Tag Archives: Melekler

Korkunç Bir Dolunay Macerası – 3

fullmonincave

birinci bölümikinci bölüm

Sana şartı söyledik. Ahiretini yakmaya, sonsuza kadar cehennemde kalmaya razı mısın?” diye sordular. “Evet” dedim ve devam ettim. “Ben yitip giden bir hayatın nasıl geri getirileceğini öğrenmek istiyorum.” Bir anda mağaranın içi tıslamalarla doldu. “Haşa, tövbe haşa. Yarabbi sen affet yarabbi. Haşa, haşa, tövbe, tövbe.” Onlar susunca yineledim: “Ben yitip giden bir hayatın nasıl geri getirileceğini öğrenmek istiyorum.” Bu sefer tövbeler, haşalar duyulmadı. Kur’an’dan bir ayet okudular. İki meleğin sesi de az önceki tıslamaların aksine o kadar berrak yankılandı ki kulaklarımda bir anlığına yaşadığım tüm korkuyu unuttum. Ayet bitince bir tanesi konuşmaya başladı. “İstediğin şey Allah’ın en büyük mucizesidir. Çok az insanoğluna çok az defa bahşedildi. Allah’ın sevdiği kullardı bunlar. Allah onlara ilim verdi, onlar da imanlarıyla bu işi başardılar. Ancak sen bunu sadece bir kere yapabilirsin ve sonsuza kadar Allah’ın lanetine uğrayacaksın.” Bu sefer diğeri başladı konuşmaya. “Bu dolunaydan uyanınca doğruca evine git. İki rekat namaz kıl, ancak secdeye vardığında üç defa … diye oku. Bitirdiğinde selam vermeden kalk. Dirilteceğin kişinin ismini avuçlarına yazıp aynı namazı bir sonraki defa kıldığında bu sefer selamı yalnızca sol tarafına ver.

Ne diyeceğimi bilemedim. Sessizce bekledim. Sonra, Melekler Bakara Suresi’nin o ayetini okudular. “Besmele çek ve gözlerini kapat” dediler. Gözlerimi kapattığım anda göğsüme bir yumruk yemiş gibi hissettim. Kendimden geçtim, ağzımda toprak tadı vardı.

Uyandığımda vakit öğlen vaktiydi. İleriden bir koyun sürüsü geçiyordu. Sürünün köpekleri koşarak bana geliyordu. Yerimden doğruldum, hayvanlar beni görünce aniden duruverdiler. Gerilerden koşarak gelen çoban Arapça kayıp mı olduğumu sordu. Geçiştirdim ve önceki gün geldiğim yoldan geri döndüm.

Aynı gece otele vardım. Ertesi sabah ise yine geldiğim şekilde önce Şam’ın dışına, daha sonra da sınırdan geçerek Hatay’a ulaştım. Hatay’da kapıdan geçerken jandarma beni gözaltına aldı. Üzerimde para, kimliğim ve pasaportum dışında evrak çıkmayınca bir süre beklettiler. Onlara Suriyeli sevgilimin peşinden gittiğimi ama bulamadığımı söyledim. Benimle biraz alay edip bıraktılar.

O akşam uçakla kadının yaşadığı şehre döndüm. Günlerdir telefonum kapalıydı. Suriye’den gelirken de telefonu tamamen parçalayıp atmıştım. Kadının yaşadığı yere,  saat gece yarısını geçtikten sonra gittim. Kapıyı çaldım. Kapı açılınca beni gören kadın ağlamaklı oldu ve boynuma sarıldı. “Çok özür dilerim. Yaptığım delilikti. Seni göndermemeliydim. Lütfen beni affet.” Ben de ona sımsıkı sarıldım. “Tek kelime etme lütfen, n’olur bana sarıl ve böylece uyumama izin ver.

Ertesi gün uyandığımda gerçekten onun da bana sarılmış halde olduğunu gördüm. Tüm gece hiçbir rüya görmemiştim. O da uyanınca hızlıca bir duş alıp işten dönene kadar onu beklememi söyledi. O günü onun evinde, dönmesini bekleyerek geçirdim. Akşam beklediğimden daha erken bir saatte geldi. Biraz tedirgin, biraz heyecanlı ama çok da meraklı bir şekilde gelip karşıma oturdu. “Şimdi anlatabilirsin” dedi.

