Tag Archives: Mehmet Engin

Sabhankra – Revenge (2016)

revengeNe desem, nereden başlasam bilemiyorum. İşte, 9 yıldır merakla beklediğim Sabhankra albümü nihayet yayımlandı. Mayıs ayının ilk gecesinden beri aralıksız dönüyor kulaklarımda. Albüm Rusya’da yayımlandığı için Türkiye’ye gelmesini de beklemek durumunda kaldık. Geçtiğimiz gün iki kopya olarak elime ulaştı ve birkaç hafta önce yazıp bitirdiğim yazıda son rötuşları da yaparak yayımlıyorum artık.

Sabhankra‘yı ilk defa 2006’da, yayımladıkları ilk albüm Powercraft‘la tanıdım. City Of Tulips‘i ilk defa dinlediğimde “Tamam işte, yapmak istediğim, duymak istediğim müzik bu” demiştim. Üniversitenin hazırlık yılıydı, kampüsün her köşesinde sırf o albümdeki parçaların soundtrack olduğu anılarım saklıdır hala.

Bir yıl sonra Sabhankra, “To Die For A Lie” isimli bir EP yayımladı ve yakın zamanda çıkacak “Cursed Sword” isimli albümün duyurusunu yaptı. O dönem benim evimde internet yok henüz. Volkan’ın evine gittikçe oradan araştırıyorum grubu. Myspace çok popüler o dönemde. Facebook da açmışım nihayet. Tüm grup üyelerini isim isim araştırıp ekledim arkadaş olarak. O ana kadar hayatımda duyduğum en iyi müziği yapan adamları tanımalıydım zira.

00  To Die For A Lie, üç parçadan oluşan bir EP idi ve Powercraft’a göre çok farklı bir soundu vardı. Çok daha iyi kaydedilmişti, vokaller muhteşemdi. Buried In Dust, You Will Die ve To Die For A Lie, o ana kadar duyduğum en sert Sabhankra parçalarıydı. Bu üç parçayı da içerecek albüm “Cursed Sword” nasıl bir albüm olacak acaba diye düşünürken, aradan bir yıl daha geçti. Bu esnada “Cursed Sword” olarak duyurulan albümün adının “Revenge” olarak değiştiği açıklandı ve bir şekilde parça listesi yayımlandı internette. 2008 ve 2009 da bu şekilde geçti. Sabhankra sonrasında konsere geldi Eskişehir’e. Bu konserden sonra grupla olan samimiyetim daha da arttı. Artık herkes beni “Eskişehir Sabhankra Yetkili Bayii” olarak biliyordu. Ancak açık açık da söylüyordum, Türkiye’deki en iddialı Sabhankra fanı bendim. Hala da öyleyim gerçi. 2012’de bir fanın yapabileceği en iyi şeyi yaptım ve arkadaşlarımla birlikte Sabhankra’yı Eskişehir’de ağırladık Eskirock Metal Fest‘te. İşte, en sevdiğim grup kendi organizasyonumuzda sahne alıyordu. O gece bittiğinde yalnızca ben değil, tüm arkadaşlarım Sabhankra’yı dinlemiş olmanın verdiği heyecanı yaşıyordu. Ancak ben onlara kıyasla daha paha biçilemez bir heyecanla doluydum: Savaş Abi‘yle vedalaştıktan sonra, trene binmek üzereyken yapabileceği en büyük jesti yaptı. O ana kadar merak ve heyecanla beklediğim albüm Revenge‘in promo cd’sini elime tutuşturdu. İşte, hayatımın en mutlu anlarından birisi bu andı. Yine aynı albümle alakalı hayatımın bir başka en mutlu anı daha var ama şu an onun sırası değil.

Revenge’in bu 2007’de kaydedilmiş ilk promo cd’si, tüm dünyadan sakladığım bir materyal olarak aylarca gizli kapaklı dinlediğim bir albümdü. Sonra bir gün Alper‘e ve Sercan‘a albümden bir parçayı, Immortal Son‘ı dinlettim. Başka bir gün de Yağız ve Ender‘e de bir başka parça olan Cursed Sword‘u dinlettim. Dördü de albümü onlarla paylaşmam için yalvardılar. Ama vermedim. Aramız bozuldu. Birkaç ay konuşmadık. Sonra vermeyeceğimi kabul ettiler ve barıştık.

