Tag Archives: March Of The Norse

Demonaz March Of The Norse Plağım!

04 19

Bu gece bir efsaneyi seninle paylaştığım için inanılmaz bir mutluluk duyuyorum sevgili okur! Demonaz‘ın March Of The Norse albümü artık plak olarak arşivimde!

Bu albüm hakkında bir buçuk sene önce işte şu yazıyı yazmıştım. Yazıyı okumaya devam etmeden önce tıklayıp yeni sekmede açın o yazımı da. Burada detaylı olarak bahsedemeyeceğim noktaları orada okuyabilirsiniz.

March Of The Norse, o tarihten beri hiç bıkmadan dinlediğim bir albüm oldu. Sadece ben değil, çevremdeki neredeyse tüm metal müzik severlerin de fazlasıyla beğendiği ve ilgilendiği bir albüm oldu. Yukarıda linkini verdiğim yazıda da bahsettiğim üzere o tarihten beri bu albümün sınırlı sayıda üretilen ve Picture Disk olarak basılan plağını arıyordum. Ancak ya stoklarda bitmiş oluyordu ya da fiyatı çok uçuk oluyordu.

06 9Başta Plamen olmak üzere birkaç arkadaşımdan da yardım istedim hatta bu albümü yurt dışından getirtmek konusunda. Ancak yine şanssızlığım yakamı bırakmadı ve stoklar bitmiş oldu. Bir gün şansım yaver gitti ve Almanya’da bir distroda bulduğum aradığım plağı. Hiç vakit kaybetmeden bir Paypal hesabı açıp ödemeyi yaptım ve heyecanla beklemeye koyuldum.

Geçtiğimiz hafta cuma günü öğleden sonra kargo nihayet geldi işyerine. Çocuklar gibi sevindim sevgili okur. Kendim sevinmekle kalmadım hatta Gizem‘le Sinem‘i de bu sevince ortak ettim. Albümün jelatinini ellerim titreyerek açtım. Plağı elime aldığımda söylediğim şey şu oldu: “Her kuruşuna değdi lan…

03 2401 31

2011 yılında, sakat bir gitaristin bu kadar epik bir albüm yapabileceğini eminim ki kimse tahmin etmiyordu. Üstelik yıllarca bir grupta çaldıktan sonra solo albüm yapıp başarılı olan o kadar az müzisyen varken belki de kimse Immortal‘dan sonra Demonaz’a şans tanımıyordu. Yıl oldu 2013, bakıyorum halen daha yorumlanıyor albüm, halen daha dinleniyor. Albümü ifade ederken kullandığım sıfatı, “epik” sözcüğünü, Unholy Innocent’tan ödünç aldım. Albüm için bloga yazdığım yazıdan sonra bir kere oturup konuşmuştuk ve beğenisini bu şekilde ifade etmişti. Bu albümle ilgili olarak o kadar çok arkadaşımla konuştum ki inanın çoğunu karıştırıyorum artık.

05 14

Evet, plaktan bahsedeyim artık. Plak gatefold dediğimiz, açılır kapak formatıyla geliyor. Picture Disk, yani albüm kapağı ve şarkı listesi görsel olarak plağın üzerine basılmış. Aslında plağın üzerine basılmış demek yanlış. Picture Disk’lerde görseller şeffaf plak tabakaları arasında konulur ve o şekilde preslenir. Plak çok ciddi anlamda “evladiyelik” kalitede. PVC koruma kılıfı ile geliyor.

09 3

Albüm sınırlı sayıda baskı olduğu için plakla beraber ekstra materyal de çıkıyor içinde. A2 boyutunda bir albüm kapağı posteri, sözlerin yazılı olduğu ve Demonaz’ın yakışıklı bir veskalığının yer aldığı bir kartonet de albümün içerisinde yer alıyor. Albümün plak baskısında 9 parça yer alıyor. Dying Sun Bonus parçası yer almıyor.

08 4

A Yüzü Süre
1 – Northern Hymn 00:57
2 – All Blackened Sky 05:10
3 – March Of The Norse 03:42
4 – A Son Of The Sword 04:41
5 – Where Gods Once Rode 05:11
B Yüzü Süre
1 – Under The Great Fires 06:35
2 – Over The Mountains 05:06
3 – Ode To Battle 00:43
4 – Legends Of Fire And İce 04:12

Türkiye’de kaç kişide vardır bilmiyorum, ama ben de var. Görmek isteyenlere, bir Proofhead My Resort hizmeti olarak, bize gelmeleri halinde gösterebilir; muzlu kakaolu gofret ve çay ikram edebilirim. Şu saatten sonra Demonaz’dan beklentim ya bu albümden bir parçaya klip çek ya da arayı fazla uzatmadan ikinci bir albüm yap.

