Tag Archives: Mersin

Proofhead Adana’da: Gizem & Keyb’nin Düğünü

Daha önce Adana‘ya hiç gitmemiştim sevgili okur. Mersin‘e gitmiştim bir kere. O da Ahmet‘le Petra‘nın düğünü içindi. Ama Adana’yı bu kadar merak etmeme rağmen, nihayet gitmem Keyb‘nin düğünü sayesinde oldu. Geçen hafta sonunu Adana’da, kebaba, sıcağa, şırdana ve conoya bulanmış bir şekilde geçirdik. Biz geçirdik. Kimiz biz? Hafize, Mustafa, Kenan, Ahmet ve ben.

Bundan yaklaşık bir buçuk iki ay önce, Keyb’nin düğün tarihi belli olunca, hemen uçak için bilet bakmaya başladık. Şansımıza 55 liraya Anadolu Jet‘ten gidiş ve 35 liraya Pegasus‘tan (satın alırken 10 lira daha ekliyor) dönüş bileti bulduk!

13 Ekim’i 14 Ekim’e bağlayan gece, sabaha karşı saat 02.00’de Eskişehir’den Ankara‘ya doğru yola çıktık. Arabayı önce Hafize, sonra da Kenan sürdüler sağ olsunlar. Arkada yol boyunca sohbet ettik. Sabah saat 05.30 civarı hava alanına geldiğimizde vaktin nasıl geçtiğini anlamadım bile. Arabayla hava alanına gelmek çok iyi bir tercih. Hemen yakında bulunan otoparka günlüğü 15 liraya park edip oranın sağladığı servisle ya da havalı ismiyle “shuttle (şatıl)” kullanarak, hava alanına ulaştık. Ertesi sabah Adana’dan ilk uçakla döneceğimiz için tek günlük park çok makuldü.

Saat 08.00’de uçağa bindik. 08.20’de havalandık ve saat 09.00 civarında pilot inişe geçmek üzere olduğumuzu anons etti. Anadolu Jet ve THY, çok büyük firmalar sevgili okur. Kaliteli hizmetten hiçbir zaman tereddüdün olmuyor. Toplamda bir saatlik bir uçuştan sonra Adana’ya iniş yaptık. Ankara’nın sabah ayazını yemiştik. Adana’ya indiğimizde iliğimiz kemiğimiz ısındı yalan yok. Hava alanı çok merkezi bir yerdeydi. Sonradan öğrendiğimize göre, buradan taksiye binince şehir merkezi en fazla 10 dakika ve 20 TL tutuyormuş.

Bizi Keyb’nin efsane kuzeni Nuri karşıladı. Yazının başında hemen belirteyim. Adana’dan bu denli keyif alabilmişsek bu Nuri kardeşimizin sayesindedir. Böyle akraba görünce gözlerimiz yaşardı günün sonunda. Neyse, Nuri kardeşimiz bizi konaklayacağımız Toprak Mahsulleri Ofisi Misafirhanesi‘ne getirdi önce. Burası hava alanına çok yakın. Geceliği 30 lira. Kamuda çalışıyorsanız ve kurumunuzun Adana’da misafirhanesi yoksa o zaman 15 TL ödüyorsunuz 😉

Ahmet, sabah Ankara’da yediği ayazın etkisiyle rahatsızlandı biraz dinlenmek için misafirhanede kalmayı tercih etti. Biz de Nuri’yle birlikte ciğerciye gittik. Evet, saat 09.30-10.00 civarıydı ve kahvaltı için ciğerciye, Ciğerci Ulaş‘a, gittik. Zalımlar o nasıl güzel ciğerdi öyle! Başta yeyip yememek konusunda tereddüt yaşayan Mustafa ve Hafize bile beğendiler. Kendisi bizzat kasaplık sektöründen gelen Hafize kaliteyi onayladı. Nuri bizi Turgut Özal Caddesi olarak bilinen yere getirmişti. Yemek faslından sonra bu caddeyi bir uçtan diğerine gezdik. Mado‘da küçük bir mola vermişken Ahmet de aradı. Kendini biraz toparlamıştı. Ahmet’in gelmesini beklerken Hafize, Mustafa ve Kenan kuaföre gittiler. Burada fiyatlar çok ucuz sevgili okur. Aynı akşam Keyb’nin babası, Mehmet Ali komutanımın şu sözü aslında çok güzel özetleyecekti: Adana’da yaşamak da ucuz, insan yaşamı da ucuz. Üstelik bunu söyleyen tek Adana’lı da Mehmet Ali amca değil.