Powercraft’taki City Of Tulips isimli parçayı hayatımda dinlediğim en iyi parça sanıyordum. Ancak Revenge’de yer alan Cursed Sword‘u duyunca hayatın anlamı değişti. Sahip olduklarımı ve olabileceklerimi sorguladım bu dönemde hep. Ben böyle odamda gizli gizli Revenge dinlerken 2014’te Seers Memoir yayımlandı. Eh, dedim Sabhankra nasılsa Revenge’i artık yayımlamaz. Umudumu kaybettim. (Ama umut, kaybettikçe değerlenen bir şeymiş bunu anlamak için iki yıl daha beklemek gerekecekti.)

01

2016’da Savaş Sungur yine bir bomba patlattı ve yeniden kaydettikleri Revenge albümünü 30 Nisan’da yayımlayacaklarını açıkladı. Bu, özellikle haberi okuduğum gün bende müthiş bir doping etkisi yaptı. Oturup albümün yayımlanmasını beklemeye başladım. Bu arada yıllar önce yayımlanan To Die For A Lie parçasına klip geldi. Klibi açıp izlemeye başladığımızda şok geçirdik! Çünkü yıllar önce yayımlanan şarkıyı yıllar sonra bambaşka bir sound’la dinliyorduk. Albümü yeniden kaydetmek, albüme bambaşka bir ruh vermişti. Öyle ya, 2007’deki gibi yaşayan ve düşünen bir grup yoktu artık. Yaşlar büyümüş, düşünceler gelişmiş ve daha müzikal kökler daha da sağlamlaşmıştı.

To Die For A Lie’ı dinleye dinleye Nisan ayını bitirdik. Berbat bir aydı. Nisan’ın son gecesi Utkulara gittik oturmaya. Bir yandan sürekli Facebook’u takip ediyorum, gece yarısı olsun da Sabhankra albümü yayımlasın diye. Gece yarısına birkaç saat kala Savaş Sungur, muhtemelen tacizlere daha fazla dayanamadı ve albümü dinleyebileceğimiz linki paylaşıverdi!

Yazının bu paragrafa kadar olan kısmı bir albüm kritiği için yazdığım en uzun girizgah oldu. Anekdotlarla bezeli anlatımın da hastasıyım. Evet, şimdi bu hastalığımı bir kenara bırakalım ve albümden bahsetmeye başlayalım.

Albümün açılış parçası You Will Die. Bu, parçayı ilk defa 2007’de dinlemiştik. O günden beri de Sabhankra konserlerinin en gaz parçalarından biri olarak dinledik hep. Hatta şuraya tıklayıp bu parçanın Eskişehir’de kaydettiğim performans videosunu izleyebilirsiniz. You Will Die’da ve tüm albümle ilk fark edilen şey klavyelerin nispeten daha geri planda kalması ve gitarların ön plana alınması olmuş. Önceki albümlere göre düzenlemelerde davullar nispeten daha sadeleştirilmiş, vokaller daha çok agresifleşmiş.

One Shall Fall, yeni albümden ilk defa dinlediğimiz bir parça. Harika bir giriş melodisi ve ardından gelen çok daha harika bir giriş solosu var. Sonrasında scream vokal üzerinde kurulmuş kısımlar halinde ilerliyor. Yeri gelmişken söyleyeyim bu albümün, Sabhankra’nın en iyi sololarının olduğu albümü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. One Shall Fall’ın sonundaki melodik soloyu muhakkak bir kenara not edin.

Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına: Cursed Sword. Albüme adını verebilecek kadar efsane bir parça bu. Tüm albümdeki en yoğun klavye kullanımı bu parçada. Muhteşem klavye melodisi biraz gitarlar tarafından ezilmiş ama olsun. Melodinin olağanüstülüğünü yine de örtememiş bu durum. Tüm Sabhankra diskografisinde en sevdiğim beş parçadan biri oldu bu parça. Yavaştan yükselen girişi, sonrasında kesilmeden devam eden twinler ve arka plandaki çok başarılı klavye partisyonuyla albümde kesinlikle ön plana çıkıyor. Savaş Sungur’un hediye ettiği promo diski aldığım günden beri de en çok dinlediğim şarkıdır. Askerdeyken bile Seval’in getirdiği mp3 çalara yükleyip dinliyordum nöbetlerde falan.