Yazıda ticari görselleri ve kendi çektiğim fotoğrafları birlikte kullandım. Ticari görseller yüksek çözünürlüklüdür. Albümün içerisinden çıkan posteri ve picture disk’in her iki yüzünü de net bir şekilde görebilirsiniz.

NOT: Bu albümü değerli dostlarım Unholy Innocent ve Plamenism’e atfediyorum.

02 28

Kıvılcımlar

Pazartesiden itibaren yepyeni bir viraja daha giriyorum. İçimde bir aydan beri taşıdığım tedirginlik belki de bu yüzden sevgili okur. Bakalım, pazartesi günü yani yarın olaylar nasıl gelişecek.

Bilecik‘e gidince ne yapacağıma henüz karar vermedim. Git gel yapmak epey sıkıntı olacağa benziyor, hele ki mesainin saat 8’de başlayacağını düşünürsek. Ancak yine de uygun bir çözüm bulursam pekala gidip gelinmeyecek bir mesafe değil. Aslında bunları burada konuşmayı da sevmiyorum da, sırf not düşmek istediğim için yazıyorum. Bakalım aradan geçecek zaman bu düşüncelerimi ne denli değiştirecek görmek istiyorum.

Erkin can sıkıntısından danbo yapmış kendine. Bunu da buradan kendisine bir sevgi gösterisi olarak sunuyorum. Aynı benim gibi bir adamsın, seviyorum seni. Ben bir zamanlar canım çok sıkılırken bu yukarıdakini yapmıştım. Ah be! Ne güzel zamanlardı onlar…

Serdar Hoca‘nın Deney Laboratuvarlarının Akreditasyon Süreci dersinden acayip zahmetli bir ödevim var. Onu ne zaman yaparım hiç bilmiyorum. Yarın sabah erkenden Bilecik’e gidip akşam yine eve döneceğim. Eğer bir plan olursa birkaç saatliğine çok uzun zamandan beri görüşemediğimiz için bizimkilerle buluşurum. Yılbaşına da nasıl girerim bilmiyorum. Birazdan oturup 2012’nin özeti yazısını hazırlayacağım. Yazmayı en sevdiğim yazılardan birisi bu özet yazıları. Koskoca bir yılın özetini yapmak da kolay olmuyor elbette. O yüzden bu gece biraz uğraşacağım.

Bir haftadır dayımlar bizdeydi. Dayımın torunu Sude ile bütün ev meşgul olduğumuzdan zaman gayet hızlı geçiyordu. Şimdi evde acayip bir sessizlik var. Şu iki günde Sude’den kalan zamanlarımda The Mentalist‘e geri döndüm. İkinci sezonu yarıda bırakmıştım. O sezonu bitirdim. Lan ne yalan söyleyeyim özlemişim be 🙂 Şu an 5. sezonu devam ediyor ve bir iki ya da üç hafta içinde normal akışına yetişmeyi planlıyorum. İkinci sezonun son bölümlerine doğru şöyle bir kadın gördüm. bana eski bir arkadaşımı hatırlattı. Ama ne yalan söyleyeyim adından başka bir şeyini de hatırlamıyorum. Kimbilir, belki bir gün karşılaşırız ben de söylerim sen bu dizinin şu bölümünde oynayan figürana acayip benziyorsun diye.

Bu yıl başı çok sıradan geçecek gibi görünüyor. Alper Ankara’da, Sercan çalışıyor, Volkan çalışıyor, Merve Ankara’da, Seval burada ama ne yapacağı belli değil. Belki Seval bize gelir yılbaşında. O da bir ihtimal tabiki.

Bugün Plamen dostum bana müthiş bir kıyak yaptı. Türkiye’de aylardır aradığım ama bir türlü bulamadığım bir plağı, Demonaz‘ın March Of The Norse albümünün plağını Bulgaristan’da bulabileceğini ve alabileceğini söyledi. Şimdi heyecanla bekliyorum o anın gelmesini. Bu muhabbetin açılmasında emeği geçen Savaş Abi‘ye de teşekkür etmezsem ayıp olur. Madem Demonaz dedim, yazımı da bir Demonaz parçası ile bitireyim ve bu hiçbir şey hakkında hiçbir şey anlatan yazım da son bulsun. (Bu arada dikkat ettiniz değil mi, “hiçbir şey” şekilde yazılır.)

