Tag Archives: Lara

Antalya – Bilecik – Özgür’ün Düğünü

Geçen hafta, belki de çok uzun süredir peş peşe gelen bir yoğunluğun ardından, küçük bir mola verebilmek için elime geçen en iyi fırsattı sevgili okur. Hizmet içi eğitimlerin değişmez adresinde, Antalya‘daydım. Hafta bitene kadar da orada kaldım.

Atıksu arıtma tesislerinin nihai çıkış noktaları olan, arıtılmış atıksuların deşarj noktalarına SAİS adı verilen, sürekli izleme sistemleri kurulması gerekiyor. Bununla ilgili bir mevzuat, bu süreçle ilgili bilinmesi gereken bazı teknik meseleler var. Yapılan eğitim bunlara yönelikti. 22 Nisan’ı 23 Nisan’a bağlayan gece yola çıktım. Antalya’ya gece gitmek kadar keyifli bir şey yok. Özellikle yola çıkacağım gün, akşam üzeri ayranları içmeye başlıyorum. Böylece gece yarısı bindiğim otobüste koltuğa oturunca uykuya dalabiliyorum. O gece de öyle oldu. Gece 00.30’da bindim otobüse. Sabah 07.00 civarı gözümü Antalya Otogarı‘nda açtım. Hemen karşıdaki Kamil Koç şehir içi servisine bindim. Lara‘ya giden servisin son durağı olan Güzeloba‘da inip taksiye bindim. Böylece saat 08.30 civarı kalacağımız otele geldim.

antalya0419

Bu otele yıllar önce, başka bir eğitim kapsamında da gelmiştim. Aradan geçen yıllarda otel fiziksel olarak epey yıpranmış, eskimişti. Ben sabah erken saatte otele geldiğimde, çalıştığım kurumdan henüz kimse gelmemişti. Sağ olsunlar, resepsiyondan bana odamı verdiler hemen. Eşyalarımı bırakıp kahvaltıya geçtim. Öğleden sonra da Bilecik‘ten oda arkadaşım Olgun geldi. Olgun’la beraber yıllardır hiç yapmadığım bir şey yaptım  ve denize gittim! Bizi görmeliydin 🙂 Koşarak denize girdik, sonra hiç bozuntuya vermeyip koşarak denizden çıktık. Buz gibiydi su! Dayanamadık yüzmeye. Günün geri kalan kısmı, nispeten boş olan otelin havuzunda geçti. Eğitim ertesi gün başlayacağı için asıl yoğunluk akşam saatlerinde oluyordu. İnsanlar o saatlerde geliyorlardı.

Eğitimin ilk günü sabah 08.00’de kalktık. Eğitim, sonra yemek ve sonra tekrar eğitimden oluşan bir programdan sonra ilk gün bitti. Biz de vaktimizi yine otelin imkanlarından ki bu sefer çok daha kalabalık bir şekilde, faydalanarak geçirdik. Eskişehir’den birlikte geldiğimiz Hülya Hanım‘la birlikte vakit geçirdik. Sonra Olgun bizi otelin etkinliğine çağırdı. Etkinlikten sonra da gün bitti zaten.

İkinci gün bir teknik gezi vardı. Sabahtan Hülya Hanım, öğleden sonra da Olgun ve ben katıldık bu geziye. Akşam hiçbir şey yapmadan, Galatasaray maçını izledik. Sonra da uyudum. Cuma günü eğitimin son günüydü, sınav vardı. Sınavdan sonra otogar için transferi bekledik. Transfer hareket saatine bir saat kalaydı. Başta bir tereddüt ettik acaba yetişecek miyiz diye. Ancak çok rahat bir şekilde yetiştik. Bu arada haberiniz olsun, Antalya’da otellerden kalkan transfer araçları Otogarın içine giremiyor. Yasak.

pacificrimSaat 13.00’te yine Kamil Koç’un Bursa otobüsüne bindik. Gündüz yapılan uzun yolculuklar inanılmaz sıkıcı oluyor malum. Harry Potter ve Melez Prens ile Pacific Rim isimli filmleri izledim. Bu arada, otobüsün lastiklerine bir şeyler oldu. Bir yarım saat tamiratla gitti. Bir de kırk beş dakikalık mola verdik. Yetmedi bir de Seyitgazi ilçesinin Kırka Mahallesi’nde 15 dakikalık bir ihtiyaç molası verdik. Böyle dura dura saat 20.00 civarında Eskişehir’e ulaştık. Dönüş yolunu saymazsak, otelde geçirdiğim zamana göre galiba hayatımın en keyifli Antalya iki Antalya eğitiminden birisiydi. (Diğeri çok daha unutulmazdı.)