Immortal Son, albümdeki çok iyi parçalardan bir başkası. Cursed Sword’la birlikte klavyenin en çok iş yaptığı şarkı. Şarkı özellikle nakarat öncesi kısımdaki yüksek tempolu davul atakları ve peşinden gelen gitar melodisiyle akılda kalıyor. Grubun ilk basçısı Sinan Erez tarafından çalınan solo ise Sabhankra’nın en melodik ve en iyi sololarından birisi olarak parçayı zenginleştirmiş. Bu soloyu da bir kenara not edin. Immortal Son, yapısı itibariyle Sabhankra’nın müziğinin çok iyi bir özeti niteliğinde. 2007’de yazılmış olsa da, bugün dahi grubun giderek sertleşen müziğini çok iyi karşılıyor.

Albüme adını veren parça Revenge, albümdeki beşinci parça. Yaklaşık yedi buçuk dakikalık süresiyle de albümün en uzun parçası. İlk bir buçuk dakika boyunca klavye eşliğinde yürüyen parça, bu andan itibaren klasik Sabhankra tarzı melodilerle koşmaya başlıyor. Uzun bir parça yapınca aralara küçük şakalar ve küçük sürprizler koymayınca olmuyor tabi ki. Bunu da ara ara giren belli belirsiz klavye melodileriyle seziyoruz. Parçanın ortasından itibaren tam da sevdiğim şekilde klavye giriyor ve parçayı kapattığınızda dahi aklınızda kalacak olan melodileri icra ediyor. Ama asıl sürpriz parçanın sonundaki clean vokalle geliyor: Savaş Sungur’un hüznü sesine öyle güzel yansıyor ki “o kısmı bir daha açsana” diyor sağımızda solumuzdaki herkes.

Eternal Rage, albümdeki en sert şarkılardan biri. Çok fazla dur kalk trafiği olan bir şarkı olduğundan ilk etapta çok dikkati çekmiyor. Ama bu şarkıda da bir hazine gizli. Üçüncü dakikanın sonunda başlayan melodi albümdeki gizli hazinelerden biri. Bu kadar kısa ve hüzünlü olması yüzünden, ben bu melodiye “mutlu günlerimin ızdırabı” diyorum.

Hate, albümde en az sevdiğim parça oldu ne yazık ki. Kötü mü? Değil. Harika bir gitar parçası. Hatta sound olarak Powercraft albümüne yakın bir parça.

Şimdi burada derin bir nefes alıyoruz. Yazının buraya kadar olan kısmında parçaları tanıtırken “şöyle güzel”, “böyle efsane” diye yazdım. Şimdi bahsedeceğim parça, öyle bir parça ki ilk duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. Albümdeki en hüzünlü parça, dinleyince “bunu yazan adam ne hissetti de böyle bir melodi çıktı?” diye kendi kendime defalarca sorduğum parça: I Will Die With Your LoveAşkınla Öleceğim. Albümdeki en iyi parçalardan biri olmanın yanında, albümdeki en özel parça. Kimin için? Benim için. Alper için. Ortada bir gerçek var: Sabhankra yapmış. Ve adı da “Aşkınla Öleceğim“. Melodinin hüzünle boğuştuğu, ancak sert kalmaktan da taviz vermeyen bir parça. Her şey fazlasıyla içimizi parçalarken bir de dördüncü dakikanın ortalarına doğru başlayan “albümdeki en iyi clean performansı” sayesinde bu şarkı da unutulmaz Sabhankra şarkılarından biri olmaya aday.