Başucu Albümlerim – Part 2

90912705Demonaz – March Of The Norse (2011): Serkan Abi‘nin deyişiyle “epik” bir albüm bu. Immortal‘ın söz yazarı Demonaz’ın albümü, salt black metal olmamakla birlikte teması ve müzikal kalitesi ile henüz bir yıllık bir albümken bile efsane olmuştur gözümde. Bu güzide çalışma sınırlı sayıda Picture Disk formatında basıldı. Eğer şanslıysam bu picture disklerden birisi de yakın zamanda benim olacak sevgili okur. Biz de Dağlar Dağlar diyince akla Barış Manço gelir, Norveç’te de Demonaz.

67462478.jpgAt The Gates – Slaughter Of The Soul (1994) (Remastered 2002): At The Gates’in dağılmadan önce çıkardığı son albümdür. İsveç Death Metali‘nin en önemli dört albümünden bir diğeridir. Tipik bir melodik death metal albümüdür. Yine kendi tabirimle akışkan bir albümdür. Özellikle Cold parçası olmak üzere her parçanın ayrı bir havası vardır. Bu albümün 2002 yılında çıkarılan bir Remastered versiyonu vardır ki orjinal albüm parçaları haricinde içerdiği bonus tracklerle de albüme yeni bir tat katmıştır. Melodik Death Metal dinliyorum diyen metalseverlerin muhakkak dinlemesi gereken bir albümdür SOTS.

22563668Atheist – Elements (1993): Bu listeye koyup koymamakta çok kararsız kaldığım bir albümdür bu. Dinlediğim ilk anı hatırlıyorum. Volkan‘ın 2+1 evindeydik. Volkan uyuyordu. Ben albümü indirip ilk şarkı Green ile başlamıştım dinlemeye. O an bana nasıl inanılmaz gelmişti o parça! Yıllardır halen aynı tadı verir bana. Teknik Death Metal‘in çok önemli bir albümü olduğunu sonraları araştırıp öğrendiğim bu albüm’den tam 18 sonra grup yeniden toplanıp bir albüm kaydetti, Jüpiter. Atheist grubunun üyelerinin görüntülerine baksanız aklınıza hayatta gelmez bu adamların bu müziği icra edebilecekleri:)

Yazının bundan sonraki kısmında metalin dışında yer alan ama benim için yine önemli olan albümlerden bahsedeceğim.

45042398.jpgLinkin Park – Meteora (2003): Dinlediğim ilk Linkin Park albümüdür. Sivrihisar‘da MTV‘yi bırak Kral TV bile olmadığı için müziğe anında erişimimiz kolay değildi. Bu albümü bir çarşamba günü Sivrihisar Halk Pazarı‘nda korsan cd satan bir adamdan almıştım. Albümün ilk şarkısı Don’t Stay‘i o kadar çok sevmiştim ki winamp‘ta repeat track‘de çalıyordum. Bence Linkin Park’ın en başarılı albümüdür. Sertliği ayarındadır, rapliği ayarındadır, tam Linkin Park’tır. Bir önceki albüm Hybrid Theory‘i tekrar etmektedir gerçi ama olsun. Albümün orjinal CD’sini de yıllar sonra Eskişehir’e taşındığımızda şans eseri bulmuş ve neredeyse iki haftalık paramı verip almıştım. Meteora, benim her zaman sevip dinleyeceğim bir albüm olmuştur.

86873087.jpgAthena – Herşey Yolunda (2001): Athena’yı tanıdığım ve büyük kitlelerce de tanınmasını sağlayan albümdür. Üflemelilerin aşıp coştuğu, gerçek Athena havasını ilk kez dinleyiciye sunan albümdür bence. Çocukluğumdan beri dinlerim, tüm Türkiye dinler. Her şarkısı bilinir, her şarkısı dinlenir bir albümdür. Kaset formatından hemen her Türk gencinin elinden geçmiştir. Yeşil renktedir kaseti de.

11678155.jpgKurban – İnsanlar (2005): Lise 2’deyken çıkmıştı bu albüm ve önceki albümlerinin aksine Kurban’ı ben doğru dürüst olarak bu albümle keşfetmişimdir. Dolayısı ile benim Kurban anlayışımla ilk albümlerinden beri onları dinleyenler arasında fikir ayrılığı vardır (Bkz İlker Erdoğan vs ben). Albüm tamamı hit olacak şekilde hazırlanmıştır bana göre. Bir baş ucu albümüdür benim için zira içerisinde davul merakımın başladığı yıllarda çalmaya çalıştığım parçalar barındırır. Bence gerçek bir Rock albümüdür.