Kırmızı ışıkta duran doğanlardan sarkan conoları saymazsak, İller Bankası civarı da çok güzel yerler sevgili okur. Burada bir kafede Keyb’nin gelmesini beklerken ki evet, saat 15.00’e gelmişti ve biz hala Keyb’yi görememiştik, oturup kahve içtik. Keyb, yanında Nuri’yle geldi. Burada fazla oyalanmayıp tekrar misafirhaneye gittik ve nihayet düğün için hazırlanmaya başladık. Hazırlık faslı bitince gruplar halinde düğünün yapılacağı yerin yakınındaki bir restorana gittik yemek için. İşte burada Keyb’nin ailesiyle ve düğüne gelen diğer misafirlerle buluştuk. Düğün için en uzaktan gelenler bizdik ve bizim içimizde de en uzaktan gelen hatta ülke değiştirip Rusya‘dan gelen Mustafa’ydı. Böylesi bir vefanın elbette ödülü de olacaktı.

Restoranda çeşit çeşit salatalı ve mezeli bir sofrada oturup (Adana’da tüm restoranlarda masadaki salata ve mezeler en az 5 çeşit) yemek yedik. Yediğimiz adanadan çok mezeler ilgimizi cezbetti burada. Saat 18.00’e doğru, Keyb’yi ite kaka gelini kuaförden almak için gönderebildik. Biz de düğünün yapılacağı ve baraj gölü manzaralı açık hava olan salona gittik. Gittiğimizde bir de baktık ki bizden ve masaları yerleştiren garsonlardan başka kimse yok. Mekanın boş olmasını fırsat bilip bir dolu fotoğraf çektik. Saat 20.00’ye doğru misafir gelmeye ve salon dolmaya başladı.

Düğün başladı. Gelin ve damat salona girdiler. Bizim Eskişehir’deki düğünlerden farklı olarak burada müzisyen yoktu. Burada DJ vardı. Tüm oyun havalarını basları arttırılmış ve teknoya yakın remikslerle çalan bir DJ. Yazının en başında demiştim ya Adana’dan keyif almamızı sağlayan şeylerin başında Nuri kardeşimiz geliyordu. Keyb’nin de sağdıcıydı hatta. Ama keyfimizi bozan tek şey ise düğündeki davulcu ve zurnacı oldu. Sadece biz değil, tüm misafirler için büyük ızdırap oldular.


Hani demiştim ya böylesi bir vefanın ödülü de büyük olacaktı diye. Heh işte, Keyb nikah şahidi olarak Mustafa’yı seçti. Onlar sırasıyla “evet” diye bağırırlarken (gelin ve damadın bu performansları takdire şayandı) sıra şahit olarak Mustafa’ya geldiğinde biraz temkinli davrandı. Epey bir düşündü, sessizlik falan oldu. Nihayet ikna oldu ve şahidim diyebildi.

Nikah şahidi olarak Mustafa

Selim ve Semih‘i en son 4 ya da 5 sene önce görmüştüm. Bu düğünün bir güzel yanı da, yıllardır aramızda devam eden kopukluğun nihayet sonra ermesi oldu. Gece boyunca her ikisiyle de, daha da çok Selim’le takıldık. Düğün bitmek üzereyken Kenan ve ben hariç bizim ekibin geriye kalanı misafirhaneye geçtiler. Biz de Keyb’nin üniversiteden arkadaşı başka bir kral insanla (ismini unuttuğum için beni bağışlasın) 15-20 dakika sonra misafirhaneye geçebildik.

Burada üzerimizi değiştirip inanılması zor ama, kebap ve şırdan yemek için yine çarşıya geçtik. Hafize, epey yorulduğu için gelmedi. Biz de sıkış tepiş Selim’in arabaya doluşup çarşıya çıktık. Saat gece yarısını geçmişti bak! Mekana gittiğimizde yine inanılması güç bir şekilde, kapıda tam 6 tane gelin arabası saydık. Meğer Adana’da adet böyleymiş. Düğünden sonra herkes adana kebap yemeye gidiyormuş. Eh, farkında olmadan biz de geleneğe uymuş olduk. Biz yemeği bitirmek üzereyken düğünden çıkmış ve kıyafetlerini değiştirmiş halde Keyb ve düğün ekibi de geldiler. Biraz da onlarla sohbet edip bu sefer şırdan yemek için yola düştük. Semih ve Ahmet, yemeyecekleri için Nuri kardeşimiz, bir başka peygamberlik örneği gösterip, kendisi de yemekten vazgeçip bunları misafirhaneye, şehrin diğer ucuna götürdü. Biz de Mustafa, Selim, Kenan ve ben nihayet beşinci şırdancıda bulabildik şırdanı. O saatte Adana’da şırdanın piyasası epey yüksekmiş anlayacağınız.