The Nightmare, albümde en az sevebildiğim bir diğer parça. Albümdeki teknik parçalardan birisi bana göre. Bunun dışında pek dikkatimi çekemedi şimdilik. Hemen ardından başlayan To Die For A Lie ise aşina olduğumuz bir diğer parça. Çünkü 2007 yılında yayımlanan aynı adlı EP’de yer alan üç parçadan birisiydi. Şansa bakın ki Revenge’in de çıkış parçası olarak To Die For A Lie seçildi ve bu parçaya klip çekildi. 2007’de dinlediğimiz versiyonda parçanın başlamasıyla birlikte tüylerimizi diken diken eden iki nota vardı klavyede. Yalnızca bu parçada değil, tüm albümde birkaç istisna dışında, klavyeler arka plana çekildiğinden bu şarkıdaki o efsane çıkışlar da ne yazık ki yeni düzenlemelerde yer almıyor. Ancak altyapıdan tamamen çıkarılmamış. Şarkının ruhu kaybolmamış.

Son parça Abandoned By The Gods, albümdeki en iyi girişlerden birine sahip. Klavyedeki ton muhteşem. Parça sürekli olarak yüksek tempoda ilerliyor. Yer yer black metal dinliyor hissine kapılıyorum bu şarkı çalarken. Ben bu şarkıyı, bu albüme kapanış şarkısı olarak tercih etmezdim. Çünkü sonlara kalıp keşfedilmeme riski çok yüksek.

Evet, albümdeki son parça Abandoned By The Gods dedik. Ancak CD’de üç tane de bonus track var. Bunlar 2007’de yayımlanan To Die For A Lie isimli EP’de yer alan üç parça: You Will Die, To Die For A Lie ve Buried In Dust. You Will Die ve To Die For A Lie’ın her iki versiyonunu da dinleyerek kendinizce yorum yapabilirsiniz. Buried In Dust ise Sabhankra’nın klip çekilen ilk parçası olması bakımından önemli.

02

Albümün kayıtlarında gitar ve vokallerde Savaş Sungur, gitarda Süha Kozbey, bass gitarda Gürkan Yücel ve davulda Mehmet Engin yer alıyor. Albüm yayımlanmadan çok kısa bir süre önce grupta eleman değişikliği yaşandı. Grubun yeni davulcusu Rıdvan Başoğlu olarak duyuruldu. Bu ismi Baht grubundan hatırlıyoruz.

Albümün kapağı, bir önceki albüm olan Seers Memoir’in de çizeri olan Marta Sokolowska tarafından çizildi. Kartonet tasarımı ise Tunay Komut tarafından yapıldı. Albümün miks ve mastering işlemleri de aşina olduğumuz bir isim, Barbaros Ali Kaynak tarafından yapılmış. Albüm, tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi Rus Haarbn Productions tarafından basıldı ve ülkemize sınırlı sayıda gönderildi. Satın almak için grubun sosyal profillerine göz atmanız yeterli.

Kısaca özetlemek gerekirse Revenge, Sabhankra’nın 2006’da yayımlandığı Powercraft’tan beri yayımlanan ve en iyi albümü. İçerdiği çok iyi parça sayısı ve albümün bağlantılı temalı şarkılarıyla bu yıl içerisinde şu ana kadar yayımlanan en iyi Türk metal albümlerinden de birisi. Bir fan olarak yazı boyunca yer yer objektifliğimi kaybetmiş olabilirim, anlayışla karşılayacağından eminim. Çünkü bu albüm dile kolay, tam 9 yıldır yayımlanmasını beklediğimiz bir albümdü. Son bir not, albümün teşekkürler kısmında bana da bir selam çakan gruba ben de sevgi ve saygılarımı buradan iletiyorum. Bundan değerli bir şey olamaz.

03

Kısa süre sonra blogda yeni bir yazıda, elimdeki tüm Sabhankra materyallerini yayımlayacağım. Böylece Türkiye’deki en büyük Sabhankra fanı olduğumu bir kere daha cümle aleme ispatlamış olacağım.

Albümü grubun Bandcamp sayfasından dinleyebilirsiniz.

Facebook sayfası: http://www.facebook.com/SabhankraBand

 

Jägermeister Türkiye Reklamı’nda Bir Dost!