O akşam evde, yorgunluktan bayılmış bir halde geçti. Öylece oturduk. Ertesi sabah yine erkenden, bu sefer de Bilecik’e gitmek için yola çıktım. Çünkü canımız İsmail Abimizin  biricik oğlu, Özgür kardeşimizin düğünü vardı! Ve bu, neredeyse bir buçuk yıldır görmediğim Bilecikli dostları görmek için harika bir fırsattı. Eskişehir Otogar’da, Bilecik’e ekspres olarak giden minibüsler var. Saat 09.00’da hareket edecek olan araca, Bahri ve kendim için bilet aldım. Bilecik’e birlikte gitme planını haftalar öncesinden Bahri’yle yapmıştık. Planımız tıkır tıkır işledi ve saat 10.15 civarında, Bilecik’te can dostum Şemre bizi karşıladı. Herifi aylardır görmemenin verdiği özlemle epey bir kucaklaştık. Sonra kahvaltıya gittik.

bilecik0419

Bilecik nasıl? Bilecik aynı. Ufak tefek değişen yerler var. Ama aynı. Zaten bir buçuk yılda ne kadar değişebilir? Kahvaltıdan sonra lojmana gittik. Kurumun bahçesindeydi lojmanlar. Orada Yasin, Hamdullah Abi ve Ramazan‘la karşılaştık. Yakın arkadaşların zillerine bastım. Şanssızlığıma evde yoktular. Evde olan Talat Bey‘le görüştük.

Sonra düğüne geçtik. Düğünde birkaç kişi hariç, dairedeki tüm arkadaşlar katılmışlardı. Gerçekten, herkesi bir arada iş stresinden uzakta görmenin en iyi yolu buydu sanırım: Düğünler. Bir türlü tanışma fırsatı bulamadığım İl Müdürüyle de tanıştım. Yeşim Hanım tanıştırdı bizi. Sonrasında Özgür’le ve gelin hanımla selamlaştık takı merasiminde 🙂

ozgurdugun

Şansımıza Muhsin de aynı gün Eskişehir’e dönecekmiş. Düğünde biraz daha vakit geçirdik. Çıkmadan önce Özgür ve Sinem‘in yanına gidip biraz sohbet ettim. Fotoğraf çekindik. Mehmet de oradaydı. Onunla da konuştuk. Daha sonra mutluluklar dileyip Muhsin, Bahri ve ben birlikte Eskişehir’e doğru yola çıktık. Sağ olsun Muhsin bizi çabucak getirdi. İtiraf ediyorum, Bilecik’te geçirdiğim birkaç saat yetmedi bana. Galiba ben de özlemişim şehri biraz. Aylardır bir türlü görüşemediğim Emre kardeşimle yine doyamadık sohbetlere…

Bilecik’teki dostlara buradan selamlar, değerli kardeşim Özgür’e de ömür boyu mutluluklar dilerim.

Antalya Günlükleri – Son Eğitim, Teknik Gezi ve Kapanış

Eğitimin ilk günü yine erken saatte uyandık. Bu sefer diğer otelden farklı olarak hafif şeyler yemeye ve daha yemeye karar verdim. İlk kahvaltıda da bunu uyguladım. Kahvaltıdan sonra tüm donanımlarımızı kuşanıp eğitimin yapılacağı salona gittik. Bu salonu bir önceki gece Hikmet Abi ile görmüştük. Önceki günlük yazısına yazmayı unutmuşum. Her neyse, salonda tüm illerden, yani bakanlığın taşra teşkilatından, en az bir temsilci vardı. Ayrıca bakanlığın merkez teşkilatından da eğiticiler ve katılımcılar vardı. Bu da bizi yaklaşık 100 kişilik bir kalabalık yapıyordu.

Önceki çalıştayda gerilerde kalmayı tercih eden ben bu sefer Hikmet Abi’nin de gazı ile gidip en öne oturdum. Böylece eğitim başladı. Günlüklerin en başında belirttiğim üzere toplantı içeriklerini paylaşamıyorum.

Öğle yemeği ve sonrasında yine sunumlarla gün devam etti ve saat 17.00’de ilk gün eğitimleri bitti. Ertesi gün saat 09.30’da yağmurlu bir Antalya gününe rağmen teknik geziye gidecektik. Hedefimiz Lara’da bulunan Atıksu Arıtma Tesisi’ydi. Burasını tipik bir arıtma tesisinden ayıran belki de en göze çarpan unsur estetik olarak üst sınıf bir yer olmasıydı.

Bütün bir Antalya otellerinden akan pislik buraya gelmesine rağmen tesiste hissedilir bir koku yoktu. Tüm havuzların tasarıma uyan çadırlarla kapatılmıştı. Ayrıca uzun havalandırma havuzunun üst kısmında ise bir antrenman sahası vardı! Tesis şehre gelen futbol takımlarına bu sahaları kiralıyordu göründüğü kadarıyla. Arıtma tesislerinde çok büyük yer işgal eden havuzların bu şekilde de olsa değerlendirilip gelire dönüştürülmesi bence gayet akıllı bir tercih olmuş.

