Tag Archives: Laneth

Çağlan Abi’nin Vedası

caglantekil

Bu ayın dolunayında, yaşadığımız onca kötü şeye rağmen daha da kötüsü olabilirmiş onu öğrendim. Başlığa “vefatı” yazmaya elim varmadı nedense. Türkiye’de metal müzik denilince akla gelen ilk isimlerden, metal müziğin Baron‘u  Çağlan Tekil hayatını kaybetti. Bir süre önce geçirdiği beyin kanaması sonucu girdiği yoğun bakımdan bir daha uyanamadı Çağlan Abi.

Arkadaş listemde yer alan hemen hemen tüm metal müzikseverler onun için birkaç satır yazdı, birkaç fotoğraf paylaştı. Ben de, hayatımın en önemli olaylarını yazdığım bloga bu üzücü vedayı yazmak istedim.

Çağlan Tekil kimdi? Pek çoğunun dediğine göre ülkeye death metali getiren adamdı. Bir müzik grubu yoktu belki ama metal müzik nerede yapılıyorsa Çağlan Tekil hep oradaydı. Çıkardığı başta Laneth olmak üzere tüm diğer  yeraltı fanzinleri, 2000’li yıllarımda Dünya müziğiyle tanışmamı sağlayan Blue Jean dergisi ve ardından gelen Head Bang yolculuğu. Bunların her birinde baş rolde hep o vardı editör olarak.

Bookazine formatında yayımlanan Head Bang’in Ekim 2019 yılında çıkan 5. sayısında Önsöz‘de belki de kendisi bile bilmeden, son defa editör olarak bir yazı yazdı. 80’lerin ortasında metal dinlemeye başladığı ilk yıllarda aldığı Iron Maiden kasetlerinin ilk kasetleri olduğunu yazarak başladığı yazısını “Yine biraz geciktik… Yeni sayıda görüşmek üzere…” diye bitiriyordu. Aslında Baron, bu vedanın son vedası olduğunu bilmiyordu. Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.

İstanbul’da yaşamadığım için nispeten şanssızım. Oradaki metal tayfa Çağlan Tekil ve onun gibi değerli büyüklerle düzenli olarak görüşebiliyor ya da en azından konserlerde bir araya gelebiliyorlar. Benim Çağlan Tekil’le olan ilk tanışmam çok özel bir albüm, In Flames’in Come Clarity albümü sayesinde oldu. Bu albümün CD’sini Çağlan Tekil’den almıştım ben. Tabi o zamanın cahilliğiyle CD elime geçtikten sonra barona mesaj atmış “Abi bunun arkasında bandrol yok” demiştim. Adım gibi eminim ki bu soruya dalga geçmeden, rencide etmeden, kırmadan, üzmeden, çok bilmişlik yapmadan cevap verebilecek bir avuç adam vardır piyasada. İşte birisi de Çağlan Abi’ydi. Yurt dışında satılan albümlerde Türkiye’deki gibi bandrol olayı olmadığını çok hoş bir sohbetle anlatmıştı bana. Samimiyetinden cesaret alıp o zamanlar okuduğum Blue Jean dergisiyle ilgili birkaç bir şey daha sormuştum.

Gel zaman git zaman, Blue Jean bir format değişikliği yapmıştı. Çok kısa süren bu maceradan sonra da zaten Head Bang apayrı bir dergi olarak çıkmaya başlamıştı. O dönemde de Çağlan Abi’ye yeni formatla ilgili eleştirilerimi yazmıştım. Yine büyük olgunlukla dinleyip cevap vermişti.

Bir süre sonra ise yine bir başka çok özel albüm sayesinde yolumuz kesişmişti. Dark Tranquillity’nin The Gallery albümünün özel basım double golden vinyl gatefold kapaklı versiyonunu almıştım. Hem de piyasanın çok çok altına bir fiyata. Plağı ilk kez satılığa çıkardığında “Başkasına söz verdim” dedi önce. Ben birkaç gün sonra yine sorduğumda “Söz verdim ayıp olur” dedi. Birkaç gün sonra ise “Mesut merhaba, plağı alacağım diyen kişiden ses çıkmadı sen istiyor musun hala?” diye o bana mesaj attı. Bu sayede o plağı aldım.

Sosyal medyada, metal dinlediğini bildiğim herkesin, ünlü grupların ve hatta metal ya da rock müzik bile yapmayan müzisyenlerin bile taziyelerini bildirdiği bir vefat oldu Baron’un ki. Yıllar önce Chester‘ın ölümü nasıl doğum günüme denk geldiyse, Baron’un vefatı ise çok çok güzel bir dolunay gecesine denk geldi. Ah sevgili Çağlan Abi, mekanın cennet olsun. Seni seven herkese sabırlar dilerim. Laneth olsun!

Bu dolunay da üzdü… Yine.

laneth02

The Worst Of Laneth!

