Tag Archives: masal

Dolunay’da Okunacak Masallar – Grimm Kardeşler

Pırıl pırıldı gözlerim, yüreğim kan ağlıyordu.
Açlıkla yokluğun arasında gidip geliyordum her gün. Gökte hiç bulut yoktu
Ve en güzel dolunay hep bir sonraki oluyordu,
Sana olan doyumsuzluğum bir sigara gibi, Tükendikçe her nefeste tazeleniyordu.
Ne biçim bir akşam oluyordu böyle?
Bu nasıl bir dolunay akşamıydı?
Uzakta, uzaklarda birileri Sabahattin Ali’den şiirler okuyordu “Eskisi Gibi”…
“Gönlüm seninkine yardı, ayaklarımız uyardı…”

Merhaba,

Gözlerinden uzakta, büyük bunalımlar yaşıyorum şu sıralar. Tanıdığım herkes, tanımadığım kimselere dönüşmüş durumda. Sözler duyuyorum, hareketler görüyorum. Şoka giriyorum! Anlayamıyorum, şaşkınlıkla bakıyorum. Artık işler çığırından çıkmaya başladı.

Bu ay yoğun bir ay oluyor. Özellikle şu son hafta, bir türlü yapamadığımız laboratuvar işleriyle dopdolu. Umarım Şubat ayı içerisinde tüm bu ekstralar bitecek ve nihayet Mart ayında masamın başına oturabileceğim. Elimde epey bir materyal birikti yine. Bunları düzenlemek gerekiyor. Bir de geçen hafta odamı düzenledim epey. Birkaç kitap, kaset ve CD çıktı. Bunlar için ufak tamiratlar gerekecek. Yapmaktan keyif aldığım mevzular olduğundan ötelemiyorum bu işleri.

rumpel02Şiirleri bir kenara bırakırsak, masalları oldum olası çok sevdim. Yıllar önce şu yazımda yazdığım “Rumpelstiltskin” ise favorimdir. Kapağını açan son el yüreğime dokundu çünkü. 2014’te yazdığım yazının son cümlesi “Umarım bir gün bir sahafta bir köşede bulurum temiz bir kopyasını.” şeklindeymiş. Evet, o dilek gerçek oldu ve sadece Rumpelstiltskin masalını değil, çocukken sahip olduğum ilk kitaplar olan Grimm Kardeşlerin Masal Sandığı serisinin tamamına sahip oldum tam 23 yıl sonra. 1995 yılında babamın aldığı üç kitapla sahip olmuştum serinin bir kısmına. Ancak diğer iki kitabını yıllardır bulamamıştım. Geçen zaman içerisinde elimdeki kopyalar da epey yıprandı. Parçalandı hatta. Nihayet yıllar sonra, yedekleriyle bulup tamamladım seriyi. Özellikle Zapp tarafından resimlendirilmesi sebebiyle bu baskılar birer efsaneye dönüşmüş durumdalar.

rumpel01

rumpel03

Mutlu son yoktur

Okunacak bir masal var elimde. Yalan ve aç gözlülükle başlıyor, kurnazlık ve acımasızlıkla devam ediyor. Felaketler başlıyor ve hiç umulmadık bir anda karanlık bir çukur çözüveriyor her şeyi. Tüm yaşananlar geride kalıyor. Bir küçük çocuk cıvıldıyor kucağında. Mutlulukla bakıyorsun. Geç oluyor belki ama sonsuza kadar sürüyor.

familyportrait

Bu Masalı Herkes Biliyor

Yılın ilk dolunayı geçeli birkaç gün oluyor. Ancak o birkaç gündür akşamları o kadar yoğunum ki anlatamam sevgili okur. Neyse nihayet bu yoğunluk bitti de yeniden sana kavuşabildim.

