden kaldırdığı anda hayatımda duyduğum en güzel kokulardan birisi geldi burnuma. Böylece afallamış halde yola çıktık. Yolda konuşmaya devam etti. “Harut ve Marut, ruhunu cehenneme kesin ve sonsuz olarak göndermeyi kabul eden herkese büyü öğrettiler. İşte beni durduran da bu. Evet, ben büyü yaptığım için cehenneme gideceğim. Ancak burada bir umudum var. Ben bu büyülerin hiç birini o iki melekten öğrenmedim. Allah, büyü yapanların cehenneme gideceğini söylüyor ancak sonsuza kadar orada kalacaklarına dair açık bir ifade yok. Bunu cinlere de sordum. Onlar da aynı fikirdeler. Dolayısıyla, sonsuza kadar cehenneme gitme fikri bana korkunç geliyor. İşte bundan dolayı  senin de aradığın o ‘yaşamı geri getirme’ büyüsünü Harut ve Marut’tan öğrenmek istemiyorum. Ancak bunu benim yerime sen yapabilirsin. Çünkü onların nerede olduklarını biliyorum.”

-devamı için tıklayın-

zefisheye