Mustafa ve Kenan, yemediler. Neden yemediler anlamadım. Selim’le ben birer şırdan götürdük. Sonra Selim dayanamadı bir de mumbar söyledi. Ondan da yedik. Lan tereyağında kızartmışlar nasıl çıtır çıtırdı mumbar. Vay arkadaş!

Şırdan

Mumbar

Uykusuzluktan ölüyorduk tabi ki. Şırdan faslında sonra misafirhaneye geçtik. Keyb ve Gizem’le son defa burada görüştük ve kucaklaştık. Saat 03.00 civarındaydı. Alarmı iki buçuk saat sonrasına kurup uyudum. Saat 05.30’da uyandım ve Ahmet’i de uyandırdım. Saat 06.00’da taksiye binip hava alanına geçtik. Mesafe çok kısaydı dediğim gibi. Saat 07.30’daki uçağa çok çok rahat yetiştik. Uçakta Ahmet’le yan yana oturuyorduk. Pegasus, check-in işleminde koltuğunuzu default olarak veriyor. Kendiniz koltuk seçmek isterseniz, cam kenarı falan seçmek isterseniz ekstra ücret ödemek zorundasınız. Uçağa binince direkt olarak uyudum. Uçak Ankara’da tekerleri yere vurunca kendime gelebildim. İşte Adana macerası bitmişti. O sıcacık ve bol acılı bir günün ardından sabah ayazında yine Ankara’daydık.

Aracımızı otoparktan alıp Eskişehir’e doğru yola çıktık. Hepimizin çeşit çeşit boşaltım sorunları vardı ama olsun. Adana’nın suyu bizi mahvetmişti sevgili okur. Yol üzerinde Ankara çıkışında bir benzin istasyonunda, çok lezzetli poğaçalar ve simitler yapan bir fırında kahvaltımızı yaptık. Sonra Eskişehir’e kadar beni uyutmadılar. Perişan oldum. Nihayet Ahmet ve Mustafa uyuyunca ben de yarım saat falan uyuyabildim.

Yazı bitti. Keyb’ye ve Gizem’e ömür boyu mutluluklar diliyorum. Nuri’ye de sonsuz teşekkür ediyorum. Umarım Eskişehir’de ağırlama imkanım olur. Bu yazıyı okursan muhakkak bana ulaş. Ah Adana ah! Yine geleceğim, belki bu sefer yanımda sen de olursun.

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Proofhead Mersin’de! – Ahmet’in Düğünü

Cuma günü evde ve hatta Eskişehir’de yalnızdım. Gecenin tadını çıkarttım. Cumartesi sabahı erkenden kalktım. Çünkü Mersin‘e doğru, Ahmet Ali ve Petra‘nın düğününe, yola çıkmak üzereydik! Murat ve Alper, kapımın önüne gelmişlerdi bile. Bir önceki geceden hazırladığım eşyalarımı aldım ve çıktım.

Önce mahalleden bir fırından yeni çıkmış simit ve poğaça aldık. Daha sonra yola çıktık. Eskişehir çıkışındaki Şehr’i Derya Parkı‘nda kahvaltımızı yaptık. Sonra Murat direksiyona geçti ve Ankara’ya kadar kesintisiz bir yolculuk yaptık. Ben yolda Sivrihisar’dan sonra uyumuşum. Gözlerimi Armada AVM‘ye yakın bir yerlerde açtım. Ankara’dan Emre Cesur‘u alacaktık ve bize gecikeceğini söylüyordu. Biz de AVM’nin yemek katına çıktık ve saat 11’i biraz geçene kadar vakit geçirdik, yemek yedik. Bu arada KFC‘ye çok bozuldum. Saat 11’de restoranın hala hizmet vermiyor oluşu nasıl bir durum böyle?