Yılbaşı günü pek çoğumuzun farkına vardığı, Jägermeister Türkiye tarafından hazırlanan şöyle bir video vardı hani:

01 40

Birbirinden güzel kızların varlığı bir yana, çok sert metalci abilerin de dikkatimizi çektiği bu reklamda oynayanlar da hiç yabancı kişiler değilmiş. Klipte pek yüzü görünmese de davuldaki insan, Sabhankra‘mızın da davullarını çalan Mehmet Engin kardeşimiz!

03 30

04 25

02 37

05 18Savaş Abi‘ye ve Mehmet’in kendisine sorup gitaristin de (ex-Undertakers) Razor gitaristi Yetkin Taşkın olduğunu öğrendim. Bass gitardaki arkadaşın da adının Mehmet Ülkü olduğunu yine aynı kaynaklardan öğrendim.

Tanıdığı, bildiği, sevdiği insanların çalışmalarını destekleyen blog, Proofhead My Resort‘tan bu yazılık da bu kadar sevgili okur. Bir başka reklam klibinde yine bir başka dostumuzla görüşmek üzere. Görüşürüz Mehmet.

Sabhankra – Swords Of The Night

Yeni EP’nin adı Swords Of The Night. Bu EP pek çok yönü ile klasik Sabhankra çizgisinin çok dışında ögeler de barındırıyor, ilk dönem Sabhankra müziğini de özlemle anıyor.

Mert Coşkun & Mehmet Engin

EP yine ücretsiz olarak metaltr.net ortaklığı ile dinleyicilere sunuldu. Aslında bu albüm ile grupta çok köklü bir değişim de yaşandı. Albümü incelemeye başlamadan önce bu değişimden bahsedeyim biraz. Grup kuruluşundan beri kadrosunda yer alan davulcusu, benim çok sevdiğim adam, Yağız ile yollarını ayırdı. Grupta davulları artık Mehmet Engin çalacak. Bu albümün grubun basçısı Gürkan‘ın da halen askerde olduğu bir dönemde çıktığını hatırlatayım. Onun yerine de şimdilik Mert Coşkun alındı.

En başta dediğim gibi bu albüm çok farklı bir Sabhankra çalışması olmuş. Esasen içerisinde 3 parça var. Ancak 3. parçanın son 3 dakikası olağanüstü güzellikte olduğundan ve parça süresi de -bir ihtimal- dinleyicinin tıpkı Pentagram‘ın For Those Who Died Alone‘u gibi parçanın asıl gaz yerine gelmeden kapatabileceği ihtimalini doğuracak kadar uzun olduğundan, bu kısmı ziyan etmemek için bölünmüş ve yeni bir 4. parça olmuş. Yani evet albümde 4 parça var.

İlk parça “Swords Of The Night“,  daha başlar başlamaz “ne oluyor” dedirtiyor. Zira bildiğimiz ve alıştığımız Sabhankra melodilerinin çok dışında bir orkestrasyon ile başlıyor. Zaten yaklaşık 9 dakikalık süresi ile de gelmiş geçmiş en uzun Sabhankra parçası olmuş bu parça. EP çıkmadan çok önce dinleme şansım olduğundan parçanın artık her saniyesini biliyorum. Parça işlenişi ile bana birbirinden bağımsız çok farklı duyguları yaşattı. Özellikle baş kısımda yer alan 2 dakikayı geçkin süresiyle yer alan o vokalsiz kısım Sabhankra severler tarafından dikkatle dinlenmelidir. To Die For A Lie Promo EP’sinden beri değişen scream vokal tarzının artık bu çalışmada iyice oturduğu ve çok başarılı olduğunu söyleyebilirim sevgili okur. Parçada şöyle bir kusur var ki yaklaşık 5. dakika civarında şarkı tekrarlara dönmeye başlıyor. Neyse ki çok uzun sürmüyor ve devamında kaliteli bir melodi ile gidişat birden değişiyor. Bu albümde belki de en çok farkına varmamız gereken şey, parçaların sanki birkaç parçadan oluşuyormuş gibi kompoze edilmesidir. Sonuç olarak şunu söylemek doğru olur ki Swords Of The Night, güzel bir parça ama albümdeki en güzel parça değil.