Eğitim için gelenlerin yaklaşık dörtte üçü çevre mühendisi olduğu için arıtma tesisi gezisinde diğer meslek dallarından özellikle yeni arkadaşlar, bir nebze de olsa sıkıntı yaşadılar tüm süreci anlamakta. Burunlarını tıkayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu yine de. Aklıma bizim öğrenciyken yaptığımız teknik geziler geldi 🙂

Öğleden sonra, ikinci bir arıtma tesisine gidecektik ancak bir plan değişikliği ile otelde kalmaya karar verdik. O gün öğleden sonra Hikmet abiyle epey derinliği olan konular konuştuk. Bana göre otelin en güzel köşesini keşfedip neredeyse akşama kadar aynı kanepenin üzerinde pinekledik. İşte ben o saatlerde hep bu yazıyı yazmayı düşünüyordum lan. Ekmek çarpsın!

Tıkla büyüsün!

Akşam yemeğinde çok yüklenmeyeyim desem de yine tutamadım kendimi ve yemeği fazla kaçırdım. Akşam boyunca soda içip durdum. Yemek faslından sonra yine otelde kamp yapan Çekli futbolcularla beraber Barcelona’nın maçını izledik. Valencia’yı tuttu hepsi heriflerin. Otelde bir tane Rus Rugby takımı kamp yapıyordu. Bunların antrenmanlarını da izledim. Sonra sahile indik Hikmet abiyle. Denize çırılçıplak giren futbolcunun videosunu çektim gizlice. Otele döndük.

Oteldeki takımlardan bahsetmişken bir futbol takımı daha vardı otelde. Güney Koreli “Deagu FC” takımı. Biraz araştırınca adamların ülkelerinin en iddialı takımlarından birisi olduğunu öğrendim. Adamların hızlı ve atak oynamaları sayesinde özel olarak geliştirdikleri futbol stili bile varmış: Mermi futbolu! Süper de bir takım logoları var. Anlayacağınız otelde her yanım Tsubasalarla, Wakabayaşilerle doluydu. Tek fark; bunlar Koreliydiler.

Aynı gece “Ah Bir Ataş Ver” türküsünü düşündüm. Yine Alcatraz’dan bir bölüm izleyip uyudum. Bu arada haziranda İtalya’ya gidiyoruz yine sevgili okur.

Pozlama süresini uzun tutunca deniz böyle oluyor.

   

Eğitimin son günü, otelde son kez uyandığım gün oldu haliyle. Kahvaltı detayını halledip eğitime gittik. Flash belleği olan sahneye koşup sunumları almak için çabaladığı için eğitim planlanandan 20 dakika geç başladı. Saat 11’e doğru sunumlar bitti ve değerlendirme testi başladı.

Anlatılanlarla ilgili olarak hazırlanan 10 soruluk bir kısa sınavdı bu. Son sorusu ise sunumlarda anlatılmayan, ancak su ile uğraşan profesyonellerin bileceği bir soru idi. Sınavdan sonra son sürat otelden ayrıldık ve Serik Otogarı’na doğru yola çıktık.

Planlarımız mükemmel işledi ve saat 11.30’da Serik’ten hareket eden otobüse bindik. Bu otobüs Antalya’ya saat 12.30’da geldi. Belek’teyken iş yerinden arkadaşlarım Gizem ve Elif’e ulaşmaya çalışmıştım. Zira onlarda Belek’te eğitimdeydiler, ancak aksilikler olmuştu ve ulaşamamıştım. Antalya Otogarı’nda onlara kıyıda bir bankın üzerine yüzleri güneşe dönük olarak rastladım. Bu karşılaşma evrendeki tüm dengelerin rastlantısal olup olmadığını sorgulamama yol açtı. İkisiyle biraz lafladıktan sonra Hikmet abinin yanına döndüm ve saat 13.00 Eskişehir’e doğru hareket ettik. Yolculuk çok sancılı geçmedi. Ancak hiç uyuyamadığım için acayip sıkıldım.

Yolculukta olan ufak tefek tüm olaylardan sonra nihayet 19.00’da Eskişehir’de indim otobüsten. Sonrasında olanlar bu yazı dizisinin konusunu oluşturmadığı için anlatmıyorum.

Toplamda 7 gün süren bir Antalya gezisiydi kısacası. Pek çok insanla tanışıp, bol bol insan gözlemi yaptım yine. Beynimin kataloglarını doldurdum. Davranış ve konuşma üsluplarını dikkatlice inceleyip notlar aldım. Eğitim süresince tuttuğum notları raporlaştırdım kendim için.

Ve hayat böylece devam etti sevgili okur. Sercan Eskişehir’den sonsuza kadar ayrıldı. Alper’in yıllardır vücudundan atamadığı o son damla o gece atıldı gitti. Mustafa, kendi içinde aradığı cevaplara nihayet mantıklı bir açıklama bulabildi. Bunu Ahmet’le paylaştığında Ahmet “ben seni sonra arayım moruk” dedi. Volkan ve Burak tamamen birbirlerinden habersiz ve tanışmamış olarak o gece uyudukları yatağın sol tarafına yüklendiler.