01

Ankara’dan sonra direksiyona Alper geçti ve Konya Yolu’na saptık. Şereflikoçhisar‘da Tuz Gölü‘nün kıyısında bir tesis yapmışlar. İsterseniz gölün üzerinde yürüyebiliyorsunuz. Biz de pek bir heves ettik ve hemen mola verdik. Tuz Gölü, gerçekten ilginç bir göl, ilginç bir doğa yapısı. Ayaklarımızın altında kıtır kıtır tuz parçacıkları, bembeyaz uzanıyor. Dört bir yanınız bembeyaz. elbette burası Türkiye olduğu için bu sonsuzmuş gibi uzanan beyazlığın üzerine dikkatle bakınca sigara izmariti, ayakkabı, çorap, sandalye, tabure ve bilumum çer çöp görüyorsunuz. Millet ne kadar acımasız yahu. Tuzlanın üzerine çıkmadan tesis yetkilileri deneme amaçlı elinize bir kaşık tuz çalıyor. Bununla elinizi ovalıyorsunuz, sonra lavaboda yıkadığınızda avuçlarınızın içerisindeki pürüzlerü dahi hissetmiyorsunuz. Böyle bir şey satılıyor yani.

02

Tıklarsanız büyüyor.

Tuz Gölü’nden sonra elimizi ayağımızı yıkayıp Aksaray‘a doğru yola devam ettik. Aksaray’da da Kampüs Dinlenme Tesisleri‘nde mola verdik. Aksaray Üniversitesi‘nin kampüsünün hemen yanında. Dinlenme tesisinde bir de uçak var, replika mıdır, emekli midir bilemedim. Buradan yakıt alıp yine yola devam ettik.

Aksaray’dan sonra direksiyonda Emre vardı. Biraz muhabbet ettik yol devam ederken. Aksaray’ın çoraklığı beni şaşkına çevirdi. Bozkırın ne demek olduğunu anlatıyor yol boyunca sağlı sollu manzara. O ara yine uyumuşum. Gözlerimi açtığımda tepelerin arasından, ağaçların içlerinden geçiyorduk. Mersin’e yaklaşmışız. Emre öyle söyledi. İçimizde bu yolu en iyi bilen oydu, sürekli olarak gidip geliyor işi dolayısıyla.

Saat 17’i biraz geçe Mersin’e geldik. Mersin’in Mezitli ilçesinde olacaktı Ahmet ile Petra’nın düğünü. İlçedeki Jasmin Court Otel isimli mekana gitmeden önce Emre’nin tavsiyesiyle meşhur Mersin tantunisi yemek üzere Göksel Tantuni isimli mekana girdik. Biz mekana girer girmez hemen yer gösterdiler ve hiçbir şey sormadan masaya salata ve ikramları dizdiler. Sonra biz de adam başı ikişer dürüm tantunilerimizi söyledik. Bu arada Mersin’de hemen yerde tantuni lavaşa yapılıyor ve et tantuni. Tavuk tantuniyi ancak çok dandik mekanlar yapıyormuş. Tantuni dediğin etten olurmuş. Eskişehir’de önceden pek yerdik, uzunca bir süredir tantuni yemiyordum ta ki dürümden ilk ısırığı alana kadar. Vay arkadaş dedim! Mükemmel bir tat. Ne oldu ne bitti, iki dürümü de bitirdim. Üstüne Murat ve ben birer, Emre ve Alper de ikişer tane daha söylediler. Öyle yediriyor yani kendini.

Tantuniden sonra çaylar geldi gitti. Sonra biz de yavaştan kalıp bulunduğumuz noktaya ancak beş dakika mesafedeki Jasmin Court Otel’e doğru yola koyulduk. Oğuz’la en son birkaç yıl önce görüşmüştük. Otel’e vardık ve Oğuzların rezerve ettiği odaya gittik. Yıllar sonra Oğuz bizi belinde havluyla karşıladı  🙂 Özlemişiz birbirimizi. Şaka bir yana, sıcaktan epey bunalmış bir halde klimanın sigara kokan serinliğinde üstlerimizi değiştirdik. Henüz alt kata inmeden gömleklerimizin sırt kısımları çoktan tere batmıştı.

Otel deniz kıyısında, eski tip bir ilçe oteliydi. Ama sevimli bir yerdi. Düğünün yapılacağı bahçeye geçip bir masaya yerleştik. Kısa süre sonra Erman, Kostas ve Tuğba da geldiler. Böylece masada Alper, Murat, Emre, Oğuz ve halası, Erkan, Tuğba, Erman, Kostas ve ben olduk. Biz henüz sohbet ederken Petra ve Ahmet Ali alkışlar arasında geldiler. Biz de alkışladık. Ahmet, okuldayken sınıfın en uzunuydu. Petra’nın da huyu huyuna, suyu suyuna, boyu boyuna uyan bir tip olması bizi çok sevindirmişti ve işte nihayet evleniyorlardı.