Albümün ikinci parçası “It’s All A Lie” çok gaz olmuş. Konser işi olmuş tam. Albümdeki “en Sabhankra” parça. Vokalin en başarılı olduğu parça da bu zaten. Davulcu için zor parçalardan birisi bu olacak. Bu arada şunu da belirteyim ki parçadaki solo çok başarılı ve tipik bir Sabhankra solosu olmuş. Çalanın ellerinden öpmek lazım.

Vee bu albümün gözümdeki incisi: “I Leave My All” Olağanüstü melodisi ile onlarca Sabhankra severin kalbinde daha ilk saniyelerinden itibaren yer edecek bu parça. Parçayı mükemmel yapan bu kadar insanın içini ısıtan bir melodi ile başlayıp devamında gayet yırtıcı riffler ve davullarla devam etmesi olmuş bence. Ve tüm bunlar aynı senfoninin birbirine uyumlu iki notası şeklinde. Yani böyle havalı bir şekilde söylemeye çalıştığım şey sırıtmadıkları. Dediğim gibi gövde melodisi çok sağlam. Albümün en iyi parçası dolayısıyla bu parça.

Son parça The Moonlight, başlarda anlattığım gibi I Leave My All parçasından kopan bir parça. Zaten başlangıcında halen daha bir önceki parçanın snare’ları duyulabiliyor. Bu parça kesinlikle ve kesinlikle Constantinopolis dönemine bir gönderme. Çünkü o parçaların da içerisinde bariz Türk işi acıklı melodiler vardı, bu parçada da aynı iz var. Cidden Sabhankra için birisi “en damar parçası hangisi” diye sorsa idi cevabım kesinlikle “The Throne (Constantinopolis) ve The Moonlight” olurdu. Sabhankra sizi 3 dakika boyunca vokal olmadan sadece enstrümanların tınıları eşliğinde koltuğunuzdan alıp götürüyor. Bu şarkıyı dinlerken aşkı geliyor insanın aklına. Bir hüzün var parçada. Ancak bu hüzün sanki bir kaybetmişliğin değil de bir yıkımlarla gelen bir zaferin getirdiği buruk hüzün. Çok dikkat edilmesi gerek bir parça. Sabhankra severlerin istisnasız beğeneceği bir parça.

Açık konuşuyorum, Sabhankra diskografisini takip etmeyen metal dinleyicisi ya da Sabhankra’yı her dönemi ile değil de sadece sınırlı dönemleri ile bilen Türk metal dinleyicisi bu EP’yi sevmeyebilir. Olsun. Sabhankra’nın her çalışması ile farklı olduğu gerçeğini kimsenin inkar etmemesi lazım. Şu anda grup 1 bandrollü albüm, 2 Promo EP, bir demo, bir bandrolsüz albüm, iki bağımsız EP çıkarmış durumda. Yakın zamanda 2. bandrollü albüm çıkacak. Tüm bu çalışmalar, Sabhankra’yı üreten ve gelişen bir grup olarak ortaya koyuyor.

Son cümlelerimi de yazayım ve bitireyim. Bu EP ne anlatıyora çok kafa yordum. Sözleri henüz alamadım Savaş Abi‘den. Ancak şarkılar liste sırası, adları ve yapıları ile bana sanki bir mücadele dönemini anlatıyormuş gibi geldi. Ne bileyim mesela ilk parça ile savaşa hazırlanan bir ordu; ikinci ve üçüncü parça ile savaşın kendisi ve son parça ile zaferin buruk sevinci (ki bunu üstte de yazdım). Tabiki tamamen alakasız da olabilir.

EP’yi indirmek için tıklayın: http://www.metaltr.net/dosyalar/dosya167/sabhankra-swords-of-the-night

Albümün arka kapağında kirkemetalshop ve metaltr logoları yer alıyor. Kasım 2010’da kayıt edilen bu çalışmanın mastering işlerini Barbaros Ali Kaynak yapmış. Bunun dışındaki düzenlemeler, miksaj ve sözler her zaman olduğu gibi Sabhankra’ya ait.