88309533.jpgPink Floyd – Dark Side Of The Moon (1973): Benim için çok geç bir keşiftir. Yıllardır Volkan dinlerdi, ben de ha iyi parçalarmış der geçerdim. Ancak ciddi anlamda ilgi duymam belki birkaç senedir söz konusu bu albüme ve Pink Floyd’a. Bu durumun benim için bir avantajı şu oldu: Albümün tadına bilinçli olarak varabildim, keşfettim çünkü. Ve tabi hemen bu gazla albümün long play’ini buldum aldım. Pink Floyd’un baş yapıtıdır. (Ancak kimileri de gerçek başyapıt olarak The Wall albümünü gösterir, evet The Wall çok iyi bir albümdür. Ancak bence her parçası hit değildir.)

49732763Kill Bill II – Original Sound Track (2004): Filme özgü bir parça yoktur içerisinde. Tarantino‘nun efsane fimlerden, bestecilerden toplarladığı parçaları içermektedir. Ancak öyle bir toplamadır ki bu filmin etkisiyle dinlediğinizde film yeniden oynamaya başlar kafanızda. L Arena, Goodnight Moon, Can’t Hardly Stand It gibi harika parçalar içerir. Bu albüm long play olarak arşivimde gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.

Demonaz – March Of The Norse

Yorum yazılacak mükemmel bir albüm daha!

demonazsolo2Black metalin belki de en bilinen grubu Immortal‘ın meşhur iki elemanından birisi olan Demonaz‘ın (diğeri malum Abbath) March Of The Norse isimli albümünü dinliyorum yaklaşık bir haftadır. Demonaz kolundaki sakatlıktan dolayı (muhtemelen tendonlarının yırtılması sonucunda) artık gitar çalamıyor. Bu yüzden Immortal’da Abbath gitara geçmiştir. Bir süre önce şu yazımda Demonaz’dan kısacık da olsa bahsetmiştim.

Adam sakatsa nasıl albüm yapmış diye sordum kendime. Sonra araştırınca gördüm ki albümün tamamını kendisi yazmış. Ancak kayıtlarda gitarı ve bas gitarı başka birisi çalmış. Demonaz vokal yapmış. Bu albümde duyduğumuz vokal scream vokal değil. İlk dönem Immortal albümlerinde duyduğumuz vokale biraz benzetiyorum ama tıpatıp aynısı değil. Belki sadece bana öyle gelmiştir ama bu albüm bir black metal albümü de değil. Yani bu tarza ne denebilir bilmiyorum ama ben black metal diyemiyorum.

Albümü dinlerken Demonaz’ın Immortal geçmişinden ötürü hep kıyaslama yaparak dinledim istemeden. Benzerliklerin ve farklılıkların olduğu çok açık. Örneğin albüm teması Immortal ile aynı. Yine kar, kış, dağ, tepe, alüvyon. Tamamen kuzey temaları. Parça akışları yer yer Immortal dinliyormuş hissiyatı veriyor. Bir şeyi peşinen söylemekte fayda var o da şudur ki bu albümde tekrarlar çok fazla. Yani üstün körü dinlediğinizde çoğu parça aynı gibi geliyor insana. Özellikle parça geçişlerinde bu hissiyatı fazlasıyla yaşıyorsunuz.

02 28Ancak hayatımda ilk defa bir tekrar albümünü bu kadar sevdim sevgili okur. Albümü açınca sıkılmadan baştan sona dinleyebiliyorsunuz. Vokal çok da kirli olmadığından sözleri de anlayabiliyorsunuz. Az önce yazmıştım üstün körü dinleyince parçaların riffleri aynı gelebilir diye. İşte kendinizi verince aslında her parçanın hissiyatının ayrı olduğunu görüyorsunuz. Bence bu albümün bir artısı hissiyat barındırıyor olması. Albümün tamamına, karamsar diyebileceğim bir ton hakim. Gitar melodileri çok sağlam. Davullar monoton gidiyor biraz. Albüm kadrosu şu şekilde:
Demonaz – Vokaller,
Ice Dale – Gitarlar & Bass
Armagedda – Davullar.

Bir söylenti bass’ları Abbath’ın çaldığı yönünde. Ancak bu bilgi sadece albüm çıkmadan önce yayınlanan haberlerde geçiyor.