Başımdan geçen her şeyi anlattım. Özellikle cinleri nasıl atlattığımı anlatınca derin bir nefes aldı ve elini göğsüne sokup katlanmış bir parça deri çıkardı. “Bu tılsımı lütfen üzerinden ayırma artık” dedi. Az önce onun tenine değen bu parçadaki sıcaklık yine benim aklımı başımdan aldı. Anlatmaya devam ettim. Tam meleklerin anlattığı büyüyü anlatacaktım ki aniden “Sus” dedi. Ağlama başladı. “Ben kötü biriyim. Sen bende benden fazlasını görüyorsun” dedi. Şaşırmıştım. “Ben aslında bunu hak etmiyorum, umarım beni affedersin” dedi. Artık bu gizeme bir son vermek gerektiğini hissettim. “Ne oluyor? Lütfen bana anlat. Sana deliler gibi aşığım, lütfen bana anlat. Neden bahsediyorsun?

Kadın bunu duyunca, biraz duraksadı. Masum bir çocuk gibi görünüyordu. “Lütfen bana öğrendiğin büyüyü anlatma. Yalan söylemeyeceğim, ben de senden çok etkileniyorum. Günlerdir aklımdasın. Ancak seni tüm bu tehlikenin içine sokmamın nedeni aslında yine benim. Ben ölüyorum. Hastalığım var. En ufak bir krizde hayatım sona erecek. Ailem bilmiyor, kimse bilmiyor. Kendimi ölümden kurtarmak için bir yol arıyordum. İşte karşıma sen çıktın. Şimdi eğer bu büyüyü bir kere yapabilme şansın varsa sana yalvarırım, o hakkını benim için sakla.

Hayat çok garip. Büyüyle uğraşan herkesin hayatta yalnızlaştığını, annesini, babasını, giderek tüm ailesini kaybettiğini, hiç arkadaşı olmadığını, kimseye güvenmediğini gördüm yıllarca. Kendine haremler kuran, tarikatlar yöneten şarlatanlar bir yana, gerçek ilim sahibi kimseler hep yalnızdı, yalnız ölüyordu. Sanki büyücünün kaderi buydu. Aşk ise bu yalnızlığın belki de en büyük tehlikesiydi. Aşk bir tehlikeydi, çünkü aşk kavuşmak değildi. Aşk yalnızca çıldırmak, düşünememek, gözünü karartmaktı. Bunun sonu ise sonsuz bir yalnızlık oluyordu.

Kadın ben büyülemişti, gerçek anlamda. Kendine âşık etmişti. Fotoğrafını elime aldığım ilk andan, kazağının kokusunu duyana kadar ve o andan tenine ilk dokunduğum ana kadar büyülenmiştim. Ancak benim enerjim de onun enerjisine direnmiş, büyülenerek başlayan aşk gerçekten kalbimde filizlenmişti. Hiçbir büyü doğrudan isteneni vermezdi. Kadın da istediği şeyi, benim istediğim şeyi vermek vaadiyle elde etmişti. Tüm bu olaylarla beni kendimden geçirmiş, âşık etmişti. Ancak enerjimin büyüklüğü sayesinde, bilerek ve isteyerek ona dokunduğum o anda ise her şey tersine dönmüştü. İşte o anda kalbine küçük bir tohum ekilmişti. Cinlerden korunmasını sağlayan tılsımı bana verdiği anda kalbini açmıştı. Gerçekten korunmam gerektiğini düşünmüştü, beni gerçekten korumak istemişti.

Günler geçti. Kadının evinden ayrılmadım. Her şeyimi oraya taşıdım. Hiç büyü yapmadım. Onun da yapmasını istemedim. Birlikte çok mutlu olduk. Biliyorum, bir gün hastalığı onu öldürecek. İşte o gün ona yeniden kavuşacağım. Yepyeni bir hayatımız olacak. Belki de tüm bu olanları hatırlamayacak. Belki de bu yeni hayatında günahları affedilecek. Hayatımız hiç olmadığı kadar güzel gidiyor. Ellerimiz hep birlikte. Onun ölümü bizi kurtaracak. Umudumu hiç kaybetmedim.

BİTTİ: Bu öyküyü yaklaşık üç günde, bir kısmını da daktiloyla, yazdım. O sıralarda gökyüzünde dolunay tam da şu aşağıda göründüğü şekildeydi. 

suriyedolunay