03

Düğün başladı. Çiftetelli, dans müziği derken sıra halaya geldi. Gömlek terden sırılsıklam olana kadar halay çektik. Lan ne güzel oluyor arkadaş! Ben tam yerime oturmuştum ki kuzenim, Aygün ablam aradı. O da Mersin’de oturuyor. Otele yaklaşık 15 dakika mesafede bir yerde buluşmak için sözleştik. Üstümden ter aka aka yanına gittim. Oğlu Kaan‘ı da getirmişti. Kaan’ın ikizi var bir de, Orhan. O hasta olduğundan gelememiş. Ablam da yarım saat kadar oturduktan sonra vedalaştık ve tekrar düğüne döndüm.

04

O esnada gökyüzünde o kadar muhteşem bir ay vardı ki anlatamam. Ahmet Ali, ne kadar muhteşem bir zamanda evleniyorsun! Karanlığın içinden yalnız başıma yürüyerek otele geldim bir gözüm gökyüzünde. Ay, denizin üzerine vurdukça heyecanım giderek arttı. Nihayet otele ulaştım ve heyecanım da kayboldu gitti.

Düğün devam ediyordu elbette. Ben çılgınlar gibi halay çekerken diğerleri masada oturmayı tercih ettiler. Ama yine de epey eğlenceli oldu. Saat 23 sularında biz (Murat, Alper, Emre, Erkan ve ben) kalktık. Çünkü gece tekrar yola çıkacak ve Eskişehir’e dönecektik. Ahmet’le vedalaştık ve yavaştan yola koyulduk.

Gece yol boyunca uyudum. O yüzden pek akılda kalan bir şey olmadı. Şimdi unutmadan düğünden, Mersin’den ve yolculuktan bazı notları aktarayım:

  • Bilmeyenlerin dikkatini çekmiştir, Petra. Evet, kendisi Çek Cumhuriyeti’nden. Ben diyeyim 5, siz deyin 6 dil biliyor. Ahmet, Erasmus’ta tanışmıştı. Sonra Türkiye’ye geldi. Şimdi de İstanbul’da özel bir üniversitede yabancı dil öğretmenliği yapıyor. Müthiş Türkçe konuşuyor ve inanılmaz cana yakın bir kişiliğe sahip.
  • Düğüne kız tarafından yaklaşık 10 kişilik bir aile topluluğu geldi. Gelinin ailesi. En az bizim kadar çok oynadılar çiftetelliyi.
  • Düğün, gayet uluslararası katılımlı bir düğün oldu. Sayabildiğim kadarıyla Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs, Çin, Japonya, Çek Cumhuriyeti’nden misafiler vardı. Unuttuğum bile olabilir, çok ciddiyim.
  • Mersin’e giderseniz Göksel Tantuni’yi deneyebilirsiniz.
  • Yolda dönerken Sivrihisar yakınlarında Muhteşem Dinlenme Tesisleri’ne girdik. 3 tane ballı gözleme yedik. 45 lira ödedik.
  • Bizim evin önünden Otel’e kadar toplamda 686 kilometre yol gittik. Bir o kadar da geri döndük. Canımız ciğerimiz kardeşimiz Ahmet Ali ve sevgili Petra yengemiz için toplamda 1372 kilometre yol yaptık. Toplamda 24 saat harcadık. Bunun yaklaşık 5 saatinde Mersin’de ve düğündeydik. Ahmet Ali’ye feda olsun.
  • Yol boyunca arabayı Murat, Alper ve Emre kullandı. Ama en çok Emre kullandı. Özellikle Mersin’den Ankara’ya dönüşte, sağolsun, ışınladı bizi. Kazasız belasız gittik geldik.
05

Detaylı

Yazı burada bitiyor. Buraya kadar okuduysan ya Ahmet Ali’sindir ya da Petra. Her ikisine de sonsuz mutluluklar dilerim. Yok, ikisi de değilsen, okuduğun için sağol sevgili okur.

ahmetpetra

Petra & Ahmet Ali

EKLEME: Ahmet Ali’den bir düzeltme geldi. Düğünde ayrıca Amerikalı, Slovak ve Portekizli misafirler de varmış.