Albümde aslında tüm parçaları sevmeme rağmen en çok öne çıkanları; Where Gods Once Rode, A Son Of The Sword, Over The Mountains. Albümü dinleyip bu kadar sağlam bulunca Demonaz sevgim kabardı gerçekten. İnternetten araştırıyorum bakalım bulabilirsem alacağım bu albümü. Tam arşivlik zira.

No. Parça Süre
1 “Northern Hymn” 00:50
2 “All Blackened Sky” 04:27
3 “March Of The Norse” 03:41
4 “A Son Of The Sword” 04:35
5 “Where Gods Once Rode” 05:11
6 “Under The Great Fires” 06:34
7 “Over The Mountains” 05:07
8 “Ode To Battle” 00:39
9 “Legends Of Fire And Ice” 04:24
10 “Dying Sun” (Digipack bonus) 04:03

Demonaz’ın da en az Abbath kadar başarılı olduğunu bir kez daha görmüş oldu tüm metal severler kanımca. Bu keşfi kaç kişi yapmıştır bilmiyorum ama albümün kapağındaki dede acayip şekilde Yüzüklerin Efendisi‘ndeki Ölülerin krallarına benziyor. Albüm kapağı ile karşılaştırmalı olarak bakabilirsiniz.

demonaz

Zamanı Hızlı Yaşamak

Bir haftadır keşfettiğim bir şey var sevgili okur. Eğer zamanı hızlı yaşamak istiyorsanız hayatınızı monotonlaştırın! Peki bu ne demek ve ben bunu nasıl keşfettim? Hemen anlatayım.

Geçen hafta ara sınavdan düşük aldığımı öğrendiğimden beri hayatım zehir oldu bana. Artık okulda durmak moralimi bozduğu için bir an önce üç saatlik dersi bitirip eve gitmeyi diliyorum. Bu yüzden geceleri 04.00’de yatıp öğlen 13.00’de kalkıyorum. Yarım saat içerisinde hazırlanıp minibüse biniyorum. Minibüsle yolculuğum 20 dakika sürüyor. Son bir haftadır bu yolculuklarda da Demonaz‘ın March Of The Norse albümünü dinliyorum. Minibüsten inince sadece MP3 çalar için Duracell pil aldığım bakkala selam verip İşçi Bulma Kurumu‘nun önündeki durağa gidiyorum. Bu gidiş aşağı yukarı 7-8 dakika sürüyor. Durakta şanslıysam hemen otobüse biniyorum ama şanssızsam da 15 dakika bekliyorum. Oradan okula gitmek de 20 dakika falan sürüyor. Demonaz’ın albüm bitmiş oluyor. Ardından Deftones başlıyor. Kapatıyorum zaten okula geldiğim için. Bazen de kantine gidene kadar My Own Summer‘ı dinliyorum.

Neyse, kantine geliyorum. Kantinde her zaman oturduğum tarafa geçiyorum. Burada beni büyük olasılıkla Ersil karşılıyor. Ders başlayana kadar konuşuyoruz, ders çalışıyoruz falan. Sonra derse gidiyorum saat 15.05’de. Kimse yerime oturmasın diye sınıfta hemen çantamı atıyorum kapıdan tarafta olan sıralardan önden ikinci sıranın en soluna. Burada 45 dakika hiç ses çıkarmadan, konuşmadan salakça bir tebessümle tahtadakileri yazıyorum. Sonra teneffüs oluyor. 15 dakikalık bu arada hemen sınıfın yanındaki geniş camlı yere gidiyor ve oradaki bankta oturuyorum. Seval, Levent ve Orcan da eşlik ediyor bana. Bugün Can da geldi hatta. Sonraki iki dersi de aynı şekilde bitirip Seval’le çıkışta buluşup hmen otobüse biniyoruz. Bazen Yıldız Durağı‘nda, bazen de Espark’ın aşağısında inip doğruca minibüs durağına gidip 23 numaralı minibüse biniyorum. Sabah oturduğum gibi akşam da en arka köşeye oturuyorum. Minibüsün eve gelmesi 40 dakikadan bazen az sürüyor. Bu dönüş vakitlerinde de Sabhankra ya da In Flames dinliyorum.

İşte böylelikle bir gün geçmiş oluyor. Son bir haftadır bunu harfiyen yaptığım için zaman çok çabuk geçiyor. Zamanın bu kadar çabuk geçmesini istemiyorum ama geçiyor. Olsun.