Yılın ilk dolunayı nasılda bulutlu bir gece de geldi öyle? Hava buz, ev buz, hastalık derken neredeyse yüzünü göremeyecektim. Arka balkonumda o kadar harika bir şehir manzarası var ki gelip görmen lazım. Evi ilk defa tuttuğum zaman, aklımda belirlen ilk şey de bu olmuştu: Arka balkonda dolunay keyfi.

moonlynight

Gündüz değil, akşam üzeri değil, gece 23.30.

moonlight

Tabi iki yıldır hatta daha uzun süredir benim bu dolunay yazılarıma kayıtsız kalamadı pek çok arkadaşım. Şimdi fark ediyorum da herkes kendi dolunaylarının peşine düşmüş. Popüler kültür bile! Bir dönem baykuşlar pek modaydı. Baykuşlu kazak, baykuşlu kupa, baykuşlu defter. Her yerde her şeyde bir birinden sevimli baykuş figürleri görüyorduk. Dikkat ettim şu günlerde de dolunay figürü pek bir moda. Dövmesini yaptıran, tişörtünü giyen, türlü türlü yerlerde üstelik.

semrewappBu yılın ilk dolunayında ilk sürprizi Şemre yaptı attığı mesajla. Her ay anlattığım masalları ilk ağızdan dinleyenlerden çünkü. Ancak bunca zamandır bu konuda bana tek kelime etmemişti. Şu yanda gördüğün mesajlar upuzun ve yepyeni bir masalın giriş cümleleri oldu o gece. Aynı gece Ankara’da pırıl pırıl iken gökyüzü, ne yazık ki bulutlar bağlamıştı burada yüreğimizi. Son telefon çaldı. Umur‘du arayan. “Şu an ikimizin de ortak tanıdığı birine bakıyorum” dedi. Umur beni böyle sık sık arar. Bilmem kaç milyonluk İstanbul’da kim bilir yine hangi asker arkadaşımıza denk geldi diye düşündüm. Sırayla tüm tertiplerimizin adını saydım. Hayır, dedi. “Ben onunla senin sayende tanıştım” dedi. Kim bu Allah kim? “Dolunay lan!” dedi. O kadar güzel görünüyor ki kayıtsız kalamadım seni aradım, dedi. Öyle ya, askerdeyken benim dolunay masallarımı en çok Umur dinlerdi. Bazen ilgiyle bazen de mecburen dinlerdi.

Buz gibi balkona tripodu kurup makineyi dolunayın ışığına çevirdim. Gece olduğundan pozlama süresini arttırmak gerekiyor. Ayarladım. Şehir geceleri daha güzel çıkıyor. Klişe ama öyle gerçekten. Seni birazcık daha görebilmek için iyice üşüdükten sonra yatağa uzandığımda Instagram’da Eda‘nın şu fotoğrafını görünce “İşte dedim bu ‘ayın’ olayı!” Eh, Eda’yı da birazcık utandırarak aldım fotoğrafını.

proofhead-kisisinden-foto%c2%a6sraf

Sonra pazartesi başladı ter kokusuyla. Baktım, yüzünü buruşturan bir ben değildim. Oh şükür yalnız değilim. Akşam olsun diye dua ettim. Servisten inince yüzümü çevirip batıya baktım. Günler sonra ilk defa, bir zerre kadar da olsa aydınlığı gördüm. Güneşin kaybolmak üzere olan son damlalarını nihayet görebildim.

Alis Harikalar Diyarındaymış

Bu fotoğrafı görerek hafta sonuna başladım sevgili okur. Millyet.com.tr sağolsun, hafif erotik içeriği ile her zaman milletimizin gönlüğünde taht kurmayı başarmıştır. Bu fotoğraf da “Çocuk Masalın Ne Hale Getirdiler” isimli bir fotogaleriden alıntı. Valla kral iş yapıyor bu Milliyet 🙂 Görüntülenen sayfa sayısı olarak açık ara Türkiye’nin en iyi haber sitesi. Ancak bunu verdiği haberlerin yanında büyük oranda fotogalerilerine de borçlu.