Tahminen ben yeni yeni kendimi bilmeye başlamışken, İzmir‘den Tunceli‘ye taşındığımız sene, 1991’de bir grup metal müziksever abimiz Türkiye’nin ilk fanzinlerinden olan, fotokopi ile çoğaltılan Laneth‘i İstanbul’da çıkarmaya başlıyorlar. Metal müzik dinleyen herkesin en azından bir röportajın altında ismini okuması muhtemel olan Çağlan Tekil ve arkadaşlarının yaklaşık 4 sene süren bir fanzine macerasının adı olmuş o yıllarda Laneth. 35 kopyalık ilk sayıları ile başlamışlar, son sayıları ise yaklaşık 3000 adet basılmış. Öyle büyümüşler, dikkat çekmişler yani.

Bu derginin, yıllar sonra bir toplama baskısı daha çıktı. Sanılanın aksine The Best Of olarak değil, The Worst Of olarak basıldı bu sayı. Zira derginin de sloganı buydu: Dünya’nın en kötü dergisi! Ülkemizin en marjinal yayınevlerinden 6:45 Yayınevi, özel bir koleksiyon baskısıyla sınırlı sayıda, 1000 adet bastı. Çocukluk zamanlarımızda çıkmış bu dergiyi okuyabilmem elbette mümkün değildi, ben de en azından bu özel koleksiyon sayısını alayım dedim ve geçen gün bir tane sipariş ettim. Artık 0507 numaralı kopya benimdir.

Derginin içeriğinde neler var neler. Bugün Kral TV‘de izlediğimiz adamların o zamanlar ülkemiz metal piyasasında nasıl varolduklarını okudum. Yazarların gayet açıkça millete soktukları lafları, bir konser yorumunda bir gruba giydirdikleri yorumları okurken kahkahalar attım. O zamanın gençliğinin bir dergiye yazıp yolladıkları komik mektupları okudum, ilginç ve dönemim yaratıcılığıyla bezeli takma isimlerine güldüm. Dikkatimi çeken en ilginç ropörtajlardan birisi de Witchtrap‘in ropörtajı oldu. Beyza Yazıcıoğlu yapmış röportajı ve soruyor, o zaman ki Witchtrap kurucu üyesi Tarkan Gürol‘a (şimdi ki Art Niyet):

Gerçek anlamda satanist misiniz?

TARKAN: Çağlayan ve ben evet.

(…)

Sen satanizmin gereklerini yerine getiriyor musun? Mesela satanist gruplar röportaj vermez…

TARKAN: O işin şov kısmı. Satanizm o kadar katı değil. Allah’ın saçma buyruklarına karşı çıkan alternatif bir din…

Koleksiyon sayısı olmasının yanında, baskının en güzel yanı yazıların ve içeriğin o günkü içerikten bire bir alınarak, sansürsüz ve aynı dizgi kalitesiyle basılmış olması. 84 sayfalık bir yolculuk, aslında Türk Metal Tarihi’nin ve metal müzik yayıncılığının da temel taşlarını gösteriyor bize. Bu fanzine’in yayıncıları daha sonra Blue Jean başta olmak üzere pek çok farklı dergi ve basın organında çalışmaya başlayacaklar ve ülkemizin bu konudaki yayıncılık tarihine yön vereceklerdi.

Bence bu müziğe ilgi duyan herkesin alıp okuması, arşivlemesi gereken kıymetli bir çalışma olmuş. 6:45 yayınlarından çıkması ayrı bir marjinal hava katmış ama alıp okuyunca biraz da “Yazıyorum, öyleyse hükmediyorum” tribinde olan o zaman gençlerinin bol küfürlü, bol komik yazılarıyla o marjinallik yerini samimiyete bırakıyor. Çağlan Tekil’in kaleme aldığı tanıtım yazısı ile ben de yazımı bitiriyorum:

The Worst Of Laneth’i sadece ismine bakarak merak edip alan, “Laneth” hakkında en ufak bir fikri olmayanlar için özet geçelim; Laneth, 1991-1994 yılları arasında çıkardığımız, kimileri için mastürbasyon, bizler için de mastürbasyon olan bir dergiydi. İçeriğinde sevdiğimiz müziklere (ağırlıklı olarak metal) ve hayata dair düşündüklerimizi paylaştık. Kimilerine göreyse sıradan bir fanzindi. Kayıtlara Mondo Trasho ile beraber (İkisinin de ilk sayısı Mayıs 1991’de yayımlandı.) “Türkiye’nin ilk fanzini” olarak geçti. (Herhangi bir ödül vermiyorlar.) Laneth’in ilk sayısı çıktığında hiçbirimizin “fanzin” kelimesinden haberi yoktu, sonradan öğrendik. İlk üç sayı racona uygun şekilde fotokopiydi, sonra işler büyüdü, ofset oldu, kapak renklendi filan. Daktiloyla başladık, ardından Amiga 500’e geçtik, elektronik daktiloyla bitirdik. Laneth, yayında kaldığı süre boyunca yasallaşmadı, kaçak basıldı ve dağıtıldı.”Çağlan TekilBu özel baskı adından da anlaşılacağı üzere en iyi sayfaların seçkisiyle ortaya çıkmış kutlu bir hediye! Sınırlı sayıda (numaralandırılmış) tek baskı!