Neyse haberleri bir güzel okuduktan sonra kahvaltı yaptım. Sonra oturdum bilgisayarın başına. Bursa‘dan dün gece kuzenim gelmişti. Onun kızını sevdik ailece. Babam sabah kalkmış erkenden, almış çocuğu gezmeye götürmüş parka. Bizim eve bir küçük çocuk gerek anlaşılan.

Illustrations for Fairy Tales 2012

Bu aralar okuduğum bir blog var. İş sebebiyle kesiştiğimiz bir kişinin blogu. Ara ara göz atıyorum. En son post’unda bu yanda kullandığıma benzer görseller kullanmış. Bunları çizen sanatçının adını da vermiş hatta: Adriana Farina. Valla ne yalan söyleyeyim Milliyet’in Alis Harikalar Diyarı galerisinden sonra bu çizimler pek bir hoşuma gitti. Hepsini indirdim arşivime.

Saat 16.30 civarında evde 3 yaşında bir kız olduğu için kalktık Sazova Parkı‘na gittik. Uzun süredir gitmiyordum. Maşallah herşey paralı olmuş 🙂 Masal Şatosu‘nu da bitirmişler nihayet. Fotoğraflarını çektim. Epey dolaştık. Kuzenimin 3 yaşındaki kızı Sude bizi epey koşturdu peşinden. Sonra yorulduk eve geldik.

Söz verdiğim gibi: Masal Şatosu

Bu yazıda göze çarpan ağırlıklı öge masal oldu değil mi? İlk olarak Alice Harikalar Diyarı’nda masalının tahrik edici bir uyarlamasından bir kare sundum. Sonra başka bir masaldan bir çizim sundum ve en son olarak da kendi çektiğim Masal Şatosu fotoğrafını koydum. Bu yazı için bu yöntemi ilk defa denedim. Aynı oldu etrafında farklı olaylar anlattım. Bunu biraz da üstünkörü yaptım. Neden? Çünkü değişik ifade yöntemleri kullanmak istiyorum.

Sevgiler.

Neden Hep Aynı Masal Anlatılır?

Seversin, deliler gibi. Geceni gündüzüne katarak seversin. Sonra o kalkar, senin güneşini çalar; ışığını söndürür. Bir başkası çıkar; o ateşini, yanmaz artık dediğin ateşi öyle bir yakar ki, sen bile inanamazsın. Artık o ateşe tapmaya başlarsın. Sonra ne olur? “Yeter artık bu kadar ısındığın” der ve kendi yaktığı ateşi söndürmeye çalışır. Şaşırırsın, bocalarsın, saçmalamaya başlarsın. Yüzüne sahte ışık vurur. Yada sen hep o sahte ışıkların altında gezersin, belki yolum aydınlanır diye. Çünkü ne sende artık yakacak odun kalmıştır; ne de o ateşi yakacak bir el. Bomboşsundur lan. Dönüp arkana bakarsın, onu görürsün. Yoluna devam edersin; onun saçları dalgalanır dört bir yanında; onun adımları gezer kaldırımlarda. En çok ta o zamanlar inkar edersin kaderi; yaradanı. Yok, dersin. Olsa, yarattığına bunları yaşatır mı, dersin. Bunlar birkaç gün sonra hatırladığında canını sıkacak şeyler olur. Telefonunu hiç elinden düşürmezsin ama çaldığında korkarsın. Etrafındakilere anlatırsın; onlar seni anlamaz, sana o kadar uzak şeylerden örnekler verirler ki sen de o anda o uzaklıkta kaybolmak istersin. Hiç kimse senin masalını yaşamamıştır. Yaşayamaz. Ama herkesin anlattığı prenses ve prens aynıdır. Size çok benziyordur. Aslında sende biliyorsun, hepsi aynı masallar. Onları aynı yapan şey sonları imiş. Ben de bunu şimdi anlayan bir öküz olarak napıyorum? Lan aslında hiç birşey yapmıyorum. Kalbim kırık sadece. Sakın yorum yapmayın olur mu? Allah göstermesin beni mutlu falan edersiniz sonra. Aman ha…